ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ağustos 2017 Cuma

Tam Bağımsızlık, Tanınma veya Türkiye Cumhuriyeti'ne İlhak. Artık: "Hak, Hukuk ve Adalet Zamanıdır"

KIBRIS’TA ‘DEVLETTEN DEVLETE’ ÇÖZÜM.   
HABER MAKALE: Hasan A. DEVECİ  
(Gönderen: Prof. Dr. Ata ATUN)
Çözümü federasyonda aradığımız kır kiki yılda ‘asker ve garantiler’ her iki tarafın kırmızıçizgisi olduğundan anlaşmayı kısmen önlediği söyleniyor.  Görüşme masasına sevk edilmeyen bu başlıkların güncelleşmesini takiben, Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, BM parametreleriyle sürdürülen müzakerelerin bitmişliğini ve olacaksa yeni bir sürecin ‘devletten devlete’ olması gerektiğini 26 Temmuz, 2017’de noktalamıştır.  Öngörülen müzakerelerin çok farklı düzeyde olacağını düşünürsek, KKTC devlet mi, devlet olarak tanınabilir mi gibi soruları sormamız kaçınılmazdır.
Asker ve garantilerin kırmızıçizgi oluşunun ardında, müzakere masasında çözüm arar görünümü yaratırken, Rumların Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlama yollarını arayışları Türklerin ise Rum boyunduruğuna girmeme azmi saklı olduğu herkesin bildiği, kimsenin söz etmediği bir gizlidir.  Yunanistan’ın Lozan Anlaşmasını hiçe sayarak Midilli, Sakız, Sisam ve 12 adalar gibi deniz sınırı bölgeleri silahlandırdığına; BM kayıtlarında ifade edildiği gibi1960’larda Kıbrıs’a gizlice asker soktuğuna; 1997-98’de Türk askerinin adada olmasına rağmen Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Kıbrıs’a S300 füzelerini yerleştirme çabalarına bakılırsa asker ve garantilerin devre dışı bırakılması hem Kıbrıs Türkünün güvenini hem de Türkiye’nin güney cephesini tehlikeye atma niteliğini taşıdığı anlaşılır ve kabul edilemez.  Mutlak çözümün önünü açmak uğruna ‘asker ve garantileri’ feda etmeye meyil tutacaksak a) var olan KKTC’yi tanıtmanın ve gereği halinde Türkiye’nin müdahalesine başvurarak güvenimizi sağlamanın veya b) oluşacak federasyondan ayrılıp özgür devlet kurma hakkını federasyon anayasasına yansıtmanın yollarını araştırmamız gerekir. 
ÖNCE "ÖZGÜR, HAKİM VE HÜKÜMRAN" DEVLET
Önce devlet.  Ne kadar da ‘devlet’ ve ‘devletlerarası’ kavramları 1648’ze dayansa da, günümüzdeki devlet anlayışı Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’u 1919 ilkelerini temel alan 1945 Birleşmiş Milletler Anlaşmasına dayanır.  Farklı tariflere tabi olsa da, 1933 Montevideo Konvansiyonunun birinci maddesinde ‘devlet’ uluslararası hukukta a) mutlak topluluğu, b) belirli toprakları, c) hükümeti ve d) uluslararası ilişkiler kurma kapasitesine sahip bir oluşum diye tanımlanır. 
Bu anlamda ‘mutlak topluluk,’ değişken veya göç eden olsa dahi, sayısı önem taşımayan fakat coğrafi bir bölgeye bağlılığı öngörülen bir halktan oluşur.  Örneğin, Pasifik’te 10,000 nüfuslu Nauru adası ve 24,000 kişilik değişken nüfuslu Vatikan birer devlettirler.  Belirli topraklara gelince, önem taşıyan sınırların değil ‘bölgenin’ var oluşudur.  Kuzey ve Güney Kore, İsrail ve Filistin gibi ülkelerin sınırlarının kesin olamamasına rağmen hepsi birer devlettir.  Hükümetin varlığı ve uluslararası ilişkiler kurma kabiliyeti birbirini tamamlayan ve ülke yönetme özelliğini taşıyan unsurlardır.  Öyle ki Dayton Anlaşmasını takiben Filistin 100 ülke tarafından devlet olarak kabul edilmiştir.  Kıbrıs’ta, ‘dini, dili, kültürü’ kendine öz Türk toplumun varlığı 1960 Anayasasında, BM dosyalarında ve çeşitli ülke kaynaklarında kayıtlıdır.  Kıbrıs’ı kuzey-güney diye ayıran ve dolayısıyla KKTC topraklarını belirleyen Yeşil Hat vardır.  Hükümet dersek, Türk halkının seçimiyle görev başına gelen bir yönetim ve gerek Türkiye gerekse İslam Ülkeleri Örgütü ve benzeri oluşumlarla işbirliği kuran bir hükümet vardır.  Üstelik Emin v Yeldağ [2002] davasında, İngiltere Birleşik Krallığı Yüksek Mahkemesi KKTC yasaları dâhilinde Kıbrıs mahkemesinde yer alan ayrılık davasını geçerli kabul etmiştir.  Kısacası, KKTC 1905’dan beri hukukçu Oppenheim tarafından savunan devlet tarifine ve Montevideo Konvansiyona uyum sağlayan bir kurumdur. 
SONRA İLHAK, İKAME, İHYA VE İLHAK DÜŞÜNÜLEBİLİR!..
Gelelim KKTC’nin aşması gereken özgür devlet (self-determination) hakkı ve daha da çelişkili ‘tanınmak’ sorununa.  Devlet tanımının esasını sağlayan BM Anlaşmasının birinci maddesi toplumların eşitliğini ve özgür yönetim hakkını noktalar ama ayni zamanda var olan devletin millet ve sınır birliğinden söz eder.  Sadece birinci maddeyi itibara alırsak, KKTC 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin millet ve sınır birliğini istila ettiği ileriye sürülür.  Öte yandan, Cumhurbaşkanı Wilson’un ilkeleri, 1960 sonrası geçmişin sömürge ülkelerinin BM katılımı ve takibindeki gelişmeler itibara alındığında ortaya farklı bir tablo çıkar.  Wilson din, dil, kültür paylaşımlı toplumların özgür yönetim hakkını a) yabancı etkenlerin baskısına direnen, b) kendi devletlerini seçme olanağına sahip ve c) halkın kabulünü gören temsilci demokratik hükümetin oluşuna addeder.   1945 sonrası hukuki gelişmelere göz atarsak, 1960 Sömürgelerin ve Halkların Özgürlüğü Bildirisi dış etkenlerin yerel toplumlara baskısını, hâkimiyetini veya istismarını, insan haklarının istilası olarak nitelendirir.  1966 Uluslararası Sivil ve Siyasi Sözleşmesi azınlıklar dâhil tüm toplumların özgür yönetim hakkının inkâr edilmez olduğunu yazar.  1970 BM Genel Kurulu 2625 kararı, 1975 Helsinki Mukavelesi, 2007 Yerel Toplumların Hakları ve benzer açıklamalar ayrılık göstermeksizin toplumların eşitliğinin, özgür yönetiminin ve hükümette temsil edilmelerinin kaçınılmazlığını noktalar.  Üstelik Kıbrıs Türkü Rum vahşetine uğramış, 1960 Cumhuriyetinden kovulmuş ve yılların müzakereleri çözüm bulamamıştır.  Buchheit ve Frank gibi hukukçular devlet sınırları dokunulmazlığı günümüzün insan hakları gerisinde kaldığını ve insan hakları çiğnenen toplumların var olan devletten ayrılmasının yasal hakkı olduğunu savunur.  Uluslararası bildiri ve kararlara rağmen Kıbrıs Türk toplumunun 1960 Cumhuriyetindeki temsili yitirildiği, insan haklarının çiğnendiği ve amansız bir istismara uğratıldığı, örneğin, 1964 BM (Ortega) raporundan 2014 Uluslararası Kriz Gurubun araştırmalarına aktarıldığı, hatta geçmiş Rum yönetimi Cumhurbaşkanı Clerides 2003 tarihli anılarında günümüzdeki çözümsüzlüğü Rumların Kıbrıs’ı Rum ülkesi haline getirme çabalarına bağladığı bilinmektedir.  Öyleyse, yasal ve akademik birikim hem Kıbrıs Türküne yöneltilen ve çözüm bulmayan Rum saldırısı KKTC’nin 1960 Cumhuriyetinden ayrılmasını yasallaştır, hem de Türk toplumun varlığı, bir coğrafi bölgede toplanması ve kendi hükümetini seçmesi KKTC’nin devlet kıldığını onaylar.  
DEVLET OLMANIN DÖRT ŞARTI
Uzmanların bir kısmı ‘devlet’ Montevideo’nun dört şartını tamamlayan toplumlar devlettir iddiasını, yani KKTC’nin hale hazırda devlet olduğunu, ötekiler böylesi bir oluşumun başka devletler tarafından devlet olarak tanındığı zaman devlet olur görüşünü savunur.  Sözkonusu görüş çelişkisi a) günümüzde 1960 Cumhuriyetinin ve b) sadece Türkiye tarafından tanınan KKTC’nin hukuki durumlarının ne olduğu sorularını zorunlu kılar.  Evet, BM Güvenlik Konseyinin Kıbrıs’a asker göndermesini onaylayan186’ci kararı ‘Kıbrıs Cumhuriyeti kabulü ile’ yürürlüğe girdiğini ve 541’inci kararının KKTC’nin ilanını tanımadığını noktalar.  Fakat 186’ncı kararın Uluslararası Adalet Divanı Namibia [1971] davası yorumunca günümüzde Türk toplumunu temsil etmediğinden geçerliliğini yitiren 1960 Cumhuriyetinden bahsettiğini ve Lauterpacht’ın 541’inci kararın ‘keyfi, ayrımcı ... ve yasal olmadığı’ görüşünü hatırlatmak yerinde olur.  Özetle, Güneydeki yönetim (1960 iki toplumlu) Kıbrıs Cumhuriyeti değil Güney Kıbrıs Rum Yönetimidir.   KKTC’ye gelince, 1960 Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafsız başkanı Dr. Heinz federasyon iki devlet arasında hayata geçtiğine bakılırsa, Kıbrıs’ta Federasyon çözümü aramak iki devletin varlığı, dolayısıyla KKTC’nin halen devlet olduğu, anlamına geldiğini vurgular.        
TANINMIŞ BİR KKTC
Tartışma götüren iddialara rağmen kaçınılmaz bir hakikat varsa, örneğin, tanınmamış bir KKTC’nin BM veya Dünya Para Fonuna üye olamayacağı ve devlet tanımlığı hukuki ilkelerden öte siyasi çıkarların üstünlük kazandığı bir ortamda gerçekleştiğidir.  1967’de Fransa’nın Nijerya’daki Biafra ayrımcılarını desteklemesi, 1975’de Batı Dünyasının Doğu Timur’un işgaline göz yumması, 1975’de Kıbrıs Türk Federe Devletinin kurulmasını ‘üzücü’ bulan BM’nin 1983’de KKTC’nin ilanını ‘yasa dışı’ sayması ve 2007’de Kosova’nın tanımı siyasi nedenlerle bağdaştığı söylenebilir.  KKTC’nin tanınması (asker ve garantileri gerektirmeksizin) Kuzey Kıbrıs’ın Ana Vatanla kültürel, parasal, askeri ve siyasal bağlarının devamını koruyacak; dış dünya ilişkilerinin genişleme imkânını sağlayacak, Rumların Güzelyurt ile Maraş’a taleplerini geçersiz kılacak ve Ercan hava alanına uluslararası alan niteliğini kazandıracak.  Öte yandan, Rumlarla yeni bir sınır oluşturacak, Rumların keşfettiği enerji kaynakları paylaşılmayacak ve Türkiye’nin AB üyeliğine köstek olacak. Doğru ama nasılsa, hale hazırda bir sınırı temsil eden ‘yeşil hat’ vardır ve 1964’de AB üyeliğine başvuran Türkiye günümüze dek iki adım ileri bir adım geri giden tek ülke durumundadır.   
KKTC "TÜRKİYE İSTERSE" TANINABİLİR
Söylendiği gibi, siyasetin ağır bastığını kabul edersek, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararının, Orta Doğudaki savaşların, Akdeniz’de enerji kaynaklarının Türkiye üzerinden Avrupa’ya sevki ve Türkiye’nin dış siyaseti gibi gelişmelerin KKTC’nin tanınmasına yol açacağı sonucuna varabiliriz.  Bilinen, çözümün federasyonda arandığı ama kırk iki yıllık siyasetin çözüm getirmediği, çözüme yaklaştıkça uzaklaştığıdır.  Savunulduğu gibi seçeneğimiz varsa, can güvenliğimizle birlikte insan haklarımızı koruyacak çözümü:
 a) Kıbrıs Türkünün isteği halinde, özgür KKTC devletinin kayıtsız şartsız yaşama geçmesini anayasasında yansıtacak Kıbrıs Federe Devletinde veya
b) var olan, KKTC’nin günümüzde tanınmasında bulabiliriz.   

15 Temmuz 2017 Cumartesi

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan “15 TEMMUZ"u THE GUARDİAN'A YAZDI. İŞTE, ERDOĞAN'IN THE GUARDİAN'A YAZDIĞI YAZI & HABER MAKALE:

AKP GENEL BAŞKANI VE C. BAŞKANI RECEP TAYİP ERDOĞAN 15 TEMMUZ'U THE GUARDİAN'A YAZDI!
15 Temmuz askeri darbe girişiminin birinci yıldönümünde, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan The Guardian'a makale yazdı. Erdoğan makalesinde bazı Batılı ülkeleri 'ikiyüzlü' davranmakla suçladı.
ERDOĞAN'IN THE GUARDİAN'A YAZDIĞI YAZI ŞÖYLE:
“Bugün, Türkiye’deki 15 Temmuz darbe girişiminin birinci yıldönümü. Milyonlarca Türk vatandaşı bundan tam bir yıl önce, ülkemizin anayasasını askıya almaya çalışan, masum sivillere ateş eden ve meclisi bombalayan darbecilere karşı birleşik bir cephe oluşturmak için siyasi, kültürel ve etnik farklılıklarını bir kenara bıraktı. Türkiye halkı hep birlikte, silahlı bir grubun kendilerini demokrasi, özgürlük ve yaşam biçimlerinden mahrum bırakmasına izin vermeyi reddetti.
Bu saldırı püskürtülürken, 250 kişi hayatını kaybetti ve 2 bin 193 kişi yaralandı. Hükümetimin Fethullah Gülen ve destekçilerini (kanıtlar, başarısız darbenin arkasında onların olduğuna işaret ediyor) adalet önüne çıkarma girişimleri sadece Türkiye değil, her yerdeki demokrasi için önemli.
1960-1997 arasında, Türkiye’de en az dört seçilmiş hükümet ordu tarafından devrildi. Seçilmiş siyasetçiler on yıllar boyu kendilerini özgürleştiremedi. Ülke, seçilmiş siyasetçilerinin geçmişte gördüğü kötü muameleden hâlâ tam olarak iyileşebilmiş değil. Daha da kötüsü, askeri darbeler Türkiye halkının hükümet kurumlarına duyduğu güveni ciddi biçimde zayıflatmış durumda.
"DİKTATÖRLERE KARŞI İLHAM KAYNAĞI"
Benim lideri olduğum adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiği 2002’den bu yana, seçilmiş siyasetçileri ordu içindeki belirli grupların zararına olacak şekilde güçlendirecek reformlar yaptı. Bu yolla, Türk halkının kamu kurumlarına güvenini yeniden tesis edebildik. 15 Temmuz’da silahlarını masum sivillere doğrultanlar, siyaset, ekonomi, sağlık, adalet, dış politika ve temel haklar alanında 10 yıldır sağlanan ilerlemenin ördüğü bir duvara tosladı. Halk ile hükümetleri arasındaki bu bağ, demokrasimizin direncinin nihai ölçütü ve hayatta kalmasının en güçlü garantisidir.
Darbenin püskürtülmesi demokrasi tarihi açısından bir dönüm noktasıydı; diktatörlerin yönetimlerinde yaşayan bütün halklar için de bir umut ve ilham kaynağı olacaktır. Ne yazık ki Türkiye’nin müttefikleri, özellikle de Batı’daki dostlarımız,yaşananların önemini tam olarak kavrayamadı. Vatandaşlarımla dayanışma beyan etmek yerine, bir dizi Batılı hükümet ve kurum krizin nasıl sonuçlanacağını bekleyip görmeyi seçti. Onların ikiyüzlülüğü ve çifte standardı, özgürlüklerini savunmak için her şeyi riske atan Türk halkını derinden rahatsız etti.
Türkiye’nin ABD’de yaşayan bir Türk vatandaşı olan Gülen’e bağlı kamu çalışanlarını tespit edip görevden alma çabalarının bu aynı gruplar tarafından eleştirilmesi, Batı’nın ülkemdeki demokrasi ve güvenliğe dair bağlılığı hakkında soru işaretleri yaratmaktadır. Dahası, Gülen’in lideri olduğu FETÖ’nün onlarca üst düzey liderine, ülkemizin sözümona dostları ve müttefikleri tarafından sığınma hakkı tanındı. Türkiye’nin dostluğuna, hem ikili ilişkilere hem temel değerlere aykırı olarak bu şekilde ihanet edilmesinin üzeri kapatılmaz. Bugün Batılı liderler teröristlerle dayanışma içine girmek ile Türk halkının desteğini yeniden kazanmak gibi bir tercihle karşı karşıya.
"OHAL ELEŞTİRİLERİNİ ANLAMAK MÜMKÜN DEĞİL"
Türkiye’ye, kısmen daha küçük ulusal güvenlik tehditleriyle karşı karşıya olan ülkelerin aynısını yaptığı bir dönemde, olağanüstü hal ilan ettiği için yöneltilen eleştirileri anlamak da mümkün değil. PKK yıllar içinde yaklaşık 50 bin kişinin ölümüne sebep oldu. FETÖ gibi, üyeleri onyıllar boyu Türkiye’nin kamu kurumlarına sızmış ve buralarda yükselmiş, son derece gizli bir örgütle mücadele etmek kolay değil. Şimdi de, video görüntüleri dahil kendilerine yönelik somut kanıt bulunmasına rağmen yargı süreçlerini yavaşlatmaya çalışıyorlar. Adalete bağlılığımız sürüyor. Türkiye, ihraç kararlarına karşı dava açan eski kamu görevlilerinin davalarını gözden geçirmek için bağımsız komisyonlar kurdu. Amacımız, ülkemizin gelecek saldırılara karşı direncini inşsa ederken, suçlular hakkında tam kapsamlı yasal işlem yapmak.”
REF: (The Guardian, 15.07.2017 11:46)
Makalenin orijinalini okumak için tıklayın

12 Haziran 2017 Pazartesi

İhanet Şebekelerinin "Kiralık Kellelerine" PARLAMENTER OLMA HAKKINI VERENLER KAHROLSUN!..

TÜRK ASKERİ'NDEN HDP'Lİ VEKİLE TOKAT GİBİ CEVAP!
HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü'nün güvenlik güçleri ile tartışmasında, noktada görevli askeri personel," Ben senin için değil,bu bayrak için ölürüm" diye cevap verdi.
Valilik, yol kontrol noktasında bulunan güvenlik güçlerinin,görevlerinin yerine getirmelerinin engellendiğini yönünde şikayette bulunduğunu ve soruşturma başlatıldığını bildirdi.
Tunceli-Erzincan karayolu Sütlüce yol kontrol ve arama noktasında güvenlik güçleri ile HDP milletvekili Alican Önlü arasında yaşanan olayla ilgili TunceliValiliği açıklama yaptı.
KİMLİĞİNİ GÖSTERMEK İSTEMEDİ
HDP Milletvekili Alican Önlü'ye ait aracın, milletvekilinin içinde olmadığı anda durdurularak kontrol edilmek istendiği belirtilen açıklamada, " Araçta milletvekili Önlü'nün eşi olduğunu beyan eden şahıs kimlik göstermek istememiş, güvenlik güçlerimizin görevlerini yerine getirmelerini, usulüne göre arama yapmalarını engellemeye çalışmış ve aracın milletvekili aracı olduğunu söyleyerek aranamayacağı gibi sözler söylemiştir. Bahse konu araç güvenlik güçlerimizce gözle kontrol yapılarak bölgeden ayrılmasına izin verilmiştir. Yol kontrol ve uygulama noktasından ayrılırken 'Ben milletvekili eşiyim, benim aracımı kontrol etmek ve bana kimlik sormak ne demek burada bekleyin siz göreceksiniz' gibi söylemlerde bulunarak bölgeden ayrılmıştır"denildi.
"ARACIMI ARAYAMAZSINIZ..."
Daha sonra yol kontrol noktasına HDP Milletvekili Alican Önlü'nün gelerek güvenlik güçleri ile konuşmaya başladığı aktarılan açıklamanın devamında," Önlü, aracının durdurulamayacağı, aranamayacağı gibi sözler söyleyerek, güvenlik güçlerimizin görevlerini yerine getirmelerini engellemeye çalışmıştır. Bahse konu yol kontrol noktasında bulunan güvenlik güçlerimiz görevlerini yerine getirmelerinin engellendiği yönünde şikayette bulunmuş ve konu hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır" ifadelerine yer verildi.
"BEN SENİN İÇİN DEĞİL BU BAYRAK İÇİN ÖLÜRÜM"
Olayla ilgili kameraya yansıyan görüntülerde, HDP'li Önlü ile görevli personel arasında terörist tartışması yaşandığı, Önlü'nün askeri personele'Sen FETÖ'cüsün, senin komutanın FETÖ'den alındı gibi sözler söylediği yansıdı. Ayrıca görüntülerde askeri personelin HDP'li Önlü'ye, "Ben senin için değil,bu bayrak için ölürüm" diyerek cevap vermesi de görüntülerde yer aldı.
TUNCELİ VALİLİĞİ'NDEN HDP'Lİ ÖNLÜ İLE VE ASKERİN TARTIŞMASINA SORUŞTURMA
Tunceli Valiliği, HDP Milletvekili Alican Önlü'nün yol kontrol noktasında görevli askerlerle ilgili tartışmasına ilişkin soruşturma başlatıldığı açıkladı. Valilik açıklamasında, soruşturma başlatıldığı belirtilirken şöyle denildi: Tunceli-Erzincan karayolu ilimiz Sütlüce yol kontrol ve arama noktasında 10 Haziran 2017 günü güvenlik güçlerimizce HDP Milletvekili Alican Önlü'ye ait araç, milletvekilin olmadığı anda durdurularak kontrol etmek istenmiştir. Araçta milletvekili Alican Önlü'nün eşi olduğunu beyan eden şahıs kimlik göstermek istememiş, güvenlik güçlerimizin görevlerini yerine getirmelerini, usulüne göre arama yapmalarını engellemeye çalışmış ve aracın milletvekili aracı olduğunu söyleyerek aranamayacağı gibi sözler söylemiştir. Bahse konu araç güvenlik güçlerimizce gözle kontrol yapılarak bölgeden ayrılmasına izin verilmiştir. Yol kontrol ve uygulama noktasından ayrılırken 'Ben milletvekili eşiyim, benim aracımı kontrol etmek ve bana kimlik sormak ne demek burada bekleyin siz göreceksiniz' gibi söylemlerde bulunarak bölgeden ayrılmıştır. Daha sonra yol kontrol noktasına gelen HDP Milletvekili Alican Önlü güvenlik güçlerimizle konuşmaya başlamış, aracının durdurulamayacağı, aranamayacağı gibi sözler söyleyerek, güvenlik güçlerimizin görevlerini yerine getirmelerini engellemeye çalışmıştır. Bahse konu yol kontrol noktasında bulunan güvenlik güçlerimiz görevlerini yerine getirmelerinin engellendiği yönünde şikayette bulunmuş ve konu hakkında gerekli soruşturma başlatılmıştır.
SABAHATTİN ÖNKİBAR: HUU BARZANİ ‘REFERANDUM’ DEDİ, DUYAN YOK MU?
Ve Barzani kararını açıkladı;
Bağımsızlık referandumu 25 Eylül 2017’de!
Türkiye’yi yönetenler haberi duymamış gibi davranıyor, neden?
Ne yani Suriye’de Kürdistan kurmak Türkiye için savaş sebebi de, Irak’ta Kürdistan’ı ilan etmek bayram vesilesi mi?
Ha 100 kilometre ötesi, ha berisi ne fark edecek?
Açık yazalım Irak Kürdistanı’nın kurucusu Barzani değil, Kerkük’ü peşkeş çekip Irak Kürdistanını imar ve inşa eden AKP iktidarıdır.
Bu gidişle Suriye Kürdistan’ı da kurulup güneydoğumuzdan toprak istenecek!
ABD, AKP’yi neden kurdurup destekledi anladınız mı şimdi!
KATAR İŞGALİNDE TÜRKİYE SORULARI!
Evet Katar pasif ya da kansız olarak, ABD -Suudi ve Mısır tarafından işgal edildi çünkü abluka altında!
Dahası, geleceği karanlık, zira Katar Emiri El Sani Trump’ın Beyaz Saray davetini reddetti ki bunun anlamı kaleminin kırıldığını görmesidir.
Peki böyle bir zeminde Türkiye’nin Katar’a fedai olması ve alelacele asker göndermek için TBMM’den karar çıkarması doğru mudur?
Tayyip Erdoğan kendi söylüyor, yaşananların arka planını bilmeden Mehmetçik’i Katar’da nöbete dikmek neden?
Bu kararla Katar ‘a karşı olan Arap dünyası ile ilişkilerimiz zarar görmeyecek mi?
Yoksa Türkiye’yi yönetenler Katar Emiri’ne mecbur mudur?
ABD ve Suud, Katar’da El Sani Hanedanını devirir ve işbirlikçi birini Emir yaparsa her şey ters-yüz olmayacak mı?
Bunlar sorular... Bizim hükmümüz şudur:
Katar olayı sanki Paxamerica’nın bölgedeki işbirlikçileri ile sadece İran’a değil,Türkiye’ye yapılacak hamlelerin başlangıcı gibidir…
BYLOCKÇU 12 VALİ!
Üç gündür başta Adalet ve İçişleri Bakanı olmak üzere hükümetten açıklama bekliyorum tık yok.
Oysa iddia vahim olmanın bile ötesinde!
Görevdeki bir savcı çıkıyor ve diyor ki, halen görevde olan 12 vali ByLockçu.
Konuyu gündeme getiren isim Fatih Altaylı.
Beyler bu ülke Muz Cumhuriyeti değil.
Adalet Bakanı niye susar ve “Elimiz- kolumuz bağlı” diyen Savcı’ya neden cevap vermez?
İçişleri Bakanı neden harekete geçmez?
En önemlisi o Savcı neden kanunlara değil de siyasilere boyun eğer?.
Yok hadise yalan ise niçin yalanlanmıyor?
İki oğlundan büyüğüne Fetullah; küçüğüne Gülen adını koyan valilerden söz ediliyor, doğru mu bunlar?
DÖRT PARMAK İŞARETİ!
Eğri oturup doğru konuşalım, dört parmak işareti Mısır’daki ihvan kalkışması sürecinde ortaya çıkıp oradan ithal edilmedi mi?
Var mıydı ondan önce böyle bir işaret?
Yok idi ise kastedilen , “Tek Vatan, Tek Millet, Tek Devlet, Tek Bayraktır” şeklindeki savunma kimse kusura bakmasın ama İhvan’ın sembol işaretinin gizlenmesidir.
Bırakın bu İhvan işaretini, bu ülkeyi yönetenler İhvancı Mursi’yi sahiplenmek adına Mısır gibi bir büyük devleti ilişkileri sıfırlamadı mı?
REŞAT'A O SUİKASTİ PAS GEÇ DİYEN Mİ VAR?
Darbeleri Araştırma Komisyonu Başkanı Reşat Petek’i biliyorsunuz yakın geçmişe kadar Fetullah yandaşıydı.
İşte bu Reşat darbe ile alakalı komisyon raporuna Muhsin Yazıcıoğlu olayını almadı ki AKP’li üye Selçuk Özdağ bunun için özellikle ısrarcı olmuştu.
Pardon ama Reşat Petek, Özdağ’ın bile talep ve konmayınca feveran ettiği o konuyu pas geçmesi için bir yerlerden emir mi aldı?
Söyleyin unuttuk demesi inandırıcı olabilir mi?
Muhsin Yazıcıoğlu cinayetinde çok ama çok gizemli noktalar var haberiniz ola!...

13 Ocak 2017 Cuma

MİLLİ EĞİTİM'DE "YENİ MÜFREDAT" !.. Milli Eğitime Bakan İSMET YILMAZ: Yeni müfredat-ı, düzenlenen basın toplantısı ile tanıttı...

YENİ MÜFREDAT MEB TARAFINDAN AÇIKLANDI!
İŞTE, YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Yeni müfredat, düzenlenen basın toplantısı ile tanıtıldı. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmazve bakanlık yetkilileri birlikteliğinde açıklanan yeni müfredat detayları, birçok konuda değişiklik içeriyor. Bir sonraki eğitim öğretim dönemi itibariyle faaliyete alınacağı duyurulan yeni müfredat döneminin, ilk etapta 1. 5. ve 9. sınıf öğrencileri için geçerli olacağı ifade ediliyor. İşte, Bakan İsmet Yılmaz'ın yapmış olduğu müfredat değişikliği açıklaması ve bu değişikliğin neden yapıldığına dair detaylar
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, yeni müfredatın taslağını açıklayarak, "Önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren öğrencilerimiz 1., 5. ve 9. sınıf öğrencilerimiz yeni hazırlanmış müfredatla eğitime başlayacaklardır. Bu sene, gelecek sene ve hatta ondan sonraki takip eden sene de hiçbir öğrencimiz bu değişen müfredattan dolayıTEOG, YGS ve LYS sınavlarında herhangi bir farklılık olmayacaktır" dedi. İşte açıklamada dikkat çeken diğer detaylar
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın katılımıyla düzenlenen ‘Güncellenen Öğretim Programları Bilgilendirme Toplantısı’ başladı. Bakan Yılmaz, “53 farklı dersin taslak programı hazırlandı. Bütün halkımız 10 Şubat’a kadar önerilerini bize sunmalı” dedi.  Yılmaz, "Önümüzdeki eğitim öğretim yılından itibaren 1, 5 ve 9. sınıf öğrencilerimiz, yeni hazırlanmış müfredatla eğitime başlayacaklar. Dolayısıyla bu sene ve gelecek sene ve sonraki takip eden sene de değişen müfredattan dolayı TEOG, YGS veya LYS sınavlarında herhangi bir farklılık olmayacaktır" diye konuştu. Öğrencilere ara tatilde ödev verilmemesi gerektiğini söyleyen Bakan Yılmaz, "Ödev verilmemesini istedik. Kendisini zenginleştirecek kitap okuma, sinemaya gitme kültürel mekanları gezme gibi etkinlikler yapsın öğrenci istiyoruz. Telafi yok ara tatilde. Tatil tatildir" diye konuştu.
Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın açıklamaları özetle şöyle:
Dünya ülkeleri eğitim sistemiyle karşılaştırmalar yapıldı, bu taslağı 1000’in üzerinde kişi hazırladı. 10 Şubat 2017 tarihine kadar öğretmenler, velilerimiz, eğitim konusunda görüşü olan herkesin önerilerini bekliyoruz. Taslak programa http://xn--http://mufredat.meb.gov.tr/ adresinden ulaşılabilecek. Ayrıca öğretmenlerimiz, sivil toplum kuruluşlarımı4za da yazılı olarak ileteceğiz. Onlar da gerek site, gerekse e-postalarla katkılarını sunabilecek. Bütün halkımızı hiçbir kısıtlama olmadan görüşlerini paylaşmaya davet ediyoruz. İletilen öneriler değerlendirilip, düzenlemeler yapılacak. 10 Şubat’tan sonra onaylayarak 2017-2018 eğitim materyallerinin hazırlanmasına yönelik süreç bitmiş olacak. Çok görüşlülük, demokrasi budur. 53 farklı dersin taslak programı çıkarıldı hayat bilgisi, Türkçe, insan hakları ve yurttaşlık, felsefe, fizik, kimya, matematik, müzik var. İlk ve ortaöğretim din ve ahlak bilgisi dersleri ise askıya çıkarılacaktır önümüzdeki günlerde.
Ders sayıları henüz belirlenmedi
Ders sayılarıyla ilgili arkadaşlarımızın çalışmaları var ancak nihai olarak belirlemedik. Önümüzdeki dönemde istiyoruz ki, yardımcı kaynakları verelim. Ancak yardımcı kaynaklar konusunda da öğretmenlerimize esneklik sağlayalım. Ders sayılarını henüz daha belirlemedik. Çünkü her öğretmen veya alan kendi ders saatinin arttırılmasını istiyor. Bu aynı alandaki öğretmen sayısının da artırılmasıyla yakından bağlantılı. Optimum noktasını bulmaya çalışıyoruz.
Ders saatinin azalmasından ziyade OECD ortalamalarına baktığımızda Türkiye’nin aldığı ders saati diğerlerinden daha az. Dolayısıyla ders saati azaltılması söz konusu değil, sonuç olarak içeriğinin hafifletilmesi ve azaltılması daha doğru diye düşünüyorum. 
Kamuoyuna yönelik bir açıklama yapıldı. Askıya çıkan dersler arasında da Atatürkçülük ve İnkilap Tarihi var. O konuda da vatandaşlarımızın katkısını bekliyoruz.  Taslağı inceleyip herkes kendi görüşünü söylesin, daha sonra ortaya bir metin çıkacaktır. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Biz ilim ne söylüyorsa onu takip edeceğiz.  Öğretim programlarına 13 Ocak’ta askıya çıkardık. Bugün il milli eğitim müdürlüklerine yazılar gönderildi. 13 Ocak ve 20 Ocak arasında ilçelerdeki öğretmenlerin incelemeleri var. 6 Şubat’ta sivil toplum kuruluşlarından görüş almak için son gün. 20 Şubat’taysa talim Terbiye kurulu ders kitapları yazım süreci başlayacak.
Tatilde telafi yok
Öğrencilere ödev verilmeyecek. Ödev verilmemesini istedik. Kendisini zenginleştirecek kitap okuma, sinemaya gitme kültürel mekanları gezme gibi etkinlikler yapsın öğrenci istiyoruz. Gördüğü gezdiği yerleri her bir öğrencinin okullar açıldıktan sonra arkadaşlarına anlatmalarının daha doğru olacağını söyledik. Telafi yok ara tatilde. Tatil tatildir.
Hazırlık sınıfı ve zorunlu okul öncesi çalışmaları devam ediyor
1, 5 ve 9’ncu sınıflar için yapıyoruz şimdi bu değişiklikleri. Önümüzdeki yılda 2, 6 ve 10’ncu sınıflar için değişiklikleri yapacağız. 5’inci sınıfların hazırlık olmasına ilişkin bir düzenleme, okul öncesinin zorunlu olmasına yönelik çalışma devam ediyor. Müfredatta bununla ilgili bir şey yok.
Mevcut müfredattaki eksikliklerimiz nedir?
Türkiye yeterlilikler çerçevesi diye bir kavram var. Bunlar çerçevesinde öğrencilerimizden ne bekliyoruz, üniversitede öğrencilerimiz kendilerinden ne bekliyor, hayat çocuklardan ne bekliyor? Bunları dikkate alarak, öğrencilerin edinmesi gereken beceri nelerdir? Yeterlilikler Çerçevesinde tanımlanmış sekiz yeterlilik var. Ana dilde iletişim, diğer başka bir dilde iletişim, bilim ve teknolojik yetkinlikler, öğrenmeyi öğrenmek, vatandaşlık ve sivil yetkinlik, insiyatif kullanma ve girişimcilik ile kültürel dışa vurum. Öğrencilerimiz öğrenmeyi öğrensin istiyoruz. Kendisine özgüveni olsun. Kusur ve hataları görmek ve başkalarının da bu hataları yapabileceğini bilsin istiyoruz. Evlatlarımızın, gelecek çağın ihtiyaçlarını karşılayabilecek yetkinlikleri olsun istiyoruz.
Taslak programı askıya çıkmanın amacı eksikleri görmek, bunları düzeltmek. Siz bunu buraya koydunuz, ancak öğrencilerimize ne faydası olacak diyebilirler. Bunu öğretmenler, müdürler, eğitimle ilgili çalışan herkes söylesin.  Milli Eğitim Bakanlığı’nın yardımcı kitabı diye bir kavram yok. MEB olarak hiçbir kitabı yardımcı kitap olarak önermiyoruz. Hiçbir öğretmenimizin de yardımcı kitabı salık vermemesi, tavsiye etmemesi, alınmasını istememesini istedik. Ancak yardımcı kitap alınmasının daha doğru olacağını, belli çerçevede tutulmasını isteyenler de var. Arkadaşlar bunun üzerine çalışıyorlar. Bakalım hangisi daha doğru, göreceğiz. Ancak yardımcı kitap denilerek, sübliminal mesajlar varsa bunu metinlerden çıkardık. 
Müfredat neden güncellendi?
Küreselleşen dünyada ve ülkemizde siyasi, sosyal, ekonomik, bilimsel ve teknolojik alanlarda yaşanan hızlı değişim ve gelişmeler, toplumun yeni yüzyılın mezunlarından beklentilerini farklılaştırmıştır. Temel bilgi ve becerilerin yanı sıra öğrencilerin bilgi çağı olarak adlandırılan günümüzde sahip olunması beklenen bilgi, beceri, tutumlara ilişkin farkındalık geliştirmeleri, bunları edinmeleri ve yaşamın farklı alanlarında uygulayabilecek donanıma ve alt yapıya sahip olmaları kaçınılmaz oldu. Bu nedenle aşağıdaki gerekçelerle güncelleme çalışmaları yapıldı.
• Bireyin ve toplumun değişen ihtiyaçları,
• Eğitimde niteliğin arttırılması ihtiyacı,
• Bilim, teknoloji, öğrenme öğretme yaklaşım, kuram ve stratejilerinde son yıllarda yapılan araştırma ve çalışmalarla gerçekleşen değişiklikler ve gelişmeler,
• Ulusal ve uluslararası değerlendirmelerde kullanılan ölçütler ve ülkemize ait bu değerlendirmelerin sonuçları,
• Kalkınma Planları, 64. Hükümet Programı Eylem Planı (130 ve 132 numaralı Eylemler), 65. Hükümet Programı (2017 yılı Orta Vadeli Program), 2014-2019 MEB Stratejik Planı, OECD Eğitim Raporları,
• Mevcut öğretim programlarının akademik bilgi bakımından yoğun olmasından dolayı “eğitim ve öğretimin” sadece öğretim boyutuna ağırlık verilmesi, eğitim boyutu için yeterli sürenin kalmaması gibi hususlar göz önünde bulundurularak çağın ve toplumun taleplerine cevap verebilecek donanıma ve üst düzey bilişsel becerilere sahip, bu becerileri yaşamının farklı alanlarında kullanabilen, millî, manevi ve evrensel değerleri benimseyerek bu değerleri tutum ve davranışa dönüştüren bireylerin yetiştirilmesine katkı sağlamak amacıyla öğretim programları revize çalışmaları yapıldı.

15 Aralık 2016 Perşembe

Neden ve Niçin!.. Düşman parası, menfur Dolar Krizi baş gösterdiğinde, derhal "SABİT KUR"a ve zaten konvertibıl olan "MİLLİ PARA" sistemine geçiş yapılmadı? Yoksa "küresel değil kirli" bir oyun mu bu

MERKEZ BANKASI'NIN BEKLENTİ ANKETİNE GÖRE YIL SONU DOLAR TAHMİNİ (% 100 ARTIŞLA) 3.46 TL
TCMB (Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası) beklenti anketinde yıl sonu dolar kuru beklentisi 3.3369'dan 3.4602'ye yükseldi. Büyüme beklentisi ise 2,9'dan 2,6'ya geriledi. TCMB'nin finansal ve reel sektörde karar alıcı, uzman kişiler, profesyoneller ile yabancı finans kuruluşlarının uzmanları arasından seçilen 69 katılımcıyla gerçekleştirdiği "2016 yılı Aralık ayı Beklenti Anketi" yayımlandı. Buna göre yıl sonu dolar beklentisi 3.3369'dan 3.4602'ye çıktı. GSYH 2016 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 2,9 iken, bu anket döneminde yüzde 2,6'ya geriledi.
YIL SONU TÜFE BEKLENTİSİ GERİLEDİ: Aralık ayı için tüketici enflasyonu (TÜFE) beklentisi bir önceki anket döneminde bulunduğu yüzde 0,55 düzeyinden bu anket döneminde yüzde 0,79'a çıktı. 2017 yılı ocak ayı TÜFE beklentisi aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 1,11 ve yüzde 1,21 oldu. Şubat ayı TÜFE beklentisi ise yüzde 0,58 olarak gerçekleşti. Cari yıl sonu TÜFE beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 7,80 iken, bu anket döneminde yüzde 7,69 oldu. 12 ay ve 24 ay sonrası TÜFE beklentileri ise sırasıyla yüzde 8,04 ve yüzde 7,31 olarak kayıtlara geçti.
YIL SONU DOLAR/TL BEKLENTİSİ YÜKSELDİ: Yıl sonu döviz kuru (dolar/TL) beklentisi bir önceki anket döneminde 3,34 TL iken, bu anket döneminde 3,46 TL'ye yükseldi. 12 ay sonrası döviz kuru beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla 3,50 TL ve 3,63 TL oldu. 2016 yılı cari işlemler açığı beklentisi, bir önceki anket dönemine göre değişmeyerek 34 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. 2017 yılı cari işlemler açığı beklentisi ise bir önceki anket döneminde 36,7 milyar dolar iken, bu anket döneminde 36,8 milyar dolar oldu.
BÜYÜME BEKLENTİSİ YÜZDE 2,6'YA GERİLEDİ: Gayrisafi Yurt İçi Hasıla 2016 yılı büyüme beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 2,9 iken, bu anket döneminde yüzde 2,6'ya geriledi. Gelecek yıla yönelik büyüme beklentisi ise aynı anket dönemlerinde sırasıyla yüzde 3,3 ve 3,2 oldu.
GECELİK FAİZ ORANI: BİST Repo ve Ters-Repo Pazarı’nda oluşan cari ay sonu gecelik faiz oranı beklentisi bir önceki anket döneminde yüzde 8,10 iken, bu anket döneminde yüzde 8,33 olarak gerçekleşti. TCMB Ağırlıklı Ortalama Fonlama Maliyeti beklentisi ise bir önceki anket döneminde yüzde 7,80 iken, bu anket döneminde yüzde 8,33 olarak kayıtlara geçti.
DİBS: Vadesine 3 ay ya da 3 aya yakın süre kalan Devlet İç Borçlanma Senetlerinin (DİBS) yıllık bileşik faiz oranı beklentileri, cari ay için yüzde 8,98 olurken 1, 3, 6, 12 ve 24 ay sonrası için sırasıyla yüzde 9,11, yüzde 9,33, yüzde 9,34, yüzde 9,237 ve yüzde 9,05 düzeyinde gerçekleşti. Vadesine 5 yıl ya da 5 yıla yakın süre kalan DİBS'lerin 12 ay sonrası ikincil piyasa yıllık bileşik faiz oranı beklentisi, bir önceki anket döneminde yüzde 10,56 iken bu anket döneminde yüzde 11'e çıktı. Aynı anket dönemlerinde, vadesine 10 yıl ya da 10 yıla yakın süre kalan DİBS'lerin 12 ay sonrası ikincil piyasa yıllık bileşik faiz oranı beklentisi ise sırasıyla yüzde 10,83 ve yüzde 11,18 oldu.
VADELİ REPO: TCMB bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı cari ay için yüzde 8 olurken, 3, 6, 12 ve 24 ay sonrası beklentileri sırasıyla yüzde 8,32, yüzde 8,44, yüzde 8,50 ve yüzde 8,33 seviyelerinde belirlendi.
SON DAKİKA: FED KARARIYLA DOLAR FİYATLARI PSİKOLOJİK SINIRI AŞTI
Fed'in 2017'de tahminlerden hızlı faiz artırıma gideceği beklentisi ile yükseldi. Karar öncesinde uluslararası piyasalarda 3.4650 TL'den işlem gören kur, 3.54 seviyesinin üzerini gördü. ABD Merkez Bankası'nın (Fed) gelecek yıl tahminlerden daha hızlı sıkılaşmaya gideceği beklentisi dolarda global bazda değer kazancına neden olurken, benzer gelişmekte olan ülke kurlarına paralel yükselen dolar/TL 3.50'nin üzerinde seyrediyor. Dün saat 18.00'de 3.4735/3.4768 seviyesinde olan dolar/TL 3.5435'e kadar yükseldikten sonra bu sabah saat 09.05'te 3.5179/3.5220 seviyesinden işlem gördü. Dün aynı saatte 3.5853/3.5858 seviyesinde olan sepet bazında TL bu sabah 3.6074/3.6118, euro/TL ise 3.6971/3.7018 seviyesinde.
DOLARDA YÜKSELİŞ DEVAM EDEBİLİR: Kapital FX Araştırma Uzmanı Enver Erkan, günlük harekette gelişmekte olan ülke para birimlerinin tamamında dolar karşısında değer kaybı olduğunu söyleyerek, "Dolar/TL'de 3.50 üzerinde seviyelerin korunması kurda yukarı eğilimin devamını getirebilir. Fed kararları, faiz artırımının gerçekleşmesi ve beklentilerin iki yerine üç artıma evrilmesi gelişmekte olan piyasalar açısından olumlu bir duruma işaret etmiyor. Yellen'ın tonlaması ve ekonomik gidişata ilişkin beklentiler biraz yumuşatılsa da genel olarak dolarda değerlenmeye neden olan kararlar oldu" dedi. Gün içinde ABD verilerinin izleneceğini söyleyen Erkan, "Lokal anlamda beklentilerin dışında bir gelişme olmadıkça TL kendi ülke grubuna paralel hareket içinde olacaktır. Bu seviyeler kurda duyarlılığın arttığı seviyeler, 3.50'nin üzerinde kalması yukarı potansiyeli artırır, kura yeni alım getirecek gelişmeler olursa 3.60'a hareket görebiliriz" dedi.
2017 İÇİN ÜÇ FAİZ ARTIŞI ÖNGÖRÜLÜYOR: Fed dün sonlandırdığı iki günlük toplantının ardından politika faizini artırırken, vergi indirimi, harcama ve regülasyonları azaltma gibi vaatleri bulunan Donald Trump yönetiminin ilk yılında daha hızlı faiz artışları olacağı öngörüsünde bulundu. Kısmen Trump yönetiminde görülmesi beklenen değişiklikleri göz önüne alan Fed, 2017 yılı için üç faiz artışı öngörürken, Eylül ayında iki faiz artışı bekleniyordu. Fed'in politika faizi oranları geniş çapta beklendiği üzere yüzde 0.5 ile yüzde 0.75 arasına çıkarıldı. Fakat daha hızlı parasal sıkılaşma olacağı beklentileri piyasalarda kısa vadeli ABD tahvilleri ve hisselerde satışlara neden oldu. Dolar diğer büyük para birimleri karşısında neredeyse 14 yılın zirvesini görerek Donald Trump sonrası başlayan ralliyi yeniden canlandırdı.
TAHVİL BONO PİYASASI: Tahvil-bono piyasasında ise 11 Şubat 2026 itfalı 10 yıllık gösterge tahvil dün spot kapanışta yüzde 11.46, valörde son işlemde yüzde 11.42 seviyesindeydi. Öte yandan 11 Temmuz 2018 itfalı tahvilde ortalama bileşik faiz dün spot kapanışta yüzde 11.13, valörde son işlemde yüzde 11.10 seviyesindeydi. Yellen: Kademeli faiz artışı devam edecek
ALTIN DEĞER KAYBETTİ: Fed'in faiz artırma kararı öncesinde 1,0640-1,0650 bandında seyreden avro/dolar paritesi, 1,0578'e kadar geriledi. Öte yandan, altının ons fiyatı kararlar takiben 1.160 dolardan 1,152 dolara gerilerken, ABD 10 yıllık devlet tahvili faizi yüzde 2,44’den yüzde 2,47'ye yükseldi. Açıklama öncesi dalgalı seyreden ABD borsaları, toplantının karar metnini takiben kayıplarını artırdı. Şu sıralar, Dow Jones Endeksi yüzde 0,06, S&P 500 Endeksi yüzde 0,26, Nasdaq Teknoloji Endeksi de yüzde 0,26 düşüşle işlem görüyor. Faiz kararının arından Brent tipi ham petrolün varil başına fiyatı ise 54,65 dolardan 54,13 dolara geriledi. Küresel piyasalar, şu andan itibaren Fed Başkanı Janet Yellen'in basın toplantısına odaklandı. TSİ 22:30'da başlayacak toplantıda faiz artırım kararını değerlendirecek Yellen'in, özellikle yeni yönetimin ekonomi politikaları ve para politikasının geleceğine ilişkin açıklamaları dikkatle takip edilecek.

10 Aralık 2016 Cumartesi

SON DAKİKA! Yeni Anayasa Teklifi, "AKP parlamenterlerinin imzası ile" Meclise Sunuldu

YENİ ANAYASA TEKLİFİ MECLİS'E SUNULDU!..
AK Parti'nin anayasa değişikliği teklifini, AK Parti Grup Başkanvekili Elitaş, 316 imzayla TBMM Başkanı İsmail Kahraman'a sundu. Dün TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen ancak gerekçe yazımı nedeniyle bugüne sarkan teklifin son hali MHP'ye sunuldu. Teklif, TBMM Başkanlığı'na sunuldu.
TEKLİF MECLİS'TE
Dün TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen ancak gerekçe yazımı nedeniyle bugüne sarkan teklifin son hali MHP'ye sunuldu. MHP'nin onayının ardından teklif, TBMM Başkanlığı'na sunuldu. AK Parti Genel Sekreteri Abdülhamit Gül ile MHP'li Mehmet Parsak, Yeni Anayasa teklifini Meclis Başkanlığı'na sunduktan sonra saat 18.00'da TBMM'de basın toplantısı düzenleyecek. Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilmesi için AK Parti ve MHP arasındaki görüşmelerde anlaşmaya varılmıştı.
ERDOĞAN'DAN ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ YORUMU: 
İNŞALLAH YENİ BİR DÖNEMİN BAŞLANGICI OLSUN
Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Teklif bugün parlamentoya sunulacak. İnşallah yeni bir dönemin başlangıcı olsun." dedi. İstanbul Esenyurt Belediyesince yapımı tamamlanan projelerin toplu açılış töreninde konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, Anayasa değişikliği teklifiyle ilgili, "Teklif bugün parlamentoya sunulacak.Temennim odur ki Parlamento'dan bu, şöyle başarılı bir referandum oylamasıyla, 330'u aşacak şekilde geçer ve ondan sonra da Parlamento bunu milletimize taşıyacak, milletimize gelir. İnşallah yeni bir dönemin başlangıcı olsun." dedi. Termal tesisi duyunca iftihar ettiğini anlatan Erdoğan, eserlerin yapımı dolayısıyla belediye başkanı ve ekibini, yüklenici firmalardaki mimar, mühendis, işçileri tebrik etti.
"ŞAHADETE YÜRÜYEN KARDEŞLERİMİZİ UNUTMAK MÜMKÜN MÜ"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Esenyurt'un, İstanbul'un en sıkıntılı ilçelerinden biriyken, yapılan yatırımlarla şehrin en seçkin bölgelerinden biri haline geldiğini belirterek, törene katılanlara şöyle seslendi: "İnşallah önümüzdeki dönem Esenyurt çok daha büyük, çok daha güzel projelerle gelişmeye devam edecektir. Esenyurt sadece gelişmekle, güzelleşmekle kalmıyor, aynı zamanda kahramanlığıyla ve cesaretiyle de tevarüs ediyor. Sizler, 15 Temmuz gecesi buradan havalimanına kadar olan 22 kilometrelik yolu yürüyerek o çağrıma farklı bir cevap verdiniz ve 29 gün meydanlarda demokrasi nöbeti tuttunuz. Şehadete yürüyen kardeşlerimizi, gazilerimizi unutmak mümkün mü? Unutmayacağız, unutturmayacağız. Çanakkale unutulur mu? Kurtuluş Savaşı unutulur mu? İstanbul'un fethi unutulur mu? Aynen bu da öyle. Bazıları diyor ki 'Unutturulmak isteniyor.' Hayır, ne unutacağız ne unutturacağız." İstanbul'un 15 Temmuz darbe girişimine verdiği 98 şehit, 948 gazi ve sokaklara dökülen yüz binlerce, milyonlarca insanıyla en güçlü direnişi gösteren şehirlerin başında geldiğini kaydeden Erdoğan, "Şehitler tepesini boş bırakmayan bu kutlu vazifeye talip olan tüm kardeşlerime bir kez daha teşekkür ediyorum." ifadesini kullandı.
"HİÇBİR GÜCÜN KARŞISINDA EĞİLMEDİK"
Erdoğan, "Dik dur eğilme, bu millet seninle" sloganları üzerine, "Biz Allah'tan başka hiçbir gücün karşısında eğilmedik, eğilmeyiz. Sadece rükuda eğildik." diyerek, Arif Nihat Asya'nın "Bir Bayrak Rüzgar Bekliyor" şiirinden "Şehitler tepesi boş değil/Toprağını kahramanlar bekliyor/Ve bir bayrak dalgalanmak için/Rüzgar bekliyor" dizelerini alıntıladı. Erdoğan, "Milletimiz 15 Temmuz gecesi bayrağını dalgalandıracak o rüzgarı bizzat kendisi estirdi. Böyle bir millete mensup olduğum için Rabbime hamd ediyorum. ya Rab sana hamdolsun, bizi böyle bir milletle haşrediyorsun. ya Rab, ebedi alemde de bizleri sevgili habibinin liva-ül-hamd ismiyle müsemma sancağı altında da beraber haşreyle." diye konuştu.
"BENİ ENTERESE ETMEZ"
Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, pek çok kişinin 15 Temmuz'u tarihin akışı içinde hak ettiği konuma hala tam olarak oturtamadığını belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Gerçekten de bazı hadiselerin önemi zamanla ortaya çıkar. Çanakkale'de gözünü kırpmadan düşmanın üzerine yürüyen askerimiz bunu tarihe geçmek için değil, inancını ve vatanını korumak gayesiyle yapıyordu. Kurtuluş Savaşı'nda 'artık ayağa kalkamaz' diye bakılan bir milleti ve ülkeyi yeniden ayağa şahlandıran, yeniden ayağı kaldıran yine bu inançla mücadele ediyordu. Aynı şekilde Cumhuriyet döneminde verilen mücadelelere baktığımızda bu hadiselerin her birinin milletimizin tarihinde çok önemli kırılma noktaları olduğunu görüyoruz. 15 Temmuz da ülkemizin ve milletimizin tarihinde işte böyle bir dönüm noktası, böyle bir yol ayrımıdır. Türkiye'nin geçtiğimiz 14 yılda yaşadığı büyük dönüşüm, 15 Temmuz'da hem gerçek yerine oturmuş hem de yeni bir istikamet kazanmıştır. İşte çıldırıyor Batı, niye? ' Türkiye niçin böyle güçleniyor?' Elhamdülillah şu an milli gelir itibarıyla Türkiye bu yarışın içerisinde 'Ben varım' diyor. Kişi başına milli geliriyle 'Ben varım' diyor. Onun için çılgına dönüyorlar. Türkiye 'nin büyümesini engellemek için silah dahil her türlü yola, kan dökmek dahil her türlü yönteme başvurulabileceğini 15 Temmuz'da hep birlikte yaşayarak gördük."
"BEN BURADA MİLLETİME BAKARIM"
"İdam" sloganları üzerine Erdoğan, şunları söyledi: "Ben bu konuda düşüncemi açıkladım. Milletin idam talebine, parlamento kararını verir. Parlâmento kararını verdikten sonra bana gelirse 'Ben de bunu onaylarım' dedim. Batı şöyle diyor, böyle diyor beni enterese etmez. Ben burada milletime bakarım, hakka bakarım. Bizi yıkmak için vurulan darbeler, hamdolsun birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi güçlendirdi, hala da güçlendiriyor. 1990'ların, gönüllerin ve ideallerin paramparça olduğu Türkiyesinden bugünün yüreklerin toplu vurduğu 2023 hedefleri için sımsıkı bir araya geldiğimiz bir Türkiye... Ne diyor üstad? 'Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir/Oluklar çift, birinden nur akar, birinden kir.' Birileri bizim oluklarımızdan kir akıtmaya çalıştıkça, milletimiz inancıyla ve dirayetiyle her seferinde nur akan olukların önünü açmıştır. Elhamdülillah. İnşallah önümüzdeki dönemde bir olarak, iri olarak, diri olarak, kardeş olarak, hep birlikte Türkiye olarak çok daha büyük başarılara sahip olacağız." Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan, 15 Temmuz'da milletin darbecilere karşı darbe indirdiğini ifade ederek, "Onlar bize darbe indirmeye kalktılar, ama milletin karşı darbesiyle tokadı yediler. Son 200 yılda çeşitli defalar tekrarlanan bir hesaplaşmanın bu, son perdesidir. Türkiye 'yi kim kurtarır, Türkiye nasıl kurtulur sorularına 200 yıldır aradığımız cevabı, 15 Temmuz'da kati olarak bulduğumuzu düşünüyorum. Türkiye'yi ancak millet kurtarabilir. Türkiye 'yi ancak milletle birlikte hareket ederek kurtarabiliriz. Halbuki biz asırlardır çareyi, çözümü, ilacı hep dışarıdan ithal ürünlerle halletmeye çalıştık, o formüllerle çözmeye çalıştık. Çarenin millet olduğunu ancak 5 milyon kilometrekarelik bir devleti, 780 bin kilometrekareye düşürdükten sonra bulabildik. Bizi nasıl erittiler? Nasıl bizi yediler bitirdiler?" dedi.
"KARŞIMIZDAKİ FOTOĞRAF ÇOK AÇIK"
" Türkiye olarak son 3-4 yıldır öyle olaylar yaşıyor, öyle gelişmelere şahit oluyoruz ki inanın diğer ülkeler bizi hem büyük bir gıptayla hem de şaşkınlıkla izliyor. Ama evelallah son yarım asrını bizzat yaşamış, tarihini de gayet yakından bilen bizler için karşımızdaki fotoğraf çok açık. Ne zaman kendimizi toparlamaya, yeni hedefler belirleyip, o doğrultuda yürümeye kalkıştıysak aynı şey oldu. Kimi zaman dışarıdan kimi zaman içeriden yapılan saldırılar nedeniyle dikkatimizi, enerjimizi, imkanlarımızı sürekli savunmaya hasretmek zorunda kaldık. Bu defa da aynı oyun, tutmayacak, tutmayacak. Yürüyüşümüz kararlı olacak, tereddüt yok."
"TEMENNİM 330'U AŞACAK ŞEKİLDE GEÇER"
"Bugün yanılmıyorsam hükümet, yeni anayasayla ilgili hazırlıkları Parlâmento 'ya sunacaklardı. Temennim odur ki Parlâmento 'dan bu, şöyle başarılı bir referandum oylamasıyla, 330'u aşacak şekilde geçer ve ondan sonra da Parlâmento bunu milletimize taşıyacak, milletimize gelir. Bütün bunlara hazır mısınız? İnşallah Parlamentomuz da buna hazır olduğunu sizlere getirmek suretiyle ortaya koyar. Milletimiz için hayrolsun, ülkemiz için hayrolsun. İnşallah yeni bir dönemin başlangıcı olsun."
MHP'YE İLETİLEN ANAYASA TEKLİFİNİN DETAYLARI! TÜM SEÇİMLER 2019'DA
Yeni Anayasa teklifinin ayrıntıları ortaya çıktı. Teklife göre; Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve genel seçimler 2019 Kasım, yerel seçimler ise 2019 Mart'ta yapılacak. AK Parti ve MHP'nin uzlaştığı yeni Anayasa teklifi ile ilgili geri sayım başladı. Dün TBMM Başkanlığı'na sunulması beklenen ancak gerekçe yazımı nedeniyle bugüne sarkan teklifin son hali MHP'ye sunuldu. MHP'nin onayından sonra teklif, TBMM Başkanlığı'na sunulacak. MHP'ye iletilen teklifin detayları da ortaya çıkmaya başladı. Teklife göre; Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler 2019 yılının kasım ayında yapılacak.Yerel seçim 2019 yılının mart ayında olacak. Cumhurbaşkanı parti üyesi olabilecek. HSYK'nın yapısı değişiyor. TÜM SEÇİMLER 2019'DA: Milletvekili sayısı 2019 sonrası için 600 olarak öngörülürken yedek vekillik de teklifte yer alıyor. Teklife göre Cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler 2019 yılının kasım ayında yapılacak. Yerel seçim 2019 yılının Mart ayında olacak. Seçilme yaşı ise 18'e düşüyor. Yedek milletvekilliği sistemi getiriliyor. HSYK ÜYESİ KURAYLA SEÇİLEBİLİR:  HSYK'nın yapısı değişiyor. HSYK üyelerinin yarısını Cumhurbaşkanı yarısını TBMM seçecek. TBMM'deki HSYK seçimlerinde ilk iki turda beşte üç çoğunluk aranacak. Seçim son tura kalırsa kura devreye girecek. Anayasa Mahkemesi'nin üye sayısı 15'e düşürülüyor. JANDARMA MGK'DAN ÇIKIYOR: Askeri yargı kaldırılıyor. Jandarma Genel Komutanı MGK üyeliğinden çıkarılıyor.
İŞTE MADDE MADDE TEKLİFİN AYRINTILARI:
- Cumhurbaşkanı yürütmenin başı olacak ve başbakanlık kalkacak.
- Partisiyle ilişiği kesilmeyecek cumhurbaşkanının kararname çıkarma yetkisi olacak.
- Cezai sorumluluğu olacak cumhurbaşkanının Yüce Divan'a sevki için de kademeli formül öngörülüyor.
- Cumhurbaşkanının parti üyeliği 2018'de, cezai sorumluluğu 2019'da başlayacak.
- HSYK'nın yapısı değişiyor.
- HSYK üyelerinin yarısını Cumhurbaşkanı yarısını Meclis seçecek.
- HSYK seçimlerinde ilk 2 turda 5'te 3 çoğunluk aranacak.
- HSYK seçimleri son tura kalırsa kura yöntemi devreye girecek.
- Askeri yargı kaldırılıyor.
- Yerel seçimler 2019 Mart'ta yapılacak.
- Anayasa Mahkemesi üye sayısı 15'e düşüyor.
- Cumhurbaşkanlığı ve genel seçimler 2019 Kasım'da yapılacak.
- Jandarma Genel Komutanı, Milli Güvenlik Kurulu'ndan (MGK) çıkarılıyor.
- Milletvekili sayısı 600 olacak, seçilme yaşı 18'e inecek. Seçimlerin istikrarı, sağlıklı, sürekli ve düzenli dönem Meclis çalışmaları için 'hayati önemi haiz' YEDEK MİLLETVEKİLLİĞİ, olası Milli Delege Sistemi ve/veya Dar Bölge Seçim Sistemi tasarıda yok!.. BAŞBAKAN: PÜRÜZ YOK. Başbakan Binali Yıldırım, tüm maddelerde anlaşma sağlandığını, pürüz olmadığını söyledi. Yıldırım, anayasa değişiklik teklifiyle ilgili ayrıntı vermedi. İKİ PARTİDEN ORTAK AÇIKLAMA YAPILACAK. İçeriği iki parti adına çalışmaları yürüten Mehmet Parsak ve Abdulhamit Gül'ün basın toplantısıyla açıklanacak.

13 Ağustos 2016 Cumartesi

"GAFLET, DALALET VE HIYANET" içinde olup; İhanete yardım ve yataklık edenler belli!.. Necdet Özel, TSK'daki Cemaat'i yazan birçok isme dava açmış ve haklarında Orduevlerine giriş yasağı koydurmuştu.

NECDET ÖZEL'İ UTANDIRACAK 
BELGE!...
Necdet Özel, TSK'daki Cemaat'i yazan birçok isme dava açmış ve haklarında Orduevlerine giriş yasağı koydurmuştu. Eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel'in bugün bir gazeteciye yaptığı açıklamalar acı acı gülümsetti.
ŞÖYLE ANLATALIM...
Bazı İnternet Gazeteleri'nin de aralarında olduğu az sayıda Cemaat karşıtı ismin Genelkurmay Adli Müşaviri Muharrem Köse'nin Cemaat bağlantısını yazmasının ardından; Eski Genel Kurmay Başkanı Necdet Özel neler yaptığını (Bila'ya ) şöyle anlattı: "Necdet Paşa, Köse’yi çağırıp sorar, 'Senin hakkında paralelci olduğuna dair iddialar var. Var mı ilişkin, ne diyorsun?' Köse, 'Hayır komutanım' yanıtını verir."
Acı acı gülümsetti. Zira Necdet Özel, TSK'daki Cemaat'i yazan birçok isme dava açmış, Orduevlerine giriş yasağı koymuştu. Kırmızı Kedi Yayınevi Sahibi Haluk Hepkon, bugün sosyal medyadan "Necdet Özel bu rezillik için Kırmızı Kedi'den de özür dileyecek mi? Peşinen söyleyeyim ben ne unuturum ne bağışlarım" yazdı. Zira Özel, Kırmızı Kedi'den çıkan ve "İmamların Öcü-TSK'daki Cemaat Yapılanması" kitabına dava açmıştı.
HEPKON, DAVA BELGESİNİ DE PAYLAŞTI.
Kısacası Özel'in durumu masumca "kandırıldık" diyerek geçiştirilecek bir durum değil. Özel bizzat TSK'daki Cemaat yapılanmasına göz yummakla kalmadı, deşifre edenlerle mücadele etti. Dava açtı, orduevlerine girişini yasakladı.
Kısacası olay "gaflet ve delalet"in çok ötesinde "hatta..." diyerek liste uzatılabilir.
ÜÇOK NASIL ANLATMIŞTI
Bakın Ahmet Zeki Üçok, Odatv'de Köse'yi nasıl anlatmıştı:
“Muharrem Köse 1988-1992 Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde askeri öğrenci olarak okumuştur. Çeşitli görevlerden sonra 2010 yılında Askeri Yargıtay'a üye seçilmiştir.2012 yılında Genelkurmay Adli Müşaviri Hıfzı Çubuklu'nun ‘Andıç kumpası’ ile tutuklanması sonrasında, Yargıtay üyeliği gibi askeri yargının en yüksek görevinden feragat ederek, yargıçlık güvencesi dahi olmayan Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanmıştır” dedi.
KUMPAS DAVALARINDA ROL ALDI
Genelkurmay Adli Müşaviri olarak darbeci Albay Köse’nin kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemeler ile yazışmaları bizzat yaptığını ifade eden emekli Albay Üçok şöyle devam etti: “Askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit eden tüm komisyonları oluşturmuştur. Bu komisyonlar Atatürkçülük ders notlarını, bilgisayar virüs programlarını devletin güvenliğine ilişkin belge olarak niteleyip masum insanların casusluk suçlaması ile onlarca yıl hapis cezası almalarına neden olmuştur.”
“KOZMİK ODADAKİ BELGELERİ FETÖ’CÜ SAVCIYA VERDİ”
Emekli Hakim Albay Ahmet Zeki Üçok, darbeci Köse’nin suçlarını şöyle sıraladı:
“Balyoz kumpası davası sırasında sanıkların istediği belgeleri göndermemiştir. 28 Şubat davası sırasında davanın en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki Genelkurmay’da mevcutmuş gibi ‘aslı gibidir’ diyerek imzalayıp göndermiştir. Kozmik Oda araması sırasında devletin en gizli bilgilerini kaydedildiği hard diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ eline geçmesini sağlamıştır. Aynı dava sırasında sahte evrak düzenleyerek Genelkurmay Başkanının adına sahte yazılar göndermiştir. Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin Asker Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır. Kumpas davaları süresince başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere tüm komuta kademesini FETÖ talimatları doğrultusunda yönlendirerek personelin suçlu olarak algılanmasına neden olmuştur. FETÖ üyesi olmaktan hakkında yakalama kararı ve halen kaçak olan Avukat Sönmez Ahi'nin Genelkurmay Başkanlığının resmi avukatı olmasını sağlamıştır. Aynı zamanda FETÖ üyesi Avukat Sönmez Ahi'nin başta Necdet Özel, Yaşar Güler olmak üzere birçok üst düzey komutanın özel avukatı olmasına aracılık etmiştir.”
CHP, (eski) GENELKURMAY BAŞKANI NECDET ÖZEL’İN ÜNVANI VE SOSYAL HAKLARININ ALINMASI İÇİN ÇALIŞMA BAŞLATTI
Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri (CHP-CK), ordudaki Cemaat yapılanmasını önlemediği ve Balyoz davasındaki tutumu nedeniyle,...
Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevi İnceleme ve İzleme Komisyonu üyeleri (CHP-CK), ordudaki Cemaat yapılanmasını önlemediği ve Balyoz davasındaki tutumu nedeniyle, eski Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in ünvanı ve tüm sosyal haklarının elinden alınması için Meclis’e gelecek hafta kanun tasarısı vereceklerini açıkladılar.
NECDET ÖZEL’İN O SÖZLERİNİ HATIRLATTILAR
CHP-CK üyeleri Nurettin Demir, Veli Ağbaba ve Özgür Özel yaptığı yazılı açıklamada, Balyoz Davası’ndaki hükümlerin verilmesinin ardından dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in Ekim 2011tarihinde Hasdal ve Hadımköy Cezaevlerinde tutuklu bulunan komutanlara giderek, "Davanın tamamen sahte belgelere dayandığını biliyorum. Çözmek için uğraşıyorum. Bu işi kendi yöntemlerimle çözeceğim. Ben boşuna Genelkurmay Başkanı olmadım. Çözemezsem çekip gideceğim" şeklindeki sözlerini hatırlattı.
Açıklamada, "Balyoz Davası’nda verilen hükümler kesinleşip, çok sayıda silahlı kuvvetler mensubuna haksız cezalar yağarken, müebbet hapisler havada uçuşurken; ‘Elimden geleni yaptım, Başbakan beni de kandırdı’ diyen Necdet Özel’e tekrar bu sözlerini hatırlattığımızda istifa çağrılarımıza sus pus olan Necdet Özel çareyi CHP Cezaevi Komisyonu üyelerine dava açmakta bulmuştu." ifadeleri kullanıldı.
ATADIĞI HER 2 GENERALDEN 1’İ DARBECİ
Açıklamada Necdet Özel’e çok sert ifadelerle yüklenen CHP-CK üyeleri, Özel’in Genelkurmay Başkanı olmasıyla ilgili ise, "Cemaat Necdet Özel’in gelişini adeta davulla zurnayla karşılamıştı" dedi. Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanlığı döneminde atadığı her 2 generalden birinin darbeci olduğuna vurgu yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
"Yine hepimizin bildiği üzere; 29 Temmuz 2011 Yüksek Askeri Şura toplantısında Balyoz ve Ergenekon davalarından yargılanan komutanlarla ilgili olarak dönemin Genelkurmay Başkanı Org. Işık Koşaner YAŞ’ta terfi ve ataması ele alınan komutanlarla ilgili kesinleşmiş bir yargı kararı olmadıkça TSK’daki teamüllerin hayata geçirilmesi gerektiği yönünde tutum sergilemiş, bu durum hükümet ve TSK ilişkilerinde gerginlik yaratmış ve Işık Koşaner istifa etmişti. O günkü cemaat gazetesi Taraf 30 Temmuz 2011 tarihli manşetinde "Daha Karpuz Kesecektik"diyerek cemaate ve iktidara karşı onurlu duruş sergileyen Işık Koşaner’le alay ederken ve Genelkurmay Başkanlığına Necdet Özel’in gelişini ise "Özel Bir Genelkurmay Başkanı" sözleri ile duyurmuş; cemaat Necdet Özel’in gelişini adeta davulla zurnayla karşılamıştı.
HEPİMİZ ÖZÜR DİLEMELİYİZ & ÇOK İYİ GİZLENMİŞLER.. 
Bugün "hepimiz özür dilemeliyiz" diyen, "Çok iyi gizlenmişler" diyerek adeta timsah gözyaşları döken Necdet Özel vatandaşın aklıyla alay etmektedir. Hala daha içinde bulunduğu duruma rağmen gizlenmeye çalışan biri varsa o da FETÖ örgütü iyi gizlenmiş diyenden Necdet Özel’den başkası değildir. 15 Temmuz Darbe girişiminin ardından "hepimiz özür dilemeliyiz diyen Necdet Özel özür dilemesi gerekenler arasında değil, hesabını vermesi gerekenler, bedel ödemesi gerekenler arasındadır. Eğer birileri bu darbeye zemin oluşturduysa asker olarak en üst düzeyde sorumlusu Necdet Özel’dir. Bizler CHP Cezaevi Komisyonu olarak bu süreçte tüm sorumluluğu olanlar da dahil olmak üzere;
– Ordunun başı olarak en önemli görevi personeline sahip çıkmak ve liyakat esasına göre doğru kişilerin doğru göreve terfi ve tayininden sorumlu olmak olan ancak atadığı her 2 generalden 1’inin darbeci çıktığı dönemin Genelkurmay Başkanı Necdet Özel’in Genelkurmay Başkanlığı görevini hiç yapmamış kabul edilmesi,
– Genelkurmay eski Başkanı unvanını kullanamaması,
– Bu konuda edindiği tüm Cezaevi Komisyonu olarak bu süreçte tüm sorumluluğu olanlar da dâhil olmak üzere; Sosyal ve maddi haklarından mahrum bırakılması;
– Kendisinin Balyoz mağduru ailelere layık gördüğü üzere askeri tesis, gazino ve dinlenme tesislerine girişinin yasaklanmasına ilişkin kanun teklifimizi önümüzdeki hafta TBMM’de gündeme getireceğimizi kamuoyunun bilgisine sunuyor,
Necdet Özel bu örgüte yardım ve yataklık etmekten fazlasını yaptığını ve Cumhuriyet Halk Partisi Cezaevleri İnceleme ve İzleme Komisyonu olarak bunun yargı önünde hesabının sorulması için üstümüze ne düşüyorsa yapacağımızı bir kez daha hatırlatıyoruz.
Nurettin Demir, Muğla Milletvekili - Veli Ağbaba, Genel Başkan Yardımcısı - Özgür Özel, Grup Başkanvekili"

11 Mayıs 2016 Çarşamba

Genel Kurula üç gün kala "YARGITAY'DAN MHP KURULTAYI AÇIKLAMASI" Kamu vicdanı sızlıyor ve haklı olarak soruyor: Hani, "Adalet Mülkün Temeli" idi !?..

YARGITAY'DAN MHP KURULTAYI AÇIKLAMASI
Yargıtay 18. Hukuk Dairesi, MHP'nin olağanüstü kurultayına ilişkin kararını mayıs ayı içinde vereceğini açıkladı.
Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin  MHP'de olağanüstü kongre toplanmasına ilişkin kararının temyiz incelemesini mayıs  ayı içerisinde tamamlayacağı duyuruldu. Kongerenin toplanmasını isteyen Meral Akşener, Sinan Oğan ve Koray Aydın'ın avukatları Yargıtay(a başvurup dosyanın öne alınmasını istemişti.  
Yargıtay 18. Hukuk Dairesinin bulunduğu koridorda panoya asılan  duyuruda, söz konusu dosya üzerindeki çalışmaya ilişkin bilgiye yer verildi.  Kamuoyu tarafından merak edilen MHP ile ilgili dava dosyasının ön  incelemesinin yapıldığı belirtilen duyuruda, şunlar kaydedildi: "Davacı tarafın dosyanın öne alınması talebi incelenmiştir. Dosya  mayıs ayı içerisinde müzakere edilerek, gerekli karar verilecektir. Bunun dışında  yazılı ve görsel veya sosyal medyada çıkan haberler doğru bilgiyi  yansıtmamaktadır. Karar çıktığında kamuoyuna ayrıca bilgi verilecektir."
MHP’li muhaliflerin kritik Yargıtay hamlesi
BU HAFTA SONU KONGRE OLACAK MI?
Karar  yeni bir tartışmanın da fitilini ateşledi. Şimdi hafta sonu kongre toplanacak mı toplanmayacak mı? tartışıması yeniden başladı. Çünkü olağanüstü kongre sürecini yürütmek üzere mahkeme tarafından yetkilendirilen Çağrı Heyeti, 15 Mayıs'ta Büyük Anadolu Otelde toplanması kararlaştırmıştı. Delegelere davetiyeler gönderilmişti.Bin 238 büyük kongre delegesinin  611'nin toplanması halinde  kongere gerçekleşeceği belirtiliyordu. Muhaliflerin hukukçularına göre kongrenin toplanmasında bir sıkıntı yok ve hafta sonu kongre toplanacak. MHP yönetiminin hukukçularına göre ise Yargıtay kararına kadar kongre toplanımaz. 
Yargıtay kararına Akşener ve MHP yönetimi cephesinden ilk tepki
TARTIŞMALI SÜREÇ 15 OCAKTA BAŞLADI 
MHP'deki tartışmalı süreç, bazı muhalif il başkanlarının "Kurultay Çağrı Heyeti" oluşturularak, partinin olağanüstü kurultaya götürülmesine karar verilmesi için 15 Ocak'ta parti genel merkezine başvurmasıyla başladı. Olağanüstü kongre talebine genel merkezin yanıt vermemesi üzerine muhaliflerin avukatları, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinde 5 Şubat'ta dava açtı. Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesi, 8 Nisan'da "Kurultay Çağrı Heyeti" oluşturularak, partinin olağanüstü kurultaya götürülmesi kararını verdi. Büyük kongreyi toplantıya çağırmak üzere, kapatılan Aksaray İl Başkanı Ayhan Erel, MHP Kurucular Kurulu Üyesi Ali Sağır ve Bursa Üst Kurul Delegesi Mehmet Bilgiç'in "Kurultay Çağrı Heyeti" olarak görevlendirilmesine karar veren Mahkeme, gerekçeli kararını 11 Nisan'da tamamladı.
MHP’den “ihtiyati tedbir” açıklaması: Çağrı heyetinin işlemleri durdurulmuştur...
KARARIN GEREKÇESİ
Gerekçeli kararda, MHP'nin 1232 delegesinden 531'inin olağanüstü kongre talebinde bulunduğu, bu kişilerin talepte bulunmasına rağmen, MHP Genel Merkezince olağanüstü büyük kongre çağrısı yapılmadığının anlaşıldığı belirtildi. Gerekçeli kararda, MHP Tüzüğünün 63/3. maddesinde büyük kongre üyelerinin 1/5'inin başvurusu üzerine olağanüstü büyük kongrenin toplantıya çağrılabileceği hükmünün yer aldığı ifade edilerek, bu hükmün bu hususta partiye takdir yetkisi vermediği sonucuna varıldığı aktarıldı.
MHP’li eski vekillerden kongre çağrısı…
GENEL MERKEZDEN KURULTAY KARARINA İTİRAZ
Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin bu kararının ardından konu, Genel Merkez tarafından Yargıtaya taşındı. Genel Merkez, mahkemenin kararını 15 Nisan'da temyize götürdü. Yargıtaydaki temyiz süreci devam ederken, mahkeme tarafından görevlendirilen çağrı heyeti 19 Nisan'da yaptığı toplantıda, Olağanüstü Kongre tarihi olarak 15 Mayıs'ın belirlendiğini açıkladı. Genel Merkez ise bu kararı tanımadığını bildirdi.
MHP’DE 4 İSMİN “HIZLA” İHRACI İÇİN DÜĞMEYE BASILDI
KAYNAK: SARIZEYBEK.COM & FUAT AVNİ + HABER ANALİZ
Kongre tarihinin belirlenmesiyle MHP Genel Merkezi ve muhaliflerden farklı açıklamalar, hukukçulardan da farklı yorumlar geldi. Bazı hukukçular, Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararı tedbir niteliği taşıdığı için Yargıtay kararı beklenmeden, hemen uygulanması gerektiği görüşünde, bazıları ise temyiz başvurusunun ardından Yargıtayın vereceği kararın beklenmesinin zorunlu olduğunu belirtti.
MHP’de sıcak gelişme!..
YEREL MAHKEMELERDEN DURDURMA
Ancak tartışmalar devam ederken ve temyiz istemini görüşecek Yargıtay 18. Hukuk Dairesindeki süreç işlerken, bu kez yerel mahkemelerden yeni kararlar geldi. MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Öztürk, 29 Nisan'da düzenlediği basın toplantısıyla MHP ilçe başkanlarının başvurusu üzerine Tosya ve Gemerek Asliye Hukuk Mahkemelerinin, "Ankara 12. Sulh Hukuk Mahkemesinin kararını Yargıtay da ki temyiz incelemesi sonuçlanıncaya kadar tedbiren durdurduğunu" duyurdu.
ÇOK ÖNEMLİ BİR “REFERANS” YORUM
Mustafa Nevruz SINACI
Konuyla ilgili olarak “ULUSAL HABER” adına bilgisine başvurduğumuz Siyaset Bilimci, Hukukçu, Gazeteci ve Araştırmacı – Yazar: Mustafa Nevruz SINACI şunları söyledi: “1996 -1997 yıllarında Genel Başkan Yardımcısı olarak görev yaptığım (DP) Demokrat Parti’de, Türk hukuk tarihinin ilk benzer (mümasil/emsal) faciası, hattâ utancı yaşandı. Davacı bendim. Bir avuç gerçek demokratla partiyi cebren ve hile ile ele geçirmiş takiyye erbabı, kurnaz dalkavuk, emanetçi, hıyanetçi siyaset simsarlarına karşı bayrak açtık. Dava ve meşru mücadele sürecinde onlarca karşı dava, şikâyet, sahte suç duyurusu, itiraz, ihbar, teddit ve iftiralara maruz kaldık. Korkmadan, yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadelemizi tam bir azim, irade ve kararlılıkla, sonuna kadar sürdürdük. Ankara dışından “davaya müdahale” kalkışmaları tarzında gerçekleşen yargı istismar teşebbüslerini yok saydık. İlçe ve İl seçim kurulları ile sözde yüksek seçim kurulunun “hukuku dolanan, esasa girmeyen ve polemikten öteye geçmeyen” sözde kararlarına direndik. Yargıtay ve muhatap mahkeme dışında her türlü girişimi yok sayan bir kararlılıkla “olağanüstü büyük kongremizi” yaptık. Sonuçta: Esasa taallûk eden davanın gereği yerine getirilmiş oldu. Diğer bütün kararlar ise, kongreden sonra resmen akamete uğradı ve konusuz kaldı.     
MHP MUHALEFETİ NE YAPMALI
Burada; İnsan Hakları, Demokrasi, Adalet, Ahlâk ve Hukuk mantığı çerçevesinde mutlaka yapılması gereken şey: 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu ve Anayasanın amir hükümleri gereği bütün hukuki duyuru, çağrı ve seçim kurulu prosedürü tamamlanmış olan; 15 Mayıs 2016 tarihli genel kurulu, hiçbir tereddüde mahal vermeden ifa ve icra etmektir. Yukarıda mevcut ve mezkür 11 Mayıs tarihli açıklamaya nazaran, artık Yargıtay kararını beklemek, beyhude ve anlamsız olacaktır. Zira bahusus temyiz merciinin yerel seçim kurulu süreci tamamlanmadan bir karar vermesi kabil ve mümkün iken “gecikmeden mütevellit olmak üzere, parti ve tarafların uğrayacağı maddi ve manevi zarar, fiili hasar ve kayıpları bile bile geciktirme, kararı uzatma, sündürme yoluna gitmesi adil, haklı, yerinde ve doğru değildir.” Bu dar, Türk demokrasisi için hayati önemi haiz ve kritik süreçte, Genel kuruldan sonra gelen kararlar ise, neticeten yok hükmünde olup, zaten yapılmış olan genel kurulu, hiçbir şekilde etkilemez ve ilzam etmez.     
HUKUK "menfi/olumsuz ve maksatlı" ETKİLENEBİLİR Mİ?
Devletin devamlılığı; Huzur, Hukuk ve Güvenliğin “meşru bir zemin, konum ve süreçte” sürdürülebilirliği: Sadece ve yalnızca (her derece ve düzey) Hâkim, Savcı ve Güvenlik Kuvvetleri amir ve komuta zincirinin “mevcut ve mer-i Anayasa hükümleri, Adalet ahlâkı ve hukuka” sahip ve saygılı olmaları ve sadık kalmaları ile mümkündür. Bu hakikatin yılmaz savunuları ve mutlak koruyucuları olan siyasi partiler üzerinde demokrasi, adalet ve hukuka aykırı bir temlik, takiyye teşebbüsü ve kurnazca bir tasarruflarda bulunulamaz. Bu hakikate nazaran “hukuk cihazı ile bilumum uzuv ve unsurlarını” etkilemeye kalkışmak, doğrudan veya dolaylı baskı, manipülâsyon v.s., apaçık bir insanlık, anayasa ve devlet düşmanlığı olacağından, asla kabul, tasdik ve tasvip edilemez. Adalete müdahale, hiç bir kişi, kurum veya kuruluşun haddi, hakkı ya da yetkisi dâhilinde değildir.” 
YORUM, MÜTALÂA, ELEŞTİRİ VE KATKI
***
İŞE RUFAİLER KARIŞTI
Mehmet Necati GÜNGÖR
                Bizim Erzurum’da bir deyim var. Çözümsüz meseleler için kullanılır:
                “İşe Rufailer karıştı!”
                Rufailik bir tarikat.  Hemşerilerim bu sözü her halde tarikatı kınamak için kullanmamışlardır.
                Türk Dil Kurumu’nun “Atasözleri ve Değimleri Sözlüğü”ne baktım.
                Çözümsüz, karışık, içinden çıkılmaz durumlar için kullanılırmış.
                Sözlükteki anlamı aynen şöyle:
                “Bu iş öyle karışık ki bunu kimse çözemez.”
                MHP kurultayı işte böyle bir düğümle düğümlendi.
                Yargıtay 18. Dairesi’nin muhalifler lehine beklenti oluşturan kararı açıklanmadı.
                Aksine, Başkanlık kapıya astığı bir duyuru ile kararın Mayıs ayı içerisinde açıklanacağını açıklamış oldu.
                Bunun anlamı şudur:
                “Bu karar 15 Mayıs’a yetişmez, sizin kongreniz de şaibeli olur.”
                Tam, Bahçeli’nin ve Saray’ın istediği türden bir sonuç.
                Başa dönerek söyleyelim; işe Rufailer karıştı.
                Söylentilere göre Adalet Bakanı Bozdağ, 18. Daire Başkanına bu yönde telkinlerde bulunmuş. Hatta başkana hatırlı bir aracı bile göndermiş.
                Durum, daha sonra Saray’a rapor edilmiş.
                Saray da bundan çok mutlu olmuş.
                Tabii, bunlar siyasi kulislere yansıyanlar.
                İşin açığını kurgulayanlar bilir.
                Yani, Rufailere sormak lâzım.
                Gençlik yıllarımdan bir olay aklıma geldi.
                Doğduğum köyle Nazik Eze (teyze) diye, şirin mi şirin dilsiz bir kadın vardı.
                Biri kız, biri erkek iki çocuğu vardı.
                Erkek olan benim kardeşim gibiydi.
                Zaman zaman köye birlikte giderdik.
                O annesini ziyaret eder, ben de Nazik Eze’mi.
                Onun dilsiz dilinden ancak kızı anlardı.
                Bana, başının ağrıdığını söyledi.
                Çocukluk mu, gençlik mi dersiniz, ben de yandaki çimento torbasının kenarını yırtıp, üzerine “Atsın artsın eksilmesin, taşsın taşsın dökülmesin, bu ağrı bu kelleden hiçbir zaman eksilmesin” diye bir muska yazıp kendisine verdim.
                İki-üç hafta sonra köye gittiğimizde Nazik Eze bana bir şeyler söylemeye çalışıyor.
                Kızı tercüme etti, dedi ki; “Yazdığın muska başındaki ağrıyı geçirmiş, sana teşekkür ediyor.”
                Baktım; verdiğim muskayı firkete ile başındaki yazmaya iliştirmiş. Orada öylece duruyor.
                Nazik Eze inançlı bir kadındı.
                Namazını da kılardı. Namazda ne  okurdu, içinden ne geçirirdi bilemezdik.
                Bizim muskayı da inançla kabul etmiş, başındaki ağrı geçmiş.
                Veren ele değil, alan ele bakmak lâzım.
                Madem algılar yönetiliyor,
                Siyasete de bir muska lâzım.
                Ağrıları geçirmek için.
                Bu da bir sonraki yazıya…