Cumhurbaşkanı Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cumhurbaşkanı Erdoğan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Aralık 2019 Salı

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN ve KILIÇDAROĞ'LUNDAN YENİ YIL MESAJI


Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan yeni yıl mesajı


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yeni yıl dolayısıyla bir mesaj yayınladı
Erdoğan mesajında, "Milletimizin 60 yıllık hayalini gerçeğe dönüştüren Türkiye’nin Otomobili Projesinin ilk araçlarının ön gösterimini yaptık. Gebze’de ilk defa kamuoyuyla paylaşılan araçlar, tasarımları ve özellikleriyle ülkemizin doğru yolda ilerlediğinin işaretidir. Her ne kadar, her şey gibi otomobilin de yerli ve millisine tahammül gösteremeyenler çeşitli kulplar takmaya çalışsa da, bu projenin milletimiz tarafından benimsenmiş olması, başarısının ispatıdır " ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Libya ile imzalanan 'Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası' ile 'Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası'nın ülkeye çok önemli stratejik kazanımlar sağladığını söyledi. Erdoğan, "Türkiye’yi Akdeniz’den tamamen dışlama projeleri, attığımız son adımlarla tümüyle akamete uğramıştır. İnşallah Libya'daki meşru Trablus Hükümetine vereceğimiz destekle, bu anlaşmaların tüm unsurlarıyla hayata geçirilmesini sağlayacağız" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni yıl nedeniyle mesaj yayımladı. Erdoğan, her yıl olduğu gibi 2019 yılını da yurt içinde ve yurt dışında oldukça yoğun, önemli, verimli programlarla, çalışmalarla ve hizmetlerle değerlendirdiklerini bildirdi. Yurt içinde 88 ziyaret gerçekleştirdiklerini kaydeden Erdoğan, yurt dışında ise Türkiye'yi temsilen 14 ülkeye 19 ziyaret yaptıklarını kaydetti. Bunların yanında, Ankara ve İstanbul’da pek çok programa katıldıklarını, pek çok toplantı yapıp görüşme gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, "Her biri ülkemizin kalkınma yolculuğunda birer köşe taşı olan yatırım ve hizmetleri milletimizin istifadesine sunduk. Ülkemizi, büyük ve güçlü Türkiye hedefine biraz daha yaklaştırmak için geceli-gündüzlü çalışıyoruz. 31 Mart seçimleriyle, önümüzdeki 5 yıl boyunca şehirlerimizi yönetecek belediye başkanlarımızı, belediye meclis üyelerimizi, il genel meclis üyelerimizi ve mahalle muhtarlarımızı belirledik. Seçim sonuçlarının bir kez daha hayırlı olmasını temenni ediyorum. Böylece Türkiye, 2023 yılı Haziran ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimine kadar kesintisiz bir icraat dönemine girmiş oldu. Yeni yaptığımız ve dünyanın en büyüklerinden olan İstanbul Havalimanımız, Nisan ayı başında tam kapasiteyle hizmete girdi. Geçtiğimiz günlerde 50 milyonuncu yolcusunun törenini yaptığımız havalimanımız, inşallah her yıl daha da büyüyerek, ülkemizi dünyada gururla temsil etmeyi sürdürecektir" ifadelerini kullandı.
'YOL HARİTASINI KAMUOYUYLA PAYLAŞTIK'
Erdoğan, Yargı Reformu Strateji Belgesini açıklayarak, Türkiye’nin demokrasi ve hukuk devleti yolunda kararlı adımlarla ilerlemeye devam edeceğinin yol haritasını kamuoyuyla paylaştıklarını ifade ederek, "Ekim ayında ilk yargı paketinin Meclis’te kabul edilmesiyle, strateji belgesinin somut adımlarını atmaya da başlamış olduk. Ağustos ayında, Kurban Bayramının hemen öncesinde tüm hatlarıyla hizmete açtığımız İstanbul-İzmir Otoyolu da, ülkemizin en önemli ulaşım projelerinden biridir. Eylül ayında Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda yaptığımız konuşma ve gerçekleştirdiğimiz görüşmeler, Türkiye’nin insani duruşunu ve yapıcı politikalarını bir kez daha tüm dünyaya göstermiştir" dedi.
'4300 KİLOMETREKAREYE YAKIN ALANI TERÖRDEN ARINDIRDIK'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, 9 Ekim’de başlatılan Barış Pınarı Harekatı ile terörle mücadele ve Türkiye'nin güvenliği konusundaki kararlılığı fiilen ortaya koyduklarını hatırlatarak, mesajında şu ifadelere yer verdi:
"Bilindiği gibi, 2016 yılı Ağustos ayında Cerablus-El Bab bölgesinde Fırat Kalkanı Harekâtını, 2018 yılı Ocak ayında ise Afrin bölgesine yönelik Zeytin Dalı Harekâtını gerçekleştirmiştik. Böylece 4 bin kilometrekarelik bir alanı DEAŞ’lı ve PKK/YPG’li teröristlerden temizlemiş, 370 bin Suriyeli sığınmacının kendi vatanlarına geri dönmesini sağlamıştık. Barış Pınarı Harekâtıyla Resulayn-Telabyad arasındaki 4 bin 300 kilometrekareye yakın bir alanı daha terörden arındırdık. Kasım ayı sonunda Libya ile imzaladığımız 'Güvenlik ve Askeri İşbirliği Mutabakat Muhtırası' ile 'Deniz Yetki Alanlarının Sınırlandırılmasına İlişkin Mutabakat Muhtırası' ülkemize çok önemli stratejik kazanımlar sağlamıştır. Bu muhtıralarla, daha önce Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile yaptığımız anlaşma ile başlattığımız süreci, çok daha genişletmiş ve yaygınlaştırmış olduk. Türkiye’yi Akdeniz’den tamamen dışlama projeleri, attığımız son adımlarla tümüyle akamete uğramıştır. İnşallah Libya’daki meşru Trablus Hükümetine vereceğimiz destekle, bu anlaşmaların tüm unsurlarıyla hayata geçirilmesini sağlayacağız."
'PROJENİN MEMNUNİYETİNİ HEP BİRLİKTE YAŞADIK'
Aralık ayının ilk yarısında kamuoyuyla paylaştıkları 100 bin sosyal konut inşası projesinin, 81 ilin tamamında büyük ilgi ve taleple karşılandığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, milletin konut talebi sürdüğü müddetçe, bu kampanyayı her yıl 100’er binlik seriler halinde devam ettirmeyi planladıklarını vurguladı. Erdoğan, "2019 yılının son günlerinde, 82 milyonun tüm fertlerinin gururla karşıladığına inandığım bir projenin memnuniyetini hep birlikte yaşadık. Milletimizin 60 yıllık hayalini gerçeğe dönüştüren Türkiye’nin Otomobili Projesinin ilk araçlarının ön gösterimini yaptık. Gebze’de ilk defa kamuoyuyla paylaşılan araçlar, tasarımları ve özellikleriyle ülkemizin doğru yolda ilerlediğinin işaretidir. Her ne kadar, her şey gibi otomobilin de yerli ve millisine tahammül gösteremeyenler çeşitli kulplar takmaya çalışsa da, bu projenin milletimiz tarafından benimsenmiş olması, başarısının ispatıdır. 2022’nin sonunda satışa sunulacak Türkiye’nin otomobilini hep beraber heyecanla bekleyeceğiz" dedi.
'HER MÜCADELEDEN ALNIMIZIN AKIYLA ÇIKTIK'
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kanal İstanbul projesini adım adım ilerleterek, mutlaka neticeye ulaştıracaklarını kaydederek, "Türkiye, son 7 yıldır terörden ekonomiye her alanda planlı bir kuşatma girişimiyle yüzleşmektedir. Ülkemizin toprak bütünlüğünden milletimizin birliğine, ekonomimizden güvenliğimize kadar birçok boyutu olan saldırıları, hamdolsun, hep birlikte göğüslemeyi başardık. Ne sokakları karıştırmaya çalışanların oyunlarına, ne terör örgütlerinin kanlı saldırılarına, ne içimizdeki hainlerin sinsi darbe girişimlerine, ne de ekonomimize kurulan tuzaklara boyun eğdik. Gazi Mustafa Kemal’in 'Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır' anlayışıyla, ülkemize ve milletimize yönelen saldırılara karşı tüm cephelerde mücadele yürüttük. Allah’ın yardımı, mazlumların duası ve aziz milletimizin güçlü desteğiyle, girdiğimiz her mücadeleden alnımızın akıyla çıktık" ifadelerini kullandı.'
'HEP BİRLİKTE TÜRKİYE OLACAĞIZ'
Türkiye'nin geleceğine, dün olduğundan çok daha güvenle ve umutla baktığını kaydeden Erdoğan, mesajını şöyle tamamladı:
"Dün Türkiye’yi kaosla, terörle, darbeyle, krizle, istikrarsızlıkla tehdit edenler, bugün attığımız adımlar karşısındaki çaresizliklerini itiraf ediyor, uzlaşma yolları arıyor. Hep söylediğim gibi, bizim en büyük gücümüz birliğimiz, dayanışmamızdır. Bunun için her fırsatta, 'bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız, kardeş olacağız, hep birlikte Türkiye olacağız' diyoruz. İnşallah 2020, bunca yıldır verdiğimiz mücadelelerin, yaptığımız fedakârlıkların, harcadığımız emeklerin meyvelerini toplamaya başladığımız bir yıl olacaktır. Bu büyük mücadelede gözlerini kırpmadan ölüme yürüyen şehitlerimize Allah’tan rahmet, gazilerimize sıhhat ve afiyet diliyorum. 2020 yılının ülkemiz, milletimiz ve tüm insanlık için barış, huzur, esenlik ve refah getirmesi temennisiyle, hepinize sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum."
&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&&
 KILIÇDAROĞ'LUNDAN YENİ YIL MESAJI



CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni yıl mesajında 2020 yılının ülkemize, bölgemize ve tüm insanlığa demokrasi, adalet, huzur, bolluk ve bereket getireceğine duyduğum inançla tüm yurttaşlarımıza mutluluk ve sağlık diliyorum. 
İnanın; 2020’de her şey çok daha güzel olacak" dedi.
CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 2020 yılına dair umutlarının arttığını belirterek, “Çünkü 2019 bir kırılmanın yılıdır. 2019, kibre karşı alçak gönüllülüğü, kendisini ve yandaşlarını zengin kılmayı amaçlayana karşı hep birlikte üretmeyi ve paylaşmayı, tahammülsüzlüğe karşı hoşgörüyü savunanların yılıdır. 2019, sadece kendileri için adalet isteyenlere karşı herkes için adalet diyenlerin birlikteliğinin yılıdır. 2019, kendisi gibi düşünmeyenleri düşman görenlere karşı, fikri ve vicdani özgürlüğü savunanların yılıdır. Bu sayededir ki 2019 yılında, Mart'ın sonunu bahar kıldık. Bu başarıyı, sadece CHP’nin başarısı olarak görmüyoruz. Bu başarı, Cumhuriyetimizi demokrasiyle taçlandırma hedefimiz doğrultusunda kurulmuş Millet İttifakı'nın ve tüm demokratların, vatanseverlerin başarısıdır. 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde tercihlerimizi demokrasiden yana yaptık; bu sayede karamsarlığın yerini umut, tereddütün yerini azim ve kararlılık aldı” ifadelerini kullandı.
2020, ADALET MÜCADELESİNİN KÖKLEŞTİĞİ BİR YIL OLACAK’
Kılıçdaroğlu, 2020 yılında Cumhuriyeti demokrasiyle taçlandırma hedefine bir adım daha yaklaşacaklarını söyleyerek, şöyle devam etti:
2020, liyakate dayalı istihdam politikasını, şeffaflığı, kuvvetler ayrılığını, parlamenter demokrasiyi savunanların, erkek egemen şiddete boyun eğmeyen kadınların ve akla, vicdana, ahlaka sığmayan dayatmaları reddeden gençlerin demokratik taleplerinin yükseldiği; hak, hukuk ve adalet uğruna verdiğimiz mücadelenin kökleştiği bir yıl olacak.
*2020, siyasi iktidarın yok saydığı ekonomik krizin yarattığı ağır tablonun, toplumsal dayanışma ve planlı üretim politikasıyla ortadan kalkacağına inananların daha çok öne çıktığı bir yıl olacak.
*2020, komşularımızla barış içinde yaşamak isteyenlerin, fabrika bacalarının yeniden tütmesini, çiftçimizin tarlasıyla, çocuklarımızın bilimsel, çağdaş ve laik bir eğitimle buluşmasını isteyenlerin sesinin yükseldiği bir yıl olacak.
*Çünkü 2020, yaşanan tüm acılara ve baskılara rağmen her şeyin güzel kılındığı 2019’un umut dolu devamıdır.
2020’DE HER ŞEY ÇOK DAHA GÜZEL OLACAK’
Kılıçdaroğlu, 100 yıl önce Mustafa Kemal Atatürk’ün TBMM’nin kuruluş hazırlıklarını 1 Ocak 1920’de, Ankara Ziraat Mektebi'nin sobayla ısıtılan bir odasında başlattığına işaret ederek, “Demem odur ki, içinde bulunduğumuz durum ve koşullara rağmen 100 yıl öncesinin de verdiği ilhamla, ülkemizi en kısa sürede hak, hukuk ve adalet temelinde huzura kavuşturacağımızı biliyorum. Bu duygularla, Astsubay Üstçavuş Esma Çevik'in manevi şahsında terörle mücadelede hayatlarını kaybeden tüm şehitlerimize, 2019 yılında kaybettiğimiz sevdiklerimize Allah'tan rahmet, ailelerine sabır dileklerimi iletiyorum. Gazilerimize şükranlarımı sunuyorum. 2020 yılının ülkemize, bölgemize ve tüm insanlığa demokrasi, adalet, huzur, bolluk ve bereket getireceğine duyduğum inançla tüm yurttaşlarımıza mutluluk ve sağlık diliyorum. İnanın; 2020'de her şey çok daha güzel olacak” ifadelerini kullandı.
KAYNAK: 

14 Nisan 2017 Cuma

"CUMHURBAŞKANI'NIN YARGILANMA KORKUSU" ve Başbakan Binali Yıldırım'ın açıklaması: “Cumhurbaşkanının yargılanma korkusunu (yeni anayasa tasarısı 'referandum' ile ortadan kaldıracağız”

Bu ne yaman bir çelişki?.. Hani, şimdiki "mevcut ve mer-i" yasada Cumhurbaşkanı yargılanamıyordu da, yeni yasada yargılanacaktı?
BAŞBAKAN 
BİNALİ YILDIRIM 
AÇIKLADI: 
"CUMHURBAŞKANININ YARGILANMA KORKUSUNU ORTADAN KALDIRACAĞIZ!.."
İnanılır gibi değil!.. Başbakan Binali Yıldırım, anayasa referandumu propaganda çalışmaları sürecinde açıkladı: “Cumhurbaşkanının yargılanma korkusunu ortadan kaldıracağız” (Sayın Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusu mu var, varsa neden ve niçin acaba?..) 
DEMEK Kİ BÜTÜN MESELE BU İMİŞ!..
Başbakan Binali Yıldırım, Habertürk TV'de katıldığı canlı yayında Cumhurbaşkanı'nın cezai sorumluluğuyla ilgili açıklamalarda bulundu. 'Kolay yargılanma iş yapmamayı getirir.' diyen Binali Yıldırım, "Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusunu ortadan kaldıracağız" dedi. Başbakan Binali Yıldırım, Habertürk TV'de katıldığı canlı yayında bazı gençlerin ve Didem Arslan'ın sorularını yanıtladı. Binali Yıldırım'ın canlı yayında kullandığı bazı ifadeler sosyal medyada sıkça paylaşılarak eleştirildi. Parlamenter sistemde Cumhurbaşkanı'nın yargılanamayacağını ileri sürerek söze başlayan Başbakan Yıldırım, "Hem yetkili hem sorumsuz olmak tatlı bir şeydir." dedi.
"Yargılanma korkusunu ortadan kaldırıyoruz"
Başbakan Yıldırım, daha sonra Didem Arslan'ın Cumhurbaşkanı'nın sorumluluğuyla ilgili sorduğu soruya ise "Kolay yargılanma iş yapmamayı getirir." diye cevap verdi. Stüdyodakilere, 'Sizin aklınızda yargılanma korkusu olsa, siz iş yapabilir misiniz?' diye soran Binali Yıldırım, "Cumhurbaşkanı'nın yargılanma korkusunu ortadan kaldırıyoruz." diyerek 16 Nisan'da oylanacak başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı'na vereceği sorumsuzluğu dile getirdi.

8 Ekim 2016 Cumartesi

ÇÖZÜM: Ateşin Üstüne Körükle Gitmek; Pusudaki Düşmanı Tahrik ve Kadim Dostları İfrit Etmek, Lozanı Sorgulamak Değil; Birlik, Beraberlik, Hakkaniyet-Adalet, Huzur-Güvenlik ve Barış Elçisi Olmak Gerek!..

ERDOĞAN'IN "MUSUL SÜNNİLERİNDİR!" İFADESİ IRAK'TA TÜRKMENLER DÂHİL HERKESİ İFRİT ETMİŞ DURUMDA!
Erdoğan'ın Irak hakkında "Musul’un sadece Sünnilerin olduğuna dair buyurgan çıkışı Bağdat’ta siyasileri ifrit etmiş. Tam anlamıyla ifrit"
Gazeteci-yazar (*) Fehim Taştekin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 2012 yılında yaptığı "En kısa zamanda Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emeviye Camii'de namazımızı da kılacağız" açıklamasını hatırlatarak "Şam’da Emeviye Camii’nde namaz kazaya kaldığı gibi Musul’daki Ulu Camii de sanıldığı gibi yakın olmayabilir" dedi. Taştekin, "Erdoğan’ın Musul’un sadece Sünnilerin olduğuna dair buyurgan çıkışı Bağdat’ta siyasileri ifrit etmiş. Tam anlamıyla ifrit" ifadesini kullandı. Erdoğan, "Musul Musulluların, Telafer Telaferlilerindir. Hiç kimsenin buralara gelip girmeye hakkı yok. Musul'un DAEŞ'ten kurtarılmasından sonra da burada sadece Sünni Araplar, Türkmenler ve Sünni Kürtler kalmalıdır" demişti.
Fehim Taştekin'in "Dicle’dir kalkanın adı paşam! Ama bu Musul o Musul değildir!" başlığıyla yayımlanan (7 Ekim 2016) yazısı şöyle: Şam’da Emeviye Camii’nde namaz kazaya kaldığı gibi Musul’daki Ulu Camii de sanıldığı gibi yakın olmayabilir. Bu coğrafyada bir nefeslik mesafe bazen bin fersahlık mesafedir. Strateji dediğin bazen gayyadır. Bir sarkmaya gör, gerisi kâbustur.
 “Musul’u DAİŞ’ten kurtaracağız, Irak hükümeti istemiyor, adamlara da yaranılmıyor yahu! Ne yani Amerikalılar ta 10 bin km öteden Irak’a geliyor da biz girmeyecek miyiz? Hem Musul bizimdi.” Yeni Osmanlı’nın tarz-ı siyaseti sınır ötesinde böyle tecelli ediyor. İçerdeki hoyratlıktan bir zırnık geri değil. Irak Meclisi niye “Türkiye işgal gücü” dedi, neden “Askerlerini Başika’dan çek” diye ihtar çekti.
BAĞDAT'TA 
TÜRK-IRAK DOSTLARI
Aklınızı ‘yüce’ Türk basınına emaret ettiyseniz “Hain Arap” klişesiyle zihinsel konforunuzu sürdürmeye devam edebilirsiniz.
Bağdat’ta Türkiye-Irak dostluğu için çalışmaktan bitap düşmüş bir dostuma sordum, “Neler oluyor” diye. “Erdoğan’ın Rotana TV’ye verdiği demeci gördün mü” deyip ekledi: “Siyasi çevrelerde Erdoğan’a tepki büyük.”
Erdoğan’ın Musul’un sadece Sünnilerin olduğuna dair buyurgan çıkışı Bağdat’ta siyasileri ifrit etmiş. Tam anlamıyla İFRİT! Yazıldığı gibi. Uzun uzadıya anlattı kulislerdeki tartışmaları.
Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında Rotana’ya verdiği röportaj Türkiye’yi katıksız mezhepçi ve Suudi yedeğinde bir ülke hizasına çekiyor. Orası dipsiz bir kuyu, bir o kadar da meşum, tabi ki muzır! Röportajın video kaydında Arapça çeviri Erdoğan’ın sesini bastırdığı için bire bir ifadeleri dinleme imkânımız yok. Elimizdeki metin konuşmanın Arapça ve İngilizce çevirisi. Ama Iraklı başka bir dostumun aracılığıyla mütercim Erdoğan’ın sözlerini teyit etti. Peki, ne dedi Erdoğan? Suudi sarayının ünlü kalemi Cemal Kaşıkçı’nın “Son olarak Türkiye ve Suudi Arabistan’ın müdahalesi olmadan Musul’un kurtarılabileceğini düşünüyor musunuz” sorusuna yanıt olarak Erdoğan şunu dedi:
“Burada şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum; Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Batılı koalisyon mezhebi bir hakimiyetine izin vermeyecek. Hedef Musul’un DAİŞ’ten kurtarılmasıysa bunu başarmak için işbirliği yapmalıyız. Fakat sorun şu: Ondan sonra şehirde kim kalacak? Elbette, Sünni Araplar, Sünni Türkmenler ve Sünni Kürtler. Haşd el Şaab’ın Musul’a girmesine izin verilmemeli. Özellikle Türkiye ve Suudi Arabistan onların girmesini önlemek için işbirliği yapmalı. Biz Başika’da kamp kurduğumuzda ve bizim güçlerimiz peşmergeyi eğitirken Bağdat’taki merkezi hükümet Türkiye’den rahatsız değildi. Ve desteğimizi talep eden kardeşlerimizi yüzüstü bırakmayacağız. DAİŞ’ten sonra Musul’un bir diğer terörist grubun eline düşmesine izin vermeyeceğiz. Öyle sanıyorum ki Musul konusunda İran da ihtiyatlı olacaktır çünkü Musul, Musul halkınındır ve Tel Afer, Tel Afer halkınındır. Haliyle başka kimse bu bölgelere girmemelidir.”
Bu mezhepçi tasavvur Musul’un bağrında Sünni’den gayri ne varsa hepsini kızdırmak için fazlasıyla kâfi. Şii Araplar, hem Şii hem Sünni Türkmenler, Şii Kürtler, Şebekler, Kakailer, Ezidiler, Asuri/Süryaniler bundan ziyadesiyle rahatsız. 
ABD’de 11 Eylül saldırılarına karışan kamikazeleri finanse eden Suudilere dava açılmasına izin verilmesi konusunda Erdoğan’ın Suudi Arabistan için uluslararası platformda girişimlerde bulunduklarını söylerken esasen El Kaide’yi enselemiş olmasına girmiyorum. “Neden Suudi güçlerinin Suriye’nin kuzeyinde sizinle birlikte savaşmasına karşılık Türk güçleri, Suudi Arabistan’la birlikte Yemen’de savaşmasın? Böyle bir senaryo mümkün mü” sorusu üzerine Erdoğan’ın verdiği “Elbette, Suudi Arabistan’la yoğun iletişim içindeyiz ve ortak değerlendirmeler yapıyoruz” yanıta da değinmiyorum. İkisi de kallavi yazıları hak ediyor lakin şimdi konumuz Irak.
Türkmenler soruyor: Irak’tan birkaç kişiyle konuştum. Evvela Türkiye’nin bir süredir Kürtlerle birlikte hareket etmelerini salık verdiği Türkmenler şunları soruyor?
– Kürdistan yönetimi Kerkük’e 600 bin Kürt yerleştirip nüfus yapısını değiştirirken Türkiye niye sessiz kaldı?
– DAİŞ, Musul ve Tel Afer’den Şii Türkmenleri sürerken Türkiye niye hiçbir şey yapmadı?
– Türkiye Başika’da 3 bin kişi eğittiğini söylüyor, niye şimdiye kadar bu gücü savaşa sokmadı, neyi bekledi?
– Türkiye neden sürekli sadece Sünnilerden bahsediyor?
– Irak ordusu, polisi ve Haşd el Şaabi içinde en az 12 bin Şii Türkmen var. Bunlar IŞİD’e karşı savaşıyor. Madem Türkiye DAİŞ’i bitirmek istiyordu şimdiye kadar neden Türkmen güçlere yardım etmedi?
– İran’dan şikâyet ediyor ama İran daha ilk günden itibaren devreye girdi, Türkiye neden girmedi?
Başka sorular da var ama kalemin nezaketi ‘yeterli’ diyor.
Bu tartışmaların arka fonunda Türkiye’nin Suriye ve Irak sahnesinde vekil örgütlerle güttüğü hesaplarla ilgili kaygılar var. Bir de hassasiyetleri kaşıyan Yeni Osmanlı esintileri…
Tarihte kalmış hesaplar sizi ne Bağdat’ın efendisi yapar ne Musul’un sahibi. Şam’da Emeviye Camii’nde namaz kazaya kaldığı gibi Musul’daki Ulu Camii de sanıldığı gibi yakın olmayabilir. Bu coğrafyada bir nefeslik mesafe bazen bin fersahlık mesafedir. Strateji dediğin bazen gayyadır. Bir sarkmaya gör, gerisi kâbustur. Mesele Musul olunca orada aktör çoğalıyor. Türkiye gibi tarihsel bagajı kalabalık bir aktör devreye girince de bin bir hassasiyet her şeyin üstüne çıkıyor, önünüzde Dicle duvar oluyor. Lozan’ı tartışmaya açmak, Sykes-Picot’u sorgulamak açıkçası Ortadoğu’nun kanlı sokaklarında bu saatten sonra kimsenin umurunda değil. Sonuçta insanların boğazı IŞİD’in elinde. Ve bundan dolayı suçlanan ülkelerin başında pek ‘muhterem Suudi kralı’ ile onun NATO üyesi ‘pek demokrat’ sözcüsü geliyor. Musul, yeni Türkiye’nin Kürt nüfusunu artırmamak için satılmış bir davadır. Zat-i alileri Musul defterini açarken Iraklıların şunu sormadığını mı zannediyor: “Türkiye Musul’u petrolden 25 yıl boyunca yüzde 10 pay alma karşılığında satmadı mı?”
1926 Ankara Anlaşması ile Musul’dan vazgeçildi. 1934’ten başlamak üzere Musul’da çıkartılan petrolün yüzde 10’una tekabül eden para 1951’e kadar Türkiye’ye ödendi. Sadece bir yıl aksadı, o da sonra telafi edildi. Ne hikmetse 25 yıl dolduktan sonra da bütçe gelirlerinde Musul kalemi 1955’e kadar yer aldı. Bir ara tekrar bütçe kalemi olarak gösterildi. Eksik kalan 100 milyon alacak pazarlık konusu yapıldı, indirim istendi vs. Bu alacak 1986’da Saddam Hüseyin’in ricası ile dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından silindi. (Bu konuda Ayşe Hür’ün yazılarında detay çok.) Bu saatten sonra Musul hesabı yeni bir format kaldırmaz. Ancak şu var ki Türkiye’nin Fırat Kalkanı’ndan sonra Irak’a da girebileceğine dair Iraklılar arasında kuşkular biraz ciddiyet kazanmışa benziyor.
Ankara’nın Musul’la ilgili niyetleri IŞİD’i yenilgiye uğratmaktan ziyade kentin geleceğinin nasıl şekilleneceği ile ilgili. Sünni aileler üzerinden nüfuz siyaseti güden hükümetin tuttuğu adamlar bir hesap hatası yüzünden IŞİD’in gelişiyle kaybetti. Hâlbuki AKP iktidarı için IŞİD, 2014’te Nuri el Maliki’yi devirip Sünniler için bir federasyon armağan edecek isyan sürecinde sadece öfkeli çocuklardı. O dönem Dışişleri koltuğunu işgal eden ‘nevzuhur Enver Paşa’ya göre bu çocuklar mazur görülmeliydi! O yüzden IŞİD’in Musul Başkonsolosluğu’na dokunmayacaklarından emindiler. Uyarılara rağmen konsolosluğun boşatılmaması belki bir hesap hatası. Barzani yönetiminin IŞİD’in Şengal’den geçip YPG’yi Rojava’nın güneydoğusundan vuracağını umarak Ezidileri celladıyla baş başa bırakırken yaptığı hesap hatası gibi. Ya da IŞİD’e karşı koalisyona katılmama gerekçesi olsun diye diplomatik kadro ve aileleri bile bile IŞİD’in rehinesi yapıldı. Yakında ‘kandırılmışlar’ iktidarından bu mevzuya dair de itiraflar gelir, umulur ki hakikat gün ışığına merhaba der! Bu rehine meselesiyle ilgili Irak’ta kiminle konuştuysam hepsi bunu Türkiye’nin IŞİD’le işbirliği çerçevesinde okuyor.
Haşd el Şaabi Musul’a girmesin!...
Şu “Haşd el Şaabi Musul’a girmesin” şartına ve çözüm olarak Başika’da eğitilen eski Vali Esil Nüceyfi’nin Haşd el Vatani birliğine de azcık değinelim. Düşünün ki Irak nüfusunun yüzde 65’ini Şiiler oluşturuyor ve siz ikide bir “Musul’a Şiiler girmesin” diyorsunuz. Bir kere Haşd el Şaabi’nin tamamen Şiilerden oluştuğunu nereden çıkartıyorsunuz? İçinde Sünniler de var, Hıristiyanlar da… Ayrıca Musul’da savaşacak olan Haşd üyeleri ağırlıklı olarak zaten Musullu. Kendi evi için savaşan Türkmen’e sırf Şii olduğu için hayır mı diyeceksin? Ayrıca bunu deme hakkını size kim veriyor? Biraz destur yahu! Nüfusun çoğunluğu Şii olan bir ülkenin ordusu da kaçınılmaz olarak Şii karakteri güçlü bir ordu olacaktır. İkincisi Haşd el Şaabi dediğiniz milis bir güç olarak ortaya çıksa da kanunen başbakanlığa bağlı bir güç artık. Irak Amerikan işgaliyle dizlerinin üzerine çökertildi diye efendilik taslama ve tepeleme hakkını size kim veriyor?
Olası operasyonuna Dicle Kalkanı adını vermeden önce şöyle Dicle kıyılarında bir dolaşın, sizi tuzağa çeken birkaç mezheptaş ya da meşreptaşlarınızın dışında kalanlara da bir kulak verin. Eminim bu deneyim size boy aynası gibi gelecektir. Haşd el Vatani ise Türkiye’nin elinde bir müdahale aracı olduğu sürece yerel unsurlar ve merkezi hükümet tarafından oyunda istenmeyen bir güç olarak kalacaktır. Türkiye’nin askeri bir müdahalesi söz konusu olursa yerel unsur olarak işlev görebilir. Bugünlerde abartma sanatında tarih yazıldığı için Haşd el Vatani de köpürtüldükçe köpürtülüyor. Ama köpük köpüktür fazlası değil.
Musul neden kurtarılamıyor? Nasipse başka yazılara…
(*) İKTİBAS VE KAYNAK:
http://www.abcgazetesi.com/erdoganin-musul-sunnilerindir-ifadesi-irakta-turkmenler-dahil-herkesi-ifrit-etmis-dur-30244h.htm