1 Ağustos 2017 Salı

Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Milleti büyük bir alçaklık, kalleşlik, düşmanlık ve küstahlıkla yüz yüze!..

 SON DAKİKA... 
ABD, YPG'YE BU SLÂH VE MÜHİMMATI TESLİM ETTİ! GİZLEME GEREĞİ BİLE DUYULMAYAN MENFUR KONVOY FOTOĞRAFLANDI...
Sözde dost, müttefik ve BOP (BİP) Proje Ortağı, eş başkanlık düzeyinde ortak ve taraf göründüğümüz ABD'nin YPG'ye verdiği zırhlı araçlar, Rakka yolunda Reuters tarafından görüntülendi. İhanete çanak tutan ve hainleri, eşkıya ve çeteleri teşvik eden, alenen destekleyen ABD Konvoyunda mayın temizleme araçları dikkat çekiyor. Ayrıca Hummerlar ve 4x4 jipler bulunuyor.
Suriye'nin kuzeyinde menfur terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG'ye verilen ABD silâhlarının en yeni ve en son güncel (01 Ağustos 2017-Salı tarihli) fotoğrafları geldi.
Reuters, Rakka'ya doğru ilerleyen zırhlı araç konvoyunu görüntüledi. Konvoyda çok sayıda Hummer, 4x4 jip ve mayın temizleme araçları dikkat çekiyor. Anadolu Ajansı, silah ve zırhlı araç taşıyan 100 TIR'ın Irak sınırından geçerek Haseke'ye girdiğini dün duyurmuştu.
ABD, Türkiye'nin karşı çıkmasına rağmen YPG ile birlikte Rakka operasyonunu yapıyor. Pentagon, şimdiye kadar teröristlere yüzlerce TIR'lık silah, zırhlı araç ve askeri mühimmat verdi. AA'nın verilerine göre, son teslimatla birlikte sayı 909 TIR'a ulaştı.
Verilecek silah listesinde ise 12  bin kalaşnikof marka tüfek, 6 bin makineli tüfek ve 3 bin 500 ağır makineli tüfeğin yanı sıra 3 bin Amerikan yapımı RPG-7 ve 1000 Amerikan yapımı AT-4 veya Rus yapımı SPG-9 tanksavarın da yer aldığı görülüyor. Temmuz ayı başında elindeki en büyük kent olan Irak'taki Musul'u yitiren terör örgütü IŞİD, Rakka'da da yaklaşık bir aydır kuşatma altında. Kentin yarısını kaybeden örgüt, gittikçe dar bir alana sıkışıyor.
Rakka'nın hemen güneyinde, Fırat Nehri'nin altında ise Şam rejimine ait Ordu birlikleri IŞİD'lileri doğuya doğru sürüklüyor. Ordu birliklerinin kısa sürede Deyr ez Zor'a ulaşması bekleniyor. Söz konusu kentte rejime ait güçler aylardır bir alanı kontrol ediyor.
TAHLİYE KONVOYU YOLDA
Suriye'nin güneyinde ise, varılan ateşkes sonucunda binlerce silahlı muhalif ve sığınmacı Lübnan sınırındaki Arsal'dan kuzeydeki İdlib tarafına tahliye ediliyor. Reuters haber ajansı, yaklaşık 9 bin muhalif ve yakınlarını taşıyan otobüs konvoylarının Pazartesi günü bölgeden ayrılmaya başladığını bildiriyor.
Hizbullah ve rejimin bir haftayı aşan operasyonu sonucu geri çekilen El Nusra bağlantılı ekiplerin de yer aldığı silahlı gruplar, tahliye karşılığında Hizbullah esirlerini iade ediyor. Hizbullah'a yakın El Manar TV, sekiz esirin verildiğini duyurdu.
TARAFLAR ARASINDA CENAZE TAKASI DA GERÇEKLEŞTİ.
RUS ASKERLERİ DERA'DA! HAVALİMANINA RUS BAYRAĞI ASILDI
Anadolu Ajansı, varılan ateşkesle birlikte Rus güçlerinin Dera'da konuşlanmaya başladığını bildiriyor. Rus askerlerinin altı ayrı bölgeye yerleştiğini aktaran haber, yerel kaynaklara dayandırıldı. Dera’nın kuzeydoğusundaki Saale Askeri Havalimanı'na da Rus bayrağı asıldı.
Dera, Türkiye, Rusya ve İran'ın dört bölgelik çatışmasızlık noktalarından biriydi. Son hayata geçen ateşkes ise, ABD ve Rusya'nın anlaşmasıyla ortaya çıktı.
İran'ın desteklediği Hizbullah, yedinci yılına çoktan giren iç savaşta önemli bir rol oynadı. Beşar Esad için savaşan binlerce Hizbullah militanı, yıllardır Suriye'deki cephelerde.
Yüzlerce insanın yaşamını yitirdiği Suriye iç savaşı, 15 Mart 2011 tarihindeki gösterilerin daha sonra çatışmaya dönüşmesiyle başladı. En az 11 milyon Suriyeli evlerini terk etmek zorunda kaldı, bu rakam ülke nüfusunun yaklaşık yarısını ifade ediyor. Savaştan kaçanlar başta Türkiye olmak üzere komşu ülkelere sığındı, binlercesi Avrupa'ya gitmek isterken alabora olan göçmen teknelerinde öldü.

31 Temmuz 2017 Pazartesi

Başta İstanbul olmak üzere bütün Anadolu'da ard arda yaşanan afet ve felâketlerin sebebi: Başta Belediyeler olmak üzere, Üniversiteler, ilgili-yetkili ve sorumlu kurum ve kuruluşlar ile Hükümettir!..

İSTANBUL'DAKİ FELAKETİN NEDENİ SÜPER HÜCRE Mİ? SÜPER HÜCRE NEDİR?
İstanbul'daki felaketin nedeni Süper hücre mi? Süper hücre nedir İstanbullu vatandaşlar 9 günde 2 kez facia atlattı. Hava durumunun ani değişimi ve temmuz ayında dolu yağması insanları şaşırttı. Meteoroloji uzmanları ise bunun süper hücre olduğunu ve ara sıra Anadolu'da da yaşandığını söylüyor. Süper Hücre'nin en önemli özelliği 'mezosiklon' özelliği. Genişliği 3 ila 8 kilometre civarında olan siklondur. Bunu bir bulut oluşumunda dönen bir bulut gibi gözlemleyebilirsiniz.
İstanbul dün çok şiddetli dolu ve yağmurun etkisi altındaydı. 9 gün önce de aynı durumun yaşanmasının nedeni süper hücre. Peki süper hücre nedir hava durumunu nasıl etkiliyor?  19 Mayıs Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü'nden Yrd. Abdullah Kahraman İstanbul'da yaşanan felaketle ilgili açıklamalarda bulundu. Abdullah Kahraman dün akşam yaşananlarla ilgili olarak şu açıklamalarda bulundu: Bu süper hücreli fırtınaydı. Bu sistem bizim birkaç gündür takip ettiğimiz bir sistemdi. Bir önceki seldeki durum bir süper hücre değildi teknik olarak. O orta ölçekli konvektif sistemdi.Süper hücreli fırtına genişliği yaklaşık 10 km mertebesinde olan fırtınadır. Orta ölçekli konvektif fırtına çok daha geniş bir alanda olur. Bugünü karmaşık yapan şu. Orta ölçeklif konvektif sistem söz konusuydu Trakya'dan. Bir de güneybatıdan gelen bir orta ölçekli konvektif sistem vardı.
SÜPER HÜCRE NEDİR?
Süper Hücre'nin en önemli özelliği 'mezosiklon' özelliği. Genişliği 3 ila 8 kilometre civarında olan siklondur. Bunu bir bulut oluşumunda dönen bir bulut gibi gözlemleyebilirsiniz. Kenarları, çeperleri çok belirlidir. Geçen haftaki selde böyle bir durum yoktu. Dün süper hücre karakterini işaret eden çok sayıda emare gördük. Yüzde 99 'süper hücre'ydi.
EKSTREM BİR OLAY
Gökgürültülü fırtınanın belki de yüzde 1'i süper hücredir. Çok çok az görülür. Bir keresinde 15 Ağustos 2004'te İstanbul üzerinden geçmişti. Yalova'da hortum yapmıştı. Ekstrem bir olay. İstanbul'a denk gelmesi talihsizlik.
ANADOLU'DA OLUYOR
Türkiye'de uzun yıllardır kayıtlarda olan bir hadise. Anadolu'nun pek çok yerinde seyrek olarak görülüyor. Bugünün önemi İstanbul'a denk gelmesi. Çok büyük zararı olmuştur. Dolu dışında hasar yapan şey de şiddetli rüzgardı. Soğuk havanın aşağı doğru boşalması gibi bir mekanizma var. Normalde gök gürültülü fırtınalar aşağıdan yukarıya doğru bir hareketle başlarlar, yerin çok fazla ısınmasıyla ilgili bir durumdur. Hava ne kadar nemliyse o kadar hafiftir. Isınan hava yükselir.
FIRTINA NEDENİ SICAKLIK FARKI
Dünkü durumda yer sıcaktı, yukarı seviyede soğuk hava vardı. Dolayısıyla sıcaklık farkı çok fazlaydı. Bu durumda çok fazla fırtına enerjisi meydana geliyor.
TAM İSTANBUL ÜZERİNDE DENK GELDİ
Çevre koşulları o şekilde gelişti ki, yukarıdaki hava aşağıdaki havaya göre çok ağır ve soğuk kaldı. Olduğu gibi aşağıya çöktü. Dolayısıyla hem bir dolu hem bir fırtına etkisi var. Bu fırtına tam İstanbul üzerinde denk geldi. Yani bu açıdan ilginç bir olaydı. 2014'te de bir hortum yaşamıştık. İstanbul bu tip hadiselere çok uzak değil. 1914'teki hortumda Büyükçekmece'de 2 kişi hayatını kaybetmişti.
"TÜRKİYE ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI” YOL GÖSTERDİ, AKIL VERDİ VE ACİLEN TEDBİR ALINMASI İÇİN SORUNLULARI UYARDI!
ÇOK ÖNEMLİ VE ACİL TEDBİR GEREKTİREN BİR KONU: ‘EN ÇOK TÜRKİYEYİ VURACAK’
Küresel iklim değişikliğine ilişkin tartışmaların Türkiye için yeniden gündeme geldiğini söyleyen Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Bozoğlu, ‘İç Anadolu’da kuraklık, Ege ve Akdeniz’de ise sel riski var’ dedi. Dünya üzerinde iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Baran Bozoğlu, “Çünkü üç tarafı denizlerle çevrili ve Akdeniz Havzası’nda. Bilimsel modelleme çalışmalarında sel felaketleri, bazı bölgelerde kuraklık ve tarımsal üretimin düşüşü özelinde en büyük etkinin Türkiye’de olacağı görülüyor. En çok etkilenecek şehirlerin başında ise İstanbul ve İzmir’in geldiğine dair bir akademik çalışma yeni yayınlandı” ifadelerini kullandı.
[29 Temmuz 2017, Çevre Mühendisleri Odası Başkanlığı  / Ankara]
İstanbul’da yaz ortasında yaşanan sel ve fırtına, tüm dünyanın üzerinde durduğu küresel iklim değişikliğine ilişkin tartışmaların, Türkiye özelinde yeniden gündeme gelmesine neden oldu. Çevre Mühendisleri Odası Genel Başkanı Baran Bozoğlu, dünyanın hızlı bir iklim değişikliği problemi ile karşı karşıya bulunduğunu belirterek, “Bu durum zaman zaman doğrudan bazen de hissettirmeden hayatımızı etkiliyor. İklim değişikliği dendiğinde genelde ilk aklımıza gelen şey küçük bir buzun üzerindeki kutup ayısıdır. Yapayalnız kalmış, buz eriyor ve ölme tehlikesiyle karşı karşıya gibi bir imaj kafamızda canlanıyor. Ancak iklim değişikliği aynı zamanda sel felaketi karşısında İstanbul’da arabaların tepesinde mahsur kalan insanlar da demek. Yani sadece kutup ayıları değil hepimiz tehlikedeyiz” ifadelerini kullandı.
KURAKLIK VE SEL RİSKİ
Bozoğlu, şu değerlendirmelerde bulundu: “Sanayi Devrimi’nden sonra dünya yüzeyinde yaklaşık 1.1 santigrat derece sıcaklık artışı olduğunu görüyoruz. İklim değişikliğinin anlamı; buzulların erimesi, sel felaketlerinin artması, kuraklığın çesitli bölgelerde yoğunlaşması, biyoçeşitlilik dediğimiz türlerin risk altına girmesi, ekolojik dengenin bozulması ve gıdaya erişimde sorun yaşanması demektir. Vücudumuzdaki 2-3 derecelik bir artış bizi nasıl hasta ediyorsa dünyada da sıcaklık dengesi bozulduğu anda bütün sistem alt üst oluyor. Dünyanın ısınma potansiyeline bakınca çok daha büyük felaketlerle karşı karşıya kalacağımızı görmek gerekiyor. Türkiye özelinde ise İç Anadol’da ciddi kuraklık, temiz içme suyuna erişimde sıkıntı, Ege ve Akdeniz’de ise sel ve taşkın riskiyle karşı karşıyayız.”
‘YAĞMUR KANALLARI AYRILMALI’
Bozoğlu, İstanbul’daki yapılaşmaya da dikkat çekerek, “İstanbul’da her taraf betonlaşmış. Mevcut park ve bahçeler daraltılıyor. İşte kent merkezindeki yeşil alan azaldığı zaman yüzeyden akan suyun yer altı suyuna karışması engelleniyor. Betonun üzerine yağacak yağmuru tutacak kanalları da yeterince inşa etmiyoruz. Şehirde kanalizasyon sistemi ile yağmur toplama kanallarının ayrılması gerekiyor. Herkesin vicdanını ortaya koyması lazım... Koca kentte 50-150 santimetreçapındaki borularla kanalizasyonu yönetmeye çalışırsak, mazgalları temizlemezsek sel felaketi kaçınılmaz olur” dedi.
TOPLU TAŞIMA ÖNERİSİ
Bozoğlu, söyle devam etti: “İklim değişikliğinin temel sebeplerinden birisi de araç kullanımı. Raporlar Ankara’nın hava kirliliğinin yüzde 33’ten fazlasının araçlardan kaynaklı olduğunu gösteriyor. İstanbul, Ankara ve İzmir’de temiz hava solumuyoruz. Araba kullanımı azaltılıp toplu taşıma geliştirilmeli. Küresel ısınma ile birlikte orman yangınlarında artış olduğu bilimsel raporlara yansımış durumda. Yaz aylarında etrafa atılan sigara izmaritleri, cam parçaları, hafriyat kamyonlarının orman alanlarına izinsiz bir şekilde hafriyat dökmeleri büyük sorun. Çevresel suç işleyenlerin mutlaka kanun önünde yargılanması gerekiyor. Sorumlu bürokrat ve siyasilerde bu konuda hesap verebilir nitelikte olmalı.”
‘EN ÇOK TÜRKİYE ETKİLENECEK’
Dünya üzerinde iklim değişikliğinden en çok etkilenecek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Baran Bozoğlu, “Çünkü üç tarafı denizlerle çevrili ve Akdeniz Havzası’nda. Bilimsel modelleme çalışmalarında sel felaketleri, bazı bölgelerde kuraklık ve tarımsal üretimin düşüşü özelinde en büyük etkinin Türkiye’de olacağı görülüyor. En çok etkilenecek şehirlerin başında ise İstanbul ve İzmir’in geldiğine dair bir akademik çalışma yeni yayınlandı” ifadelerini kullandı.
HAYDARPAŞA LİMANI SAVAŞ MEYDANI GİBİ
Kötü hava koşullarının en fazla zarar verdiği Haydarpaşa Limanı’nda ortaya çıkan zarar gün ışığıyla birlikte ortaya çıktı. Devrilen vinçler ve ardından başlayan yangın nedeniyle dün limanda yükleme ve boşaltma yapılamadı. Liman sahasında zarar tespit çalışmalarının sürdüğü, tamamlanmasının ardından enkazların kaldırılma işlemlerine geçileceği öğrenildi.
ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI SORUMLULUĞU HALKA YÜKLEDİ VE MİLLETİ UYARDI: "METEOROLOJİ’NİN DUYURU, HABER VE İKAZLARINI DİKKATE ALIN"
Orman ve Su İşleri Bakanlığı’nca, önceki gün İstanbul’da meydana gelen sağanak yağışın ardından, Meteoroloji’nin yapmış olduğu uyarının tam anlamıyla gerçekleştiğinin görüldüğü belirtilerek, “Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tahmin ve uyarıları dikkate alınırsa bu tip hadiseler daha az zararla atlatılabilir” ifadesi kullanıldı. Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün perşembe günü 10.45’te yayımladığı 168 numaralı uyarıda söz konusu dolu yağışı, yıldırım hadisesi, ani sel, su baskını ve yağış öncesi kısa süreli fırtına konusunda gerekli ikazların yapıldığı, yapılan ikazların da anında ilgili mercilere iletildiği kaydedildi. Açıklamada, şu ifadelere yer verildi: “İstanbul’da meydana gelen hadiseler dikkate alındığında Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün uyarısının tam anlamıyla gerçekleştiği görülüyor. Ayrıca basında bir bilgi kirliliği yaşanıyor ve herkes bir tahminde bulunuyor. Bu yüzden bütün ilgili birimler, basın ve vatandaşlar Meteoroloji’nin uyarılarını dikkate alırsa bu tip hadiseler daha az zararla atlatılabilir.

26 Temmuz 2017 Çarşamba

DEVLETİN "Hükümetin" DİKKATİNE!.. Çok Önemli Bir Haber "Kıyamet Deposunda Ölüm Tohumları" Norveç’in Kuzeyindeki Bir Adaya Kurulan “Svalbard Küresel Tohum Deposu” Hangi Kıyameti Bekliyor?

ALMAN ASILLI ABD’Lİ GAZETECİDEN ÜRKÜTÜCÜ İDDİA, İHBAR!..
KIYAMET DEPOSUNDA ÖLÜM TOHUMLARI...!!!
 “Kıyamet Tohum Deposu” Olarak Bilinen, Norveç’in Kuzeyindeki Bir Adaya Kurulan “Svalbard Küresel Tohum Deposu” Hangi Kıyameti Bekliyor?
“Svalbard dünyayı ele geçirme planının bir parçasıdır”
Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl, tarım sektörünü elinde tutan GDO devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini iddia ediyor.
Svalbard hariç dünyadaki diğer tohum depolarını bekleyen kıyamet nedir? Esas amaç ari üstün ırk yaratmak mı yoksa istenmeyen ırkları yiyeceklerle kısırlaştırmak mı?
KIYAMET DEPOSU 
VE ÖLÜM TOHUMLARI!..
2008 yılının Mart ayında, Norveç’in kuzeyindeki Spitsbergen adasında “Svalbard Küresel Tohum Deposu” adı verilen bir ambar kuruldu. Donmuş bir dağın 130 metre altına inşa edilen ambarda şu anda dünyanın dört bir yanından yaklaşık 3 milyon farklı tohum özel ambalajlarda saklanıyor. Kuzey Kutbu’na 1100 kilometre uzaklıkta olan buzdağı ambarında bazı dayanıklı tohumlar 1000 yıl kadar bozulmadan kalabilecek. Her türlü nükleer saldırıya, patlamaya ve depreme dayanıklı olan bu tohum deposuna ‘kıyamet tohum deposu’ da deniyor. Dünya üzerindeki tüm tohum çeşitlerini bir araya getirmeyi hedefleyen ambarın amacı, gelecekte dünyanın başına gelebilecek nükleer savaş, meteor düşmesi veya iklim değişimi gibi bir felaket durumunda, tohum çeşitliliğinin korunmasını sağlamak.
BURAYA KADAR HER ŞEY GAYET İYİ NİYETLİ GÖRÜNÜYOR.
Ancak Alman asıllı Amerikalı araştırmacı-gazeteci F. William Engdahl’ın bu proje ile ilgili dehşet verici şüpheleri var. Engdahl, tarım sektörünü ellerinde tutan GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) devlerinin bizim bilmediğimiz bir şeyler bildiklerini düşünüyor. Spitsbergen’in buzlaşmış kayalıklarının altında ‘dünyayı ekonomik ve genetik olarak ele geçirme’ planlarının yattığını iddia eden Engdahl, teorisini ambar projesi finansörlerinin kimlikleri ve geçmişleri hakkında ayrıntılı hatırlatmalar yaparak ispatlıyor. İlk baskısı 2007’de yapılan, Nisan 2009’da Türkçeye çevrilen “Ölüm Tohumları/ Kalıtımın Değiştirilmesinin Arkasındaki Karanlık Oyunlar’ adlı kitabın da yazarı olan Engdahl ile ‘kıyamet muhafızları’ dediği finansörlerin kimlikleri, neler yaptıkları ve Svalbard Küresel Tohum Deposu üzerindeki hedefleri hakkında konuştuk.
KIYAMET MUHAFIZLARI
Svalbard Küresel Tohum Deposunun finansörleri kimler?
-Öncelikle, bu ambarın Global Crop Diversity Trust (GCDT- Küresel Hasat Çeşitliliği Örgütü) aracılığıyla işletildiğini söylemeliyim. Nisan 2009 rakamlarına göre 123 milyon dolarlık bir finansmanları var. Roma’da kurulan bu örgütün başında Kanadalı Margaret Catley-Carlson bulunuyor. 1998’e dek NewYork merkezli Nüfus Konseyi’nin de (Population Council) başkanıydı. Bu konsey John D. Rockefeller’ın nüfus populasyonunu düşürmek amacıyla 1952’de kurduğu, aile planlaması adı altında gelişmekte olan ülkelerde kısırlaştırma çalışmaları yürüten bir konsey.
Hollywood DreamWorks Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman 
Diğer GCDT üyeleri arasında Hollywood DreamWorks Animation’a başkanlık eden Lewis Coleman da var. Coleman ABD’nin en büyük Pentagon anlaşmalı askeri endüstri şirketi olan Northrup Grumman Corporation’ın da kurul başkanıydı. Örgütün finansörleri ise; geçen yıl şirketin aktif yönetiminden çekilerek kurduğu Bill-Melinda Gates Vakfı aracılığıyla kendini Asya ve Afrika’daki çiftçilere yardıma adayacağını beyan eden Microsoft’un kurucusu Bill Gates!
Dünyanın en büyük patentli GDO tohum ve tarım kimyasalları devi ABD’li DuPont/Pioneer Hi-Bred! Yine bir ABD’li GDO devi Monsanto! İsviçre menşeli GDO tohum ve tarım kimyasalları şirketi Syngenta! 1970’lerde 100 milyon dolarlık bir kaynakla ‘Yeşil Devrim’ diye bilinen tohumda gen devrimini başlatan ve tarımsal değişim ile ideal genetik saflığı sağlama çalışmalarını yürütmek üzere dünyanın en büyük vakıflarından birini kuran petrol devi Rockefeller! ABD, İngiltere, Norveç, Almanya, İsviçre ve Kanada’dan da devlet fonları aktarılıyor.
Yani özetle, GDO (genetiği değiştirilmiş organizma) tohumları az gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere yayarak tarlalardan orijinal tohumların kökünü kazıyan şirketler, şimdi dünya üzerindeki tüm orijinal tohumları olası bir kıyamet günü için kutuplarda buzdan bir adaya saklıyor. Dünyanın pek çok ülkesinde ‘zaten var olan’ tohum depolarına ne gibi bir felaket gelecektir ki, Svalbard’a muhtaç kalınacaktır?
EBU GARİB TOHUMLARI NEREDE?
Nükleer savaş, iklim değişimi veya meteor düşmesinin dışında bir felaketten mi söz ediyorsunuz?
-Evet, planlı bir felaketten söz ediyorum. Bunu anlamak için yalnızca 2003 Amerikan bombardımanından sonraki Irak’a bakmak yeterli. Irak medeniyetlerin beşiği ve binlerce yıl önce buğday tarımının doğduğu yerdir. Ebu Garib’de yüzlerce yılda geliştirilen buğday tohumu çeşitlerinin yer aldığı bir tohum bankası bulunuyordu. Amerikan bombardımanından sonra tohum mahzeni tarihe karıştı. Artık kimse o tohumların nerede olduğunu bilmiyor. Düşünün, dünyadaki tüm tohum çeşitleri NATO destekli Svalbard’da bir araya getirilip kontrol altına alındığında, dünyadaki diğer paha biçilmez tohum bankalarını savaşlar ve terörist eylemler ile yok etmek çok kolay olacak! Sonrasında da Monsanto ve DuPont gibi devler kendi GDO tohumlarını tüm dünya çiftçilerine tekelden sunabilecekler. Yani tüm tohum çeşitlerini ele geçirdikten sonra dünyanın diğer tohum bankalarını, tekel oluşturabilmek amacıyla yok edebilirler.
ARİ IRK YARATMA ‘PROJESİ’
-Hayır, bunu açıklamak için önce kıyamet muhafızlarının kimliklerinden ve geçmişte neler yaptıklarından biraz söz edelim. Rockefeller 1971’de Uluslararası Tarım Araştırmalarında Küresel Danışmanlık Gurubu olan CGIAR’ı kurdu.
CGIAR, üçüncü dünya ülkelerinin bilim adamlarının ve agronomistlerinin (tarım uzmanı) ‘modern tarım ürünü’ kavramlarında uzmanlaşmaları ve ABD’de öğrendiklerini ülkelerine götürmeleri ile yakından ilgilendi. GDO’lu ‘Gen Devrimi’nin yaygınlaşması için paha biçilmez bir etki şebekesi oluşturdular.
CGIAR, daha etkin olabilmek için BM Gıda ve Tarım Örgütünü (FAO), BM İlerleme Programı’nı ve Dünya Bankası’nı da işin içine dahil etti. Böylelikle Rockefeller Vakfı 1970’lerden itibaren küresel tarım politikalarını şekillendirebilecek konuma geldi. Ve başardı. CGIAR aslında Rockefeller ailesinin on yıllar süren bir planının parçasıydı. Bu plan ‘Proje’ olarak adlandırılan, üstün ırk yaratma planıydı.
“Rockefeller Hitler’in de finansörüydü”
ÜSTÜN IRK YARATMA PROJESİ TAM OLARAK NASIL BİR ŞEY?
-Rockefeller Vakfı’nın ve zengin finans kurumlarının 1920’lerden beri genetik olarak üstün ırk yaratmayı meşrulaştırmak için kullandıkları öjenik bilimi daha sonradan genetik mühendisliği olarak değiştirilmiştir. Hitler ve Naziler buna ari üstün ırk diyorlardı. Hitler’in öjenik çalışmaları da bugün Svalbard’a milyonlarca dolar akıtan Rockefeller Vakfı tarafından finanse edilmişti.
Rockefeller Vakfı Third Reich’s Kaiser Wilhelm Institutes’nün ari ırk öjenik çalışmalarını finanse ediyordu. 2. Dünya Savaşı’nda Amerika resmi olarak savaşa Hitler Almanyasının karşısında olarak girerken, Rockefeller Standard Oil Group, illegal olarak Alman Luftwaffe ve Wehrmacht birliklerine petrol nakline devam etti. Bununla ilgili Amerika senato araştırması da yapıldı.
Rockefeller Vakfı insanı ‘gen dizilimlerine’ indirgemeye çalışan sözde moleküler biyoloji bilimini yaratmıştı ve sonunda insan özelliklerini dilenilen şekilde değiştirmeyi amaçlıyorlardı. Hitler’in öjenikçi bilim adamları 2. Dünya Savaşı’ndan sonra sessiz sedasız ABD’ye götürülmüş ve çeşitli yaşam formlarının genetik olarak tasarlanması konusunda ilk adımları atmışlardır.
Gıdalar ile negatif öjenik
AMAÇ TARIM YANİ GIDALAR ÜZERİNDEN ÜSTÜN IRK YARATMAK MI?
-Aslında daha da kötüsü. Rockefeller, Carnegie, Harriman ve diğer zengin elit aileler tarafından fonlanan öjenik (üstün ırk yaratma) lobisinin 1920’den beri biricik amacı ‘negatif öjenik’tir. ‘Negatif Öjenik’ istenmeyen soyların sistemli bir şekilde yok edilmesidir. Aile Planlaması Enternasyonal’in kurucusu, koyu öjenikçi ve Rockefeller ailesinin yakın dostu Margaret Sanger 1939’da Harlem’de ‘Negro (Zenci) Projesi’ adı altında bir proje başlattı. Bu projenin ne olduğunu bir arkadaşına yazdığı mektupta açıkça dile getiriyordu: “Negro (Zenci) nüfusu ortadan kaldırmak istiyoruz”
20 yıllık kısırlaştırma projesi
NEGATİF ÖJENİK BİR KISIRLAŞTIRMA PROJESİ Mİ?
-Örnekler üzerinden gidelim. Küçük bir Kaliforniya biyoteknoloji şirketi olan Epicyte, yendiği takdirde erkeği kısırlaştıran bir mısırı genetik mühendisliği marifetiyle geliştirdiklerin açıkladı. Epicyte, Svalbard’ın iki sponsoru olan DuPont ve Syngenta ile teknolojilerini yaymak için ortaklık kurmuştu. Çok ilginçtir ki Epicyte, genetiği değiştirilmiş sperm öldürücülü mısırı ABD Tarım Bakanlığından (USDA) aldığı araştırma fonuyla geliştirmişti.
Bir başka örnek; 1990’larda BM Dünya Sağlık Örgütü Nikaragua, Meksika ve Filipinler’de 15 ila 45 yaşları arasındaki milyonlarca kadının tetanoza karşı aşılanması için bir kampanya başlattı. Erkekler de tetanoz olabilirdi ama aşı erkeklere yapılmadı. Bu şüphe uyandırıcı durumdan ötürü Katolik bir kilise organizasyonu olan Comite Pro Vida de Mexico (Meksika Yaşam Komitesi) aşıları test ettirdi.
Test sonuçları gösterdi ki Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yalnızca çocuk doğuracak yaştaki kadınlara dağıttığı aşıların Chorionic Gonadotrophin (hCG) içerdiği ortaya çıktı. Doğal bir hormon olan hCG, tetanoz toksoid taşıyıcılarıyla ile birleştiğinde kadınların hamile kalmasını engelleyen antikorları üretiyordu. Daha sonradan ortaya çıktı ki Rockefeller Vakfı, Rockefeller Nüfus Konseyi, Dünya Bankası ve ABD Ulusal Sağlık Enstitüleri, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) için tetanoz taşıyıcılı bir kısırlaştırma aşısı üretmek için 1972’de 20 yıllık bir proje başlatmışlardı. Ayrıca Svalbard Kıyamet Tohum deposunu ev sahibi Norveç hükümeti kısırlaştırıcı aşının üretilmesi için 41 milyon dolar bağış yapmıştı!
HİBRİD TOHUMLARLA 
TEKEL TUZAĞI
Rockefeller’in gelişmekte olan ülkelerde yürütmüş olduğu ve hala devam eden Yeşil Devrim çalışmalarına da bu açıdan bakınca korkunç görünüyor…
– Rockefeller Vakfı 1946’da Nelson Rockfeller ile Pioneer Tohum Şirketi kurucusu Henry Wallace’ın Meksika’ya yaptıkları bir geziden sonra sadece adı yeşil olan Yeşil Devrimi başlattı. Neydi Yeşil Devrim? 60’larda Rockefeller’in çalıştığı Meksika, Hindistan gibi ülkelerde daha çok ürün veren ıslah edilmiş tohum çeşitleriyle açlık sorununu büyük ölçüde çözmeyi vaat ediyordu. Yıllar sonra, Yeşil Devrim’in aslında Rockefeller ailesinin ileride tekelleştirebilecekleri bir tarım işi geliştirme planı olduğu ortaya çıktı; tıpkı yarım yüzyıl önce petrol endüstrisi işinde yaptıkları gibi.
NASIL TEKELLEŞTİLER?
-Yeşil Devrim gelişmekte olan piyasalarda yeni hibrid tohumların üretilmesine dayanıyordu. Hibrid tohumlar üreyemedikleri için çiftçilerin her sene tohum alması gerekiyordu. Hibrid tohum patentlerinin DuPont/Pioneer Hi-Bred’in ve Monsanto’nun başını çektiği bir avuç dev tohum şirketinin elinde toplanması daha sonra GDO’lu tohum darbesi için yolu açtı. Hibrid tohumlar ve bu tohumların ihtiyaç duyduğu kimyasal gübreler, çiftçileri tarım ve petro kimya şirketlerine bağımlı hale getiriyordu. Bu gübreler Rockefeller kontrolündeki büyük petrol şirketlerinin ürünüydü. Ot ve böcek ilaçları da petrol ve kimya devleri için ek pazarlar oluşturuyordu. Yeşil devrim aslında bir ‘kimyasal darbeydi’. Gelişmekte olan ülkelerin yüksek miktardaki gübre ve ilaç girdisini finanse etmeleri mümkün değildi. Bu nedenle Dünya Bankası’ndan kredi notu alarak ve ABD hükümetinin garantisi altındaki Chase Bank ve diğer New York bankaları aracılığıyla özel borçlar aldılar.
SONUÇ?
-Bankalara ve tefecilere borçlanan çiftçiler genellikle topraklarını kaybettiler. İş aramak için şehirlere göç ettiler; fabrikaların ucuz işçi açığı da kapanmış oldu.
Peki ya bugün?-Bugün de Gates ve Rockefeller Afrika’da Yeşil Devrim adı altında bir projeye daha milyonlar yatırıyor. Amaç yine GDO tohumların ve kimyasalların yaygınlaştırılması. Bunun için pek çok teşvik ve kampanyalara başvuruyorlar.
Patentli biyolojik silah
BÜYÜK BİR TEKELLEŞME TEHDİDİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ…
-Amaçları tüm tohumları patentlemek ki kendilerinden izinsiz kullanılamasın. Sonra küçük çiftçileri adım adım lisans parası ödemeye mahkum edecekler, ödemeyenlere de patent ihlalinden ceza verilecek. Plan işlerse tüm dünya birkaç tohum devinin kölesi olacak. Washington’dan gelen emirler doğrultusunda Washington’un siyasetlerine karşı olan üçüncü dünya ülkelerine tohum vermeme olasılığı için de kapıyı aralayacaktır bu. Ayrıca pirinç, mısır, buğday ve soya gibi dünyanın temel gıda üretimi için patentli tohumların üretimi korkunç bir biyolojik silah olarak da kullanılabilir. Genetik müdahalelerle öldürücü gıdalara çevrilebilirler.
F. William Engdahl kimdir?
1944 yılında ABD’nin Minneapolis eyaletinde doğan Engdahl, Princeton Üniversitesi’nde hukuk, Stockholm Üniversitesi’nde de ekonomi okudu. İlk kitabı dünya
petrol politikaları hakkında yazdığı ‘Savaş Yüzyılı’ oldu. Serbest gazeteci olarak makaleler yazan Engdahl, Almanya’da yaşıyor.
*** F. William Engdahl “Kıyamet Tohum Deposu”
KAYNAK.1) https://sonmucid.wordpress.com/2010/04/21/alman-asilli-abdli-gazeteciden-urkutucu-iddia/
*** F. William Engdahl “Kıyamet Tohum Deposu”
KAYNAK.2) https://resistancehonorable.blogspot.com.tr/2017/01/alman-asll-abdli-gazeteciden-urkutucu.html?m=1

20 Temmuz 2017 Perşembe

İHANETE ÇANAK TUTAN, ARKA ÇIKAN, DESTEK OLAN; KADİM "TÜRKİYE CUMHURİYETİ DÜŞMANLARINA" YARDIM VE YATAKLIK YAPAN HAİNLERE VİZE VERENLER KAHROLSUN

KİMSE “BÜYÜKADA” HAİNLERİNİN ARKASINDA DURMASIN!..
O toplantıda gündem konusu olan ‘ihanetin yol haritası’ ve menfur amaçlarının belgesi delil sayıldı
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Büyükada’da yapılan toplantıyla ilgili açıklamasında ‘masanın üstünde ne tür haritalar, ne tür projeler olduğunu polisimiz tespit etti’ dediği harita ortaya çıktı. Menfur ve melhus ihanet haritasının Türkiye’nin bölünmüş halinin olduğu ve toplantıya katılan İsveç Uyruklu Ali Ghravi’nin üzerinden çıktığı öğrenildi.
EMPERYALİZM UŞAĞI ÖRGÜTLER VE HAİN ÖRGÜTLENMELER
Uluslararası Af Örgütü ile Helsinki Yurttaşlar Derneği, İnsan Hakları Gündemi ve Eşit Haklar İçin İzleme Dernekleri’nin Büyükada’da bir otelde yaptıkları toplantı Türkiye’nin gündemine oturmuştu. Toplantının polis tarafından basılmasının ardından 10 aktivist gözaltına alınırken önceki gün 6’sı ‘terör örgütüne yardım ve yataklık etmekten’ dolayı tutuklanmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Büyükada’daki toplantıyla ilgili ‘masanın üstünde ne tür haritalar ne tür menfur ihanet projeleri olduğunu polisimiz tespit etti” diyerek üzerinde çalışılan bir harita olduğuna işaret etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bahsettiği haritanın toplantıya katılan İsveç Uyruklu Ali Ghravi’nin üzerinden çıkan ve Türkiye’nin Doğu bölgelerinin bölünmüş olduğu bir harita olduğu ortaya çıktı.
BÖLÜNMÜŞ HARİTA
Yeryüzünde “en önemli ve değerli, hatta vazgeçilmez İnsan Hakkının Adalet, Hukuk ve gerçek Demokrasi” olduğunun idrakinde olmayan Uluslar arası Af Örgütü ile Helsinki Yurttaşlar Derneği Emperyalizmin amaçlarına hizmet ediyor. Bu masum görüntü ardında menfur amaçlarla çalışan örgütte, İnsan Hakları Eğitmeni ve bilişim uzmanı olduğunu ifade eden Ghravi’den ele geçen haritada, Türkiye Cumhuriyeti devleti sınırları içinde yer alan Doğu ve Güneydoğu Bölgesinin büyük bir bölümünün çizilen sınırla, Kuzey Irak ve Suriye’de Kürt kökenlilerin yaşadığı alanlarla birleştirildiği görülüyor. Yine aynı Haritada İran sınırları içerisinde kalan belirli bölgeler de bu harita içinde tek sınır olarak yer alıyor.
MİT’E SUNULAN BELGE
Toplantıda gözaltına alınanlar arasında olan Helsinki Yurttaşlar Derneği üyesi Nalan Erkem’den çıkan belgede ise FETÖ terör örgütü soruşturmasında tutuklanan Bedriye İştar Tarhanlı ile defalarca görüştüğü ortaya çıktı. Ele geçirilen dijital malzemeler arasında delil olarak yer alan bir belgede ise MİT tarafından TBMM Araştırma Komisyonuna 2012 yılında gizli ibaresiyle gönderilen bir belge yer aldı. Af Örgütü Türkiye Direktörü İdil Eser’in telefon ve bilgisayarında yapılan incelemelerde ise, Af Örgütü’ne üye olmak isteyen PKK’lı bir doktorun mesajları bulundu. Mesajda, bu kişinin uzun zamandır PKK üyesi olduğu, Kuzey Irak’ta cephede bulunduğu ve Af Örgütü’ne katkı sağlamak istediği yer alıyor. (Yararlanılan Kaynak ve alıntı: Mehmet Ali Demir / Vatan)

18 Temmuz 2017 Salı

İSTANBUL'DA AFET VE HAYATI FELCE UĞRATAN FELÂKET!.. B.Şehir Belediyesinin Yağmurla İmtihanı

İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ’NİN YAĞMURLA İMTİHANI!..
Son dakika: Kandilli Rasathanesi açıkladı! İstanbul'da afete yol açan yağmur...
Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek, İstanbul'da afete neden olan yağmurun nedeninin Kuzey’den gelen  serin hava ve yüksek deniz suyu sıcaklıklarının birleşmesiyle oluşan "süper  hücre" olarak adlandırılan yapılar olduğunu açıkladı. (AA)
İstanbul'da afete neden olan yağmurlarla ilgili Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem  Araştırma Enstitüsü Meteoroloji Laboratuvarı Başkanı Adil Tek açıklama yaptı. Tek,İstanbul'a saat  12.00'ye kadar metrekare başına 91 kilogram yağış düştüğünü, bu yağış değerinin  son 106 yılın en yüksek 3. yaz yağış değeri olduğunu anlattı.  Tek, yazılı açıklamasında İstanbul'daki yoğun yağışa, Kuzey’den gelen  serin hava ve yüksek deniz suyu sıcaklıklarının birleşmesiyle oluşan "süper  hücre" olarak adlandırılan yapıların neden olduğunu belirtti.
Söz konusu yağışın çok sık rastlanan bir yağış biçimi olmadığına  dikkati çeken Tek, açıklamasına şöyle devam etti: "18 Temmuz sabahı saat 12.00'ye dek metrekare başına 91 kilogram yağış  düştü, bu yağış değeri son 106 yılın en yüksek 3. yaz yağış değeri oldu. Bu da  son yıllarda görülen iklim değişikliğine bağlı yağış düzensizliklerine eklenen  bir ekstrem olarak kayıtlara geçti.  Bu yağış, çok sık rastladığımız bir yağış  biçimi değil. Kuzey’den gelen serin hava ve yüksek deniz suyu sıcaklıkları  birleşince 'süper hücre' dediğimiz yapılar oluşuyor ve bu da bugün yaşadığımız  türden şiddetli yağışlara neden oluyor."
Son dakika: 
İstanbul'da son yılların en kuvvetli yağmuru adeta bir felâket halini aldı! İstanbul'un hemen hemen her yerinde "Feci görüntüler" göze çarpıyor...
Kandilli Rasathanesi olarak önceki tahminlerinde de Marmara Bölgesi ve Karadeniz  Bölgesi’nde hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin altında seyredeceğini  öngördüklerini ancak 18 Temmuz 2017’de yaşanan türde aşırı ve yoğun bir yağışı ilerleyen günlerde beklemediklerini aktaran Tek, "Temmuz ayındaki sıcaklık değişimleri için" şu bilgileri verdi: "Temmuzun ikinci yarısı için Marmara ve Batı Karadeniz’de yağışların  mevsim normalleri ve üzerinde, sıcaklıkların ise bu bölgelerde mevsim normalleri ve altında geçeceği beklenmektedir. Ağustos ayı içinde bu bölgelerdeki aynı durum değişmemektedir. Yurdun diğer bölgelerinde mevsim normalleri değerler  temmuz ikinci yarısı ve ağustos genelinde devam edecek gözüküyor. Yaptığımız son  uzun vade mevsimsel iklim öngörülerine göre,  sonbaharda Kuzey bölgelerde   sıcaklıklar mevsim normalleri ve altı değerlerde seyrederken, yağışlar da  normallerin altına düşüyor. Bu şu demek; kurak ve kuru soğuk bir sonbahar bizleri  bekliyor. Yine aynı bölgeler için kış ayları tahminleri mevsim normallerinde  gözüküyor."
BEKLENMEYEN; DÜZENSİZ, SIK VE AŞIRI YAĞIŞLAR MI?
YOKSA!..
BASİRETSİZLİK, ÇIKAR ODAKLI RANTİYECİLİK, MENFAAT HIRSI VE PLÂNSIZLIK MI?..
Tek, hava olaylarındaki ekstrem değişikliklerin enerji kullanımındaki  artışla bağlantılı olduğunu, atmosferdeki sera gazları, kirleticiler ve  diğerlerinin artmasının birbirini tetikleyen önemli bir zincir oluşturduğunu  belirterek, "Bu zincirin halkalarını sıraya koyarsak, enerji talebi fosil yakıt  kullanımının artışına, fosil yakıt kullanımı sera etkisine, sera etkisi sıcaklığın artmasına sebebiyet vermekte. Sıcaklığın artışı, buzulların erimesi,  buharlaşmanın artması ve hidrolojik çevrimdeki suyun miktarının artışı ile  birlikte döngünün hızlanması demektir." değerlendirmesinde bulundu.
Bu durumun düzensiz ve aşırı yağışlara yol açtığına dikkati çeken Adil  Tek, şunları kaydetti:   "Ayrıca sıcaklık artışı yerküre üzerinde homojen olmayan sıcak hava  dalgalarına yol açarken, atmosferik gazların moleküler hızlarını arttırarak  kuvvetli rüzgâr ve fırtınalara neden olur. Sonuç olarak tüm bunlar çeşitli  meteoroloji haritalarında net bir biçimde gözlenir. Tüm dünyada olduğu gibi  ülkemizdeki kayıtlar da sıcaklıkların yükselme trendinde olduğunu gösteriyor.  Önümüzdeki kısa (onlu, yirmili yıllar) ve uzun döneme (ellili, yüzlü yıllar) ait  yapılan kestirimlerde sıcaklıklardaki artışın devam edeceği öngörülmekte.  Bu  durum ülkemiz ve dünyanın iklim değişikliğinden gittikçe daha çok etkileneceğini  gösteriyor."

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan “15 TEMMUZ"u THE GUARDİAN'A YAZDI. İŞTE, ERDOĞAN'IN THE GUARDİAN'A YAZDIĞI YAZI & HABER MAKALE:

AKP GENEL BAŞKANI VE C. BAŞKANI RECEP TAYİP ERDOĞAN 15 TEMMUZ'U THE GUARDİAN'A YAZDI!
15 Temmuz askeri darbe girişiminin birinci yıldönümünde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan The Guardian'a makale yazdı. Erdoğan makalesinde bazı Batılı ülkeleri 'ikiyüzlü' davranmakla suçladı.
ERDOĞAN'IN THE GUARDİAN'A YAZDIĞI YAZI ŞÖYLE:
“Bugün, Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yıldönümü. Milyonlarca Türk vatandaşı bundan tam bir yıl önce, ülkemizin anayasasını askıya almaya çalışan, masum sivillere ateş eden ve meclisi bombalayan darbecilere karşı birleşik bir cephe oluşturmak için siyasi, kültürel ve etnik farklılıklarını bir kenara bıraktı. Türkiye halkı hep birlikte, silahlı bir grubun kendilerini demokrasi, özgürlük ve yaşam biçimlerinden mahrum bırakmasına izin vermeyi reddetti.
Bu saldırı püskürtülürken, 250 kişi hayatını kaybetti ve 2 bin 193 kişi yaralandı. Hükümetimin Fethullah Gülen ve destekçilerini (kanıtlar, başarısız darbenin arkasında onların olduğuna işaret ediyor) adalet önüne çıkarma girişimleri sadece Türkiye değil, her yerdeki demokrasi için önemli.
1960-1997 arasında, Türkiye’de en az dört seçilmiş hükümet ordu tarafından devrildi. Seçilmiş siyasetçiler on yıllar boyu kendilerini özgürleştiremedi. Ülke, seçilmiş siyasetçilerinin geçmişte gördüğü kötü muameleden hâlâ tam olarak iyileşebilmiş değil. Daha da kötüsü, askeri darbeler Türkiye halkının hükümet kurumlarına duyduğu güveni ciddi biçimde zayıflatmış durumda.
"DİKTATÖRLERE KARŞI İLHAM KAYNAĞI"
Benim lideri olduğum adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği 2002’den bu yana, seçilmiş siyasetçileri ordu içindeki belirli grupların zararına olacak şekilde güçlendirecek reformlar yaptı. Bu yolla, Türk halkının kamu kurumlarına güvenini yeniden tesis edebildik. 15 Temmuz’da silahlarını masum sivillere doğrultanlar, siyaset, ekonomi, sağlık, adalet, dış politika ve temel haklar alanında 10 yıldır sağlanan ilerlemenin ördüğü bir duvara tosladı. Halk ile hükümetleri arasındaki bu bağ, demokrasimizin direncinin nihai ölçütü ve hayatta kalmasının en güçlü garantisidir.
Darbenin püskürtülmesi demokrasi tarihi açısından bir dönüm noktasıydı; diktatörlerin yönetimlerinde yaşayan bütün halklar için de bir umut ve ilham kaynağı olacaktır. Ne yazık ki Türkiye’nin müttefikleri, özellikle de Batı’daki dostlarımız,yaşananların önemini tam olarak kavrayamadı. Vatandaşlarımla dayanışma beyan etmek yerine, bir dizi Batılı hükümet ve kurum krizin nasıl sonuçlanacağını bekleyip görmeyi seçti. Onların ikiyüzlülüğü ve çifte standardı, özgürlüklerini savunmak için her şeyi riske atan Türk halkını derinden rahatsız etti.
Türkiye’nin ABD’de yaşayan bir Türk vatandaşı olan Gülen’e bağlı kamu çalışanlarını tespit edip görevden alma çabalarının bu aynı gruplar tarafından eleştirilmesi, Batı’nın ülkemdeki demokrasi ve güvenliğe dair bağlılığı hakkında soru işaretleri yaratmaktadır. Dahası, Gülen’in lideri olduğu FETÖ’nün onlarca üst düzey liderine, ülkemizin sözümona dostları ve müttefikleri tarafından sığınma hakkı tanındı. Türkiye’nin dostluğuna, hem ikili ilişkilere hem temel değerlere aykırı olarak bu şekilde ihanet edilmesinin üzeri kapatılmaz. Bugün Batılı liderler teröristlerle dayanışma içine girmek ile Türk halkının desteğini yeniden kazanmak gibi bir tercihle karşı karşıya.
"OHAL ELEŞTİRİLERİNİ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL"
Türkiye’ye, kısmen daha küçük ulusal güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olan ülkelerin aynısını yaptığı bir dönemde, olağanüstü hal ilan ettiği için yöneltilen eleştirileri anlamak da mümkün değil. PKK yıllar içinde yaklaşık 50 bin kişinin ölümüne sebep oldu. FETÖ gibi, üyeleri onyıllar boyu Türkiye’nin kamu kurumlarına sızmış ve buralarda yükselmiş, son derece gizli bir örgütle mücadele etmek kolay değil. Şimdi de, video görüntüleri dahil kendilerine yönelik somut kanıt bulunmasına rağmen yargı süreçlerini yavaşlatmaya çalışıyorlar. Adalete bağlılığımız sürüyor. Türkiye, ihraç kararlarına karşı dava açan eski kamu görevlilerinin davalarını gözden geçirmek için bağımsız komisyonlar kurdu. Amacımız, ülkemizin gelecek saldırılara karşı direncini inşsa ederken, suçlular hakkında tam kapsamlı yasal işlem yapmak.”
REF: (The Guardian, 15.07.2017 11:46)
Makalenin orijinalini okumak için tıklayın