6 Mayıs 2015 Çarşamba

Kapitalist ve emperyalist uşağı Hariciler tarafından: 'UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN BİR MESELE' Yemen cehenneminde olup bitene dair mukayeseli kılavuz ve merak edenler için ayrıntılı malûmat

UNUTTURULMAYA ÇALIŞILAN ÇOK VAHİM BİR TEHDİT VE SIKINTILI MESELE!..
“Yemen Cehenneminde olup bitene dair ayrıntılı malûmat”
RESİM: 1, Hadramut Vadisi’ndeki antik Şibam kenti,
UNESCO Dünya Kültür Mirası içinde yer alıyor.
MUTLU ARABİSTAN?..
Antik Romalılar, çöllerle kaplı Arabistan yarım adasının aksine bereketli topraklarından dolayı ‘Mutlu Arabistan’ derlermiş. Saba Kraliçesi Belkıs döneminde (M.Ö. 700 civarı) coğrafyasının en zengin ve müreffeh ülkesiymiş. Bugün ise Ortadoğu’nun en yoksul ülkesi. Yemen, açlık, susuzluk, yoksulluğun üstüne radikal terör grupları ile mezhep geriliminin yol açtığı bir istikrarsızlık ve şiddet sarmalında. Husiler adlı isyancı Grubun başkent San’a‘yı ele geçirmesiyle bir kez daha bölünmenin eşiğine gelen ülkedeki kaos, Suuudi Arabistan’ın liderliğindeki koalisyon güçlerinin 26 Mart’ta başlayan hava saldırıları ve operasyonları ile yeni bir aşamaya geçti. Peki Yemen’de ne oluyor? İşte yeni başlayanlar için özet bir Yemen klavuzu:
Bugünkü Yemen nasıl bir tarihsel arka plana sahip?
Osmanlıların 16’ncı yüzyılda kurduğu hakimiyet, Zeydi imamların isyanıyla yaklaşık 1 asır sonra sona erdi. Coğrafya, yaklaşık iki asır, birbirinden bağımsız yerel otoritelerin kontrolünde kaldı. 19’ncu yüzyılda İngilizler güneydeki Aden’e çıkınca Osmanlılar da kuzeydeki Zeydi bölgelerine girerek Yemen Vilayetini yeniden kurdu. 1905 yılında Osmanlar ve İngilizler, ülkeyi Osmanlı hakimiyetindeki kuzey Yemen ve İngiliz hakimiyetindeki güney Yemen olarak ayıran sınırda anlaştılar. Osmanlı devleti yıkılınca kuzey Yemen’de Zeydi imamların kontrolünde bağımsız bir krallık ilan edildi. 1962 yılında Arap milliyetçiler, Mısır lideri Nasır’ın desteği ile krallığı yıktı ve cumhuriyet ilan etti. Ancak bunun üzerine Suudiler, İngilizler ve Ürdün’ün desteğindeki krallık yanlıları ile Mısır’ın desteklediği cumhuriyetçiler arasında yıllar süren bir iç savaş başladı. 1968 yılında cumhuriyetçiler kazandı Yemen Arap Cumhuriyeti’ni ilan etti. Çok geçmeden Sosyalist Yemen güçleri sahneye çıktı ve 1970 yılında Güney Yemen’i ele geçirerek Yemen Halkının Demokratik Cumhuriyeti’ni ilan etti. Soğuk Savaşın geri kalanı boyunca Sovyet bloğunun desteklediği Güney Yemen ve Batı bloğunun desteklediği Kuzey Yemen, 1990 yılında birleşti ve 1978’den beri Kuzey Yemen’i yöneten Ali Abdullah Salih birleşik Yemen’in devlet başkanı oldu. Salih, 2010’da başlayan Arap Baharı’na kadar liderliğini sürdürdü. Arap Baharı Yemen’e de yansıyınca Salih, ABD ve Suudi Arabistan’ın da desteklediği geçiş süreci anlaşmasıyla cumhurbaşkanlığını 2012’de seçilen Abdurrabuh Mansur Hadi’ye devretti. Ancak demokratik süreç, geçişteki kadar başarılı gelişmedi.
Bugünkü kaosun ana aktörleri kimler?
RESİM: 2, Yemen'in dini haritası
Husiler: 
Şiiliğin Zeydi mezhebine mensup bir şii militan grubu. Grup adını kurucuları Hüseyin Bedreddin El Husi’den alıyor. El Huti, 2004 Zeydi isyanının da lideriydi ve aynı yılın Eylül ayında Yemen ordusu tarafından öldürüldü. Kendileri gibi Zeydi olan Salih’e karşı 10 yıl içinde birkaç isyan girişiminde bulundular. Grubu bugün El Husi’nin kardeşi Abdulmelik El Husiyönetiyor. 21 Eylül 2014 günü ülkenin başkenti San’a’ya giren Hutiler, BM gözetiminde hükümet ile bir birlik hükümeti kurdular. Ama daha fazla etki isteyen Husilerin 4 ay sonra devlet başkanlığı sarayı ve önemli kurumları kuşatması sonrasında, 22 Ocak 2015’te devlet başkanı Mansur Hadi ve bakanları, Husilerin talebini kabul etmeyip topluca istifa ettiler. Hutiler 6 Şubat 2015 günü yayınladıkları anayasal deklarasyonla Hutilerden oluşan bir yönetim konseyi kurdu. Ancak Husi yönetimi, uluslararası toplum tarafından tanınmadığı gibi ülke içinden de büyük muhalefetle yüzyüze kaldı. Bununla beraber San’a’dan sonra ülkenin üçüncü büyük şehri Taiz’i de ele geçirdiler ve Yemen’in ticaret merkezi olan Aden üzerinde baskı oluşturmaya başladılar. Halen ülkenin 21 vilayetinden 9’unu ellerinde bulunduruyorlar ama bütün ülkeyi ele geçirebilmelerine pek şans verilmiyor.
Ali Abdullah Salih: 
Ülkeyi yaklaşık 30 yıl boyunca yöneten Salih, istifasından sonra da ülke politikasındaki ağırlığını bırakmadı. Ordu ve polis güçleri içinde de önemli oranda desteğini korudu. Kendisi de Zeydi olan Salih’in, son 15 yıl içinde kendisine karşı da defalarca isyan eden Husi’lerin son isyanının yükselişinde etkisine ve işbirliğine ilişkin çok sayıda işaret var. Şubat 2015’te tamamlanan BM raporu da Salih’in Husilere, başkenti ele geçirmeleri sırasında doğrudan destek sağladığını kayıt altına aldı. Salih’in partisi Genel Halk Kongresi, Husilerin, Hadi ile Eylül 2014’te kurdukları ‘birlik hükümeti’ni boykotuna destek verdi. Parti, Hutilerin 6 Şubat’ta ilan ettiği anayasal deklarasyona başta itiraz etti ama 10 gün sonra itirazını geri çektiğini açıkladı. Birçok analist, her ikisi de Zeydi olmasına rağmen, Salih ve Husiler arasındaki ittifakın da, ilk iktidar çekişmesinde bozulacak bir ittifak olduğuna dikkat çekiyor.
Mansur Hadi: 
Yemen’in 2012’de devlet başkanı seçilen Mansur Hadi, halen uluslararası toplum ve BM tarafınan devlet başkanı olarak görülüyor. Ordu ve polis güçlerinin bir kısmı ile Suudi Arabistan, ABD ve Katar’ın fiili desteğine sahip. Ocak ayında istifasını Parlamento reddetti. Husilerin başkent San’a’da tuttuğu ev hapsinden Şubat ayında kaçarak, bir zamanlar Güney Yemen’in başkenti olan Aden’e çekildi. Ancak Husilerin son günlerde Aden’i de baskı altına almasından sonra buradan da ayrılarak açıklanmayan ‘güvenli’ bir yere gitti.
Arap Yarımadası El Kaide (AQAP): 
El Kaide’nin Yemen kolu olan örgüt, ülkedeki en büyük terör grubu. Charlie Hebdo baskınıyla bütün dünyanın dikkatini çekti. Devlet Başkanı Hadi de, muhalifi Ali Abdullah Salih de, ABD de, Husiler de bu terör örgütüne karşı savaşıyor. Ancak ülkenin devlet otoritesi bulunmayan büyük bölümünde hızla büyüyüp mevziler elde ederek, hem iç savaşın önemli bir aktörü oluyor hem de küresel çapta bir terör tehdidi oluşturuyor. Dünyanın Yemen’deki krizden dolayı alarma geçmesinde en önemli sebeplerden biri de bu.
IŞİD: 
IŞİD’in kendine San’a Vilayeti adını veren Yemen kolu da ülkedeki bir diğer radikal sünni terör grubu olarak ortaya çıktı. 20 Mart Cuma günü San’a daki Zeydi camilerine saldırıp 152 Şii Müslümanı öldürmesinden önce pek bilinmiyordu. Bu saldırı ülkede bir mezhep çatışması riskini de yükseltti.
İran: 
İran, ABD’nin 2003’te Irak işgalinden beri Ortadoğu’da artan bir etkiye sahip. Şii Husilere de önemli destek sağladığına dair belirtiler var. Husilerin başkenti ele geçirip parlamentoyu feshetmelerinden sonra Al Arabiya’ya konuşan bir muhalif politikacı, olan biteni ‘’İran Devrimi’nin tekrarı’’ ve ‘’İran projesinin yayılması’’ şeklinde nitelendirmişti. Reuters haber ajansı da 2014 Aralık ayındaki bir haberinde, adını vermediği üst düzey bir İranlı yetkilinin, İran Kudüs Gücü’ne bağlı birkaç yüz kişiden oluşan personelin Yemen’de Husi militanlarını eğittikleri şeklindeki sözlerine yer vermişti. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry de, Şubat 2015’teki bir açıklamasında İran’ın, Husilerin Yemen hükümetini devirme girişiminde rol oynadığını belirtti.
Suudi Arabistan: 
2012’de kurulan Hadi hükümetinin en büyük bölgesel destekleyicisi Suudi Arabistan. Suudi Arabistan, desteğinin askeri boyutunu açığa vurarak 26 Mart sabahı Husi mevzilerine büyük bir hava operasyonu başlattı. Suudi Arabistan, operasyonun amacını ‘Yemen’in meşru hükümetini savunma’ olarak ilan etti. Suudi Arabistan’ın en büyük endişesi ise Yemen’deki kaosun kendi ülkesine de sıçraması. Suudi Arabistan’a ait Al Arabiya televizyonuna göre operasyona Suudi Arabistan’ın yanı sıra Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt, Katar, Ürdün, Fas ve Sudan uçakları da katıldı. Mısır, Ürdün, Sudan ve Pakistan ise her hangi bir kara operasyonuna asker vermeye hazır olduklarını bildirdi. ABD ise lojistik ve istihbarat desteği sağladığını açıkladı. Arap yarımadasında operasyone destek vermeyen tek ülke Umman.
Yemen’deki kriz bir Şii – Sünni savaşı mı? 
Tam anlamıyla değil. Her ne kadar isyancı Husiler nüfusun yüzde 42’sini oluşturan Şii Zeydilerden ve Husilerin devirmeye çalıştığı devlet başkanı Hadi nüfusun yüzde 56’sını oluşturan Sünnilerden olsa da aralarındaki mücadele bir mezhep savaşından çok bir aşiret ve iktidar mücadelesinin sonucu. Yemen’de genel olarak bir Şii-Sünni çatışması geleneği yok. Zeydiler, bütün Şii dünyası içinde ibadet pratiği Sünnilere en çok benzeyen toplum. Bugünkü kaosun her iki cephesinde de hem Zeydi hem Sünni isimler var. Ancak IŞİD, kaosu bir iktidar savaşı olmaktan çıkarıp bir mezhep savaşına dönüştürme çabasında. Örgüt Şii sivilleri hedef alan kanlı saldırılarının devam edeceğini ilan etti. Gözlemcilere göre bu saldırılar devam ederse, Yemen, Irak ve Suriye’dekine benzer bir mezhep çatışmasına sürüklenebilir.
Resmi anlaşmazlık konuları ne?
Husiler politik amaçlarını resmen deklare etmediği için gözlemciler çeşitli fikirler yürütüyor. Husi hareketinin destekçileri, 2011 geçiş anlaşmasındaki yanlışlıkları düzeltmeyi amaçladıklarını iddia ediyor. Onlara göre, bu yanlışların başında eski rejimin elitlerinin güç ve yolsuzlukları korunmaya devam edilmesi geliyor. El Kaide ile savaşmak ve güçsüz devlet yönetiminin oluşturduğu güvenlik boşluğunu doldurmak istediklerini belirtiyorlar. Hükümetin bilinçli şekilde boşluk yaratarak, El Kaide’nin güçlenmesine zemin hazırladığını savunuyorlar. El Kaide ise, Husilerin dinen ‘sapkın’ olduklarını iddia ediyor ve Husi hedeflerine saldırıyor.
Husilerin muhalifleri ise hareketin, İran’ın maşası olduğunu, ülkeyi Zeydi mollaların elinde bir teokrasiye dönüştürmek istediklerini iddia ediyor. Ulusal Diyalog Konferansı’nda ise Hutiler, sivil devlet, demokrasi, dini özgürlükler ve federalizmi desteklediklerini deklare etmişlerdi. Görünen o ki, taraflar arasında büyük bir güvensizlik var.
Yemen krizi enerji piyasalarını neden dalgalandırdı?
Yemen, Arap yarımadasında petrol zenginliği olmayan tek ülke. Küresel petrol üretiminin yüzde 0.2’sini sağlıyor. Peki öyleyse neden Yemen’deki kriz enerji piyasalarını dalgalandırdı? Ülkenin coğrafi konumundan dolayı. Küresel enerji ticaretinin tam merkezinde yer alıyor. Dünyanın bir numaralı petrol üreticisi ile sınıra sahip. Ama daha önemlisi Körfez’den gelip Batı’ya giden petrol tankerlerinin kontrol noktasına sahip. Yemen’in kontrolündeki Bab’ül Mendep Boğazı, dünyanın dördüncü büyük ticari kontrol noktası. 2013 yılında günde ortalama 3,8 milyon varil petrol bu boğazdaki kontrol noktasından geçerek Batı’ya gidiyordu. Bundan dolayı küresel petrol fiyatı, Suudi Arabistan’ın bombalamasından sonra yüzde 5 artış gösterdi. Üstelik kriz, iki büyük petrol üreticisi ülkeyi Suudi Arabistan ve İran’ı da ‘örtülü bir savaş’ta karşı karşıya getirdi. Suudi Arabistan, OPEC’in Kasım ayındaki günlük 30 milyon varil petrol üretimi hedefini aşağı çekme teklifini reddeden kararına öncülük etmişti. Petrol üretimindeki yüksek oran, petrol fiyatlarını son 6 yılın en aşağı seviyesine çekmiş durumda. Bu durumun en fazla olumsuz etkilediği ülkelerden biri de İran. 

1 Mayıs 2015 Cuma

Türkiye'ye para yağacak, ülkemiz KARA PARA cenneti olacak!..

Türkiye'ye para yağacak
(May 01, 2015 08:43 - AM, "USA" & 01 Mayıs 2015, Ulusal Haber, UA-Türkiye)
Gümrük Bakanlığı’nın 15 Nisan tarihli yeni genelgesi, Türkiye’ye gümrük giriş noktalarından hiç bir beyanda bulunmadan serbest biçimde nakit para getirilmesinin önünü açtı. ‘Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir, yolcu beyana zorlanamaz” denilen yeni genelge ‘terörün finansmanı’, ‘kara para aklama’ ve ‘Türk Parasını Koruma Kanuna Muhalefet’ şüphesinde savcılığı devreden çıkarıyor. Para yakalanırsa, sözlü beyan ikna edici olmazsa devreye sadece MASAK girecek.
HER seçim öncesi yurda kaynağı belirsiz (kayıtdışı), yüksek meblağlı sıcak para (nakit) girişi olduğu tartışmaları sürerken, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğü’nün 15 Nisan tarihli yeni genelgesi dikkat çekti. 2013 tarihli bir önceki genelgede yer alan, yolcu yanında yurda giren nakdin “risk analizi/örnekleme” yöntemiyle kontrol şartı, terörün finansmanı, kara para aklama ve Türk Parasını Koruma Kanunu’na muhalefet suçları yönünden savcılığa suç duyurusu bölümleri çıkartıldı. Son genelgede, “Mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya ‘diğer kaynaklardan’ temin edilen nakdin gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir, yolcu beyana zorlanamaz” deniliyor. Genelge, Avrupa Birliği ve Dış Ticaret Genel Müdürlüğü’nün 10 bin Euro veya fazlası nakit taşıyan yolcuların AB üyesi ülkelere giriş-çıkışta beyan şartı genelgesine de zıt.
BIRAKINIZ GEÇSİNLER

15 Nisan tarihli yeni genelgenin “Yurt İçine Nakit Girişi” başlıklı bölümü şöyle: “Yurda girişte aksine bilgi ve belge olmaması durumunda, kişilerin taşıdıkları nakdin kaynağına dair gümrük idaresine yaptıkları beyan esastır. Mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya ‘diğer kaynaklardan’ temin edilen nakdin gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir ve yolcular beyana zorlanamaz. Talep etmeleri halinde, yolcuların getirdikleri bu nakdi ‘Nakit Beyan Formu’ ile gümrük idaresine beyan etmeleri mümkündür. Yolcu tarafından yapılan beyanın doğru olup olmadığı gümrük idaresince gerçekleştirilecek kontrol suretiyle tespit edilecektir. Açıklamanın doğru yapılmadığının tespiti halinde, tutanak en az iki memur tarafından imzalanarak MASAK’a bildirilir. Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanuna istinaden istenilen açıklamanın eksik yapıldığının veya hiç yapılmadığının anlaşılması halinde 2.500 TL’yi aşan farklar için aynı kanunun 16. maddesi gereğince gümrük idaresi tarafından, açıklanmayan miktarın yüzde 10’u tutarında idari para cezası kesilir ve söz konusu nakit muhafaza altına alınır.”
AB GENELGESİNE ZIT

Son genelge, Gümrük Müsteşarlığı AB ve Dış Ticaret Genel Müdürlüğü nün 19.03.2008 tarihli “Nakit Kontrolleri” konulu genelgesine de aykırı. 
Bu genelgede şöyle deniliyor: 
“15 Haziran 2007 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, yanında nakit olarak 10.000 Euro veya daha fazlasını taşıyan bütün yolcuların AB’ye üye ülkelere giriş veya çıkışlarında bu meblağı gümrükte beyan etmeleri gerekmektedir. Söz konusu girişim para aklama, terörizm ve suçlama ilgili sıkı düzenlemelerde bulunarak, AB düzeyinde gerçekleştirilen suçla mücadele ve güvenlik arttırıcı çalışmaları destekleme amacını taşımaktadır.”
El konulan paralar iade edilebilir
BİR gümrük kontrolörü genelgeyle ilgili şu değerlendirmeyi yaptı: “2004’ten önce yurda her türlü nakit girişinde beyan zorunluydu. Sonraki yıllarda genelgelerle bu kontroller yumuşatıldı. Son genelgeyle nakit girişinin miktar ve kaynak kontrolü tümüyle kalkmış görünüyor. Bu genelge, geçmiş yıllarda beyan zorunluluğu sırasında kovuşturma gereği el konulan nakitlerin iadesi yolunu açabilir. Kara para aklamanın önlenmesi mevzuatı bu genelgeyle delinebilir. Hatta bu genelgeyle dövizin yanına altını da koyabilirsiniz”
NELER ÇIKARTILDI NELER EKLENDİ?
2013 GENELGESİ

* Buna göre; 
Kuryeler, seyahat edilen taşıtlar veya yolcu beraberi transfer edilen nakdin takibi, kontrolü, yasadışı yollarla transferinin önlenmesi ve gerektiğinde kayıt altına alınması işlemleri Gümrük idaresinin sorumluluğundadır. 
* Yolcuların üzerlerinde, bagajlarında veya taşıtlarında 32 sayılı Kararın 17 nci maddesi kapsamında yurt dışından alınan bir krediyi veya 14 üncü maddesi kapsamında kişisel sermaye niteliğindeki kıymetleri gümrük giriş noktalarından, bankacılık sistemi dışında, yurda getirmeleri mümkün değildir. Kaynağı itibariyle getirilmesi serbest olmayan nakdin yolcular tarafından beyanı da mümkün değildir.
* Getirilen nakdin kaynağının, kredi veya kişisel sermaye olmadığının beyan edilmesi durumunda, yurt içine getirilmesine izin verilir. Nakdin kaynağının, yurt dışından alman bir kredi veya kişisel sermaye hareketi olduğunun beyan edilmesi halinde, söz konusu nakde el konulur. El konulan nakde ilişkin olarak bu Genelgenin “Yurt Dışına Nakit Çıkışı” bölümünün l/f bendinde açıklandığı şekilde işlem yapılır.
* Gümrük idaresi, yurda girişte farkındalığın arttırılması ve caydırıcılığın sağlanmasını temin edecek sayıda kişiden, bulundurdukları nakdin kaynağını kontrol amacıyla beyanda bulunmalarını isteyebilir. Kontrol edilecek kişiler, ilgili kurumlardan gelen bilgiler de dikkate alınarak yapılacak risk analizlerine istinaden veya görevli personel tarafından yapılan değerlendirmeye dayanarak rastgele seçilir.
* Yurt dışından temin edilen krediler ve kişisel sermaye niteliğindeki kıymetler hariç olmak üzere, mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya diğer kaynaklardan temin edilen “nakdin” gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin, beyan edilmesi zorunlu değildir. Ancak, istemeleri halinde, yolcuların getirilmesi serbest olan nakdi EK-1’de yer alan “Nakit Beyan Formu” ile Gümrük idaresine beyan etmeleri mümkündür 
* Yurda girişte, 32 sayılı Karara istinaden yapılan, yukarıda usul ve esası izah edilen işlemlerden ayrı olarak, Gümrük idaresince ayrıca, kaynağı itibariyle gümrükler üzerinden getirilmesi serbest olan nakdin suç gelirlerinin aklanması amacıyla getirilip getirilmediğinin tespitine ilişkin kontroller de yapılır. Bunun usul ve esası aşağıda belirtilmektedir. Giriş yapan yolcunun, üzerindeki nakdin kaynağının beyan edilmesinin istenmesi sonucu, kaynağı itibariyle yasak bir nakdi getirdiğinin anlaşılması halinde “Yurt İçine Nakit Girişi” 1.1 ./c maddesine göre işlem yapılır. Kaynağı itibariyle serbest olan bir nakdin getirildiğinin beyan edilmesi halinde, bu yolcudan, ayrıca 5549 sayılı Kanun çerçevesinde, üzerinde bulundurduğu nakdin miktarını açıklaması da istenebilir.
* Açıklama istenecek yolcular, ilgili kurumlardan edinilen risk kriterlerine dayanarak idarece yapılan risk analizlerinin yanı sıra ilgili personelin değerlendirmelerine göre örnekleme yoluyla belirlenir. Kontrol edilecek yolcular belirlenirken, bu kişilerin nakdin kaynağı ile ilgili olarak kontrole tabi tutulup tutulmadıklarına bakılmaz. Açıklama istenen kişilerin açıklamalarının doğru olup olmadığı her defasında Gümrük personelince fiziki kontrol suretiyle tespit edilir. Gerekli kolaylığı sağlamayan yolcuların üst, eşya ve araçları gümrük görevlileri tarafından Adli Önleme ve Arama Yönetmeliğine göre aranır.
* Açıklamanın doğru olup olmamasına bakılmaksızın, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında mevzuata göre yapılan açıklama taleplerinin her birisi için EK-2’de yer alan “Nakit Açıklama Tutanağı” doldurulur. Nakit Açıklama Tutanakları, gümrük idaresinin açıklama talebini müteakip, elektronik ortamda, nakit zilyedinin sözlü açıklaması ve ilgili gümrük personelinin tespitlerine istinaden gümrük görevlisi tarafından doldurulur. Gümrük görevlisinin ayrıca yaptığı tespitler ilgili kutucuklara işlenir. Nakit Açıklama Tutanakları sistemde doldurulan bazı nüshalar ise idarede saklanır.
* Açıklamanın doğru yapılmadığının tespiti durumunda ise, tutanağın her bir nüshası en az iki gümrük görevlisi ile beyanda bulunan kişi tarafından imzalanır. Nüshalardan bir tanesi istemesi halinde ilgilisine verilir. İkinci nüsha Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığına (MASAK) gönderilir, üçüncü nüsha ise Savcılığa gönderilen sevk evrakına eklenir. Son nüsha idarede saklanır.
* 5549 sayılı Kanuna istinaden Gümrük idaresince istenen açıklamanın eksik yapıldığının veya hiç yapılmadığının anlaşılması halinde, 2.500 TL’yi aşan farklar için 5549 sayılı Kanunun 16 ncı maddesi gereğince Gümrük idaresince, açıklanmayan miktarın ’u tutarında idari para cezası kesilir ve söz konusu nakit muhafaza altına alınır.
* Durum, ayrıca, Terörle Mücadele Kanununun 8 inci maddesi çerçevesinde “terörün finansmanı suçu”, Türk Ceza Kanununun 282 nci maddesi çerçevesinde “aklama suçu” ve 1567 sayılı Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanunun 3 üncü maddesi çerçevesinde muvazaalı işlem kapsamında gerekli değerlendirme yapılmak üzere 1/6/2005 tarih ve 25832 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Adli Kolluk Yönetmeliğinin 6 ncı maddesi delaletiyle Cumhuriyet Savcılığına bildirilir ve Cumhuriyet Savcısının talimatına göre hareket edilir. (2.500 TL’lik tutar her yıl yeniden değerleme oranında arttırılır)
2015 GENELGESİ

1) Türkiye’de ve yurt dışında yerleşik gerçek kişilerin, kişisel sermaye hareketlerine ilişkin yurtdışından yapacakları transferler ile yurtdışından temin ettikleri kredileri bankalar aracılığıyla getirmeleri serbesttir.
2) Yurda girişte aksine bilgi ve belge olmaması durumunda, kişilerin taşıdıkları nakdin kaynağına ilişkin gümrük idaresine yaptıkları beyan esastır.
3) Mal ve hizmet ihracat bedeli, transit ticarete ilişkin kazançlar, yabancı sermaye bedeli veya diğer kaynaklardan temin edilen nakdin gümrük giriş noktalarından yurda getirilmesi serbesttir. Bu nakdin beyan edilmesi zorunlu değildir ve yolcular beyana zorlanamaz. Talep etmeleri halinde, yolcuların getirdikleri bu nakdi EK-1’de yer alan “Nakit Beyan Formu” ile gümrük idaresine beyan etmeleri mümkündür.
4) Nakit Beyan Formları elektronik ortamda, beyanın uygunluğu sağlandıktan sonra, gümrük görevlisi tarafından doldurulur. Sistemde doldurulduktan sonra üç nüsha olarak yazdırılır ve ilgili gümrük personeli ile beyanda bulunan tarafından her bir nüshası imzalanır. Nüshaların ikisi idarede saklanır, üçüncüsü ise yükümlüye verilir.
5) İhracat karşılığı getirilen dövizlerle ilgili Nakit Beyan Formlarının doğruluğuna ilişkin bankalar tarafından yapılabilecek talepler gecikmeksizin karşılanır.
6) Gümrük idaresince, giriş yapan yolcunun beraberindeki nakdin kaynağının beyan edilmesinin istendiği durumlarda, beyan doğru yapılmak zorundadır. Yolcu tarafından yapılan beyanın doğru olup olmadığı gümrük idaresince gerçekleştirilecek kontrol suretiyle tespit edilecektir.
7) Nakit Açıklama Tutanakları (EK-2), elektronik ortamda, nakit zilyedinin sözlü beyanı ve gümrük personelinin tespitlerine istinaden doldurulur ve dört nüsha olarak yazdırılır. Söz konusu tutanaklar en az bir gümrük personeli ile beyanda bulunan kişi tarafından imzalanır. Talep edilmesi halinde bir nüshası ilgilisine verilir.
8) Açıklamanın doğru yapılmadığının tespiti halinde, tutanak en az iki memur tarafından imzalanarak Mali Suçları Araştırma Kurulu Başkanlığı’na (MASAK) bildirilir.
9) 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanuna istinaden istenilen açıklamanın eksik yapıldığının veya hiç yapılmadığının anlaşılması halinde, 2.500 TL’yi aşan farklar için aynı Kanunun 16 ncı maddesi gereğince gümrük idaresi tarafından, açıklanmayan miktarın ’u tutarında idari para cezası kesilir ve söz konusu nakit muhafaza altına alınır. (Ulusal Ajans & Ulusal Haber) 

24 Nisan 2015 Cuma

HAKSIZ ÇIKAR sağlama amaçlı çok büyük bir YALAN, insanlık dışı İFTİRA, GASP-İRTİKAP ve nitelikli sahtekârlıkla yayılan FURYA.... Doğrusu: Ermeniler tarafından yapılan TÜRK ve Müslüman SOYKIRIMI'dır. Tıpkı KARABAĞ, Gence ve Kelbecer gibi!...

*İHANET ŞEBEKELERİ;
DÖNME, DEVŞİRME, ETKİ AJANI, DÂHİLİ BEDHAH (İÇ / GİZLİ DÜŞMAN), İŞBİRLİKÇİ, ANARŞİST, TERÖRİST, TETİKÇİ VE KRİPTOLARIN ASIRLIK NİFAK TOHUMU, ALÇAKÇA YALANI...
* BABALIK EMRİNDE HAÇLI TETİKÇİLİĞİ YAPAN YALANCI, ÜÇ KAĞITÇI SAHTEKÂR DİYASPORA'NIN
TÜRK MİLLETİ'Nİ SOYUP SOĞAN'A ÇEVİRME, BÖLME VE PARÇALAMA PLÂNI  
*İŞTE!.. 
Türkiye Cumhuriyeti'nin bağrında beslediği yılanlar; Milletin gözünü oymaya, memleketi soymaya, halkı bölmeye kalkışan Kargalar; Bütün nimet, imkân, ihsan ve Milli kaynaklarımızdan herkesten çok yararlanan; Sinsi, iki yüzlü, çoklu standartlı dâhili ve harici bedhah, işbirlikçi; Bilumum anarşi, terör-tedhiş, yıkıcı ve bölücü asilerin elebaşları, AB+ABD, İsrail uşakları, bütün Türk-İslâm düşmanlarının maşaları ve nankör düşmanların iğrenç uzantıları, menfur "kin domuzu" haçlı kalkışması..  
* HAKSIZ ÇIKAR sağlama amaçlı çok büyük bir YALAN, insanlık dışı İFTİRA ve GASP-İRTİKAP ve nitelikli sahtekârlıkla yayılan FURYA....
Soykırım Yalanı!..
Eğer haklı ve doğru iseniz; 3000'e yakın Türk ve Müslüman Toplu Mezarına karşın; Hiç olmazsa BİR ADET Ermeni toplu mezarı gösterin. Sizi gidi müfteri, hain düşman ve insanlık dışı yaratıklar... Bu mel'unlara destek veren "ne idüğü belirsiz" mankurtlara da lânet olsun. Aynı dönemde 20 MİLYON Osmanlı (Türk-Müslüman) Askerinin alçakça ŞEHİD edildiğini; BİR MİLYON BEŞ YÜZ BİN (1.500.000) 7'den-70'e korumasız, silâhsız, masum, müsemma, Müslüman Türk ve Kürt'e, kudurmuş Taşnak ve Hınçak (Ermeni) çetelerince; En hain, insanlık dışı, alçakça, kalleşçe ve kahpece SOYKIRIM yapıldığını açıkça iddia, ispat ve ilân edemeyenler de kahrolsun. 

15 Nisan 2015 Çarşamba

MASKE DÜŞTÜ!.. MENFUR OYUNLAR, KİRLİ ELLER VE İĞRENÇ EMELLER ORTALIĞA DÖKÜLDÜ...

Papa’nın Neden ‘Soykırım’ Dediği Belli Oldu 
(Media Watch - Nis 15, 2015)
Ermeni diasporasının, Vatikan Bankası IOR’a 25 milyar dolar aktarma sözü karşılığında Papa’nın ‘Soykırım’ dediği iddia edildi. Ermeni diasparası "Ermeni diasporanın" son oyuncağı Papa Francis oldu. Önceki gün Ermeniler için düzenlediği ayinde 1915 olayları için ‘Soykırım’ ifadesini kullanan Papa’nın, bir anlaşma gereği bu hamleyi yaptığı iddia edildi. 
Adı skandallarla anılan Vatikan Bankası IOR’a 25 milyar dolar aktarma sözü veren Ermeni diasporanın Papa Francis’i satın aldığı belirtildi. Nakit olarak İsviçre bankalarından aktarılan paranın, geçtiğimiz hafta son taksitinin de ödendiğine dikkat çekildi. Las Vegas kumarhanelerinin mimarı olan dolar milyarderi Kirk Kerkorian’ın bu işi organize ettiğine dikkat çekildi. Kerkorian’ın, 15’i ABD’de yaşayan 20 işadamından bu parayı 5 yıllığına aldığı öğrenildi. Türk düşmanı olan Kerkorian, bu paranın garantisini aldıktan sonra yeni yılın ilk günlerinde Papa ile bir görüşme yaptığı da iddialar arasında. Papa’nın bu teklife önce olumsuz yaklaştığı, ancak bankanın finans konusundaki sıkıntıları göz önünde bulundurduktan sonra ‘Evet’ dediği ifade edildi.
24 NİSAN ERİVAN TAKTİĞİ 
Papa Francis’in 24 Nisan’da Erivan’a gitmemesinin nedeni ise, taraf olduğunun net olarak ortaya çıkmasından korkması gösterildi. Geçen yıl Moskova’da gözaltına alınan ve ev hapsinde tutulan Ermeni işadamı Levon Ayrapetyan da Papa’nın ikna edilmesi konusunda danışmanlarını görevlendirdi.
SON SÖZÜ SÖYLEDİ
Jerr Hrimiyan (Bestekar): Ermeni soykırımı nedeni ile ilgili Türkiye’ye ve dünyaya soykırım iddiaları ile ilgili olarak en güzel yanıtı Cumhurbaşkanımız Tayyip Erdoğan vermiştir. Cumhurbaşkanı Erdoğan,güzel ve insancıl duygularla hiçbir cumhurbaşkanının cesaret edemeyeceği duygularla acıları paylaşmıştır. En güzel mesaj Erdoğan’ın mesajındadır…
AYRIMCI PAPA
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Papa Francis’in Ermeni iddialarıyla ilgili sözleri konusunda açıklamalar yaptı. Çavuşoğlu, “Her şeyden önce hem Papa hem de Ermeni temsilcilerin yaptığı açıklamalar tarihi ve hukuki gerçeklerle bağdaşmamaktadır. Bosna ve Ruanda olayları uluslararası mahkemelerce soykırım olarak saptanmasına rağmen bunlara ‘toplu kıyım’ diyor ama hukuken tanınmayan 1915 olaylarıyla ilgili ‘soykırım’ ifadesini kullanıyor. Burada ayrımcılık var” dedi.
Avrupa Parlamentosu'nu uyarıyoruz AİHM kararını çiğneyemezsin! Avrupa Parlamentosu “AIHM YERINE KARAR VEREMEZ!..”
PAPA Franciscus’un Vatikan’da 1915 olayları için “soykırım” terimini kullanarak yaptığı kışkırtmanın ardından bugün de “soykırım tasarısı” Avrupa Parlamentosu’nda (AP) oylanacak. AP, 12 Mart günü, AB Dışişleri Komitesi’nin hazırladığı ve 77. maddesinde “Ermeni soykırımının 100. yılında AB üyesi ülkeler tarafından tanınması ve üye ülkeler tarafından kabulünün tavsiyesi” ifadeleri bulunan raporu kabul etmişti.  
Geçen günlerde de Avrupa Parlamentosu’nun en büyük grubu EPP (Avrupa Halk Partisi) Türkiye’yi sözde Ermeni soykırımını tanımaya çağırmış ve gerekenin yapılması için AB ülkelerine çağrıda bulunmuştu. Yapılacak oylama sırasında Vatan Partisi Avrupa Temsilciliği, Talat Paşa Komitesi, Türkiye Gençlik Birliği ve Atatürkçü Düşünce Dernekleri Birliği Avrupa genelinde AB temsilcilikleri önünde olacak. Eşzamanlı basın açıklaması yapma kararını öğrenen İsveç ve İsviçre’deki Türk toplumunun temsilcileri de AB temsilcilikleri önünde Vatan Nöbeti’ne destek kararı aldı. Oylamaya karşı dün de 751 AB parlamenterine mektuplar ulaştırıldı.  
‘AVRUPA’DAKİ TÜRKLER KAYITSIZ KALMAYACAK’ 
İngilizce hazırlanan, Vatan Partisi Avrupa Temsilciliği, Avrupa ADD Birliği ve Avrupa Talat Paşa Komitesi’nin imzasını taşıyan ve 751 parlamentere ulaştırılan uyarı mektubunda şu ifadelere yer verildi: “Avrupa Parlamentosu, hukuka aykırı davranıyor, AİHM ve Lahey Adalet Divanı kararı açıkça çiğneniyor. Avrupa’daki 5 milyon Türk, bu hukuksuzluğa kayıtsız kalmayacaktır.” 
‘5 MİLYON TÜRK’Ü HAPSE Mİ ATACAKSINIZ?’ 
BrükseL’de bulunan Vatan Partisi Avrupa Temsilcisi Beyhan Yıldırım, Aydınlık’a yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: “751 AB Parlamentosu üyesi vekile uyarı mektuplarımızı ulaştırdık. Türk toplumunun temsilcileri olarak, parlamenterlerden görüşme talebinde de bulunduk. 5 milyon Türk’ü ne yapacaksınız? Hapse mi atacaksınız? Bu dava hukuken ve siyasi olarak bitmiştir. Görmüyor musunuz? AB Parlamentosu, kendi hukukunu da hiçe saymaktadır. Açıkça AİHM’nin 2. Dairesi’nin Perinçek-İsviçre davasına ilişkin aldığı karar, Lahey Adalet Divanı’nın kararı çiğnenmektedir. Avrupa, bu hukuksuzluktan vazgeçmezse bilsinler ki, Avrupa’daki Türk toplumu gelişmeler karşısında ayağa kalkmasını bilir. İlk büyük tepkimizi, 24-25 Nisan 2015 tarihinde Frankfurt ve Berlin’de devasa yürüyüşlerle veriyoruz.” 
‘VATAN SAVUNDUK’ 
Türkiye Gençlik Birliği Avrupa’nın da konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada şunlar kaydedildi: “Bizler soykırım yapmadık, vatan savunduk! Kanlı tarihinizle yüzleşin ve bügüne kadar işlemiş olduğunuz insanlık suçlarından dolayı başta büyük Türk milleti olmak üzere bütün mazlum milletlerden özür dileyin. 1915’lerde Ermeni halkının çekmiş olduğu acıların da sebebi siz, İngiliz, Fransız ve Amerikan emperyalistlersiniz. 
‘POLİTİK BİR KARAR’ 
Emekli Büyükelçi Pulat Tacar, “Avrupa Parlamentosu’nda bu karar yüzde 100 çıkacaktır. 1987 senesinde çıkan karar sırasında orada büyükelçiydim ve o kararın nasıl çıktığını bizzat gözlemledim. Kararın çıkmaması için her türlü gerekçe vardı. Karar komitede bütün soykırım kelimeleri yok edilerek genel kurula getirildi. Politik bir karardır, parlamento yargılayamaz. Doğu Perinçek-İsviçre davası düşünceyi ifade özgürlüğü davasıdır. AİHM 2. Dairesi’nin aldığı karar Perinçek’in düşünceyi ifade özgürlüğü çerçevesinde ‘Ermeni soykırımı’ olmadığını ve bunun bir uluslararsı yalan olduğunu ifade etmesinin kendisini mahkum etmeye yeterli olmadığını söylemişti. AİHM Ermeni soykırımı konusunda herhangi bir karara varmamıştır.Doğu Perinçek’in söylemi hukuksal bakımdan önemlidir. Perinçek, hukuksal bağlamda ‘soykırım’ denemez diyor. Diğerlerinin söyledikleri ise siyasal bağlamda söylenebilir. Aradaki fark çok önemlidir. Soykırım sözleşmesi hukuksal metindir. Hukuksal metinde gayet açıkça neye soykırım deneceği ve hangi şartlarda soykırım deneceği açıktır.” 
‘MÜCADELEMİZLE AVRUPA’YI AYDINLATACAĞIZ’ 
Talat Paşa Komitesi Avrupa Sözcüsü Niyazi Öncel de “Bu kararları tanımıyoruz. Gayriciddidir, hukuki değildir. Talat Paşa Komitesi olarak, yurtdışındaki vatandaşlarımızın yanında ve önlerinde olmaya devam edeceğiz. Milletimize söz veriyoruz. Büyük kitlesel yürüyüşlerle Avrupa’ya, ABD’ye gereken mesajlar verilecektir” diye konuştu.  
‘TÜRKİYE’DE BAŞKA VATİKAN’DA BAŞKA...’ 
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Papa’nın Ermeni iddialarını destekleyen açıklamasını eleştirdi, “Dini liderler nefreti, kini değil, barışı, kardeşliği ön plana çıkarmalı” dedi. Çavuşoğlu, Papa’nın Türkiye’de farklı, orada farklı konuştuğunu kaydetti. Bu durumu samimiyetsizlik olarak nitelendiren Çavuşoğlu, “İster dini lider olun, ister bir ülke lideri, söylemlerimiz birbiriyle tutarlı olmalıdır” diye konuştu.  
ASALA VATİKAN’DAKİ 2 ELÇİMİZE SALDIRMIŞTI 
Türkiye’yi Ermeni soykırımı yapmakla suçlayan Vatikan’da görevli 2 Türk büyükelçi, Ermeniterör örgütü ASALA’nın saldırısına uğramıştı. Emekli büyükelçiler, Papa Franciscus’un Türkleri Ermenilere soykırım yapmakla suçlaması sonrası Aydınlık’a yaptıkları açıklamada Papa’ya, Ermeni terör örgütü ASALA’nın Vatikan’da görev yapan Türk büyükelçilere yönelik saldırılarını hatırlattılar. Emekli Büyükelçi M. Nuri Yıldırım “Vatikan’da görev yapan Büyükelçi Taha Carım 1977’de Ermeni teröristlerinin saldırısında yaşamını yitirdi. Yine bir başka saldırıda 1979 yılında bir başka büyükelçimiz Vecdi Türel ve koruması yaralandı. Papa Franciscus bunları hatırlıyor mu?” dedi. 
HOLLANDA’DA TÜRKLER 127 VEKİLE DAVA AÇIYOR 
Hollanda Türkleri Konseyi, 1915 olaylarıyla ilgili Hollanda parlamentosunun alt kanadını oluşturan Temsilciler Meclisi üyeleri ve Avrupa Parlamentosu üyelerini mahkemeye vermeye hazırlanıyor. Konsey Başkanı Sefa Yürükel ve Mustafa Cingöz, Hollanda parlamentosunda geçen hafta gündeme gelen ve 13 ret oyuna karşılık 127 oyla kabul edilen “Ermeni Soykırımı” önerisinin Türk toplumuna karşı işlenmiş bir iftira suçu olduğunu belirtti. Yürükel ve Cingöz, hafta sonu düzenledikleri basın toplantısında, Hollanda parlamentosunda öneriye “Evet” diyenlerin aldıkları kararla Hollanda’da yaşayan 500 bin Türk’ü rencide ettiklerini vurgulayarak öneriyi sunan ve buna destek veren partilerle milletvekilleri hakkında dava açacaklarını kaydetti. 
‘PAPA MAHKEME GİBİ HÜKÜM VEREMEZ’ 
Papa’nın düzenlediği ayinde 1915 olayları için “Ermeni soykırımı” ifadesini kullanmasına tepki gösteren emekli Büyükelçi Onur Öymen, Papalığın bir din devleti olduğuna dikkat çekerek, “Din devletinin siyasi konularda görüş belirtmesi doğru değil. Papalık kendini mahkeme yerine koyuyor. Bu konuda, alınmış bir mahkeme kararı var. AİHM, Perinçek davasında, bu olayın soykırım olarak tanımlanamayacağına karar vermiştir. Mahkeme kararını bile bile sanki papalık AİHM’den daha üstün bir makammış gibi hüküm veriyor” dedi. Öymen, Papa’nın tarihi konuları tartışmaya girerse kendisinin de üzüntü verici bir durumla karşılaşabileceğini kaydetti.  
AVİM BAŞKANI KILIÇ: PAPA’NIN ÇIKIŞI PLANLI 
Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Başkanı emekli Büyükelçi Alev Kılıç, Papa’nın sözlerini Aydınlık’a değerlendirdi. Ermeni diyasporasının bugüne kadar soykırım iddialarını ve kampanyalarını 3 ayak üzerine inşa ettiğini vurgulayan Kılıç, “Bunlardan biri siyasi, biri tarihi, biri de hukuki. Bu üç ayaktan tarihi ayak Türkiye lehine döndü. Yapılan aydınlatıcı çalışmalar, incelemeler bunda etkili oldu. AİHM’in soykırım olmadığını tescil etmesi ise noktayı koydu. Hukuki ayakta ise hiç başarılı olamadılar” dedi. Diyasporanın elinde bir tek siyasi propaganda kaldığını kaydeden Kılıç, “Şimdi siyasi boyuta dini boyutu eklediler. Vatikan’da Papa’nın yaptığı soykırım açıklaması planlı bir olay. Toplantıya katılanlar da bunun göstergesi” diye konuştu.
(REF: Aydinlik Gazetesi)
MÜTHİŞ BİR İDDİA: “Erməni diasporasi qondarma "soyqırım" eylemi içün pope Fransis'a 25 milyon Dollar rüşvet vermiş!” ‏ From: AzerNews
HABER: Dr. Kayaalp Buyukataman, TF ADVISORYBOARD - Turkish Forum Dunya Turkleri Birligi Bilgi: Haluk TARCAN
Cumhuriyyet.az avropa.info-ya istinadən xəbər verilir ki Erməni diasporasi qondarma "soyqırım" eylemi icün pope Fransis'a  25-milyon Dollar rüşvet vermiş! Erməni diasporunun külli miqdarda pul ilə ələ aldığı sonuncu oyuncağı Roma'da Pope  Fransis olub. Pope Fransiskin ermənilər üçün təşkil etdiyi tədbirdə 1915-ci il 1-ci Dünya Savaşi hadisələrini soyqırım adlandırmasının alt səbəbi bəlli olub.
Basinda yayılan xəbərlərdə Pope'ın Erməni diasporuilə razılaşdığı içün bucür açıqlama verdiyi bildirilir. Xəbərlərdə Vatikan Bank'ına 25 milyon dollar pul köçürməsin boynuna alan Erməni diasporu pope'i bu yolila əlaldığı söylənilir.
Xəbərlərə görə İsveç banklarından pulun son hissəsi keçən həftə köçürülüb. Bu işin yapımının başadami Las-Vegas qumarxanalarının içadamlarindan sayılan Kirk Kerkoryan  olduğu bildirilir. Kerkoryan'ın bu pulu  20 Ermeni asilli işadamından ve... aldığı soylənilir. Beləliklə qondarma "Ermeni soyqırım" oyunlari bir əsirdir, bir yalanin corəgini yiyən Ermeni diasporu əlilə, xristian aleminin bir yeni böyük ayıbına civirilir. Sayqılarımla, E. Altunbay - 14.4.2015
Billionaire Kirk Kerkorian funding a film about the Armenian genocide JoBlo.com‎ - 18 hours ago, The one time owner of MGM may be 97 years old but that hasn't stoppedKirk Kerkorian from ... More news for kirk kerkorian
ELEŞTİRİ; YORUM VE KATKILAR:
BÖYLE BUYURMUŞ PAPA EFENDİ HAZRETLERİ‏
Hristiyanlik insanlik tarihinde yukselen en sapikca sistemdir. Thomas Jefferson (1743-1826), 
Tum mabet ve kiliseler yikilip dumduz edilmelidir. Bunlardan bir iki tanesinin enkazi saklanip, ibret almalari icin, gelecek kusaklara Hristiyanligin yilan yumurtalarini biraktigi yerler olarak gosterilmelidir. Nietzsche (1844-1900)
Once sunu belirteyim. Hz İsa'yi seven ve sayan insanlar bu yazdiklarim icin alinmasinlar. Sozum o kisiye degil, ama onun ogretisini tarihin en korkunc zulum mekanizmasina ceviren Katolik Hristiyanliga.
Dunyamizda finans-yayilmacilik-din tabanli savaslar surerken, uzun bir suredir, bakalim Hristiyanlik ne zaman isin icine karisacak diye merak ediyordum. Sagolsun, Papa hazretleri beni mahcup etmedi, bir demec patlatip, bizim uyguladigimiz iddia edilen Ermeni soykirimi hakkinda konustu. simdi bu isin tarihi arka planina deginmeyecegim. Birakalim tarihciler ve siyasetciler tartissin. Ben geleyim Papa efendiye.
Papa hazretleri, bence, biraksin Ermeni meselesini de, kendi kilisesine bagli papazlarin senede kac cocuga tecavuz ettiklerinin bilancosunu cikarsin. Ama dilerse, Vatikan bankasinin Mafya ile olan iliskileri hakkinda bir vaaz da verebilir. Dinlemek isterim. Hic kimseye hesap vermeden yatirim yapan Vatikan Bankasini kullanarak, İtalyan Gambino ailesinin eroinden gelen parayi nasil akladigini dinlemek ogretici olabilir. Ama bu konular isine gelmiyorsa, Nazi altinlarinin nasil saklandigini veya kendilerine Benito Mussolini'nin nasil yardim ettigini de anlatabilir.
Daha eskilere gidelim mi? Mesela kara Afrika'sinda yasayan yerlilerin nasil kole edildiklerini, nasil tasindiklarini anlatalim mi? Elmina kalesinin ismini kac kisi bilir? 1492 yilinda Gana'da kurulan bu kaleye zenciler getirilir, tutsak edilir ve kole tacirlerinin gemileri ile yeni dunyaya gonderilirdi. Orda ise, hem yerel halk, hem de getirilen zenciler yuzyillarca dovule dovule, akla hayale gelmeyecek iskencelerle calistirildilar. Yapilanlar inanilacak gibi degildi. Herhangi bir zenci, cagrildigi zaman hemen kosa kosa "efendisinin" yanina gitmezse kollari bacaklari koparilarak olduruluyor ve cesedi digerleri gorsun diye sergileniyordu. Kimse bana, efendim bu islerin Hristiyanlikla ne alakasi var, demesin. cunku beyaz efendiler, Kuba'dan baslayip, tum Guney Amerika'yi kapsayan istilalarinda, gittikleri yerlere ilk olarak hasmetli bir kilise dikiyorlar ve onun insaatinda koleleri kullaniyorlardi. Bu halk sonradan Hristiyan oldu, cogu gecmislerini unuttu, simdi ise kiliselerinde mutlu bir sekilde ilahiler okuyorlar.
Ya Aborjinler nasil Hristiyan oldu ? Kitaya 18. yuzyilda İngilizler ve diger beyazlar geldiginde Aborjinlerin goklerdeki kutsal babamizdan haberi bile yoktu. Bugun ise yerel halkin yaklasik %80'i Hristiyandir. Avusturalya cok verimliydi. Tarlalarda calistirilan Aborjinlerden herhangi biri en ufak bir direnis gosterdiginde, parmaklari kopariliyor ve kendi ailesinin gormesi icin onlarin onune atiliyordu. Kitada cocuk islah evleri kuruldu. Burda yerli cocuklar, rahibelerin gozetiminde en kati disiplin kurallari uygulanarak yetistirildiler.
Kuzey Amerika yerlilerine ne dersiniz ? Tarihin gordugu en korkunc "soykirim". Bu kelimeyi bilerek kullaniyorum. Hic tartismasiz, tam bir soykirim. Kac milyon kisinin olduruldugu bile belli degil. Beyaz adamin kitada yayilmasi ile o topraklarda yuzyillardir yasamis olan zavalli insanlar bir kiyima ugradilar. "Rezervasyon" kelimesinin anlamini bilir misiniz? Bu kelime, kizilderilileri verimsiz topraklara surmek icin kullaniliyordu. İrili ufakli onlarca kabile; Navajolar, Cheyenneler, Apacheler, Creekler, Siyular, Seminoller ve digerleri, corak topraklarda olume terkedildi. Sonunda buyuk cogunlugu asimile edildiler, bazilari ise alkolik oldu.
Peki, Papa efendi hazretleri, insanligin buyuk beyinlerinin, bilimcilerin, sanatcilarin eserlerini nasil seytan isi olarak gorduklerini aciklamak ister mi? Hani su meshur "Index Librorum Prohibitorum" Papaligin yasakladigi kitaplar ve yazarlar. Victor Hugo, Balzac, Copernicus, Spinoza, Kant, Galilei, Hume, Descartes, Andre Gide, Montaigne, Voltarire, Diderot ve daha yuzlercesi, kendi kutsal palavralarina uymadigi icin nasil yasaklandi...onu da bir zahmet aciklasinlar.
Ya kadinlarla kedilerin yakilmasi? Kadinlar cadi olarak goruldukleri ve kediler de ugursuz yaratiklar olarak kabul edildikleri icin kac milyon kadin yakildi acaba ? 1200'ler ile 1700'ler arasinda surdurulen cadi avinda, papaligin kadinlari seytan ilan eden kac tane "fetvasi" yayinladi, acaba aciklama zahmetinde bulunurlar mi? Mesela hafizasini biraz zorlayip Papa VII ve VIII İnnocent'in "Hristiyanligin kesin emri olarak" cadilarin kedileriyle birlikte yakilmalarina dair verdigi fetvalari bir okusa da dinlesek ...simdi inanmasi cok zor gelir; ama kurulan cadi mahkemlerinde, kediler de aynen insanlar gibi yargilaniyordu. Kadinlar ise, ciglik cigliga bagirarak seytanla isbirligi yaptiklarini itiraf ediyorlardi. Elbette engizisyonun yardimi ile !
Burda birakiyorum. Aslinda daha neler neler var...yuzyillara dayanan kan, iskence ve tecavuz dolu bir tarih.
Saygilar..
Levent Erturk

13 Nisan 2015 Pazartesi

Yüksek Seçim Kurulu, yaklaşık % 50 fazla "oy pusulasını" neden ve niçin bastırdı acaba!...

YSK 52 MİLYON YERİNE 74 MİLYON OY PUSULASI BASTIRIYOR!..
22 milyon fazla Oy pusulası nerede kullanılacak?
DEVLET Malzeme Ofisi (DMO), 7 Haziran seçimleri için 73 milyon 988 bin 955 oy pusulası bastıracak. 
Prof. Dr. D. ALİ ERCAN
Değerli arkadaşlar, YSK'nun  7 haziran MV Seçimi için DMO aracılığı ile 74 milyon Oy pusulası bastırması Sandıklarda manipülasyon söylentilerine haklı bir neden oluşturuyor. 
Öncelikle Seçmen sayısını belirleyelim; 18 yaş üzeri seçmenlerin Toplam nüfus içerisindeki oranı  (1-18/y) dir. burada  y  toplumun ortalama yaşam süresini gösteriyor, ki 2015 yılı için ortalama yaşam süresi 61,4 yıldır...*  
Öte yandan 31 Aralık itibariyle Türkiye'nin nüfusu  (yurt içi ve yurt dışında yaşayan yurttaşların sayısı) TUIK tarafından 77 milyon 696 bin olarak verilmişti. 2013-2014 yıllık nüfus artış hızı da binde 13,4 olarak verildi; yani 2015 haziranında nüfusumuz kabaca binde 6,7 artmış haliyle 78 milyon 215 bin olacaktır. Buna göre seçmen sayımız da (1-18/61,4) x 78,215= 55 milyon 285 bin kadardır. 
GERÇEKLER; 
KAYGILAR VE İHTİMALLER!..
Oysa TUIK Yurt içi + Yurt dışı toplam Seçmen sayısını 56,6 milyon olarak veriyor. Yani 1,3 milyon fazlalık var! (Suriye'den gelen sığınmacılar olabilir mi?)  
Aynı TUIK 2007 seçiminde 48,8 milyon olması gereken seçmen sayısını tam 6 milyon eksiği ile 42,8 milyon olarak vermişti. (Bir aşağı, bir yukarı belki bir gün körün taşı tutturur gerçek sayıyı)
Evet, 2015 Haziran seçiminde Seçmen sayımız 55,3 milyondur. 
SEÇİMLERE KATILIM ORTALAMASI
Şimdiye kadarki seçimlere katılım ortalaması ~% 80 olmuştur.. hadi %5 fazlasıyla bu sefer %85 katılım öngörelim; buna göre Oy kullanacak seçmen sayısı maksimum 47 milyon olacaktır.  Ortalama %10 kadar yedek (~ 5 milyon) oy pusulası eklesek  en fazla 52 milyon oy pusulası yeterli iken, YSK'nun 74 milyon oy pusulası bastırması (eğer belli bir basım evine para kazandırmak amacına yönelik değilse)  ya acınacak bir hesap bilmezlikle, ya da çirkin bir manipülasyon hazırlığı ile karşı karşıyayız. 
Kaygılarımla. Æ (Prof. Dr. A. Ali ERCAN)
(*) TUIK böyle bir kavramı bilmiyor ve kullanmıyor. Ortalama yaşam süresi bir yıl içerisinde ölen insanların ölüm yaşlarının ortalamasıdır.

7 Nisan 2015 Salı

GÜNEY DOĞU BELEDİYELER DOSYASI: İşte hırsızlığın fotoğrafı "DOĞUDA BELEŞ BATIDA GÖMEŞ"

BELEDİYELER DOSYASI: 
İşte hırsızlığın fotoğrafı
DOĞUDA BELEŞ BATIDA GÖMEŞ‏
İşte Hükümet’in bize ödetmek için yasa hazırladığı kayıp, kaçak ve çalıntı elektriğin tüyler ürperten fotoğrafları...
İç, Batı, Kuzey ve Güney Anadolu'da devlet şahindir. Özelleştirme denilen "alenen peşkeş" yoluyla özel sektörün eline düşen hizmet sektörleri ise tam bir canavar. Güney Doğu Anadolu dışında, sıkıysa bir vatandaş elektrik, su, telefon, yol, asfalt, kanalizasyon ve sair vergileri gününde ödemesin. En geç üç günde hizmetler kesilir, jet hızıyla icralar gelir vatandaşın ümüğüne çöker. Malına, mülküne, maaşına el konulur. Batıda merhamet, şefkat, müsamaha ve tolerans yoktur. Batıda hükümet desteği ile celâlleşen, canavarlaşan, her ne pahasına olursa olsun yasa, yasak ve kuralları acımasızca bile olsa, mutlaka uygulayan kurumlar, kuruluşlar, özel/güzel sektörler vardır. Fakat hükümetin "hükümferma olamadığı" güney doğuda öyle mi? İki klimanın sabah akşam çalıştığı gecekondular, kaçak trafolarla çevrilmiş sulama kanalları, duvarı boydan boya klimalarla kaplanmış iş hanı ve apartman daireleri…
TASARRUF ARTIK BOŞ
İktidar, kaçak elektrik kullananların faturasını dürüst vatandaşın üzerine yıkan tasarıyı komisyondan geçirdi. Tasarının Meclis genel kurulunda da kabul edilerek yasalaşması halinde, kaçak elektriğin parası faturalarımıza artık “yasal” olarak eklenecek. Evindeki iki lambadan birini söndürüp, televizyonunu karanlıkta izleyerek 5-10 lira tasarruf etmeye çalışan vatandaş; çifter klimayla soğutulan gecekonduların, oluk oluk tarla sulayan toprak ağalarının ödemediği milyarlarca liralık kaçak elektriği de ödemek zorunda kalacak.
FATURALAR ŞİŞECEK
Enerji Bakanlığı’nın hesaplamalarına göre, bugüne kadar kullanılan 33 milyar liralık kaçak elektriğin parası da dürüst vatandaşa yüklendi. Vatandaş tam dava açıp haksız yere ödettirilen parayı geri alıyordu ki, yeni yasayla şimdi dava yolu da fiilen kapatılmaya çalışılıyor. Kaçak kullanımın dürüst vatandaşa yüklenmesi yasayla güvenceye alınacağı için artık dağıtım şirketleri kaçağın peşine düşmek zorunda kalmayacak. Tüketilen kaçak elektrik 77 milyon vatandaşın faturasını yasal olarak eklenecek. Kaçak kullananlar da “nasıl olsa diğerleri ödüyor” diye savurganlığı daha da artıracak. Sonuçta dürüst vatandaşın elektrik faturası şişecek.
İŞTE CAN YAKAN FOTOĞRALAR
Hükümet, kaçak elektrik kullananları adeta ödüllendirirken, kimlerin faturasını ödediğimiz fotoğraflara çarpıcı bir şekilde yansıdı. Kaçağın en yüksek boyutlarda olduğu Güneydoğu’daki Dicle dağıtım bölgesinde çekilen fotoğraflar, apartman ve işhanlarının dış duvarını tamamını saran klimaları, derme çatma gecekondularda kullanılan çifter klimaları, kaçak elektrikle sulanan geniş tarım arazilerini gözler önüne seriyor. Kaçak trafolar özellikle sulama kanallarında sıklıkla kullanılıyor. Sulama suyunun bu kanallardan çekilip kilometrelerce öteye taşınabilmesi için büyük bir trafoya ihtiyaç duyuluyor. O trafo da bırakın evleri, fabrikaların tükettiği elektriği tüketiyor.
ARI PETEĞİ GİBİ: 
Kaçağın yoğun olduğu Dicle bölgesinde bir apartman. Apartmanın dış yüzü adeta arı peteğini andıran klimalarla sarılmış. Fotoğraf, her bir dairenin yanı sıra her bir oda da ayrı ayrı klima olduğunu gösteriyor. Binanın altındaki deponun ise bedava kaçak elektrikle çalışan klimalarla adeta soğuk hava deposuna dönüştürüldüğü görülüyor. Devlet bu savurganlığı önlemek yerine, orada tüketilen elektriğin faturasını bize gönderiyor.
BU TÜKETİM BİZİM FATURADA: 
Sulama kanalına kurulan kaçak trafoyla tarlalar sulanıyor. Çapı yaklaşık 40 cm olan borularla suyun kilometrelerce ötelere taşınabilmesi için büyük miktarlarda elektrik tüketiliyor.
ELEKTRİK SEBİLİ: 
Sulama kanalının dibinde 3 ayrı kaçak trafo kurulmuş. Enerji Bakanı Yıldız’ın ‘Kaçak kullanımı trafolardan takip edeceğiz” dediği manzara işte bu. Üç ayrı trafonun tükettiği elektrikle, kilometrelerce ötedeki üç ayrı bölgeye su pompalanıyor.  Görüntü adeta, kullananların para ödemediği elektrik sebilini işaret ediyor.
TOPRAK AĞALARI: 
Teknik uzmanların yaptığı tespitlere göre, su kanallarına çekilen elektrik direkleri ve trafolar, birden fazla toprak ağasının binlerce dönüm tarlasını sulamak için kaçak elektrik kullanıyor. Toprak ağaları bedava sulama sayesinde milyonları kazanırken yoksul vatandaş o tüketimi kendi elektrik faturasında görüyor.
VAHŞİ TÜKETİM: 
Elektrik bedava olunca suyun kaç yüz metre yükseğe pompalanacağı, kaç kilometre öteye taşınacağı dert edilmiyor. Vahşi tüketim normal elektrik tüketiminin birkaç kat artmasına neden oluyor.
BİR GECEKONDU 2 KLİMA: 
Bedava kullanılan kaçak elektrik yoksul yaşamda lüks tüketim fırsatı sunuyor. İşte derme çatma bir gecekondu. Bu küçük gecekondu da bile bir değil iki adet klima var. Klima bu evi yazın soğutuyor, kışın ısıtıyor. Devlet ise orada tüketilen elektriğin faturasını bize gönderiyor.
ARADAKİ FARK
Türkiye genelindeki konutlarda aylık ortalama 131 kilovatsaat elektrik enerjisi kullanılıyor. Buna karşılık kaçağın en yoğun olduğu Dicle elektrik dağıtım bölgesinde kullanılan elektrik tam 606 kwh. Kaçak kullanılan elektrik normal tüketimin yaklaşık 5 katına ulaşıyor. Yani elektrik kaçak kullanılınca savurganlık artıyor, ihtiyacın 5 katı tüketim yapılıyor. Kaçaktaki savurganlık faturalara da aynı şekilde yansıyor. Türkiye genelindeki konutlar ortalama olarak aylık 43 lira elektrik faturası gelirken, kaçak kullanımın yaygın olduğu Dicle dağıtım bölgesinde bir konutun ortalama tüketimi faturalara 212 lira olarak yansıyor. Bu faturanın ödemesine gelince denge bir anda değişiyor. Türkiye genelindeki konutlar 43 liralık faturanın neredeyse tamamına denk gelen 42 lirasını öderken Dicle bölgesinde 212 liralık faturanın sadece 23 lirası ödeniyor. Onların ödemediği geri kalan 189 lirayı ise dürüst vatandaş ödemek zorunda kalıyor. Türkiye genelindeki yaklaşık 37 milyon elektrik abonesi aylık ortalama 500 kwh elektrik tüketirken Güneydoğu’daki yaklaşık 1,5 milyon elektrik abonesi ise aylık ortalama 1,266 kwh elektrik tüketiyor. Bu savurganlığın tek nedeni ise, elektrik parasının nasıl olsa ödenmiyor olması.
[publicize twitter] [publicize facebook] [category istihbarat]
[tags BELEDİYELER DOSYASI, hırsızlık, fotoğraf]
***
YORUM; ELEŞTİRİ VE KATKI:
TOPRAK AĞALARI DEĞİL, ELEKTRİK AĞALARI!...
Sayın Grup üyeleri ve değerli Ulusal Haber okuyucuları;
Siz bu durumu nasıl değerlendirirsiniz? Bir tarafta 34 milyon aboneyle bütün Türkiye 500 KWH elektrik tüketiyor. Diğer tarafta Güneydoğu Anadolu’dan 1,5 milyon abone toplam 1266 KWH elektrik tüketiyor.
Korkunç bir durum. Lütfen yukarıdaki cümleyi üç kere daha okuyunuz.
Şimdi batıda neden elektriği bu kadar pahallı kullandığımızı anladınız mı?
Aslında bilmelisiniz, aslında ödediğimiz elektrik faturaları bu tabloya bakarak az bile. Belli ki, devlet ciddi miktarda kaynak aktararak zararın tamamını halka yansıtmıyor. Sırf elektrik ücreti tahsil edeyim derken kavga kıyamet kopmasın diye.
Peki bu durum ne anlam taşıyor? Güneydoğu Anadolu halkı fakirliğinden mi böyle yapıyor? Ya da mecburiyet mi var? Bilemediğimiz ne sebep olabilir?
Ben size söyleyeyim. Bu tamamen bir hınç, bir öfke meselesi. Güneydoğu Anadolu halkı Türklerden hınç alıyor, öfkesini çıkarıyor. Eşeğini dövemeyen semerini döver misali, kendince bir kötülük ediyor. Açıkçası hainlik yapıyor. Başka hiçbir açıklaması yok.
Güneydoğu halkı kendini ayrı tutuyor, ülkenin kalanında yaşayan herkesi, Türk halkını, Türk devletini, kısacası Türkleri düşman olarak görüyor.
Peki bu iş nereye kadar gider? Ülke nasıl rahatlar? Bir çözüm var mı?
Ben yıllardır bu işe kafa yoruyorum. Bölgede bir süre için çalıştım, şartları az çok bilirim. Fakat iyi bir çözüm yolu göremiyorum. Bu işin sonu kanlı olacak. Hem de nasıl, kıyamet gibi kan akacak.
Şimdi bazıları sanki hiç düşünülmemiş gibi ayrılmak isteyen ayrılsın, isteyen çekip gitsin, rahatlayalım, bu iş bitsin diyecek. Onu ben de düşündüm elbette. Bunun zihin jimnastiğini çok yaptım. Mümkün değil, imkanı yok. Böylesi bir çözüm huzur getirmez, getirmeyecek. Yine kan akaca, yine oluk oluk akacak.
Çünkü, Kürtler bilmiyor bu çok açık ama, Türkler ve Kürtler arasında sınır yok, gerçekten de yok. Çekoslavakya‘da, Bask bölgelerinde başka bir sürü yerde sınırlar var, ya da az bir çabayla çizmek mümkün. Ama Türkler ve Kürtler arasında sınırlar çizmek gerçekten imkansız mertebesinde.
Şu sınır çizme olayını bir kez daha düşünelim. Diyelim ki referandum yapıldı ve Güneydoğu Anadolu’da halkın büyük bölümü ayrılmak için oy kullandı. Ve yine diyelim ki, referandum sonuçlarına göre bir sınır çizildi. Peki bu sınırın dışında kalan Kürtler ne olacak, içinde kalan Türkler ne olacak? İşte en önemli soru bu? 
Sınır bu boru değil, bir şeyi bir başka şeyden ayıracak. Ülkenin bir bölümü bağımsızlık ya da özel statü kazandıktan sonra kalan bölümünde Kürtlerin durumu aynı olabilir mi? Kürt bölgelerinde zaten Türk kalmadı, bunu hepimiz biliyoruz.
Bir sürü laf var. Türkiyenin kalan bölümü de federatif bir yapıya sokulacak, böylece her taraf aynı anda federasyon yapısına sokulunca Kürt bölgelerinin federatif yapıya bürünmesi göze batmayacak, farklılık yaratmayacak. Peki sizce buna kim inanır, bence sadece Kadir İnanır. Sonuçta siz, ben ve herkes biliyoruz. Federasyon talebi bizim talebimiz değildi, Kürtlerin talebiydi. O halde istemeyenler, uzak durmak isteyenler Kürtler. İstenmeyenler, uzakta tutulmak istenenler de Türkler. Gönül işidir bunlar. Gönüller kırıldıktan sonra nasıl olacak, neler olacak peki? O günler geldiğinde neler olur ben az çok biliyorum. Hiç iyi olmaz.
Kürdistan dışında kalan Kürtler için söylenen bir başka çözüm, metropollerde bunların çokça bulundukları mahallelerin Kobani gibi özel statülü siteler olması. Peki sizce İstanbul’un orta yerinde, sağa sola serpilmiş özerk Kürt siteleri nasıl olur? Tutar mı bu maya?
Kürtler ve Türkler ayrılacaksa bunun tek yolu var. Ama savaşla, ama barışçı yollarla sınırlar tesbit edilir. Yine ama savaşla, ama barışçı yollarla halklar kendi taraflarına çekilir. Bu işler bittikten sonra artık Türkler alfabelerinden K harfini, Kürtler de T harfini çıkarılar. Doğrusu bu çözümün devamında iyi komşuluk ilişkileri beklemek dahi fazlasıyla lüks olur. Tıpkı Ermenistan Türkiye komşuluğu gibi bir durum olur.
Bir de ama savaşla, ama barışçı yollar meselesi var. Doğrusu bu işlerin barış yoluyla hallini en çok ben isterim ama emin olun bu hiç olası değil. Barışçı dediğimiz referandumlar, ortaya çıkan duruma göre mübadele antlaşmaları. Bu işin savaşla olan şekli çok açık. Katliamlar, etnik arındırmalar, göçe zorlamalar, hatta işin ucu soykırıma kadar dahi varabilir.
Aslında Kürtler savaşarak sınır çizme konusunda epeyce mesafe aldılar ve bu şekilde ayrılmak niyetlerinin olduğu da çok açık.
Bir de fay hatları sadece Kürt etnik ayrılıkçılığından ibaret değil. Her iki kesimde Sünni, Şii, Alevi ayrımları var. Bu fay hatlarını kazıyan İran, Suudi Arabistan ve batılı ülkeler var. Velev ki, ülke her iki halkın kesin sınırlarla ayrıldığı bir siyasi çözüme kavuştu, bu durumda her iki tarafta günümüz Irak ve Suriyesinden olan dini ve mezhebi çatışmaların da alanı olacak. Kimse kendini muaf saymasın.
Doğrusu benim tek beklentim, bir mucize eseri Kürtlerin aklını başına toplamasından ibaret. Yoksa bindik bir alamete gidiyoruz kıyamet durumu. Sonuçta bir ülkeyi şöyle ya da böyle paylaşmak zorunda iki halkız. Ya dövüşerek, ya barışarak, ya bir arada ya ayrılarak bu topraklarda yaşayacağız. Kürtler bu güne kadar dövüşerek pay koparma yolunda gayret sarf ettiler. Ve yine bu güne kadar sadece kan ve gözyaşı elde ettiler. Doğrusu bu günden sonra da daha başka bir sonuç elde etmelerini mümkün görmüyorum. Biz Türkler ise bütün bu kavgada çok fazla dahlimiz olmasa da mağdur olacağız bu çok açık.
Bazı sazanlar çıkıp devletin suçlarını, Türklerin ettiği mezalimleri anlatacak. İyi güzel de bu işler tarihin hiçbir döneminde düzgün yürümedi ki. Kürtler hemen her zaman silah kullanmaya çok meraklı oldular. Elbette bunun da karşılıkları oldu. Kimi zaman orantılı, kimi zaman orantısız. Kim önce ne yaptı sorusunu sormak ne derece anlamlı onu bilmiyorum. Ama bana sorarsanız her şeyin bir öncesi, onun da bir öncesi var. Bu silsileyi tarihin çok öncelerine kadar uzatabilirsiniz. Doğrusu ben sadece bu yüzden önce kim vurdu sorusunun artık çok değerli olmadığını düşünüyorum.
Elitlerin dünya nüfusunu 2,5 milyara çekmek yönünde bir planı olduğunu hep duyarız. Dan Brown’un son romanı Cehennem bunu işlemişti. Komplo teorisyenlerinin çok iyi bildiği bir sırdır bu. Ben şöyle geriye çekilip baktığımda bu planın yürürlükte olduğunu rahatça görebiliyorum. Zincirin zayıf halkası Müslümanlar, azaltma operasyonu dünyanın her yerinden önce burada başladı. Belki de on, ya da yirmi yıldır bu plan yürürlükte. Müslümanlar sürekli olarak iç savaşlar, etnik arındırmalar, katliamlar, hastalıklar, açlıklar, ekolojik sorunlarla uğraşıyor. Bilmiyorum bu durumu halka anlatmanın daha açık bir yolu var mı?
Saygılar. Oraj POYRAZ, (Özgür Gündem & L2fSIJNoA0xfSNxA)

4 Nisan 2015 Cumartesi

İşte Milliyetçilik, Türklük, Vatan, Millet, İnsan, Bayrak ve Toprak Sevgisi Budur

ABD’deki Türklerden dev adım, dev kampanya...
Turkishny.com
ABD Merkezli “Yönlendirme Komitesi” tarafından hazırlanan ve Ermeni meselesinin (Osmanlı Devleti döneminde Ermenilere soykırım yapıldığına dair yalan, iftira, asılsız kampanya, sahte iddia ve furyaların) tarihi gerçeklere bırakılması mesajını veren ilanlar bir ay boyunca Washington DC'deki 110 otobüs, 30 farklı metro istasyonu ve merkezi konuma sahip 2 dev billboardlarda yayınlanacak.
145 SİVİL TOPLUM KURULUŞU
ABD Merkezli 145 sivil toplum kuruluşu tarafından ortak olarak kurulan “Yönlendirme Komitesi” (Steering Committee) 24 Nisan yaklaşırken “Bizi Birleştirin Bölmeyin” ve “Tarih karar versin” sloganları ile başlattığı, Türkler ve Ermeniler arasında dostluk köprüleri kurulmasını amaçlayan faaliyetleri kapsamında Washington DC’de bir reklam kampanyası başlatıyor.
"BİZİ BİRLEŞTİRİN BÖLMEYİN" & "TARİH KARAR VERSİN"
“Yönlendirme Komitesi” tarafından başlatılan kampanya kapsamında 30 gün boyunca Washington DC'deki 110 otobüs, 30 farklı metro istasyonu ve merkezi konuma sahip 2 dev billboardlarda (Osmanlı Devleti döneminde, Doğu Anadolu bölgesinde Ermenilere soykırım yapıldığına dair asılsız, yalan, iftira, mesnetsiz kampanya, sahte iddia ve furyaların önlenmesi ve son bulması amaçlı olarak)“Bizi Birleştirin Bölmeyin” ve “Tarih karar versin” sloganları taşıyan reklam afişleri yayınlanacak. (Ulusal Haber ve Ulusal Ajans adına girişimci STK'ları yürekten kutlar, tebrik eder, başarılar diler ve alkışlarız.) [CUMA, 3 NISAN 2015 03:14 PM]