AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
AKP etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Kasım 2017 Çarşamba

AKP'den Seçim Güvenliğini Sarsan Yeni Düzenleme: YSK’Yİ AKP’YE BAĞLIYORLAR (İnsan Hakları, Adalet-Hukuk ve Dürüstlüğün Teminatı Olmaya Mecbur Bir Kurumla Oynanmasına Asla Müsaade Edilmemelidir)

AKP'DEN SEÇİM GÜVENLİĞİNİ SARSAN YENİ DÜZENLEME: YSK’YI DA AKP’YE BAĞLIYORLAR!..
AKP, YSK’nin teşkilat yapısını belirleyen kanun teklifine seçim güvenliğini sarsan maddeler ekledi. CHP’nin YSK temsilcisi Yakupoğlu, “Bu düzenleme ile tüm sandıkların başkanı yandaş sendika üyesi olabilir ve buna itiraz hakkı da bulunmuyor” dedi
AKP, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) teşkilat yapısı ve görevleriyle ilgili hazırladığı kanun teklifini TBMM’ye sundu. Düzenleme öncesinde Adalet Bakanlığı bünyesinde bulunan YSK’nin, teklif yasalaşırsa kendisine özel bütçesi ve kadrosu olacak.
Sandık başkanları itirazsız belirleniyor
AKP’nin TBMM Başkanlığı’na sunduğu 14 maddelik teklifin iki maddesi, 16 Nisan referandumunun ardından tartışmaları artıran seçim güvenliğine bir kez daha gölge düşürecek. Düzenlemenin kabul edilmesi durumunda bundan böyle seçimlerde sandık kurulu başkanları kura ile belirlenemeyecek. Kurul başkanlarına memur olma zorunluluğu getirildi ve bu isimler ilçe seçim kurulu tarafından belirlenecek. Seçilen isimleri itiraz hakkı ise olmayacak.
Müşahitlere sınır
AKP’nin satır aralarına eklediği kritik değişikliklerden bir diğeri de sandık müşahitlerine ilişkin oldu. Eskiden seçim günü belirlenebilen ve büyük oranda sınırı bulunmayan müşahitler bundan böyle belirlenen tarihe kadar ilçe seçim kurullarına bildirilmek zorunda. Müşahit olmak isteyenler, YSK tarafından hazırlanacak formu doldurmak zorunda olacak ve vesikalık fotoğrafı ile bu formu ilçe seçim kuruluna teslim edecek. Böylece her partinin istediği kadar müşahit belirleme ve seçim saatine kadar müşahit bulma hakkı ortadan kalkmış olacak.
‘Kanun teklifinde olmamalıydı’
YSK’nin yapısında yapılan kritik değişiklikleri CHP’nin YSK temsilcisi Hadimi Yakupoğlu BirGün’e değerlendirdi. YSK’nin kendisine özel bir bütçesi ve kadrosunun olmasına itirazlarının olmayacağını belirten Yakupoğlu, sandık kurulu başkanlığı ve sandık müşahitliği ile ilgili maddelerin ise Kanun teklifinde olmaması gerektiğini söyledi. Yakupoğlu, şunları söyledi: “14 maddeden oluşan Kanun teklifi ile YSK’nin Adalet Bakanlığı’na bağlılığı azalacak. Ancak seçim güvenliği büyük oranda ortadan kalkacak. Bu tasarı dört senedir gündemdeydi ancak AKP bugün getirmek istedi. Bu düzenleme ile tüm sandıkların başkanı yandaş sendika üyesi olabilir ve buna itiraz hakkı da bulunmuyor. Müşahitlere kota koyarak seçimlerin siyasi partilerce denetlenmesinin de önüne geçilmek isteniyor.” (22.11.2017 07:11 SİYASET // HÜSEYİN ŞİMŞEK huseyinsimsek@birgun.net @simsekhuseyinn)
YSK'YE BAŞVURAN AKP'Lİ: SEÇİM İPTALİNİ RÜYALARINDA GÖRÜRLER
ÇOK ÖNEMLİ BİR NOT: POLİTİKA-19.04.2017
Mühürsüz oylar için YSK'ya başvuran AKP'li Recep Özel 'Seçimin iptal noktasına gitmesi mümkün değildir. Bunu ancak rüyalarında görürler.' dedi. Referandum sonrası ‘mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılmasına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) AKP adına başvuruda bulunan Recep Özel, mühürsüz oy pusulalarını "sandık kurulu görevlilerinin hatası" olduğunu savunarak"seçmen iradesini gasp etmemesi" için YSK’ya gittiklerini iddia etti. Özel “Oyları geçersiz saymak seçmen iradesine saygısızlık olacak. Bu nedenle YSK oyların geçerli sayılmasına karar verdi” görüşünü  savundu. "Vatandaşlar sabah saatlerinde kalkıp iradelerini yansıtmak için oylarını kullanmış" diyen Özel, "Seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu’nun bu oylara sahip çıkması lazımdı. Arada 1 milyon 300 bin oy farkı var. Bunun kapanması ya da seçimin iptal noktasına gitmesi mümkün değildir. Bunu ancak rüyalarında görürler" şeklinde konuştu.
Habertürk'ten Fevzi Çakır’a konuşan Recep Özel'in konuşmasının devamı şöyle: "Seçim günü sabah saatlerinde ‘Tercih’ mührü yerine, bazı yerlerde ‘Evet’ mührünün kullanıldığına dair teşkilatlarımızdan mesajlar geldi. Reyhanlı, Elazığ, Edirne’de, Ankara’da bile oldu. Talebimiz üzerine YSK’dan ‘Evet’ mührünün de geçerli olacağına dair karar çıktı. İlerleyen saatlerde ise bu kez mühürsüz oy pusulalarının olduğuna dair yoğun bildirimler tarafımıza ulaştı. Vatandaşlar sabah saatlerinde kalkıp iradelerini yansıtmak için oylarını kullanmış. Seçim kurulları ve Yüksek Seçim Kurulu’nun bu oylara sahip çıkması lazımdı. Sandık kurullarındaki görevlinin hatasının (oy pusulalarının mühürlenmemesi) seçmen iradesini gasp etmemesi için YSK’ya müracaat ettik. Müracaatımızı kurul tartıştı ve geçmiş dönemde alınan emsal kararları ışığında bu oyların geçerli sayılacağına karar verdi. Çünkü seçmen gerçek seçmen, oy pusulası da gerçek. Kullanılan mühür de gerçek. Bu durumda bu oyları geçersiz saymak seçmen iradesine saygısızlık olacaktır. Bu nedenle YSK oyların geçerli sayılmasına karar verdi. Bu durumda ne kadar oy pusulası olduğunu belirlemek mümkün değildir. Kaldı ki bu pusulaların mühürleri sonradan da tamamlanmış olabilir."
'YASADA BÖYLE DİYE OYLAR GEÇERSİZ SAYILAMAZDI'
"Anayasa’nın 79. maddesi Yüksek Seçim Kurulu’na seçim ile ilgili her türlü kararı alma imkânı veriyor. YSK aynı zamanda bir yargı organıdır. Yani seçim yargısı vazifesi vardır. Aynı zamanda Anayasa’da yeni yasama bölümünde düzenlenmiştir. Bu nedenle de düzenleyici işlemler yapma ve karar alma yetkisi de var. Benim seçme hakkımdan alınıyorsa YSK ‘Vay yasada böyle’ diye bu oyların geçersiz sayılmasına karar veremezdi."
"Biliyorsunuz seçim yargısının üzerinde Anayasa Mahkemesi ya da uluslararası bir yargı kurumunun denetim yapması mümkün değildir, ilk ve son yargı yeri YSK’dır. Tabii CHP’nin müracaatlarının önünde bir engel yok. Arada 1 milyon 300 bin oy farkı var. Bunun kapanması ya da seçimin iptal noktasına gitmesi mümkün değildir. Bunu ancak rüyalarında görürler. İtirazlardan da bir sonuç alınamayacağını düşünüyorum." (HABER MERKEZİ)

12 Temmuz 2017 Çarşamba

ANARŞİ, TERÖR VE TEDHİŞ’İN SİYASİ AYAKLARI (İşbirlikçi kriptolar, Ağababa ve başları HDP, Bileşeni) VE TÜREVLERİNDEN TBMM, KAMU VE HÜKÜMET NİÇİN 'HALÂ' AYIKLANIP TEMİZLENMİYOR?..

Son dakika: "Konya'da DEAŞ'a yönelik operasyon! Hücre Villasına baskında ürkütücü, şok detaylar!.."
ANARŞİ, TERÖR VE TEDHİŞ’İN SİYASİ AYAKLARI (İŞBİRLİKÇİ KRİPTOLAR), AĞABABA VE BAŞLARI HDP, BİLEŞEN VE TÜREVLERİNDEN TBMM, KAMU VE HÜKÜMET NİÇİN “HAL” AYIKLANIP TEMİZLENMİYOR?..
Konya'da DEAŞ'a yönelik operasyon  yapan polis ekipleri ile teröristler arasında çatışma çıktı. Çıkan çatışmada 5 terörist öldürüldü, 2 polis de yaralandı. Takviye birlikler gönderilen bölgedeki operasyon sürüyor. (Konya, DHA-12 Temmuz 2017 :: 16.55)
Konya'da polisin terör örgütü DEAŞ'ın hücre evine düzenlediği operasyonda çıkan çatışmada 5 terörist ölü ele geçti. Konya Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadelesi Şubesi ekipleri, eylem hazırlığı içinde olduğu belirlenen terör örgütü DEAŞ'a yönelik operasyon düzenlendi. Özel Harekat polisi eşliğinde saat 05.15'te Meram İlçesi Yorgancı Mahallesi Dudlukır Mevkii'nde daha önceden belirlenen 10 adrese baskın yaptı. Teröristlerin hücre evi olarak kullandığı villada Özel Harekat timleri ile DEAŞ militanları arasında çatışma çıktı. Bir süre devam eden çatışmada 1 terörist evin bahçesinde, 2'si çatı katında, 2'si de zemin katta ölü ele geçti. Kurşun sıyrıklarıyla hafif yaralanan 4 polis ambulansla Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırıldı. Çatışmanın olduğu bölgedeki tüm bağlantılı sokak ve caddeler trafiğe kapandı. O bölgeye yaklaşan araçlar durdurulup arandı. Yaklaşık 2.5 saat süren operasyonun ardından hücre evinde yapılan ilk aramada 1 tabanca, 5 kalaşnikof  silah ve bu silahlara ait mermiler ele geçirildi.
Diğer hücre evlerine yapılan baskında teröristlerin gözaltına alınma işlemlerinin sürdüğü belirtildi.
EVİ KİRALAYAN TERÖRİST ARANIYORDU
Konya'da çatışmanın çıktığı terör örgütü DEAŞ yönelik hücre evini yaklaşık 20 gün önce kiralayan A.Y. adlı terörist hakkında, Gaziantep 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yakalama kararı çıkartıldığı polis tarafından arandığı ortaya çıktı. A.Y.'nin villayı kiraladıktan sonra Konya'daki İstihbahrat ve Terörle Mücadele Şubesi ekiplerinin bilgi sahibi olduğu ve evi takibe aldığı öğrenildi. Evi sürekli kontrol altında tutan polisin, eve silah ve mühimmat geldiğini saptamasının ardından bugün Özel Harekat Polisi eşliğinde operasyonun düzenlenmesine karar verildiği belirtildi.
BAHÇEDE ÖLEN TERÖRİST NÖBET BEKLİYORMUŞ
Bahçede ölü ele geçirilen teröristin nöbet tuttuğu, polisin geldiğini görünce diğer arkadaşlarına haber verdiği ve polise silahla ateş açmaya başladığı öğrenildi. Hücre evinde şu ana kadar yapılar aramada, ele geçirilen patlayıcı madde, silah ve mühimmatların dışında sadece 2 kanepenin olduğu öğrenildi. Hücre evinde ele geçirilen 3 kilo TNT patlayıcının ise bir spor salonunu tamamen infilak ettirebileceği güçte olduğu belirtildi. Bu arada çatışma sırasında eve giren 1 özel harekat polisinin, 2 teröristin hedefi arasında kalınca hemen bir odaya girip kendini korumaya aldıktansonra,1 teröristi teröristi etkisiz hale getirdiği, diğerini de arkadaşlarının ölü ele geçirdiği belirtildi.
8 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI: 
Polisin, operasyon kapsamında 11 farklı adrese düzenlediği baskınlarda  8 şüpheliyi gözaltına aldığı öğrenildi. Şüpheliler, Konya Eğitim ve Araştırma  Hastanesinde sağlık kontrolünden geçirildi.
KONYA İL EMNİYET MÜDÜRÜ: "ALINLARINIZDAN ÖPÜYORUM" 
Çatışmanın sona ermesinin ardından Konya İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman, telsizden operasyona katılan polislere teşekkür etti. Şükrü Yaman, "'Operasyonda görev alan tüm silah arkadaşlarıma geçmiş olsun diyor, tebrik ediyor, alınlarından öpüyorum. Allah devletimizi, milletimizi her türlü musibetten  korusun, ayrıca yaralı arkadaşlarımıza da acil şifalar diliyorum'' dedi. POLİSİN BAŞINDAKİ KASKA MERMİ İSABET ETTİ: Terör Örgütü DEAŞ'ın yönelik yapılan operasyonda merkez Meram İlçesi Yorgancı Mahallesi Dörtokka Caddesi'ndeki villadaki hücre evindeki baskında çıkan çatışmanın sona ermesinin ardından Konya Valisi Yakup Canbolat, Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman hücre evinde incelemede bulundu.Ayrıca bomba imha uzmanı ve olay yeri inceleme ekipleri, inceleme başlattı.
Çatışmada hafif sıyrıklarla yaralanan Özel Harekat polisi sayısı 5'e çıkarken, yaralı polislerden 1'inin başındaki kaskına merminin isabet ettiği öğrenildi.
3 KİLO TNT PATLAYICI BULUNDU: Konya Valisi Yakup Canbolat, Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan ve İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman, 5 teröristin ölü ele geçirildiği hücre evine gelip, incelemeleri yakından takip etti. Hücre evinde halen bomba imha ve olay yeri inceleme ekiplerinin çalışması sürüyor. Şu ana kadar yapılan incelemede 3 kilo TNT patlayıcı ile canlı bomba yeleğinin bulunduğu öğrenildi. HÜCRE EVİNİN BULUNDUĞU BÖLGE KONYA'NIN MERKEZİ: Çatışmanın çıktığı hücre evinin ise Dutlukır Mevkiinde bulunan Hava Savunma Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı personel servisi ile özel araçların güzergahında bulunan ikamet ve işyerlerine yönelik olarak önleyici güvenlik tedbirleri sırasında, hakkında yakalama kararı bulunan DEAŞ'lı A.Y. tarafından kiralandığının tespit edilmesinin ardından gerçekleştiği belirtildi. Yaklaşık 20 gün önce kiralanan teröristlerin hücre evi olarak kullandığı villa, Konya'nın merkezi bölgesinde bulunuyor. Hücre evinin 1 kilometre ilerisinde Hava Savunma Okulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı, 500 metre ileride Konya Valisi Yakup Canbolat'ın kaldığı valilik konağı, 800 metre ileride Konya İl Emniyet Müdürü Şükrü Yaman'ın kaldığı emniyet konağı, yine yakınında Özel Harekat Şube Müdürlüğü ile yerli ve yabancı turistlerin ziyaret ettiği onlarca kafeterya, restoran ve piknik için mesire alanın bulunması dikkat çekti. Eylem hazırlığındaki teröristlerin 15 Temmuz yıldönümü nedeniyle düzenlenecek anma programlarında eylemlerini gerçekleştirebileceği üzerinde duruluyor.
5 ÖZEL HAREKAT POLİSİ TABURCU OLDU: Çatışma sırasında yaralanan  1'i komiser yardımcısı 5 özel harekat polisi ise ambulansla kaldırıldıkları Konya Eğitim Araştırma ve Uygulama hastanesinde yapılan tedavilerinin ardından taburcu oldu. İKİ AYRI OPERASYON DÜZENLENDİ: Konya'da bu sabah terör örgütü DEAŞ'a yönelik yapılan operasyonda 5 teröristin ölü ele geçirildiği hücre evi ile diğer 10 hücre evine yapılan baskının iki ayrı operasyon olduğu belirtildi. 10 hücre evine yapılan operasyonun, daha önce polis tarafından teknik ve fiziki takibin ardından gerçekleştiği ve 8 kişinin gözaltına alındığı bildirildi. SİLAH SESLERİYLE UYANDIK: Hücre evinin karşısında oturan Şenay Ç., silah sesleriyle uyandıklarını belirterek, ''Daha önce burada bir müzik grubu oturuyordu, işyeri olarak kullanıyordu. Sonra kiralık levhasını gördük.15 -20 gün öncesine kadar da kiralık yazısı vardı. Biz daha önce bu kişileri hiç görmedik, konuşma şansımızda olmadı. Teröristler burnumuzun dibine kadar girmiş. Sabahta silah sesleriyle uyandık. Ne olduğunu anlayamadık. Çok sayıda özel harekat polisi ve zırhlı araçlar vardı. Silahlı çatışma uzun süre sürdü. Çok tedirginiz'' dedi.
HÜCRE EVİ, ASKERİ BİRLİĞİN GEÇİŞ GÜZERGAHINA YAKIN. Ölü ele geçirilen DEAŞ militanı 5 teröristtin kimliklerinin belirlenmesi için çalışması sürüyor. Eylem hazırlığında olan teröristlerin 15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde anma programlarına yönelik olabileceği üzerinde duruyor. Teröristlerin ölü ele geçirildiği hücre evininin askeri birliklerin servis araçlarının geçiş güzergahına yakın alması dikkat çekti. Konya Valiliği de bu sabah gerçekleştirilen DEAŞ operasyonuyla ilgili açıklama yaptı. Valilik açıklaması şöyle: "İlimiz Meram İlçesi Dutlukır Mevkiinde bulunan Askeri birliklerin personel servis ve özel araçlarının güzergahında bulunan ikamet ve işyerlerine yönelik olarak önleyici güvenlik tedbirleri kapsamında sürdürülen çalışmalarda  Meram İlçesi Dörttokka Caddesi No:4 adresindeki müstakil binayı kiralayan A.Y. İsimli şahsın DEAŞ silahlı terör örgütü mensubu olmak suçundan adli makamlarca arandığı tespit edilmiştir. Kolluk kuvvetlerince hakkında yakalama kararı bulunan A.Y. isimli şahsın yakalanması amacıyla 12 Temmuz 2017 günü sabah saatlerinde belirtilen adrese bir operasyon düzenlenmiştir. Operasyon esnasında, binada bulunan şahısların güvenlik kuvvetlerine silahla mukavemet etmesi neticesinde (5) terörist etkisiz hale getirilmiş ve operasyon esnasında (4) güvenlik görevlisi hafif şekilde yaralanmıştır. Operasyon gerçekleştirilen binada yapılan ilk aramada; 5 adet Kalaşnikof uzun namlulu tüfek, 1 adet Tabanca, silahlara ait çok sayıda mühimmat ele geçirilmiş olup, ele geçirilen şahısların kimliklerinin tespitine yönelik çalışmalara devam edilmektedir.''
“HAMİLER HİMAYE EDİLDİKÇE, HİMMET HÜKMÜNÜ İCRA ETMEYİ SÜRDÜRCEKTİR. EĞER; FETÖ’NÜN SİYASİ KANADI DÂHİL OLMAK ÜZERE: '12 EYLÜL’DE İCRA EDİLDİĞİ GİBİ' SUÇ ODAKLARI, ANARŞİ, TERÖR VE TEDHİŞİN BÜTÜN UNSUR VE TARAFLARI, MES'UL VE MUHATAPLARI İLE YARDIM VE YATAKÇILARI” TUTUKLANIP; YÜCE TÜRK ADALETİNE TESLİM EDİLMEZ İSE HÜKÜMETİN MEŞRUİYETİ ŞÜPHELİ (VE/VEYA SORUMLULAR SUÇ ORTAĞI) DEMEKTİR.

7 Mart 2017 Salı

BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ (BBP) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Hakkı ÖZNUR; Anayasa Değişiklik referandum süreci ile ilgili olarak: "tek adam rejimine karşıyız" açıklamasında bulundu.

BBP YÜKSEK İSTİŞARE KURULU BAŞKANI ÖZNUR'DAN "BOMBA GİBİ" REFERANDUM AÇIKLAMASI..
Mensubu, görevlisi ve yetkilisi, önemli bir Kurul Başkanı olduğu Partisi adına kamuoyu ve halka hitaben bir basın açıklaması yapan Büyük Birlik Partisi (BBP) Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Hakkı Öznur: Anayasa Değişikliği referandumu süreci ile ilgili olarak "Büyük Birlik Partisi olarak, tek adam rejimine karşıyız" dedi. 
İşte, bu gün gündeme bomba gibi düşen o açıklama...
Referandum süreciyle ilgili BBP'den gündeme bomba gibi düşen bir açıklama geldi.  BBP Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Hakkı Öznur, yaptığı açıklamada "Millete dayatılan bu rejim değişikliğini kabul etmiyoruz. Bu Erdoğaniat bir rejim değişikliğidir" dedi.
İşte BBP adına yapılan basın açıklaması: 
"Anayasa değişiklikleri hiç bir toplumsal müzakere, sivil toplumun ve siyasal partilerin katılımı aranmadan, AKP tarafından dört duvar arasında hazırlandı, büyük bir telaş içinde TBMM’den geçirildi. Çağımız özgürlük ve demokrasi çağı iken İnsanlık katılımcı ve özgürlükçü demokrasiyi konuşurken 15 Temmuz ihanetini ve kalkışmasını fırsat bilen AKP iktidarı otoriter rejim fırsatçılığı yapmıştır.
BUNUN ADI OTOKRATİKLEŞMEDİR: 12 Eylül ruhu tekrar hortlatılmıştır. Korku imparatorluğu ülkeye hakim olmuştur. OHAL şartlarında yapılan bir anayasa değişiklği Türkiye’yi kucaklayamaz. Tek adam, tek parti rejimi Türkiye’nin devâsa sorunlarını çözemez Millet egemenliğinin Saray’a devredilmesi olan, “tek adam tek parti ” rejimi öngören son Anayasa değişiklikleri ile tüm temel hak ve özgürlükler baskı ve tahakküm altına alınmak istenmektedir. Bu anayasa değişikliği ile sistem demokratikleşmez, Ülke tek Parti dönemine döner ve tek adam rejimi oluşur. Bunun adı otokratikleşmedir.
BU, İYİ NİYETLİ BİR ANAYASA DEĞİLDİR: Cepheleşmeyi, kutuplaşmayı, ayrışmayı aşarak tüm farklılıklarımızla ortak bir yaşam kurmayı başarmamız, bu BAAS zihniyetli anayasa taslağı ile dayatılan rejim altında mümkün değildir! Meclisi yok sayan demokratik hukuk devleti ile asla bağdaşmayan bu sistem milleti birleştirmiyor, bölüyor ve kutuplaştırıyor. Halk oylamasına sunulan bu 18 maddelik taslak tek kelimeyle “Seyyar Tayyar Taslağı”dır. 
1-Bu iyi niyetli bir anayasa değişikliği değildir. “Fren-Denge Mekanizması” üzerine inşa edilmemiştir. Yapılan anayasa değişikliğinin demokratik meşruiyet eksikliği var. Demokrasiden ve milli iradeden söz edilemez.
2- Anayasanın demokratik bir anayasa olup olmadığı tartışmasından önce, hazırlanma yöntemi demokratik değil. Yine bu değişiklikler kabul edilirse Türkiye daha fazla kutuplaşacak cepheleşecek ve gerginleşecek.
3- Bütün güç tek bir merkezde toplanıyor ve demokrasiden uzaklaşılıyor. Yeni anayasa ile bütün güç tek kişide toplanacak, demokrasi ortadan kalkacak.
4- Bütçe, örtülü ödenek, KHK, tüzük, yönetmelik gibi yetkiler tek kişide toplanıyor.
5-Yeni Cumhurbaşkanlığı sistemi kapitalist enternasyonalin Türkiye’yi eyaletlere bölmek için dayattığı sistemin adıdır.
18 Maddelik Seyyar Anayasa Taslağı Değişikliği ile Şunlar Gerçekleşecektir:
- Öngörülen sistemle Cumhurbaşkanı tek başına devlet haline getirilmektedir. Bu sistemle Türkiye Cumhuriyeti devleti tek adam iktidarına bırakılacak. Yasama, yürütme ve yargının yetkileri tek adamda toplanacak.
-Bu Anayasa değişikliği ile yargı, yürütme, yasama cumhurbaşkanına tabi ve yürütmenin tümü partili Cumhurbaşkanına emanet edilmiştir. Bunun adı tek adam rejimidir.
- Demokrasilerin olmazsa olmazı sayılan kuvvetler ayrılığı Yasama (TBMM), Yürütme (Hükümet) ve Bağımsız ve tarafsız Yargı ortadan kalkıyor bu yetkiler doğrudan veya dolaylı olarak partili Cumhurbaşkanında toplanıyor.
- Bu sistemle Cumhurbaşkanı, yasama ve yürütme yetkisinin çok önemli bir bölümünün görevini kendisi üstlenmiş oluyor. Cumhurbaşkanı, kanun gücünde Cumhurbaşkanlığı kararnameleri yayınlayabilecektir.
- Bu sistemle Tek parti “tek adam” sistemi inşa ediliyor. “Tek adam” devletin tümüne hükmedecek. Hem hükümet hem Meclis hem de mahkeme olacak.
- Ülkeye cumhurbaşkanlığı sistemi getirme adına icra, yasama ve yargının nerdeyse tüm yetkileri tek adamda toplanıyor.
-Bu anayasa değişikliği ile Bakanlar, parlamentoya değil, kendilerini göreve atayan başkana karşı sorumlu olacaklardır. Dolayısıyla “başkanın adamları” olmaktan öteye gidemeyeceklerdir.
- Bu sistemle, Cumhurbaşkanı Meclisin yerine kanun yapıcı hale gelecek. Bu sistemle Cumhurbaşkanı yürütme yetkilerini kullanırken, Meclis’e bilgi verme durumunda dahi değildir
- Bu sistemle bakanlar cumhurbaşkanının iki dudağı arasında. Hükümet yetkileri Cumhurbaşkanının elinde toplanmaktadır.
- Bu sistemle, partili cumhurbaşkanı dış seyahat, hastalık ve diğer sebeplerle görevinden ayrıldığında, yerine başkan yardımcısı geçmekte ve partili Cumhurbaşkanının bütün yetkilerini kullanabilmektedir.
- Bu sistemle seçilmişler değil, atanmışlar devleti yönetecekler ve egemenliği temsil edeceklerdir.
- Partili Cumhurbaşkanlığı sistemi komünist faşist ve BAAS gibi otoriter ve totaliter rejimlerde olur. Demokratik hukuk devletinde partili cumhurbaşkanlığı olmaz
-Partili Cumhurbaşkanı öncelikle oy aldığı partisinin hizmetine koşacağında bütün milleti ( cumhuru) kucaklayamaz. Cumhurbaşkanı AKP genel başkanı olabilecek ve AKP genel başkanı da yargıyı belirleyecek. AYM’yi belirleyecek, HSYK’yı belirleyecek.
-Parti / devlet bütünleşmesi otoriter rejimlerde olur. Bütün güç ve yetkilerin tek bir merciide toplanmasının temel hak ve hürriyetleri nasıl kısıtladığı, iktidarın hoşuna gitmeyen kişi ve çevrelerin nasıl sürekli tehdit altında yaşamak zorunda bırakıldığı konusunda ülkemizde büyük bir tarihi tecrübe var.
- Bu sistemle, meclis saraya bağlı bir daireye dönüşüyor. Meclis sarayın bir ünitesi olacak. Bu sistemle, devlet meclisten çıkan yasalarla yerine kararnamelerle yönetilecek. Meclisin yetkisi kişi yada kişilere devredilemez.
- Bu sistemle Meclissiz devlet kuruluyor. Meclis üst organ olmaktan çıkarılıyor.
-1924 anayasasında TBMM “Cumhurbaşkanı bana bağlı olsun” diyordu. Bugün ise tam tersi söz konusu: Cumhurbaşkanı TBMM’yi kendine bağlıyor.
-Bu sistemle Meclis rahat çalışamaz. Vesayet altında kalır. Gazi Meclis’in hükümeti denetleme araçlarını yok etme girişimi, aslında Meclis’i yok etme girişimidir
-Son Anayasa değişikliği ile TBMM’nin bir danışma meclisi işlevine indirildiği ortadadır. Bir Kenan Evren ve Danışma Meclisi modeli karşımıza çıkmıştır.
-Bu anayasal düzenleme hayata geçirildiği takdirde “örtülü otoriterlik” gerçeği büsbütün pekişecektir. Türkiye, bu Erdoğanist sistemle Orta Doğu, Orta Asya ve Afrika’da görülen otoriter rejimlerle birlikte anılacaktır.
ABD, AB VE İNGİLTERE’NİN DAYATTĞI BAŞKANLIK SİSTEMİ ÜLKEYİ BÜYÜK KAOSLARA SÜRÜKLER: ABD,AB, İngiltere daha Turgut Özal zamanından beri Başkanlık Sistemini dayatıyor. Cumhurbaşkanlığı Sistemi girişimi, toplumu birleştirmiyor, bölüyor. Bugün Başkanlık sistemini savunan AKP hükümeti ile birlikte meydanlara ineceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1993 yılında Metin Sever ile Cem Dizdar’a verdiği röportajda, bu sistem için ‘emperyalist öneri’ demişti. Erdoğan, kapatılan Refah Partisi, MKYK üyesi ve İstanbul İl Başkanı iken verdiği röportajda başkanlık sistemini sertçe eleştirmişti. Erdoğan 1993 yılında konuyla ilgili “Başkanlık sisteminin ortaya çıkışı bir özentinin sonucu ya da Amerikan emperyalizminin bize bir tavsiyesi” demişti.
Yıllardır tek parti sistemini eleştirerek taraftar toplamaya çalışanlar. Şimdi eleştirdikleri sistemden daha beterini kendileri inşa etmeye çalışıyorlar. Meclis’i yetkisiz bırakan partili Cumhurbaşkanlığı sistemini hedefleyen Anayasa Değişikliği vesayetçilerin yeni tezgahıdır. AKP Parlamenter sistemin krizine işaret ederek otoriter bir sistemi dayatmaktadır. Oysa Türkiye’de gerçek manada demokratik bir Parlamenter sistem asla söz konusu olmamıştır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan “ bu sistem benim projem. Bu sistemle yetkileri tek elde toplayacağız” diyor. Başkanlık sistemlerinin kısa sürede diktatörlüğe döndüğü bir gerçektir Başkanlık sistemlerinde demokrasinin ömrü çok kısadır.
EVET - HAYIR KUTUPLAŞLAŞMASI ÜLKEYE ZARAR VERMEKTEDİR: Bugünkü kutuplaşma, Türkiye’nin hiçbir döneminde yaşanmadı. Bu çok korkutucu. Giderek otoriterleşen ve tek adam rejimine benzeyen AKP İktidarı kendisine biat etmeyen herkesi kriminalize etmeye ve baskı ile susturmaya çalışmaktadır. Olağanüstü hal rejimi içinde yapılacak referandum bir çok tartışmaları beraberinde getirmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin kullanılamadığı, vatandaşların tehdit ve kaygı algısına muhatap olduğu bir ortamda seçim veya referandum yapılamaz.
Hukukun ve demokrasinin askıya alındığı, onlarca gazete, televizyon, radyo ve ajansın kapatıldığı, derneklerin kapısına kilit vurulduğu, 100 binden fazla kamu görevlisinin ihraç edildiği, AKP’ye muhalif olanların sindirilmeye, susturulmaya çalışıldığı bir OHAL ortamında yasalarımızı şekillendirecek bir referanduma gidiyoruz. Devlet imkanlarının “evet” için seferber edildiği ve Cumhurbaşkanında sarayından meydanlara indiği devlet ve medya gücünün her alanda kullanıldığı “hayır” diyenlerin sindirileceği bir referandum ne kadar sıhhatli olur? Cumhurbaşkanı kendisi için çıkartılan “tek adam” sistemi için partisi ile meydanlarda “evet” için propaganda yapıyor. Cumhurbaşkanı anayasayı açıkça çiğnemeye devam ediyor, hukuk devletini çiğniyor.
Saray ve hükümet devlet gücüyle “evet” kampanyası yürütecek. Ve yürütüyor da. Böyle adaletsiz ve eşit şartlarda yapılamayan referandum demokrasiye değil, kaosa hizmet eder. Türkiye’nin yönetim biçimine ve mevcut yapısına baktığımızda. Eşit ve hakkaniyetli bir referandum ortamı yok. Adaletli bir yarış olmayacağı OHAL şartlarından bellidir. Türkiye 12 Eylül askeri rejimi döneminde yaşanan bir çok anti- demokratik hadiseleri yaşıyor. OHAL şartlarında çıkardığı her KHK’ ile hukuk devletini çiğneyen siyasal iktidar, “ben istediğimi yaparım” umarsızlığı içinde sürekli yetki suiistimali yapıyor. Parti devleti inşa eden AKP “devlet benim, ya bana oy verirsin ya da ekonomik ve siyasal kaosa kurban gidersin”, “Ya tek adam rejimi ya da terör ve kaos” tehdidinde bulunuyor. “Ya kaos ya başkanlık” “Başkanlık gelmezse terör bitmez” diyerek algı operasyonları yapılıyor. Kirli yol ve yöntemler kullananlar Türkiye’ye büyük zararlar vermekteler.
AKP HÜKÜMETİ FAŞİST, DARBECİ, DİKTATÖR KENAN EVREN’İN İZİNDE GİDİYOR: 35 yıl sonra darbeci Kenan Evren ile aynı sözler, aynı kampanya sürdürülüyor. 1982 Anayasası Referandumu öncesinde il il gezip 'evet' oyu isteyen Kenan Evren, 'hayır' diyenleri "dış güçlerle işbirliği" yapmakla suçlamıştı.
Türkiye, tarihinin en kritik oylamalarından birine gidiyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da AKP'nin 'başkanlık' anayasası kampanyasına katılıp 'evet' için propaganda çalışmalarına başladı. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve AKP'li isimler, 'hayır' diyeceğini açıklayan siyasi parti, STK, dernek ve yurttaşları, terör ve 'dış güçler'le ilişkilendirmeye çalışırken, AKP yandaşı medya da 'evet' propagandasında aynı yöntemle yürütüyor. Referandum ile ya demokrasi diyeceğiz ya otoriter sistem. AKP’nin “evet” çıkartmak için 15 Temmuz vurgusu, beka söylemi, istikrar – istiklal-istikbal söylemi tamamen politik popülizmdir. Pragmatizmdir. Ve kitleleri etkilemek için yapılan siyasi manevradır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ve AKP hükümetinin Referandumda “hayır” oyu kullananlarla ilgili “ 15 Temmuz'un yanında konum almaktadırlar .FETÖ ve PKK bağlantıları hayır'a destek veriyor teröristlerle aynı saftadırlar” sözleri çok tehlikeli ve asla kabul edilemez.
Cumhurbaşkanının “Hayır diyenler 15 Temmuz'un yanındadır" diyerek referandumda 'hayır' oyu kullanacakları darbeci ilan etmesi 'Hayır' diyenlere yönelik algı operasyonları kutuplaşmayı artırmaktır.
Anayasa değişikliğini savunan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, referandum sürecine ilişkin olarak 11 Şubat SETA’nın düzenlediği cumhurbaşkanlığı sistemi sempozyumunda Erdoğan “Hayır diyenlere bakıyoruz HDP, PKK, FETÖ...”
22 Şubat günü Ankara’da Müteahhitler Birliği Ödülleri'nde yaptığı bir konuşmada “Bir evet safı var, bir de hayır safı var. Kandil ne diyor? 'Hayır'da buluşalım diyorlar” diyor. AKP hükümeti ve yandaşları "Hayır" diyenler '15 Temmuzun yanındadır' diyor. Bu çok yanlış ve millet vicdanında kabulü mümkün olmayan yakışıksız ifadelerdir. Cumhurbaşkanı, Başbakan, AKP sözcüleri Anayasa değişikliğinin Meclis’ten geçerek referandum aşamasına geldiği günden başlayarak her konuşmalarında “Terör örgütleri anayasaya hayır diyor, hayır oyu kullananlar da onlar gibi terörist ve vatan hainidir” tarzında açıklamalar yapmaktadır. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, 16 Nisan'da yapılacak olan anayasa değişikliğine ilişkin referandum sürecine dair,. 'Hayır' demek, eşittir çukur demektir”. Diyor . Bu sorunlu ve sıkıntılı asla kabul edilmesi mümkün olmayan bir üsluptur.
Türkiye, Erdoğan ve AKP'lilerin izlediği propaganda yöntemine yabancı değil. Askeri darbe yapıp ülkenin başına geçen cuntanın şefi Kenan Evren de 1982 Anayasası'nın propaganda sürecinde benzer bir yöntem izlemişti. 1982 Anayasası Referandumu öncesinde il il gezip ‚evet‘ oyu isteyen Kenan Evren, aynı AKP gibi hayır‘ diyenleri „”dış güçlerle işbirliği“ yapmakla suçlamıştı.
29 Ağustos 1982 günü Afyonkarahisar'a bir ziyarette bulunan Kenan Evren, kentteki Cumhuriyet Meydanı'nda yaptığı konuşmada şu sözleri söylemişti: “Dış güçlerle işbirliği yapanlar, anayasaya 'hayır' kampanyası açtı”. Ülkede korku, yılgınlık, caydırıcılık yaratmak istiyorlar 16 Nisan referandumundan evet çıkartmak için kirli yol ve yöntemlere başvuruyorlar.
“Evet” kampanyasını yürütenlerin kullandıkları sorunlu dil, agresif söylemler ve ötekileştirici kampanyalar ülkeye zarar vermekten başka bir şey değildir. Bunlar her dönemin güce tapıcılarıdır!
“Evet” diyenlerde “hayır” diyenlerde bu ülkenin evlatlarıdır, vatanlarını canlarından çok sevmektedirler. Herkes birbirine saygı duymalı, sevgi göstermeli çıkacak sonucu da hoşgörüyle karşılamalı ve demokratik olgunluk göstermelidir. Referandum kampanyalarında ötekileştirici, kamplaştırıcı, cepheleştirici ve ülkeyi gerilime sokacak dil uslup ve söylem kullanılmamalıdır.
BBP “OTORİTERLEŞMEYE” “TEK PARTİ”, “TEK ADAM” ZİHNİYETİNE KARŞIDIR: BBP tarihi boyunca kararlarını hep istişare ile almıştır. İstişare ile hareket etmiştir. Yapılan istişarelerden çıkan görüşler doğrultusunda hep kararlar almıştır. Referandum ile ilgili verilecek kararda partimizin yaptığı geniş istişarelerden çıkan görüş doğrultusunda olacaktır. BBP, 93 sürecinde , 28 Şubat, e –Muhtıra döneminde, 15 Temmuz kalkışmasında nasıl milli iradeyi savunarak, demokrasiye sahip çıkarak, her türlü vesayetçilerle mücadele ederek, Türkiyeyi BAAS’ çı darbeden kurtarıp tarih yazdıysa, bugünde yine her türlü anti demokratik girişimlere, dayatmalara, meydan okuyarak sivilleşmeyi, demokratikleşmeyi savunarak yine tarih yazacak ve aziz milletimizin gönlünü fethedecektir. BBP olarak her zaman söylüyoruz: Türkiye’nin demokratik ve sivil bir anayasaya elbette ki ihtiyacı var. Ama bu oldu bittiye getirilerek yapılabilecek bir iş değildir. Bu Anayasa değişikliği için gereken toplumsal uzlaşma sağlanmamış hassasiyetler göz ardı edilmiştir. Demokratik ve özgür bir ortamda toplumun bütün kesimlerinin görüşleri alınarak mümkün olan en geniş uzlaşma sağlanarak anayasa değişikliği yapılabilirdi. Bilerek yapılmadığı ortadadır. BBP, otoriterleşmeye, tek tipçiliğe karşıdır. Ötekileştirici değil, birleştiren ve bütünleştiren bir siyaset anlayışına sahiptir. BBP statükoyu reddeden ve muhalif duruşu olan bir siyasal harekettir.
24 yıllık şanlı bir geçmişe sahip olan BBP kire bulaşmamış, ihanete ortak olmamış, tertemiz mazisi olan partimiz ilkeli, seviyeli, dürüst çizgisiyle her zaman Türk siyasetinde yol gösterici ve yapıcı olmuştur. İktidar ve egemenliğin kökleri halktadır diyen, seçkinci ve ceberut bir devlet örgütlenmesine karşı çıkan, darbeci çevreleri ve rejimin otoriter yanlarını eleştiren BBP sisteme muhalif olan tek partidir. BBP üstünlerin hukukunu değil hukukun üstünlüğünü savunur. Vesayetlere, vesayeti savunan kirli siyasetlere daima karşıdır. Alperenlik oportünizm değil itirazdır! ve sisteme muhalifliktir. Askeri vesayete, bürokratik vesayetlere karşı olduğumuz gibi parti vesayetine de, yargı vesayetine de, parti devletine de karşıyız. BBP tarihi boyunca adaletsizliklere, haksızlıklara hep karşı çıkmıştır. Vesayetten ve güçten yana değil, milletten taraf olmuştur. Bugün de yarın da hep böyle olacaktır. Çare otoriterleşme değil, daha fazla demokratikleşme açıklık ve demokrasidir. (Ankara, Ajanslar - 07.03.2017)
SON DAKİKA "ŞOK HABER" 
BÜYÜK BİRLİK PARTİSİ GENEL BAŞKANI MUSTAFA DESTİCİ, PARTİSİNİN 16 NİSAN KARARINI AÇIKLADI.
BBP (büyük birlik partisi) 
"EVET" DİYOR
Büyük Birlik Partisi başkanı Mustafa Destici, 16 Nisan'daki "Anayasa Değişikliği ile ilgili" referandumda EVET diyeceklerini belirtti. Büyük Birlik Partisi yönetim kurulu başkanı, "Partimiz hükümet değişikliği sisteminin dışında kalmama kararı aldı. Referandumda EVET diyeceğiz" şeklinde konuştu.
"DEVLETİN VE MİLLETİN BEKASI İÇİN..."
Başkan Mustafa Destici, düzenlediği basın toplantısında yaptığı açıklamada, Yüksek İstişare Kurulu Başkanı HAKKI ÖZNUR'un açıklamalarının tam tersi istikamette ve Hakkı Öznur ile çelişkiye düşerek TEKZİP mahiyetinde olmak üzere: "Devletin ve miletin bekası, istikbali ve istiklali söz konusu olduğunu gördüğünde Büyük Birlik Partisi ve onun idealist kadroları hiçbir siyasi ikbal düşünmeden devletin ve milletin yanında durur. Bunun için 'evet' demeye karar vermiş bulunuyoruz" dedi.

22 Şubat 2017 Çarşamba

İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, mevcut ekonomik tabloyu farklı açılardan BirGün’e değerlendirdi.

İSTANBUL MİLLETVEKİLİ İLHAN KESİCİ:
TÜRKİYE'DE; AKP’YE KADAR 5,1 OLAN BÜYÜME 3,3’E GERİLEDİ
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici, mevcut ekonomik tabloyu farklı açılardan BirGün’e değerlendirdi. Referandumdan “Hayır” çıkması halinde, bunun hükümete bir uyarı anlamına geleceğini ifade eden Kesici, “Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri yerinde kalacak ama hükümet ‘hayır’dan bir ikaz almış olacak. Türkiye’nin hiçbir siyasi devrinde, hiçbir siyasi değişiklikle insanlar kazanımlarını kaybetmediler. Çok partili döneme geçildiğinde bir tane bile CHP’linin burnu kanamadı. O nedenle kimsenin ekonomik kazanımlarını kaybetmek gibi bir endişe duymasına gerek yok” dedi. Kesici, ekonominin düze çıkması için yegâne yolun ayrışmaktan değil, birleşmekten geçtiğine işaret ederek, OHAL koşullarının ise uzun vadede Türkiye’ye ekonomik bilançosunun çok ağır olacağına dikkat çekti.
»Ekonomi alanında uzman bir isimsiniz. Bugün birçok AKP seçmeninin, mevcut ekonomik kazanımlarının bozulacağı korkusuyla referandumda “evet” diyeceği konuşuluyor. Bu endişeyi nasıl yorumlarsınız?  - Önce tersinden bakalım. “Evet”, Türkiye’ye büyük bir belirsizlik getiriyor, bunu bilmek lazım. Düşünün ki, halihazırda ekonomiye çare bulamayan bir hükümet, sistem değişikliğiyle nasıl bir çare bulacak? Siyasi ve ekonomik belirsizlik katlanarak artacak. Ama “Hayır” çıkması halinde, bu, hükümete bir uyarı olacak. Bu iyi bir şey. Cumhurbaşkanı, başbakan, bakanlar, milletvekilleri yerinde kalacak ama hükümet “hayır”dan bir ikaz almış olacak. Bu uyarı neye? “Dolar aldı başını gidiyor, ekonomik büyüme gittikçe küçülüyor, dış borç bulma yaklaşımı yanlış” demenin en önemli yolu “Hayır” demek. Mesajı alıp kendilerine çeki düzen verecekler. Bakın, Türkiye’nin hiçbir siyasi devrinde, siyasi devir değişiklikleri dahil, kimse siyasi veya iktisadi kazanımlarını kaybetmedi. Tek parti döneminden çok parti çok parti dönemine geçtiğimizde, 30 yıllık CHP’den iktidar Demokrat Parti’ye geçti, hiçbir CHP’linin de burnu kanamadı. Hiçbir CHP’linin herhangi bir varlığı sıkıntıya girmedi. O nedenle kimsenin endişe etmesine gerek yok.
Şemsiye delik deşik!,
»İnsanlar bu söze neden ve nasıl güvensin? Siz, ekonomideki mevcut kötü gidişata son vermek için nasıl bir formül sunuyorsunuz? Zira CHP, kimi kesimlerce yalnızca iktidarı eleştirmekle ve somut bir öneri getirmemekle eleştiriliyor.
Bazen ülkeler sıkıştığında ülkenin bütün potansiyelini harekete geçirebilecek, tüm insan varlıklarını da bir araya getirebilecek bir formülasyon ararlar. Sayın Cumhurbaşkanı böyle bir çağrıda zaman zaman bulunuyor: “Ben şemsiye açtım, gelin altında toplanın” diyor. Ama ben bu şemsiyeye alttan bakıyorum, her tarafı delik deşik! O zaman illa bir şemsiye açılacaksa beraber yapmamız lazım. Bunun içinde AKP, CHP, MHP ve HDP olmalıdır. Ama AKP derse ki ben tek başıma hareket edeceğim, o zaman onlara vereceğimiz akıl şu olur: Ekonominin bir sözcüsü olmalıdır, bir patronu. Ve bu patron Başbakan yardımcısı seviyesinde olmalı ve tüm dünyayla muhatap bu kişi olmalı, onun dışında kimse ekonomiyi konuşmamalı. Büyük bir ekonomik program hazırlanacak ve bu program bütün dünyaya anlatılacak. Kendi ekonomik kaynaklarımızı seferber edebilmek adına da yurtiçi aktörlere bakılacak. TÜSİAD, MÜSİAD, Odalar birliği, sanayiciler, ticaretçiler, turizm yatırımcıları gibi. Bu ekonomik program bunlara anlatılacak ve bu kapsamlı programa güven sağlanacak.
»Sözlerinizden anladığım, siyasi arenada AKP’yi güçlü kılan ayrıştırma politikasının, ekonomik alanda onun sonunu hazırladığı. Siz de bu nedenle ayrıştırıcı değil, birleştirici adımlarla ekonominin düze çıkabileceğini iddia ediyorsunuz, öyle mi? - Aynen öyle. Dahası, bu kapsamlı ekonomi programı için de bir eylem planı çıkarmak lazım. Sonra, ekonominin patronu olacak kişinin başkanlığındaki heyetler gidip uluslararası sempozyumlar, kolokyumlar yapıp programı anlatacaklar. Bir de, uluslararası kuruluşlar olmak üzere en az 25- 30 miyar dolar para bulmaları lazım. Bunu yatırımlar için de harcamayacaklar, cari açıklar veya borç ödemek için de harcamayacaklar. Bu parayı, Merkez Bankası rezervlerini kuvvetlendirmek için kullanacaklar. Bunu yaparlarsa bu kötü gidişatı durdururuz. Ama yapmazlarsa… Bakın her zaman kıştan sonra bahar gelmez. Bazen de karakış gelir. Ve bu gidişle karakış kapıda görünüyor.
Ekonomide gösterecek iyi bir şeyleri kalmadı
»Buradan yola çıkarak, AKP’nin referandum kampanyasında “Hayır”cılara bu kadar yüklenmesinin gerisinde yatan en temel neden, ekonomideki tablo demek doğru olur mu? Tabii ki. Referandum tartışmasında ekonomide iyi gösterebilecekleri bir şey olmadığı için “hayır” demek isteyenleri suçluyor, saldırıyorlar. Kendi ellerindeki malı anlatamıyorlar, çünkü anlatacak iyi bir şey yok. Bakın, AKP iktidarı, hem siyasi, hem bürokratik yönetim hem de kurumlarıyla, fazlasıyla eskidi. Artık fikri üretkenlikleri kalmadı. Oysa ekonomide yeni fikirlere, yeni programlara ve yeni kadrolara ihtiyaç var. Mevcut ekonomide yaptıkları yanlışlıkların kabul edilmesi gerekiyor. Bugün Türkiye’de hiçbir siyasi parti Türkiye’yi yönetecek kadroyu çıkarma potansiyeline sahip değil ne yazık ki. Türkiye 80 milyonluk bir ülke.
»Başkanlık sistemine geçilirse ekonomi düzelecek mi sorusu çok havada kalıyor. Sanıyorum asıl bilmemiz gereken, bugüne kadar parlamenter sistemlerden Başkanlık sistemine geçmiş ülkelerde ekonomik büyümenin sağlanıp sağlanmadığı… - Şu anki Anayasa teklifinin sunduğu bir başkanlık sistemi değil, ki bu zaten bir sistem değil. Bu sisteme geçersek ekonomiyi tek elden daha iyi yönetiriz deniyor. Oysa bununla ilgili ellerinde tek bir çalışma yok. Aksine hazırlanan uluslararası raporlar, başkanlık sisteminin ekonomiye olumsuz etkisini ortaya koyuyor. Parlamenter sistemle yönetilen ülkelerin, başkanlık sistemiyle yönetilen ülkelere göre yıllık büyümesi 1 puan daha yüksek. Parlamenter sistemdeki ülkelerin enflasyonu yüzde 6 daha düşük. Milli gelir dağılımı da yüzde 16- 20 arasında daha iyi parlamenter sistemde. Karşılığında hükümetin buna karşılık 1 sayfalık çalışması yok. Zaten ben referandumdan büyük oranda bir hayır çıkacağına inanıyorum çünkü tek adamlık bizim tarihimizde yok. Geleceğimizde olmamalıdır ve olmayacaktır.
»Türkiye OHAL şartlarını iliklerine kadar yaşıyor. OHAL’i, şu ana kadar insan hakları ihlali boyutuyla konuştuk. Ancak işin bir de ekonomi boyutu var. OHAL’in ekonomide kısa ve uzun vadede yaratacağı olumsuz etkiyi nasıl anlatırsınız?  - OHAL, ekonomiyi doğrudan ve dolaylı olmak üzere iki şekilde etkiliyor. Öncelikle siyasal belirsizlik, siyasal iklim çok önemli. Çünkü ekonomiyle ilgili değerlendirme yapan ülkeler iç siyasal düzenin durumunu dikkate alıyorlar. Şimdi bu üniversitelerde hocalarının kendi aralarında tartışmasına bile engel olmak isteyen siyasal sistemi gören yabancı ülkeler, “aman bu ülke el yakar” derler. Bu eninde sonunda gelir, ekonomiye dayanır. Öteki kısmı da, OHAL kapsamında herhangi bir insanı herhangi bir şekilde, bir delil ya da iddianame bile olmadan, “seni bir yerden geçerken gördük karşı kaldırımda da terörle suçlanan bir adam vardı onla selamlaştın o yüzden ben seni terör zanlısı olarak alıyorum” diyebiliyor. Bunu dediği andan itibaren o kişinin bütün malına mülküne el koyuyor. O zaman Türkiye’ye borç veren insanlar da, kendi malına mülküne ne zaman el konulacağını bilemez. Yabancı yatırımcı da benim de başıma gelir diye korkar. Bunlar belli ki Batı dünyasının zihnen düşünme parametrelerini algılayamıyorlar, ya da aldırış etmiyorlar. O olmazsa Şangay Topluluğu ya da Körfez ülkelerinden alırız diyorlar.
»Şangay Topluluğu ya da Körfez ülkelerinin bizim ekonomideki sorunlarımıza çare olamayacağı çokça dile getirildi. Ama bir de sizden dinleyelim zira siz rakamlarla konuşuyorsunuz. Neden AKP, Batı ile ilişkilerini, en azından ekonomik tabloyu göz önünde bulundurarak, iyi tutmak konusunda ısrarcı olmalı? - Bakın, 2003- 2015 yılları arasında, bütün dünyaya ihracatımız 1.5 trilyon dolar. Peki Şangay Beşlisi ülkelerine ne kadarını yapmışız? 102 milyar dolar. Bunu Almanya ile kıyaslayalım. Sadece Almanya’ya 151 milyar dolar ihracatımız var. Yani bir tek Almanya eşittir bir buçuk katı Şangay topluluğu. Öbür perspektif olan Körfez ülkelerine bakalım. Bir kere Körfez ülkeleri tarihlerinin en vahim ekonomik durumlarını yaşıyorlar. Bu ülkelerin en zengini olan Suudi Arabistan’ın 2015 yılındaki cari işlemler açığı 53 miyar dolar, 2016’da da 42 milyar dolar. İki yıldaki cari işlemler açığı 100 milyar dolar yani. Şu an Suudi Arabistan kendi için dış borç arar durumda. Bir diğer “gözde” ülke Katar’ın da 2016’daki cari işlemler açığı eksi 2 milyar dolar. Yani körfez sermayesi deyip kafa karıştırmak anlamsız. O nedenle yegâne yol yine Batı’daki ülkelerdir.
Kişi başına düşen gelir giderek azalıyor
»Cumhuriyet Dönemi ekonomisinin tablosuna ilişkin hazırladığınız bir kitapçık var. Söz konusu kitapçıktan en önemli başlıkları paylaşır mısınız? - AKP’nin 14 yıllık iktidarı boyunca ekonomik büyümenin ortalaması yüzde 4.6. Ancak Cumhurbaşkanı’nın da (Abdullah Gül), Başbakan’ın da (Recep Tayyip Erdoğan) AKP’li olduğu, tüm bakanların ve Meclis başkanının AKP’li olduğu, parlamentoda üçte iki çoğunluğa yakın temsillerinin bulunduğu ve yüzde 47- 49 arası oy aldıkları 2007- 2016 arasına baktığımızda, gerçek tablo çok daha net ortaya çıkıyor. Zira bu 10 yılın büyüme ortalaması yüzde 3.3. Bu çok vahim bir tablo. Zira Türkiye Cumhuriyeti’nde, İkinci Dünya Savaşı gibi en vahşi savaş sorası artçı etkileri, 1960 ihtilali, 1971 darbesi, 1980 darbesi, arada 1974 Kıbrıs Savaşı ve bu nedenle Türkiye’ye konulmuş olan ekonomik ambargo ve askeri ambargolar, yanı sıra, petrolün varilinin 1970’de 1 dolar iken 1980’de 36 kat artması, 28 Şubat dönemi, 1994 ile 2001 ekonomik krizlerini de göz önünde bulundurduğumuzda, AKP dönemine kadarki yıllık ortalama büyüme hızı yüzde 5.1.
Bunun yanı sıra, 2008’de başına düşen milli gelir 10 bin 444 dolar iken, 2014’te 10 bin 380 dolarmış. 7 yıl yerimizde saymışız, yani patinaj yapmışız. Ama patinajdan çıkılabilirdi, değil mi? Öyle olmadı. 2014’ten itibaren kişi başına düşen milli gelir de aşağı doğru düşmeye başladı. 2015’te kişi başına düşen milli gelir 9 bin 286 dolar, 2016’da 9 bin 200 dolar, 2017’de daha da küçük olacak. Demek ki burada vahim bir tablo var. 
Dahası, şimdi de, Türkiye’nin 2017 yılı içerisinde 200 milyarlık bir dış kredi borcunu döndürmesi lazım. Hem bunu döndürmemiz gerekiyor hem de bir yandan reyting kuruluşları Türkiye’nin notunu düşürüyor, hem de bir yandan IMF “aman” diyor. Aynı zamanda da, bizim bugüne kadar borç alıp verdiğimiz ülkelerle aramız tarihimizin en bozuk seviyesinde. Dahası, para verip abone olduğumuz, değerlendirme yaptırdığımız reyting kuruluşlarını en yüksek ağızdan rüşvetçilikle suçluyoruz. (REF: İLHAN KESİCİ, MELTEM YILMAZ - @meltemmmylmaz, Fotoğraflar: Recep Yılmaz [[BirGün, 21.02.2017-01:30 Söyleşi]] ÖNEMLİ NOT: Bu yayın için Sayın İLHAN KESİCİ'den "ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS" adına (22 Şubat 2017-Çarşamba günü) özel olarak yayın izni alınmıştır. Teşekkür ederiz.  

9 Ağustos 2016 Salı

Görmemek için kör; Duymamak için sağır; Anlamamak için "Gaflet, Dalâlet ve Hıyanet" içinde olmak gerek

WİKİLEAKS BELGELERİNDE 
“ALDATAN PUT” 
KAHREDEN "ACI GERÇEK": FETÖ
Wikileaks'in 2011 belgelerine göre Amerika, Fetullah Gülen Cemaati’ni, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)’nin iktidara yerleştiği 2003 yılından itibaren yakın takibe aldı. Belgelerde, FETÖ'nün AKP hükümeti ve parti kadroları sayesinde rahat hareket imkânı kazanmasından; Dursun Çiçek'e ait olduğu iddia edilen "ıslak imza"nın sahte olabileceğine kadar birçok konu ABD Dışişleri yazışmalarına girmiş.
Wikileaks’in 2011 yılında sızdırdığı Amerikan Dışişleri Bakanlığı’nın "gizli" yazışmalarına göre FETÖ Amerikalılarca 2003’ten itibaren yakın takibe alınmış ve incelenmeye başlanmış.
Ajans haberlerine göre 2003 yılındaki yazışmalara göre FETÖ'nün Türkiye'de birçok liderle yakın ilgi ve bağlantısı var. Ayrıca FETÖ'nün 35 ülkede örgütlendiği belirtiliyor. Dönemin Ankara Büyükelçisi Robert Pearson, Gülencilerle yoğun temasları ve cemaatle devamlı irtibatları olduğunu özellikle belirtiyor.
2003 yazışmalarına göre FETÖ ve cemaat ileri gelenleri ile AKP yakın ilişki kuruyor ve iki grubun birlikte çalışabileceği aktarılıyor. Yazışmalarda Bülent Arınç'ın hayatını kaybeden bir oğlunun Gülen’in müridi ve cemaat mensubu olduğu ileri sürülüyor. Öte yandan AKP'li kaynaklara dayandırılan bir bilgiye göre Ahmet Davutoğlu'nun Nurcu olduğu söyleniyor. Ancak Davutoğlu'nun Fethullahçı olup olmadığının net olmadığı ifade ediliyor.
Wikileaks'in 2005'teki yazışmalarında Türkiye'deki siyaset-tarikat ilişkisi konusunda görüş paylaşımı yapılmış. Seçimlerde başarılı olmak isteyen partilerin tarikatların desteğine ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Ayrıca FETÖ'nün emniyete, yargıya ve Sayıştay'a sızdığı AKP içinde ise gedik açtığı vurgulanıyor.
Aynı yılın belgelerine göre FETÖ'nün, ABD tarafından, ılımlı İslam'ın sesi olarak tercih edilebileceği belirtiliyor. Ancak FETÖ'nün nihai hedefi ve geleceğe yönelik plânları hakkında soru işaretleri taşıdıkları vurgulanıyor. Öte yandan FETÖ'nün bazı işadamlarına “himmet” adı altında bağış yapmaları için baskı yaptığı ifade ediliyor. FETÖ okulları hakkında yapılan paylaşımda ise FETÖ'nün gelecek nesilleri şekillendirmek istediği aktarılıyor.
Wikileaks'in 2006 yazışmalarında ise FETÖ'cülerin vize taleplerindeki artıştan söz ediliyor.
2007'ye ait belgelerde ABD İstanbul Başkonsolosu Jones'un dikkat çeken bir notu bulunuyor. Jones, İşadamı Zeynel Abidin Erdem'e dayanarak aktardığı bilgide: Dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile eski İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'nun, Fetullah Gülen’le yakın bir ilişki ve sürekli işbirliği içinde olduklarını belirtiyor.
Wikileaks'in 2009 yılındaki yazışmalarda FETÖ'cülerin TSK'ya ciddi bir biçimde sızdıkları yazılıyor. Dursun Çiçek'e ait olduğu iddia edilen imzanın sahte olmasına rağmen AKP'nin, Zaman ve Yenişafak gazetelerinin imzanın sahte olduğunu görmezden geldiğini ve imzanın gerçek olduğu yönünde yayın yapmaktan kaçınmadıkları aktarılıyor. En önemlisi de, Wikileaks'in 2009 belgelerinde FETÖ'nün emniyeti kontrol ettiği ve emniyet, adalet ve memur alımları dâhil olmak üzere bütün sınav sorularının FETÖ üyelerine önceden verildiği ifade ediliyor. 

7 Ekim 2015 Çarşamba

Anarşi, terör-tedhiş ve vahşete prim veren hükümet bu alçaklık ve kalleşlikten sorumludur

Cinnet getiren eşkıyalar "Roketle öldürdükleri polisi, hunharca benzin döküp yaktılar"
AK Parti MKYK üyesi ve Diyarbakır Milletvekili adayı Galip Ensarioğlu, Şırnak’ta çatışmada öldürülen PKK’lının cesedinin polis aracına bağlanarak sürüklenmesinin kabul edilebilir ve affedilebilir bir şey olmadığını söyledi. Ensarioğlu, "Soruşturma başlatıldı, bunların takipçisiyiz. Hiç bir şekilde müsamaha edilemez. Çünkü, bundan en büyük zararı da bugün iktidarda olan AK Parti görecektir. Buna müsaade etmeyiz" dedi.
Diyarbakır’da seçim çalışmalarını yürüten AK Parti MKYK üyesi ve Diyarbakır1’inci sıra Milletvekili adayı Galip Ensarioğlu, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Şırnak’ta polise roket atarken öldürülen ve daha sonra cesedi polis aracına bağlanarak sürüklenen Hacı Lokman Birlik ile ilgili yayınlanan görüntü ile ilgili soru üzerine Ensarioğlu şunları söyledi:
"Şırnak’taki görüntü kabul edilebilir ve affedilebilir bir şey değil. Ölen şahıs kim olursa olsun, ölünün bedeni üzerinde asla bu yapılamaz ve kabul edilemez. Ben görüntüleri izledim, görüntüler polis aracının içinden çekilmiş ve çeken yaymış. Yani bunu yapan çekmiş ve çektikten sonrada yaymış, bu algı operasyonudur. Sayın Başbakan en sert şekilde eleştirdi ve soruşturma başlatıldı. Gereken neyse yapılır. Yani bu yanlışı yapanın gerek kasıtlı, gerek kasıtsız hangi amaçla yapılırsa yapılsın gereği yapılır. Soruşturma başlatıldı. Ancak, yani burada sadece tuzaklanmış olabileceğine dair ölen kişinin, pkk’lının bir kaç metre sürüklenmesi ve o tuzağın ortaya çıkarılması bahanesiyle aracın arkasına bağlanıp, çekilip görüntülerinin yayınlanması hiç bir şekilde kabul edilebilir değil, manidardır ve gerekenin de yapılması gerekir."
’ROKETLE ÖLDÜRDÜKLERİ POLİSİ BENZİN DÖKEREK YAKTILAR’
Galip Ensarioğlu, Şırnak’taki görüntünün seçimlere 25 gün kala AK Parti’yi hedefe koyup bunun siyasetinin yapılmasını da asla kabul etmeyeceklerini kaydederek şöyle konuştu:
"Onu derseniz geçen hafta Silvan’da, Diyarbakır Çermikli polisi roketatar ile öldürenler, daha sonra kepçenin içerisinde benzin döküp defalarca yaktılar ve Çermikli hemşerimiz bir avuç küle dönüştü. Ölmüştü roketle ölmüştü, çekim yapılıyordu, bu çekimler elimizde bunu yayınlayamayız. Defalarca benzin görütülüp üzerine dökülüyor ve tekrar tekrar yakılıyor. Yani kalkıp kim kime insanlık dersi verecek. Her türlüsünü reddediyor ve lanetliyoruz. Gerek Varto’da öldürülen PKK’lının çıplak bedeninin teşhir edilmesi, gerekse Şırnak’ta öldürülen şahsın iple çekilmesi kabul edilebilir değil, hepsi hakkında soruşturma başlatıldı, bunların takipçisiyiz. Hiç bir şekilde müsamaha edilemez. Çünkü, bundan en büyük zararı da bugün iktidarda olan parti AK Parti görecektir. Buna müsade etmeyiz."
YSK’NIN SANDIK KARARINI ELEŞTİRDİ
YSK’nın sandık birleştirilmesini reddeden kararını da değerlendiren Ensarioğlu, sandıklar ile ilgili teklifin Kaymakamlıklar tarafından yapıldığını ve kabul ile ret kararlarının yine ilçe seçim kurulundaki hakimler tarafından verildiğini hatırlattı.ysk’nın birleştirilme kararlarını kabul etmediğini söyleyen Ensarioğlu şöyle dedi:
"Burası hukuk devletidir, bunlara saygı duyarız, yeter ki, yargıçlar kararlarını verirken, hissi ve siyasi davranmasınlar. Eğer siyasi davranmışlarsa kötü. Çünkü, yarın sıkıntılı bölgelerde eğer oylarını kullanırken vatandaşın başına bir şey gelirse, bunun sorumlusu o kararı verenler olacak. Vatandaş gelip özgürce oyunu kullanacak, iradesi sandığa yansıyacak ama sandık başında ne olur orasını bilemeyiz."
’TÜRKİYE, ROJAVA’NIN KURTULMASINA VESİLE OLMUŞTUR’
AK Partili Ensarioğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan’ın PYD’yi terör örgütü olarak gördüğünü açıklaması ile ilgili değerlendirme yaparken şunları kaydetti:
"Türkiye, Rojava’da IŞİD ile savaşan bin 600 PYD’linin tedavisini yapmıştır. 3 bin 200 kamyon gıda yardımı yapmıştır Rojava’ya savaş sürerken. Ve daha sonra Peşmerge ve ÖSO’nun ağır silahlarla Rojava’ya geçişini sağlamıştır ve Rojavayı özgürleştirmiştir. Türkiye Rojava’nın kurtulmasını vesile olmuştur. Ama yaratılan algı tam tersi. Şimdi bile Dicle Üniversitesinde yatan yaralı Rojava’lılar var, bütün hastanelerde var. Türkiye’nin yaptığı budur. Ama, eğer siz bugün burada devam eden savaşın parçası haline getirirseniz ve oradan savaşı buraya taşıyarak çözümü barışı inşa etmek yerine bu işe vesile kılarsanız tabi ki değerlendirmeler farklı olur. Ama Suriye’de bugün bütün dünyanın emperyalist güçleri ve bu güç blokunun üyeleri savaşıyor. Suriye’de artık Suriye halkının savaşı olmaktan çıkmış bu savaş artık." (DHA | Ulusal Ajans & Ulusal Haber, 07 Ekim 2015 Çarşamba - 10:00)

8 Eylül 2015 Salı

ŞOK! ŞOK!.. ÇÖZÜM SÜRECİ İTİRAFLARI VE SUÇLULARDAN "VİCDANİ HESAPLAŞMA" SORULARI


YORUM;  ELEŞTİRİ VE KATKI:
ÖZGÜR GÜNDEM GRUP  08.09.2015   Gruplar  Kime: Ozgur_Gundem@yahoogroups.com
Geçen Cuma...
Yani en az üç gün önce.
Peki Dağlıca‘daki çatışmalar ne kadar zamandır sürüyor?
Dün değil, biraz dikkatli bakın, gazete okuyun lütfen.
Aslında hiçbir zaman tam olarak durmadı.
Ara ara, zaman zaman çok şiddetli şekilde aylardır.
Nedense herkeste bir şok olmuş, şaşırmış havalar var.
Numara çekmeyin, lütfen.
Haftalardır, bölgede her yerde çatışmalar var.
Ve bu böyle devam edecek. Başka şehitler de olacak. Neden böyle oldu peki?
Cumhurun başkanı açıkladı.
PKK Çözüm Süreci boyunca yığınak yapmış.
Ben bunu Türkçeden  Türkçeye çevireyim.
Halkı keleğe getirmişler.
AKP liderlerini kandırdıklarını düşünmüyorum.
Onlar da göz yummuşlar, sorunları ötelemek, zaman kazanmak uğruşan katlanmışlar.
Türkiye Cumhuriyeti’nin birlik ve bekası üzerinden politik taviz vermişler.
Başka neyi açıkladı?
400 milletvekili olsaymış, anayasa değişikliğiyle herkes silah bırakacak, birbirine sarılacak, ilahi bir uyum içinde dans edecekmiş.
Adam senin hiçbir yasanı takmıyor kardeşim.
Sen yasanın feriştahını çıkarsan da takmayacak.
Zaten takmayacağını da bağıra bağıra söylüyor.
Kendi kendine gelin güvey olan sensin.
Fidyeciyle, soyguncuyla, rehinciyle, gaspçıyla görüşme olur elbette.
Nasıl teslim olacağını görüşürsünüz.
İngiltere IRA‘yla görüştü, peki neyi görüştü?
Kuzey İrlanda‘nın özerkliğini mi, bağımsızlığını mı görüştü?
Demokratik özerklik mi görüştü?
Hayır, teslim olmak için yol arayan IRA liderlerine bir teslim olma yolu göstermeyi görüştü.
Tekrar hatırlatayım.
Oslo Süreci mesela.Bu size bir şeyler hatırlatıyor mu?
Doğu Perinçeğin Apo’yla gazeteci sıfatıyla görüşmesine benzemez, şakası yok.
Hükümet bölücülerle birinci elden siyasi taleplerini müzakere ediyor.
Peki ya Stratejik Derinlik. Bunu da ben dötümden uydurmadım.
Bu boku ortaya koyan eski Düş İşleri Bakanı, şimdiki yetkisiz sorumlu Başbakandır.
Peki BOP nedir? Büyük Ortadoğu Projesi. Bir de bunun EBOP olan şekli vardı.
Genişletilmiş, Büyük Ortadoğu Projesi. Bunları da ben dötümden uydurmadım.
Bu proje kapsamında küsurat ülkenin sınırları değişecekti.
Bu projenin eş başkanı şimdi Cumhurun Başkanı.
Ve hepinize bir sorum var. Ortadoğu’da mevcut sınırlardan şikayeti olan kimdir?
Türkiye mi?
İsrail mi?
ABD mi?
İran mı?
Hangi ülkeyi artık kendi sınırlarından savunmak imkansız olmuştur?
Bunca hengamede hangi ülkenin sesi soluğu çıkmıyor.
Ve sütre gerisinden sessizce Müslümanların kapışmasını keyifle izliyor.
Hangi ülke bütün bu hengameden rahatmış olabilir?
Bir de Neo-Osmanlı var. Bunu ben mi dötümden uydurdum.
BOP projesine Türkleri kendi ayaklarıyla dahil etmek için bundan daha güzel bir yem konabilir miydi?
Milyon kere yazdım, sapık tecavüzcünün elma şekeridir Neo-Osmanlı dedim.
Bütün bunlar hep vardı. On yıldır AKP liderleri bunları bağıra, bağıra söyledi, halk dinledi.
Dört genel seçim, bir referandum, bir de cumhurbaşkanlığı seçimi oldu.
Bunlar  hep soruldu. Ve halk oyladı ve onayladı.
Peki şimdi şaşırıyormuş gibi yapmanın anlamı nedir?
Masummuş gibi saf saf gözlerinizi kaçırmayın.
Siz yaptınız, siz ettiniz. Bedelini elbette ödeceksiniz.
Siz demokrasiyi çocuk oyunu mu sandınız?
Kullandığınız oyları pusulalarını pazar alışverişi listesi mi sandınız?
Oraj POYRAZ (cimcime@neomailbox.net / oraj.poyraz@openmail.cc /mehmet_yazici@runbox.com / oraj_poyraz@alpinaasia.com )
***
FW: "ÖNCE VATAN" YORUMSUZ... From: kalkanoz@windowslive.com,Subject: "ÖNCE VATAN" YORUMSUZ... Date: Mon, 7 Sep 2015 19:37:05 +0300


28 Temmuz 2015 Salı

Acaba, devam edegelen malûm süreç ne oldu? Bu yeni süreç de neyin nesi?...

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Süreç başlamıştır!...
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Çin Halk Cumhuriyeti'ne yapacağı ziyaret öncesi Esenboğa Havalimanı'nda açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bu ülkede, milli birliğimize, kardeşliğimize kast edenlerle, bir çözüm sürecini devam ettirmek mümkün değil. Olması gereken nedir? Milli birliktir, kardeşliktir" dedi. Erdoğan, HDP'nin kapatılması ile ilgili soruya da şöyle cevap verdi: "Parti kapatılmasını doğru bulmuyorum, dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla parti yöneticileri bunun bedelini ödemeli" Erdoğan bir gazetecinin 'Son gelişmelerle birlikte çözüm süreci artık bitti mi? sorusuna şu cevabı verdi;
BUNLARLA ÇÖZÜM SÜRECİ YÜRÜMEZ
-Sürecin başlangıcına bakalım geldiğimiz ana bakalım. Biz demokratik açılım olarak başlattık. Bu hükümetin samimi niyetiydi. Mesafe aldıkça olayı milli birlik ve kardeşlik projesi olarak zenginleştirdik. Akil insanlar çalışmasını başlattık.
-Anadolu'nun dört bir yanına temsilcileri göndererek nabız yokladık. O arada malum çözüm sürecini anlattılar. Bundan rahatsız olanlar oldu destekleyenler oldu. Yerel seçimlere giderken bir şeyi gördük. Çözüm sürecinin istismarını gördük. Çözüm süreci Mart'ta başbakan olarak partimin başındaydım ve maalesef karşılığını bulmadı. Genel seçimlere geldiğimizde bu işin ciddi manada hasar gördüğünü gördük. Bu hasarla birlikte artık ortada bir gerçek var.
-Bu ülkede milli birliğimize kardeşliğimize kast edenlerle bir çözüm sürecini devam ettirmek mümkün değil. Olması gereken nedir, milli birliktir.
-Çözüm süreci denen başlığın çok çok önemli olan içeriği zengin bir başlıktır. Bununla bu ülkede 78 milyon vatan evladı verilmiş haklar neyse aynen kullanacaktır. Burada bir geri adım söz konusu değildir. Ret ve inkar politikalarını ayaklar altına alan iktidar bizim iktidarımız.
"DEVLET BU VARLIĞINI BÜTÜN İMKANLARIYLA SEFERBER ETMEK SURETİYLE ORTAYA KOYACAKTIR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti, teröristlerden de onları destekleyen sözde siyasetçi, sözde aydın, sözde sivil toplum kuruluşu temsilcisi herkesten de şehitlerimizin kanlarının hesabını sorma gücüne sahiptir. Burada herhangi bir geri adım atma söz konusu olmayacaktır. Şehirlerimizde, şehirlerimizin ilçe merkezlerinde, kırsalda nerede olursa olsun bu ülkenin her santimetre karesinde devlet vardır. Devlet bu varlığını bütün imkanlarıyla seferber etmek suretiyle ortaya koyacaktır. Süreç şu anda başlamıştır, bu süreç herhangi bir rehavete fırsat vermeden de devam edecektir" diye konuştu.
"BU MİLLETİN SABRINI İSTİSMAR EDENLER HAK ETTİKLERİ CEVABI ALACAKLARDIR, ALMAYA DA BAŞLADILAR"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye, adı ve amacı ne olursa olsun ülkesine ve milletine karşı ihanet içerisine giren her türlü paralel devlet yapılanmasıyla mücadele etme dirayetine sahiptir. Bu milletin ve devletin hoş görüsünü, sabrını istismar edenler hak ettikleri cevabı en kısa zamanda alacaklardır, almaya da başladılar. Vatandaşlarımızın ellerindeki belgeleri güvenlik güçlerine ulaştırmalarının gerekliliğine inanıyorum" dedi.
"ULUSLARARASI HUKUKTAN KAYNAKLANAN NE HAKKIMIZ VARSA KULLANIYORUZ"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Bugün, NATO'nun olağanüstü bu konuyu muhtevi toplantısı var. Burada da NATO üzerine düşen neyse bu adımı atmaya hazır olduğunu beyan edeceğine inanıyorum. NATO üyesi olan bir ülke saldırıya uğraması halinde NATO, üyesi olan ülkeyle ilgili kendisine her türlü desteği verir. Şu anda saldırıya uğramış olan Türkiye, burada kendisini koruma, güvence altına alma haklarını şu anda kullanmaktadır, bunu sonuna kadar da kullanacaktır. Burada uluslararası hukuktan kaynaklanan ne hakkımız varsa kullanıyoruz, kullanmaya da devam edeceğiz. Diyoruz ki 'burada NATO'ya da düşen görevler her an olabilir dolayısıyla NATO'nun da bu konuda hazırlıklı olması talebimiz var" diye konuştu.
BALİSTİK FÜZELER
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Balistik füzelerle ilgili olarak işin başında en uygun teklifi bize veren ülke Çin Halk Cumhuriyeti olmuştur. Daha sonra bazı gelişmeler oldu, bu gelişmeler sebebiyle bazı aksamalar söz konusu. Bu ziyarette, bu konuları tekrar ele alacağız. Bu uygun teklifi zenginleştirecek teklif, bizler tarafından da makul karşılanacaktır" dedi.
GÜVENLİ BÖLGE
İlk adımın güvenli bölgenin alt yapısını oluşturmak'' olduğunu söyleyen Erdoğan, Konuyla ilgili olarak benim geçtiğimiz çarşamba sayın Obama ile yaptığımız görüşmede bunları etraflıca ele aldığımız gibi, daha önce Dışişleri bakanlığımızın ABD'li yetkililer ile yaptığı görüşmelerde de bu konular konuşuldu. Herşeyden önce malum terör örgütüyle DEAŞ ile özellikle Kuzey Suriye'deki mücadelenin verilmesi büyük önem arzediyor. Aynı zamanda ulusal güvenliğe tehdit oluşturan bölgedeki malum unsurlar var.'' dedi. ''Bizler için ikmal bölgesi dediğimiz bölgenin tehditten arındırılması ve güvenli bölge oluşturulması takdir edersiniz ki bizdeki 1 milyon 700 bin Suriyeli vatandaşların artık ülkelerine dönme beklentisi içinde olmaları bakımından zemin oluşturacaktır.'' diyerek sözlerine devam eden Erdoğan; ''İlk etapta buraların arındırılması ve temizlenmesi ve güvenli hale getirilmesinden sonra güvenli bölge tanımı yapılmasının adımı atılmış olacaktır.'' dedi.
TERÖR SADECE TÜRKİYE'Yİ İLGİLENDİRMİYOR
Terör mevzi bir sorun değil, uluslararası bi sorundur, herkesi ilgilendiriyor.  Türkiye 16 bin yabancı savaşçıya engel koymuştur.  Teröre karşı sadece Türkiye'nin mücadelesiyle olmaz.
NATO
NATO üyesi bir ülkeyiz. Şu an Türkiye bir saldırı içerisindedir.  Türkiye'de NATO'dan gelen tüm haklarını kullanmaktadır.  NATO üyeleri de "Türkiye'nin yanındayız" diyorlar... NATO'nun üzerine düşeni yapmayı devam edeceğini beyan edeceğini düşünüyorum.
PARTİ KAPATILMASINI DOĞRU BULMUYORUM
Parti kapatılmasını doğru bulmuyorum, parti yöneticileri bunun bedelini ödemeli. Gerçek kişilerle uğraşmalıyız tüzel kişilerle değil. "Terör örgütlerini kendi arkalarında gösterenler, 'biz sırtımızı şuraya, buraya dayıyoruz' diyenler, bu ifadelerin bedelini ödemelidirler ama partinin kapatılmasını asla doğru bulmuyorum."