Ulusal Haber-Ulusal Ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ulusal Haber-Ulusal Ajans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2018 Perşembe

Türkiye Cumhuriyeti "Cumhurbaşkanlığı" ya da "Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Baş'lığı" İçin altı aday (millete karşı) birbirleri ile yarışacak (!).. (ysk-Resmi Gazete, 10 Mayıs 2018)

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) Kanun ve takvim gereği "Cumhurbaşkanı seçimi geçici aday listesi" yayımlandı.
CHP ADAYI MUHARREM İNCE: "DEVR-İ SABIK YARATILMAYACAK" (Devr-i sabık yaratmak darbelerin, darbecilerin işidir. Biz, demokrasiyi ve hukuku tesis etmeye geliyoruz. Hiç kimseye yönelik özel bir husumetimiz yoktur. Hukuk dışına taşan davranışlara da müsaade etmeyiz!..) (*)
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) adayı Muharrem İnce'den YSK üyelerine tavsiye: 80 milyon onları tanımak zorunda kalmasın. Resmi Gazete'de yayımlanan YSK kararına göre, 24 Haziran'da yapılacak Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel Seçimi'nde, Cumhurbaşkanlığı için AK Parti ile MHP Grubu tarafından aday gösterilen Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP Grubu tarafından aday gösterilen Muharrem İnce'nin ve HDP Grubu tarafından aday gösterilen Selahattin Demirtaş'ın adaylık başvuruları kabul edildi.
YSK KARARI İLE ADAYLIĞI KABUL EDİLENLER:
Yüksek (?) Seçim Kurulu (YSK) kararı ile 24 Haziran 2018 günü yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve/veya Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi Başkanlığı adaylık başvuruları kabul edilen Doğu Perinçek, Meral Akşener, Temel Karamollaoğlu ve Vedat Öz için 4-9 Mayıs tarihlerinde 08.00-20.00 saatleri arasında ilçe seçim kurulu başkanlıklarına seçmenler tarafından yapılan başvuruların incelenmesi neticesinde, en az yüz bin seçmenin yazılı teklifiyle aday gösterilen Cumhurbaşkanı adaylarının Perinçek, Akşener ve Karamollaoğlu olduğu tespit edildi. Yapılan değerlendirme sonucu Cumhurbaşkanı seçimi geçici aday listesi alfabetik sıralamayla;
Doğu Perinçek, Meral Akşener, Muharrem İnce, Recep Tayyip Erdoğan, Selahattin Demirtaş ve Temel Karamollaoğlu'ndan oluştu.
Kararda, adayların doğum tarihleri ve mezun oldukları üniversitelerin bilgileri de yer aldı. YSK'nin yayımladığı Cumhurbaşkanı geçici aday listesine, 11 Mayıs Cuma günü saat 17.00'ye kadar itiraz edilebilecek.
14 MAYIS 1950 "DEMOKRASİ ZAFERİ" KAZANILIP, CUMHURİYET DEMOKRASİ İLE TAÇLANDIRILDIĞINDA; CUMHURBAŞKANI İSMET İNÖNÜ'DE, CELÂL BAYAR'DAN "DEVR-İ SABIK YARATILMAMASINI" TALEP VE TEMBİH ETMİŞ VE GARANTİLİ SÖZ ALDIKTAN SONRA DEVLETİ TESLİM ETMİŞTİ!.. (BU NE İŞ?..)
Devr-i sabık yaratmak darbelerin, darbecilerin işidir. Biz, demokrasiyi ve hukuku tesis etmeye geliyoruz. Hiç kimseye yönelik özel bir husumetimiz yoktur. Hukuk dışına taşan davranışlara da müsaade etmeyiz!

4 Nisan 2018 Çarşamba

Son dakika: Türkiye Cumhuriyeti, Rusya Devleti ve İran Cumhuriyeti Cumhurbaşkan'ları arasında yapılan Üçlü Zirve sona erdi. Zirve sonrası dünyaya flaş çağrı: "Suriye'de toprak bütünlüğü sağlansın ve buna saygı duyulsun"

Son dakika: Üçlü zirve sonrası "Cumhurbaşkanları'ndan" dünyaya flaş çağrı...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin katıldığı "Suriye" konulu Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi sona erdi. 
Liderlerden ortak açıklama yapıtı: Dünyaya çağrı yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir. Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağlanması tüm terör örgütlerine aynı mesafede olunmasına bağlıdır. Münbiç başta olmak üzere pyd/ypg'nin kontrolündeki tüm bölgeleri güvenli hale getirene kadar durmayacağımızı tekrarlamakta fayda görüyorum.Tel Fırat bölgesini, Suriyeli kardeşlerimiz için yaşanabilir hale getirmek için Rus ve İranlı dostlarımızla çalışma yürütmeye hazırız. DEAŞ ile PYD/YPG'nin aynı amaca hizmet ettiğini kabul etmeyen hiçbir anlayışın Suriye'de kalıcı barışa hizmet etmesi mümkün değildir" dedi. Suriye'nin birliğine vurgu yapan ve abd'yi topa tutan İran Cumhurbaşkanı Ruhani "ABD DEAŞ bölgemizde kalıcı olsun istiyorlar. Teröristleri bazı ülkeler eğitti ve bu teröristler Suriye'nin petrolünü satıyor. Suriye'nin birliğinin herkes tarafından tanınmasını istiyoruz" ifadesini kullandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yeni önerilerini açıklayan ve teröristlere meydan okuyan Putin ise "Rusya, İran ve Türkiye Suriye'nin toprak bütünlüğünden yanadır. Suriyeliler ileride devlet yapılarıyla ilgili parametreleri kendileri belirleyecekler. Hedefimiz tüm teröristleri ortadan kaldırmaktır. İnsani yardımla ilgili Erdoğan'ın yeni teklifi var. İsabetli teklifi Ruhani de biz de destekliyoruz" diye konuştu. Dünyanın gözü Ankara'da. Suriye'ye ilişkin müzakerelerin yapıldığı Cenevre görüşmelerinden sonuç alınamaması üzerine, ilki 22 Kasım 2017'de Soçi'de yapılan üçlü zirvenin ikincisi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleştiriliyor. Zirve, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin katılımıyla basına kapalı yapıldı.Zirveye Türkiye heyetinden Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak, Milli Savunma Nurettin Canikli, Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve MİT Müsteşarı Hakan Fidan da katıldı.

ÜÇLÜ ZİRVE SONA ERDİ
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani'nin katıldığı "Türkiye-Rusya-İran Üçlü Zirvesi" sona erdi. Suriye'ye ilişkin müzakerelerin yapıldığı Cenevre görüşmelerinden sonuç alınamaması üzerine, ilki 22 Kasım 2017'de Soçi'de yapılan üçlü zirvenin ikincisi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ev sahipliğinde saat 13.20'de başlayan zirve, çalışma yemeği ile beraber 1 saat 40 dakika saat sürdü. Üçlü zirveye ev sahipliği yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ruhani ve Putin ile ortak basın toplantısı düzenledi.

ERDOĞAN ÖNERDİ, İKİ LİDER DE DESTEKLEDİ
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye ile ilgili yeni teklifleri masaya getirdi. Suriye'de insani yardım konusunda üç ülkenin ortak çalışması ve 'güvenli bölgede konut inşaa edilmesini önerdi. Erdoğan, "Tel Abyad tarafından yani Doğu Guta'dan gelen yaralılara yönelik bir adım atılması hususunda bizler süratle, gerek Silahlı Kuvvetlerimiz, Rus Silahlı Kuvvetleriyle bir dayanışma içerisinde, orada bir Sahra Hastanesi kurmak suretiyle yaralılara ilk müdahalelerin yapılmasını temin edelim istiyoruz" dedi. Putin de Erdoğan'ın insani yardımla ilgili önerilerini desteklediklerini dile getirdi.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN DÜNYAYA FLAŞ ÇAĞRI
Zirve sonrası üç lider ortak açıklama yaptı. İlk söz alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının satır başları şöyle: Ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını ifade etmişlerdir.Bugün önümüzdeki döneme ışık tutacağına inandığımız istişareler gerçekleştirdik ve atılacak adımları belirledik. Gerginliği azaltma bölgeleri konusunda Türkiye olarak sorumluluklarımızın gereğini hassasiyetle yerine getiriyoruz. Suriye konusunda tüm dünyanın dikkate alması gereken husus Suriye'nin toprak bütünlüğünün sağalanması tüm terör örgütlerine aynı mesafede olunmasına bağlıdır. Terörle mücadele kisvesi altında (Suriye'de) yeni gerçeklikler yaratılması girişimlerini reddetmiştir. Türkiye Fırat Kalkanı harekatıyla yaklaşık 3 bin teröristini imha ettiği DEAŞ'a karşı en etkili mücadeleyi veren ülkedir. DEAŞ saldırılarında en büyük bedelleri ödemiş ülkelerden birisi de biziz.

"160 BİN SURİYELİ KARDEŞLERİMİZ GERİ DÖNEREK VATANLARINDA HAYATLARINI KURDULAR"
Her iki harekatta 4 bin kilometre kare alanı güvenli hale getirdik. Sadece güvenliği sağlamakla kalmıyoruz, kontrol altına aldığımız yerleri bölgenin asli sahipleri olan Suriyeli kardeşlerimiz için yaşanabilir hale getiriyoruz. Bilindiği gibi ülkemizde 3,5 milyon Suriyeli sığınmacıya ev sahipliği yapıyoruz. Cerablus El Bab bölgesine 160 bin Suriyeli kardeşlerimiz geri dönerek vatanlarında hayatlarını kurdular.

MÜNBİÇ RESTİ...
Münbiç başta olmak üzere pyd/ypg'nin kontrolündeki tüm bölgeleri güvenli hale getirene kadar durmayacağımızı tekrarlamakta fayda görüyorum.Suriye'de kaos çıkartılmak istenen yerlere önce DEAŞ'ın yerleşmesinin önü açılmakta, sonra onunla mücadele bahanesiyle YPG/PYD sokulmakta ve böylece terör döngüsü tamamlanmaktadır. Ne Suriye'nin, ne de bölgemizin geleceğinin üç beş terör örgütünün tasallutu altında kararmasına izin vermeyeceğiz. Yaşanan krizin ve çatışmaların kaybedeni Suriye halkıdır. Kazananın kimler olduğunu ise hepimiz gayet iyi biliyoruz. Uluslararası toplumu, Suriye'deki sorunun siyasi çözüme kavuşturulması gayretlerine destek olmaya çağırıyoruz.

ÜÇÜNCÜ ZİRVE TAHRAN'DA YAPILACAK
Suriye'nin toprak bütünlüğü bizim olmazsa olmazımızdır. AB'nin 3 milyar avro sözü var ama bunların tamamı ilgili kurumlara ulaşmış değil. Gelmese de yatırımlarımıza devam edeceğiz. Birinciyi Soçi'de yaptık, ikinciyi burada, şimdi üçüncüyü de Tahran'da yapacağız. Birilerinin Suriye dışında kendilerine göre yapmış olduğu parselasyonlar bizim için geçerli değildir. Toprak ameliyatların sıcak bakmıyoruz. Terörizmin bunu bir fırsata dönüştürüp Suriye'den ülkemize tacizde bulunmasını kabul etmeye hiç niyetimiz yok. Bizim konumumuzda hiçbir ülke var. Tüm tacizler ülkemize yapılmıştır. Bunda durmak bilmemişlerdir. Yüzü aşkın vatandaşımız roket saldırılarıyla şehit olmuştur. Bu teröristlere karşı önce Cerablus sonra Zeytin Dalı harekatıyla bölgeyi temizlemek zorunda kaldık. Oradaki altyapı çalışmalarını yine bizler yürütüyoruz. Netice alma mecburiyetimiz var, oyalanmaya tahammülümüz yok. Burada insanlar ölüyor. Afrin operasyonundaki dayanışmamızı, başta Rusya ile çok çok önemsiyorum. İran ile aynı şekilde ilgili arkadaşlarımız gerek bakan düzeyinde, gerek genelkurmay başkanlarımız bu çalışmalarını gayretli bir şekilde sürdürdükleri sürece inanıyorum ki burada barışın alt yapısını oluşturacağız.

İNSANİ YARDIM ÖNERİSİ
Tel Abyad'da bir sahra hastanesi kurmak istiyoruz. Bir de büyük fırın kurarak, oranın ekmek ihtiyacını karşılayarak oradaki mültecilere bu imkanı sağlamak istiyoruz. Putin ve Ruhani'ye şöyle bir teklifim var, güvenli bölgede konut inşası temin edelim. Bu konut inşasını yapmak suretiyle bu insanları çadırlardan kurtaralım. Bu insanlar artık bu yaşam koşullarından kurtulsun. 500'er metrekarelik bir arsaya yerel mimariyle yapılacak konutlar kendine imkanlar sağlasın. Böyle bir adımla onları normal yaşantısına kavuşturalım. Bu konuda bazı ülkelerin bazı tahahhütleri var. Böyle bir adım atarsak faydalı olacağını düşünüyoruz.

İRAN CUMHURBAŞKANI RUHANİ: TERÖR ÖRGÜTLERİ PETROL SATIYOR
Teröristleri bazı ülkeler eğitti ve bu teröristler Suriye'nin petrolünü satıyor. Suriye'nin birliğinin herkes tarafından tanınmasını istiyoruz.Bizim bölgemiz son seneler büyük ve çok önemli bir sorunla karşılaştı. Bu sorun da terörizmdir. Bazı ülkelerce eğitilmiş, bu ülkeler tarafından para sağlanmış ve modern silahlar temin edilmiştir. Bu teröristler Suriye halkına ait olan petrolü satabiliyor ve Suriye'ye ait tarihi eserleri satabiliyorlardı. Başta ABD, istiyordu ki DEAŞ gibi El Nusra gibi terör örgütleri bu bölgede uzun süre kalsın. Ama Suriye ve Irak gibi büyük halklar, dost ülkeler ve milletlerin yardımıyla bu büyük komployu bozdu.

4 BÖLGEDE ÇATIŞMASIZLIK BÖLGESİ OLUŞTURULDU
Fakat Suriye ve Irak gibi büyük halklar, dost ülkelerin yardımıyla bu tehlikeyi yok etti. Terörizmle mücadele doğrultusunda yaklaşık 15 ay önce Astana'da bir toplantı yapıldı ve bir süreç belirlendi. Bu süreçte Suriye'de kısmi ateşkes sağlandı ve 4 bölgede çatışmasızlık bölgesi oluşturuldu. Bu süreçte İran, Rusya ve Türkiye temel rol oynadı.

BUGÜN SURİYE HALKININ UMUDUNUN DÜNE NAZARAN DAHA FAZLA OLDUĞUNU GÖRMEKTEN MEMNUNUM
Bugün Suriye halkının umudunun düne nazaran daha fazla olduğunu görmekten memnunum. Suriyeli mülteciler de evlerine dönmek için bugün daha çok ümitliler. Bugün çok mutluyum ki, 3 ülke liderleri Ankara'da üçüncü zirveyi gerçekleştirdiler. Üçlü zirvelerde çok önemli ve yararlı toplantılar gerçekleştirdik. Benim için en mutlu anlar, üç ülkenin Suriye'nin mazlum halkına yardım için mutabık kaldığı an oldu.Umuyorum ki, pratikte de öyle davranalım ki, Suriye'nin mazlum halkına daha çok yardım edelim. İran İslam Cumhuriyeti'nin bakışından, Suriye sorununun hiçbir şekilde askeri seçeneği yoktur. Barışçıl çözümün teşvik edilmesi lazım.

RUSYA DEVLET BAŞKANI PUTİN: TERÖRLE MÜCADELE VURGUSU
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de 3'lü Suriye Zirvesi sonrası yaptığı açıklamada şunları söyledi: Sayın Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan, Sayın Cumhurbaşkanı Ruhani, bugünkü görüşmelerimiz son derece yapıcı bir hava içerisinde gerçekleşti. Biz detaylı şekilde Suriye'deki durumu ele aldık. Bu ülkede kalıcı normalleşmenin tesisine yönelik adımlarla ilgili görüş alışverişinde bulunduk. Önemli mutabakatlar sağladık. İmzaladığımız ortak bildiride yer aldı.

"BİZİM KESİN KARARLILIĞIMIZ SURİYE'NİN TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAMAKTAN YANADIR"
Bizim kesin kararlılığımız şu doğrultudadır. Suriye'nin toprak bütünlüğü ve bağımsızlığını sağlamaktan yanadır. Bu ilkesel tutum bugün çok önemli. Bazıları mezhepsel çatışmaları destekliyor. Suriye'yi parçalamaya çalışanlar var. Biz üçlü işbirliğimizi tüm yönleriyle artırmaya karar verdik. Astana formatı zaten verimli olduğunu defalarca kanıtlamıştır.

"SURİYELİLER ARASINDA DİYALOĞUN İLERLETİLMESİ ÖNCELİĞİMİZDİR"
İç ve dış mülteciler evlerine dönmeye başladılar. Sosyal ve ekonomik tesislerin yeniden yapılması söz konusu. Önceliklerimizden bir tanesi şudur, Suriye meselesinin siyasi boyutunu güçlendirmeye çalışacağız. Suriyeliler arasında diyaloğun ilerletilmesi önceliğimizdir. Suriye ulusal diyalog kongresinin sonuçları da çok önemlidir.

"DOĞU GUTA'DA BENZERİ OLMAYAN BİR OPERASYON GERÇEKLEŞTİRDİK"
Görüşmemizin önemli konularından bir tanesi, insani yardım meselesiydi. Bu meselenin siyasallaşmaması gerekiyor. Ve ben meslektaşlarımı Rusya'nın bu doğrulta yapmış olduğu gayretler konusunda bilgilendirdim. Doğu Guta'da benzeri olmayan bir operasyon gerçekleştirdik. Çatışma bölgelerine insani yardımlar gönderiliyor.

"HEDEFİMİZ TERÖRİSTLERİ TAMAMEN ORTADAN KALDIRMAKTIR"
Bizim hedefimiz teröristleri tamamen ortadan kaldırmaktır. Barış çabalarımızı engellemeye çalışıyorlar. Militanlar zehirleyici maddelerin kullanıldığı bazı provokasyonlara başvuruyorlar. Bununla ilgili çok net kanıtlarımız var.Ve son olarak meslektaşlarıma bu verimli görüşmelerden dolayı teşekkürlerimi sunmak istiyorum. Eminim bu zirvenin sonucunda somut tedbirler alınacaktır ve sonuçları da barış ve istikrarın tesis edilmesine yönelik çalışmalara katkı sağlayacaktır.Birinci günümüzde ikili görüşmelerimiz oldu. Bu ziyaret çok başarılı geçti. Ben Türk dostlarıma sayın Erdoğan'a teşekkür etmek istiyorum. Suriye'de siyasi çözümün yanı sıra ekonomik kalkınma en önemli sorun. Dışarıdan yatırım olmadan bunu yapamıyoruz. Bunun için tüm ülkeleri çağırıyoruz. İlk olarak insani yardım için adım atsınlar. Ama Rusya, İran ve Türkiye dışında kimse adım atmıyor. Ama mutlaka Suriye'nin alt ve üstyapısının yenilenmesi için tüm ülkeler rol almalıdır.

PUTİN ERDOĞAN'IN ÖNERİSİNİ AÇIKLADI
Türkiye, mülteci bakımından büyük bir yük aldı. Ama hakikaten çok eşsiz bir durum, diğer ülkeler Filistin'den yük aldı, Rusya olarak biz Ukrayna'dan gelen yükü üzerimize aldık. Mülteci göçmenler olmasın diye sorunları çözmemiz lazım. Erdoğan'ın yeni bir teklifte bulundu. Suriye genelinde, ihtiyaç duyan insanlara acil tıbbi yardım konusunda neler yapabileceğimizi ciddi bir şekilde değerlendireceğiz. Bu teklif çok isabetli oldu. Bu konuyu Sayın Ruhani'de destekliyor.

İLKİ SOÇİ'DE YAPILDI
Türkiye ve Rusya öncülüğünde Aralık 2016'da yürürlüğe giren ateşkes, Esed rejiminin ihlallerine rağmen bir yıl aradan sonra İsviçre'nin Cenevre kentinde yeni müzakerelerin önünü açacak Astana sürecini başlatmıştı. Cenevre görüşmelerinde bir sonuç elde edilememesi üzerine, "Suriye" konulu üçlü zirvenin ilki 22 Kasım 2017'de Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin katılımıyla Soçi'de yapılmıştı.

ERDOĞAN, RUHANİ İLE GÖRÜŞTÜ
Üçlü zirve çerçevesinde Ankara'ya gelen İran Cumhurbaşkanı Ruhani Erdoğan ile görüştü. Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde basına kapalı gerçekleşen görüşme saat 11.55'te bitti. İki liderin görüşmesi bir saat sürdü. Zirve çerçevesindeki görüşmede, ikili ilişkilerin yanı sıra bölgesel ve uluslar arası konular hakkında fikir teatisinde bulunuldu.

PUTİN İLE RUHANİ'DEN İLK MESAJ
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Suriye konulu Türkiye-Rusya-İran Üçlü Liderler Zirvesi için bulundukları Ankara'da bir araya geldi. Putin, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'ndeki görüşmenin başında yaptığı açıklamada, iki ülke arasındaki diyaloğun çeşitli alanlarda ve dışişleri bakanları, askeri yetkililer gibi çeşitli seviyelerde devam ettiğini söyledi. Rusya ve İran'ın her seviyede birlikte çalıştığını dile getiren Putin, Suriye gibi sorunlu konuları çözmek için çalışmaya devam ettiklerini belirtti. Ruhani ile Ankara'da görüşmekten duyduğu memnuniyeti ifade eden Putin, "Bu görüşme bizim için ikili ilişkileri geliştirme konusunda fırsat sunuyor." diye konuştu. Putin, "İkili ilişkilerimizi nasıl geliştireceğimizi konuşacağımız, uluslararası ve bölgesel konuları ele alacağımız bu görüşmeden çok memnunum." ifadesini kullandı. İran Cumhurbaşkanı Ruhani de iki ülkenin bölgesel meselelerde çok yakın görüşlere sahip olduğunu belirtti. Ruhani, Rus mevkidaşıyla dört yıl içinde 12 kez bir araya geldiklerini hatırlatarak "Bu da iki ülkenin ikili ilişkilerinde ve bölgesel meselelerde çok yakın ve ortak görüşlere sahip olduğunun işaretidir." dedi. İran'ın Suriye gibi bölgesel meselelerde Rusya ile iyi iş birliklerine sahip olduğunu belirten Ruhani, Rusya'nın Soçi kentinde düzenlenen liderler zirvesinin Astana süreci açısından önemli bir adım olduğunu ifade etti. Ruhani, "Bugün de Ankara'da ikinci liderler zirvesine katılmaktan memnuniyet duyuyorum. Suriye'ye güvenlik ve istikrarın geri gelmesi, mültecilerin ülkelerine dönmesi ve Suriye'nin geleceği ve kaderinin halkın oylarıyla belirlenmesi üç önemli hedefimizdir." diye konuştu. Ruhani, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde bugün yapılacak Türkiye-Rusya-İran arasındaki üçlü zirvenin bölgenin istikrar ve güvenliğine katkı sağlamasını umduğunu dile getirdi.

POLİS ALARMA GEÇTİ!
Suriye konulu üçlü zirve için Ankara'da Cumhurbaşkanı Erdoğan'la bir araya gelecek Rusya Devlet Başkanı Putin ile İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin güvenliğini 4 bin polis sağlıyor. Putin ve Ruhani'nin konakladıkları otellerde de geniş güvenlik önlemleri alındı. Liderlerin kalacakları katlar tamamen kapatılırken, ziyaret süresince otel çevresi ile buralara açılan sokak ve caddelerde de önlemler sürüyor. Çevre sokaklarda oluşturulacak uygulama noktalarında araç ve yayaların, aramaları yapıldıktan sonra girişlerine izin veriliyor. Lliderlerin güzergahları ile kalacakları otellerin çevresindeki yüksek binalarda özel harekat timleri görev yapıyor.

11 Ocak 2018 Perşembe

SON DAKİKA!.. "Türkiye sınırına sıfır noktada 3 bin 900 kilometrekarelik alanı işgal ederek terör adasına dönüştüren PKK’nın varlığını bitirme amaçlı harekât hazırlıkları sürüyor."

RUSYA VE İRAN İNİSİYATİFİ TÜRKİYE'YE BIRAKTI!
Türkiye sınırına sıfır noktada 3 bin 900 kilometrekarelik alanı işgal ederek terör adasına dönüştüren PKK’nın varlığını bitirme amaçlı harekât hazırlıkları sürüyor. [[AA]] 
Astana sürecinde İran ve Rusya’nın Afrin konusunda Türkiye’ye, ‘inisiyatif sizde’ dediği bilgisine ulaşıldı. Astana görüşmelerini takip eden ve Rus heyeti ile birebir görüşmeler yaptığını söyleyen Suriyeli uluslararası ilişkiler uzmanı Doktor Besil el-Hac Casim, 2017 Eylül ayının son haftasında yapılan 7. Astana toplantısında İran ve Rusya’nın bu kararını Türk heyetine ilettiğini anlattı. Afrin’e yapılması planlanan harekâtta yaşanan gecikmenin ABD kaynaklı olduğunu belirten Casim, şunları söyledi:
İNİSİYATİF ANKARA’DA
“Afrin ve İdlib konusunda Türkiye en az 3 ay kaybetti ve her geçen gün Türkiye’nin aleyhine işliyor. ABD şantajları ve engellemeleri sonucu TSK, Afrin’e müdahale konusunda oyalandı. Astana’da Rus yetkililer, PKK’ya ‘Tel Rıfat’tan başlayarak bölgeyi sahiplerine teslim edin’ dediklerini ancak örgütün devreye ABD’yi soktuğunu bana anlattı. Şu an Münbiç, Tel Abyad, Tel Rıfat ve Afrin konusunda Türkiye doğrudan ABD ile görüşüyor. Rusya ve İran inisiyatifi tamamen Ankara’ya bıraktı. Astana’da İran, Esed’i Afrin konusunda tepkisiz kalmaya ikna garantisi verdi. Ancak Esed ve PKK arasında birtakım gizli ve karanlık ittifaklar var. Rejimin son İdlib saldırıları Afrin konusunda dikkatleri dağıtmak ve Türkiye’yi zor duruma düşürmek içindir. Esed’e Türkiye’yi sıkıştırma amaçlı bu saldırılar konusunda bazı Körfez ülkeleri de aktif destek veriyor.”
GÜVENCE ALDILAR
Aralarında Afrin’in de bulunduğu ve PKK tarafından tek taraflı kanton ilan edilen 5 bölgede 19 Ocak tarihinde yapılacak seçimler, ABD direktifiyle iptal edildi. Kandil’den yönetilen terör örgütüne 35 bin kişilik ordu kurduran ABD, yakın zamanda ilan etmeye hazırlandığı ‘Birleşik Kuzey Suriye Federasyonu’na Afrin’i de dahil ederek Türkiye’nin askeri müdahalesine engel olmayı planlıyor. ABD’nin Afrin’i de korsan sınırlara dahil etme çabası terör örgütünün Afrin’deki sözde sorumlularından Ahmed Hedro tarafından da örgüt mensuplarına yönelik yaptığı konuşmada açıkça dile getirildi. Terör elebaşısı, Türkiye’nin muhtemel Afrin operasyonu konusunda ABD’den himaye sözü aldıklarını, herkesin rahat olması gerektiğini ve Afrin’i terk etmeyi düşünmediklerini belirtti. (Kaynak: Yeni Şafak)

9 Ekim 2017 Pazartesi

Müttefikten Misilleme ve Terör-Tedhiş (Kürt-İsrail) Koridoru Engellemesine Karşı Açık Tehdit Resti

ABD'DEN BOMBA TÜRKİYE KARARI
ABD Türkiye'ye yönelik vize işlemlerini durdurduğunu ve "süresiz olarak" askıya aldığını açıkladı. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Büyükelçiliği tarafından yapılan, konuyla ilgili açıklamada bu kararın nedeni "güvenlik" olarak açıklandı...
ABD, 09 Ekim 2017 Pazartesi günü itibarıyla geçerli olmak kaydıyla (şu an yürürlükte) Türkiye'ye yönelik vize işlemlerini durdurduğunu ve ucu açık biçimde (süresiz) askıya aldığını açıkladı. ABD Büyükelçiliği tarafından 08 Ekim 2017 Pazar günü yapılan açıklamada bu kararın nedeni "güvenlik" olarak açıklandı.
ABD'de okuyan ve tedavi gören Türk vatandaşlarının bu karardan olumsuz etkilenmesi bekleniyor. ABD'nin halihazırda vize başvurusunu durdurduğu ülkelerin arasında İran, Libya, Suriye, Yemen, kısmen Belarus, ve Kamboçya bulunması da sosyal medyada tartışma yarattı.
TÜRKİYE'DEN MİSİLLEME
Öte yandan ABD’nin Türkiye'den vize başvurularının askıya alındığını açıklamasının ardından Türkiye de ABD vatandaşlarının vize başvurularını askıya aldı. Türkiye'nin Washington Büyükelçiliği'nin yaptığı yazılı açıklamanın ise ABD'nin yaptığı açıklamayla kelimesi kelimesine aynı olması dikkat çekti.

7 Ekim 2017 Cumartesi

“Yerli, Yerel ve Milli, Orijinal Tohum” karşıtı menfur ihanet şebekeleri, Tohum Islah İstasyonlarını kapatan devşirmeler ve bunlara yardım ve yataklık eden “organize” insanlık düşmanları utansın!..

DÜNYADA TEK ÖRNEĞİ ANTALYA'DA! 
20 YIL ÖNCE BULUNDU!
Bir yanda, dünyanın en nadir faunası ve en değerli bitki örtüsüne sahip Türkiye Cumhuriyeti'nin bu doğal Milli Servetini, gücünü ve geleceğini yok etmeye çalışan amansız düşmanlar; Dahili ve harici bedhahlar, diğer tarafta: Büyük bir inanç, azim ve kararlılıkla "yerel, yerli, orijinal ve milli" değer ve varlıklarımızı korumaya çalışan bilim insanları.. İşte, millet olarak gurur duyacağımız ve her daim şükranla anacağımız sevindirici bir gelişme. Antalya’da türünün tek örneği olan bir susam çeşidi bulundu. 20 yıl önce bulunan ve bilim adamlarının üzerinde çalışma gerçekleştirdiği türün, Amerikan ince kabuklu (papershell) susamından daha verimli olduğu gözlendi.
NİTELİKLİ DOLANDIRICI; YANKESİCİ, TÜRK, TÜRKİYE VE İNSANLIK DÜŞMANI GDO MAFYASININ ZEHİRLİ MALI DEĞİL!.. YÜZDE YÜZ YERLİ VE MİLLİ FAUNA  
Antalya’da türünün tek örneği olan bir susam çeşidi bulundu. ‘Kırılgan Kapsüllü Susam’ ismi verilen türün üzerinde ise 20 yıllık bir çalışma gerçekleştirildi. Geliştirilen yeni türe, biçerdöverle hasat yapılma özelliği verildi ve bu sayede aynı karakteristik özelliklere sahip olan Amerikan ince kabuklu (papershell) susamından daha verimli olduğu gözlendi. TÜBİTAK’ın da desteklediği buluşla birlikte, Türkiye’de son yıllarda düşüşe geçen susam üretiminin artırılması ve yurt dışından ithalin de önüne geçilmesi hedefleniyor.
MEDAR-I İFTİHAR PROJE "AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ZİRAAT FAKÜLTESİ, TARLA BİTKİLER BÖLÜMÜ" NE AİT
1997 yılında kapalı susam mutant türünü keşfeden Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Musa İlhan Çağırgan, tür üzerinde üniversitede proje çalışmalarına başladı. 2004 yılında ise yine kabuğu çabuk kırılan özel bir mutantı keşfeden Çağırgan, bu tür üzerinde de yaklaşık 13 yıllık bir çalışma gerçekleştirdi. Çağırgan, ‘Kırılgan Kapsüllü Susam’ ismini verdiği tür üzerinde yeni bir kapsül geliştirerek, ürününü Amerikan ince kabuklu (papershell) susamıyla karşılaştırdı ve hasat için daha elverişli olduğunu gözlemledi. Uluslararası Atom Enerjisi Kurum (IAEA) ve TÜBİTAK da destek verdiği projesinin ürününü basın mensuplarına tanıtan Çağırgan, yeni türün, biçerdöverle hasat edilirken, tohumları zedelenmeden harmanlanabileceğini, sapları ve kapsülleri ince olan mutant sayesinde de susamın tohum/sap oranı artırılarak az girdi ile çok ürün elde edilebileceğini ifade etti.
“Yerli, Yerel ve Milli, Orijinal Tohum” karşıtı menfur ihanet şebekeleri, Tohum Islah İstasyonlarını kapatan devşirmeler ve bunlara yardım ve yataklık eden “organize” insanlık düşmanları utansın!..

15 Ağustos 2017 Salı

Bu cürmü işleyen caniler derhal yargı önüne çıkartılmalı ve PYD müttefiki ABD inşaatı mühürlenmelidir.

BAZI “ATATÜRK DÜŞMANI VE VATAN HAİNLERİ” TARAFINDAN
AOÇ ARAZİSİ YILLAR ÖNCE GİZLİCE “AMERİKA’YA” SATILMIŞ!..
Basında şok bir haber: Atatürk Orman Çiftliği Arazisinden 37 Bin Metrekare Alan 'Büyükelçilik Binası İçin ABD'ye Satıldı' Bunu fırsat bilen Melih Gökçek ise o tarihi mirası paramparça etti. En komik olanı da oyuncakçı dükkânları yapmış olması!..
TÜRK TARIMI YOKEDİLDİ
ÜSTÜNE BETON DÖKÜLDÜ
Gazete ve ajans haberleri ile sosyal medya portallarında yaklaşık bir haftadır: 1925 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün talimatıyla, Türk tarımına öncülük etmesi için kurulan “Atatürk Orman Çiftliği” arazisinden 37 bin metrekare alanın yeni büyük elçilik binası yapılmak üzere ABD'ye satıldığı aktarılıyor. Basına yansıyan bilgilere göre Mimarlar Odası Ankara Şubesi satış protokolünü istedi ancak bu talep ‘ticari sır’ denilerek reddedildi. 
Arazinin çevresi yüksek tel örgü ve duvar ile çevrildi.
Özellikle Sözcü'den Yavuz Alatan'ın haberine göre: Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve kurtarıcısı Mustafa Kemal Atatürk’ün arazisi üzerinde inşa faaliyeti sürdürülen büyükelçilik alanında, otopark ve sosyal tesisler de bulunacak.
Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Bu alan Atatürk Orman Çiftliği arazisi iken, 12 Eylül darbesinden sonra Kenan Evren'in imzasıyla (kamu yararına kullanılmak kaydıyla) Gazi Üniversitesi'ne eğitim alanı olarak devredildi'' dedi ve şöyle devam etti: “Daha sonra Gazi Üniversitesi bu araziyi TOKİ'ye devretmiş. Sonrasında da arazi ABD Büyükelçiliği'ne satılmış. Bu süreç Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin nasıl talan edildiğini de gösteriyor. Arazinin, ABD Büyükelçiliği'ne satılması sürecinde, Bilgi Edinme Kanunu'na göre satış protokolünü istedik, ‘ticari sır' diye vermediler. Bir üst kurula şikâyet ettik, onlardan da bilgi edinemedik, hukuksal süreç başlattık. Yargı yoluyla bize imzasız mühürsüz bir protokol gönderdiler.” Atatürk Orman Çiftliği'nin her bir metrekaresinin değerli olduğunu vurgulayan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Başkanı “Atatürk Orman Çiftliği arazileri amacı dışında kullanılamaz. Dava açmak için süreci takip ediyoruz'' dedi.
Çiftlik, Atatürk tarafından Hazine'ye bağışlanmıştı...
CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, Birgün gazetesinde kaleme aldığı "Atatürk Orman Çiftliği yönetmelik değişikliği ile talan edilecek" başlıklı yazısında Sayıştay raporlarını işaret etmiş ve şöyle demişti:
"19 Haziran 1933 tarihli ve 2431 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 2307 sayılı Kanun ile Atatürk’ün vefatından sonra kardeşi Makbule Hanım’ın mirasından saklı payı talep edememesi hükme bağlandı. Atatürk’ün kendi kardeşinden bile esirgeyerek halkımıza emanet olarak devir ve teslim ettiği çiftliklerin ne yazık ki tam bir yağmanın, talanın hedefi haline geldiği Sayıştay’ın raporlarında açıkça ortaya konuluyor. (...) Atatürk Orman Çiftliği, sadece bir tarım işletmesi veya bir yeşil alan değil toplumsal bir bellek alanıdır. Atatürk Orman Çiftliği arazilerinin peşkeş çekilmesine izin veremeyeceğiz. Bu toprakların amacı dışında kullanılmasına izin verenlere, kullananlara, talan edenlere, Atatürk’ün vasiyetini ihlal edenlere karşı mücadelemizi sürdüreceğiz." Diğer taraftan, bütün bu girişimlere ve tedbir gayretlerine rağmen: Balgat Mahallesi Çukurambar semtindeki geniş arazide inşaat çalışmaları “Milli şuur, manevi değer ve mukaddeslerine sahip ve saygılı Aziz ve Necip Türk Milletine Meydan okurcasına” tam bir arsızlık, edepsizlik ve küstahlıkla sürdürülüyor... Öncelikle: “Atatürk’ün arazisini, Türk düşmanı Amerikalılara satan; Bu satıştan haberdar olduğu halde; Bütün yasal yollara ve Türkiye Cumhuriyeti Mahkemelerine başvurmak suretiyle engel olmayan yetkili ve sorumlular ile bu iğrenç yolsuzluk, suiistimal, adi tasarruf ve menfur hadiseye seyirci kalan muhalefete lânet olsun. Her şeye egemen Rab bin türlü belâlarını versin inşallah…”  Hatırlayın lütfen!.. Marmara Köşkü de geçtiğimiz sene yıkılmıştı. Atatürk’ün çiftlik evi olarak bilinen yapının yıkımı tepkilere ve 'tescilli kültürel miras yok edildi’ eleştirilerine neden olmuştu.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

DEVLETİN "Hükümetin" DİKKATİNE!.. Çok Önemli Bir Haber "Kıyamet Deposunda Ölüm Tohumları" Norveç’in Kuzeyindeki Bir Adaya Kurulan “Svalbard Küresel Tohum Deposu” Hangi Kıyameti Bekliyor?

ALMAN ASILLI ABD’Lİ GAZETECİDEN ÜRKÜTÜCÜ İDDİA, İHBAR!..
KIYAMET DEPOSUNDA ÖLÜM TOHUMLARI...!!!
 “Kıyamet Tohum Deposu” Olarak Bilinen, Norveç’in Kuzeyindeki Bir Adaya Kurulan “Svalbard Küresel Tohum Deposu” Hangi Kıyameti Bekliyor?
“Svalbard dünyayı ele geçirme planının bir parçasıdır”
Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini iddia ediyor.
Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen kıyamet nedir? Esas amaç ari üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı?
KIYAMET DEPOSU 
VE ÖLÜM TOHUMLARI!..
2008 yılının Mart ayında, Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen bir ambar kuruldu. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna ‘kıyamet tohum deposu’ da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.
BURAYA KADAR HER ŞEY GAYET İYİ NİYETLİ GÖRÜNÜYOR.
Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var. Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen’in buzlaşmış kayalıklarının altında ‘dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme’ planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor. İlk baskısı 2007’de yapılan, Nisan 2009’da Türkçeye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar’ adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile ‘kıyamet muhafızları’ dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.
KIYAMET MUHAFIZLARI
Svalbard Küresel Tohum Deposunun finansörleri kimler?
-Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998’e dek NewYork merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfus populasyonunu düşürmek amacıyla 1952’de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey.
Hollywood DreamWorks Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman 
Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood DreamWorks Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı. Örgütün finansörleri ise; geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates!
Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ‘Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller! ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor.
Yani özetle, GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde ‘zaten var olan’ tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır?
EBU GARİB TOHUMLARI NEREDE?
Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?
-Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da bir araya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tekelden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.
ARİ IRK YARATMA ‘PROJESİ’
-Hayır, bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971’de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Gurubu olan CGIAR’ı kurdu.
CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) ‘modern tarım ürünü’ kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD’de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO’lu ‘Gen Devrimi’nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular.
CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı’nı ve Dünya Bankası’nı da işin içine dahil etti. Böylelikle Rockefeller Vakfı 1970’lerden itibaren küresel tarım politikalarını şekillendirebilecek konuma geldi. Ve başardı. CGIAR aslında Rockefeller ailesinin on yıllar süren bir planının parçasıydı. Bu plan ‘Proje’ olarak adlandırılan, üstün ırk yaratma planıydı.
“Rockefeller Hitler’in de finansörüydü”
ÜSTÜN IRK YARATMA PROJESİ TAM OLARAK NASIL BİR ŞEY?
-Rockefeller Vakfı’nın ve zengin finans kurumlarının 1920’lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Naziler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hitler’in öjenik çalışmaları da bugün Svalbard’a milyonlarca dolar akıtan Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti.
Rockefeller Vakfı Third Reich’s Kaiser Wilhelm Institutes’nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyordu. 2. Dünya Savaşı’nda Amerika resmi olarak savaşa Hitler Almanyasının karşısında olarak girerken, Rockefeller Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftwaffe ve Wehrmacht birliklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili Amerika senato araştırması da yapıldı.
Rockefeller Vakfı insanı ‘gen dizilimlerine’ indirgemeye çalışan sözde moleküler biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan özelliklerini dilenilen şekilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hitler’in öjenikçi bilim adamları 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sessiz sedasız ABD’ye götürülmüş ve çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusunda ilk adımları atmışlardır.
Gıdalar ile negatif öjenik
AMAÇ TARIM YANİ GIDALAR ÜZERİNDEN ÜSTÜN IRK YARATMAK MI?
-Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920’den beri biricik amacı ‘negatif öjenik’tir. ‘Negatif Öjenik’ istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir. Aile Planlaması Enternasyonal’in kurucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger 1939’da Harlem’de ‘Negro (Zenci) Projesi’ adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı mektupta açıkça dile getiriyordu: “Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz”
20 yıllık kısırlaştırma projesi
NEGATİF ÖJENİK BİR KISIRLAŞTIRMA PROJESİ Mİ?
-Örnekler üzerinden gidelim. Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, yendiği takdirde erkeği kısırlaştıran bir mısırı genetik mühendisliği marifetiyle geliştirdiklerin açıkladı. Epicyte, Svalbard’ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok ilginçtir ki Epicyte, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücülü mısırı ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti.
Bir başka örnek; 1990’larda BM Dünya Sağlık Örgütü Nikaragua, Meksika ve Filipinler’de 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı. Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi.
Test sonuçları gösterdi ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı. Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla ile birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu. Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) için tetanoz taşıyıcılı bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972’de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum deposunu ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!
HİBRİD TOHUMLARLA 
TEKEL TUZAĞI
Rockefeller’in gelişmekte olan ülkelerde yürütmüş olduğu ve hala devam eden Yeşil Devrim çalışmalarına da bu açıdan bakınca korkunç görünüyor…
– Rockefeller Vakfı 1946’da Nelson Rockfeller ile Pioneer Tohum Şirketi kurucusu Henry Wallace’ın Meksika’ya yaptıkları bir geziden sonra sadece adı yeşil olan Yeşil Devrimi başlattı. Neydi Yeşil Devrim? 60’larda Rockefeller’in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu. Yıllar sonra, Yeşil Devrim’in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tarım işi geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde yaptıkları gibi.
NASIL TEKELLEŞTİLER?
-Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid tohumların üretilmesine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid tohum patentlerinin DuPont/Pioneer Hi-Bred’in ve Monsanto’nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO’lu tohum darbesi için yolu açtı. Hibrid tohumlar ve bu tohumların ihtiyaç duyduğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rockefeller kontrolündeki büyük petrol şirketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaçları da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu. Yeşil devrim aslında bir ‘kimyasal darbeydi’. Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini finanse etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankası’ndan kredi notu alarak ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.
SONUÇ?
-Bankalara ve tefecilere borçlanan çiftçiler genellikle topraklarını kaybettiler. İş aramak için şehirlere göç ettiler; fabrikaların ucuz işçi açığı da kapanmış oldu.
Peki ya bugün?-Bugün de Gates ve Rockefeller Afrika’da Yeşil Devrim adı altında bir projeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yine GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.
Patentli biyolojik silah
BÜYÜK BİR TEKELLEŞME TEHDİDİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ…
-Amaçları tüm tohumları patentlemek ki kendilerinden izinsiz kullanılamasın. Sonra küçük çiftçileri adım adım lisans parası ödemeye mahkum edecekler, ödemeyenlere de patent ihlalinden ceza verilecek. Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak. Washington’dan gelen emirler doğrultusunda Washington’un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum vermeme olasılığı için de kapıyı aralayacaktır bu. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdalara çevrilebilirler.
F. William Engdahl kimdir?
1944 yılında ABD’nin Minneapolis eyaletinde doğan Engdahl, Princeton Üniversitesi’nde hukuk, Stockholm Üniversitesi’nde de ekonomi okudu. İlk kitabı dünya
petrol politikaları hakkında yazdığı ‘Savaş Yüzyılı’ oldu. Serbest gazeteci olarak makaleler yazan Engdahl, Almanya’da yaşıyor.
*** F. William Engdahl “Kıyamet Tohum Deposu”
KAYNAK.1) https://sonmucid.wordpress.com/2010/04/21/alman-asilli-abdli-gazeteciden-urkutucu-iddia/
*** F. William Engdahl “Kıyamet Tohum Deposu”
KAYNAK.2) https://resistancehonorable.blogspot.com.tr/2017/01/alman-asll-abdli-gazeteciden-urkutucu.html?m=1

20 Temmuz 2017 Perşembe

İHANETE ÇANAK TUTAN, ARKA ÇIKAN, DESTEK OLAN; KADİM "TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÜŞMANLARINA" YARDIM VE YATAKLIK YAPAN HAİNLERE VİZE VERENLER KAHROLSUN

KİMSE “BÜYÜKADA” HAİNLERİNİN ARKASINDA DURMASIN!..
O toplantıda gündem konusu olan ‘ihanetin yol haritası’ ve menfur amaçlarının belgesi delil sayıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Büyükada’da yapılan toplantıyla ilgili açıklamasında ‘masanın üstünde ne tür haritalar, ne tür projeler olduğunu polisimiz tespit etti’ dediği harita ortaya çıktı. Menfur ve melhus ihanet haritasının Türkiye’nin bölünmüş halinin olduğu ve toplantıya katılan İsveç Uyruklu Ali Ghravi’nin üzerinden çıktığı öğrenildi.
EMPERYALİZM UŞAĞI ÖRGÜTLER VE HAİN ÖRGÜTLENMELER
Uluslararası Af Örgütü ile Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Gündemi ve Eşit Haklar İçin İzleme Dernekleri’nin Büyükada’da bir otelde yaptıkları toplantı Türkiye’nin gündemine oturmuştu. Toplantının polis tarafından basılmasının ardından 10 aktivist gözaltına alınırken önceki gün 6’sı ‘terör örgütüne yardım ve yataklık etmekten’ dolayı tutuklanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Büyükada’daki toplantıyla ilgili ‘masanın üstünde ne tür haritalar ne tür menfur ihanet projeleri olduğunu polisimiz tespit etti” diyerek üzerinde çalışılan bir harita olduğuna işaret etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği haritanın toplantıya katılan İsveç Uyruklu Ali Ghravi’nin üzerinden çıkan ve Türkiye’nin Doğu bölgelerinin bölünmüş olduğu bir harita olduğu ortaya çıktı.
BÖLÜNMÜŞ HARİTA
Yeryüzünde “en önemli ve değerli, hatta vazgeçilmez İnsan Hakkının Adalet, Hukuk ve gerçek Demokrasi” olduğunun idrakinde olmayan Uluslar arası Af Örgütü ile Helsinki Yurttaşlar Derneği Emperyalizmin amaçlarına hizmet ediyor. Bu masum görüntü ardında menfur amaçlarla çalışan örgütte, İnsan Hakları Eğitmeni ve bilişim uzmanı olduğunu ifade eden Ghravi’den ele geçen haritada, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde yer alan Doğu ve Güneydoğu Bölgesinin büyük bir bölümünün çizilen sınırla, Kuzey Irak ve Suriye’de Kürt kökenlilerin yaşadığı alanlarla birleştirildiği görülüyor. Yine aynı Haritada İran sınırları içerisinde kalan belirli bölgeler de bu harita içinde tek sınır olarak yer alıyor.
MİT’E SUNULAN BELGE
Toplantıda gözaltına alınanlar arasında olan Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi Nalan Erkem’den çıkan belgede ise FETÖ terör örgütü soruşturmasında tutuklanan Bedriye İştar Tarhanlı ile defalarca görüştüğü ortaya çıktı. Ele geçirilen dijital malzemeler arasında delil olarak yer alan bir belgede ise MİT tarafından TBMM Araştırma Komisyonuna 2012 yılında gizli ibaresiyle gönderilen bir belge yer aldı. Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser’in telefon ve bilgisayarında yapılan incelemelerde ise, Af Örgütü’ne üye olmak isteyen PKK’lı bir doktorun mesajları bulundu. Mesajda, bu kişinin uzun zamandır PKK üyesi olduğu, Kuzey Irak’ta cephede bulunduğu ve Af Örgütü’ne katkı sağlamak istediği yer alıyor. (Yararlanılan Kaynak ve alıntı: Mehmet Ali Demir / Vatan)