Başika krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Başika krizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ekim 2016 Cumartesi

ÇÖZÜM: Ateşin Üstüne Körükle Gitmek; Pusudaki Düşmanı Tahrik ve Kadim Dostları İfrit Etmek, Lozanı Sorgulamak Değil; Birlik, Beraberlik, Hakkaniyet-Adalet, Huzur-Güvenlik ve Barış Elçisi Olmak Gerek!..

ERDOĞAN'IN "MUSUL SÜNNİLERİNDİR!" İFADESİ IRAK'TA TÜRKMENLER DÂHİL HERKESİ İFRİT ETMİŞ DURUMDA!
Erdoğan'ın Irak hakkında "Musul’un sadece Sünnilerin olduğuna dair buyurgan çıkışı Bağdat’ta siyasileri ifrit etmiş. Tam anlamıyla ifrit"
Gazeteci-yazar (*) Fehim Taştekin, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın 2012 yılında yaptığı "En kısa zamanda Şam'a gidecek, oradaki kardeşlerimizle muhabbetle kucaklaşacağız. O gün de yakın. İnşallah Selahaddin Eyyubi'nin kabri başında Fatiha okuyacak, Emeviye Camii'de namazımızı da kılacağız" açıklamasını hatırlatarak "Şam’da Emeviye Camii’nde namaz kazaya kaldığı gibi Musul’daki Ulu Camii de sanıldığı gibi yakın olmayabilir" dedi. Taştekin, "Erdoğan’ın Musul’un sadece Sünnilerin olduğuna dair buyurgan çıkışı Bağdat’ta siyasileri ifrit etmiş. Tam anlamıyla ifrit" ifadesini kullandı. Erdoğan, "Musul Musulluların, Telafer Telaferlilerindir. Hiç kimsenin buralara gelip girmeye hakkı yok. Musul'un DAEŞ'ten kurtarılmasından sonra da burada sadece Sünni Araplar, Türkmenler ve Sünni Kürtler kalmalıdır" demişti.
Fehim Taştekin'in "Dicle’dir kalkanın adı paşam! Ama bu Musul o Musul değildir!" başlığıyla yayımlanan (7 Ekim 2016) yazısı şöyle: Şam’da Emeviye Camii’nde namaz kazaya kaldığı gibi Musul’daki Ulu Camii de sanıldığı gibi yakın olmayabilir. Bu coğrafyada bir nefeslik mesafe bazen bin fersahlık mesafedir. Strateji dediğin bazen gayyadır. Bir sarkmaya gör, gerisi kâbustur.
 “Musul’u DAİŞ’ten kurtaracağız, Irak hükümeti istemiyor, adamlara da yaranılmıyor yahu! Ne yani Amerikalılar ta 10 bin km öteden Irak’a geliyor da biz girmeyecek miyiz? Hem Musul bizimdi.” Yeni Osmanlı’nın tarz-ı siyaseti sınır ötesinde böyle tecelli ediyor. İçerdeki hoyratlıktan bir zırnık geri değil. Irak Meclisi niye “Türkiye işgal gücü” dedi, neden “Askerlerini Başika’dan çek” diye ihtar çekti.
BAĞDAT'TA 
TÜRK-IRAK DOSTLARI
Aklınızı ‘yüce’ Türk basınına emaret ettiyseniz “Hain Arap” klişesiyle zihinsel konforunuzu sürdürmeye devam edebilirsiniz.
Bağdat’ta Türkiye-Irak dostluğu için çalışmaktan bitap düşmüş bir dostuma sordum, “Neler oluyor” diye. “Erdoğan’ın Rotana TV’ye verdiği demeci gördün mü” deyip ekledi: “Siyasi çevrelerde Erdoğan’a tepki büyük.”
Erdoğan’ın Musul’un sadece Sünnilerin olduğuna dair buyurgan çıkışı Bağdat’ta siyasileri ifrit etmiş. Tam anlamıyla İFRİT! Yazıldığı gibi. Uzun uzadıya anlattı kulislerdeki tartışmaları.
Erdoğan’ın Suudi Arabistan ziyareti sırasında Rotana’ya verdiği röportaj Türkiye’yi katıksız mezhepçi ve Suudi yedeğinde bir ülke hizasına çekiyor. Orası dipsiz bir kuyu, bir o kadar da meşum, tabi ki muzır! Röportajın video kaydında Arapça çeviri Erdoğan’ın sesini bastırdığı için bire bir ifadeleri dinleme imkânımız yok. Elimizdeki metin konuşmanın Arapça ve İngilizce çevirisi. Ama Iraklı başka bir dostumun aracılığıyla mütercim Erdoğan’ın sözlerini teyit etti. Peki, ne dedi Erdoğan? Suudi sarayının ünlü kalemi Cemal Kaşıkçı’nın “Son olarak Türkiye ve Suudi Arabistan’ın müdahalesi olmadan Musul’un kurtarılabileceğini düşünüyor musunuz” sorusuna yanıt olarak Erdoğan şunu dedi:
“Burada şunu açıklığa kavuşturmak istiyorum; Türkiye, Suudi Arabistan, Katar ve Batılı koalisyon mezhebi bir hakimiyetine izin vermeyecek. Hedef Musul’un DAİŞ’ten kurtarılmasıysa bunu başarmak için işbirliği yapmalıyız. Fakat sorun şu: Ondan sonra şehirde kim kalacak? Elbette, Sünni Araplar, Sünni Türkmenler ve Sünni Kürtler. Haşd el Şaab’ın Musul’a girmesine izin verilmemeli. Özellikle Türkiye ve Suudi Arabistan onların girmesini önlemek için işbirliği yapmalı. Biz Başika’da kamp kurduğumuzda ve bizim güçlerimiz peşmergeyi eğitirken Bağdat’taki merkezi hükümet Türkiye’den rahatsız değildi. Ve desteğimizi talep eden kardeşlerimizi yüzüstü bırakmayacağız. DAİŞ’ten sonra Musul’un bir diğer terörist grubun eline düşmesine izin vermeyeceğiz. Öyle sanıyorum ki Musul konusunda İran da ihtiyatlı olacaktır çünkü Musul, Musul halkınındır ve Tel Afer, Tel Afer halkınındır. Haliyle başka kimse bu bölgelere girmemelidir.”
Bu mezhepçi tasavvur Musul’un bağrında Sünni’den gayri ne varsa hepsini kızdırmak için fazlasıyla kâfi. Şii Araplar, hem Şii hem Sünni Türkmenler, Şii Kürtler, Şebekler, Kakailer, Ezidiler, Asuri/Süryaniler bundan ziyadesiyle rahatsız. 
ABD’de 11 Eylül saldırılarına karışan kamikazeleri finanse eden Suudilere dava açılmasına izin verilmesi konusunda Erdoğan’ın Suudi Arabistan için uluslararası platformda girişimlerde bulunduklarını söylerken esasen El Kaide’yi enselemiş olmasına girmiyorum. “Neden Suudi güçlerinin Suriye’nin kuzeyinde sizinle birlikte savaşmasına karşılık Türk güçleri, Suudi Arabistan’la birlikte Yemen’de savaşmasın? Böyle bir senaryo mümkün mü” sorusu üzerine Erdoğan’ın verdiği “Elbette, Suudi Arabistan’la yoğun iletişim içindeyiz ve ortak değerlendirmeler yapıyoruz” yanıta da değinmiyorum. İkisi de kallavi yazıları hak ediyor lakin şimdi konumuz Irak.
Türkmenler soruyor: Irak’tan birkaç kişiyle konuştum. Evvela Türkiye’nin bir süredir Kürtlerle birlikte hareket etmelerini salık verdiği Türkmenler şunları soruyor?
– Kürdistan yönetimi Kerkük’e 600 bin Kürt yerleştirip nüfus yapısını değiştirirken Türkiye niye sessiz kaldı?
– DAİŞ, Musul ve Tel Afer’den Şii Türkmenleri sürerken Türkiye niye hiçbir şey yapmadı?
– Türkiye Başika’da 3 bin kişi eğittiğini söylüyor, niye şimdiye kadar bu gücü savaşa sokmadı, neyi bekledi?
– Türkiye neden sürekli sadece Sünnilerden bahsediyor?
– Irak ordusu, polisi ve Haşd el Şaabi içinde en az 12 bin Şii Türkmen var. Bunlar IŞİD’e karşı savaşıyor. Madem Türkiye DAİŞ’i bitirmek istiyordu şimdiye kadar neden Türkmen güçlere yardım etmedi?
– İran’dan şikâyet ediyor ama İran daha ilk günden itibaren devreye girdi, Türkiye neden girmedi?
Başka sorular da var ama kalemin nezaketi ‘yeterli’ diyor.
Bu tartışmaların arka fonunda Türkiye’nin Suriye ve Irak sahnesinde vekil örgütlerle güttüğü hesaplarla ilgili kaygılar var. Bir de hassasiyetleri kaşıyan Yeni Osmanlı esintileri…
Tarihte kalmış hesaplar sizi ne Bağdat’ın efendisi yapar ne Musul’un sahibi. Şam’da Emeviye Camii’nde namaz kazaya kaldığı gibi Musul’daki Ulu Camii de sanıldığı gibi yakın olmayabilir. Bu coğrafyada bir nefeslik mesafe bazen bin fersahlık mesafedir. Strateji dediğin bazen gayyadır. Bir sarkmaya gör, gerisi kâbustur. Mesele Musul olunca orada aktör çoğalıyor. Türkiye gibi tarihsel bagajı kalabalık bir aktör devreye girince de bin bir hassasiyet her şeyin üstüne çıkıyor, önünüzde Dicle duvar oluyor. Lozan’ı tartışmaya açmak, Sykes-Picot’u sorgulamak açıkçası Ortadoğu’nun kanlı sokaklarında bu saatten sonra kimsenin umurunda değil. Sonuçta insanların boğazı IŞİD’in elinde. Ve bundan dolayı suçlanan ülkelerin başında pek ‘muhterem Suudi kralı’ ile onun NATO üyesi ‘pek demokrat’ sözcüsü geliyor. Musul, yeni Türkiye’nin Kürt nüfusunu artırmamak için satılmış bir davadır. Zat-i alileri Musul defterini açarken Iraklıların şunu sormadığını mı zannediyor: “Türkiye Musul’u petrolden 25 yıl boyunca yüzde 10 pay alma karşılığında satmadı mı?”
1926 Ankara Anlaşması ile Musul’dan vazgeçildi. 1934’ten başlamak üzere Musul’da çıkartılan petrolün yüzde 10’una tekabül eden para 1951’e kadar Türkiye’ye ödendi. Sadece bir yıl aksadı, o da sonra telafi edildi. Ne hikmetse 25 yıl dolduktan sonra da bütçe gelirlerinde Musul kalemi 1955’e kadar yer aldı. Bir ara tekrar bütçe kalemi olarak gösterildi. Eksik kalan 100 milyon alacak pazarlık konusu yapıldı, indirim istendi vs. Bu alacak 1986’da Saddam Hüseyin’in ricası ile dönemin Başbakanı Turgut Özal tarafından silindi. (Bu konuda Ayşe Hür’ün yazılarında detay çok.) Bu saatten sonra Musul hesabı yeni bir format kaldırmaz. Ancak şu var ki Türkiye’nin Fırat Kalkanı’ndan sonra Irak’a da girebileceğine dair Iraklılar arasında kuşkular biraz ciddiyet kazanmışa benziyor.
Ankara’nın Musul’la ilgili niyetleri IŞİD’i yenilgiye uğratmaktan ziyade kentin geleceğinin nasıl şekilleneceği ile ilgili. Sünni aileler üzerinden nüfuz siyaseti güden hükümetin tuttuğu adamlar bir hesap hatası yüzünden IŞİD’in gelişiyle kaybetti. Hâlbuki AKP iktidarı için IŞİD, 2014’te Nuri el Maliki’yi devirip Sünniler için bir federasyon armağan edecek isyan sürecinde sadece öfkeli çocuklardı. O dönem Dışişleri koltuğunu işgal eden ‘nevzuhur Enver Paşa’ya göre bu çocuklar mazur görülmeliydi! O yüzden IŞİD’in Musul Başkonsolosluğu’na dokunmayacaklarından emindiler. Uyarılara rağmen konsolosluğun boşatılmaması belki bir hesap hatası. Barzani yönetiminin IŞİD’in Şengal’den geçip YPG’yi Rojava’nın güneydoğusundan vuracağını umarak Ezidileri celladıyla baş başa bırakırken yaptığı hesap hatası gibi. Ya da IŞİD’e karşı koalisyona katılmama gerekçesi olsun diye diplomatik kadro ve aileleri bile bile IŞİD’in rehinesi yapıldı. Yakında ‘kandırılmışlar’ iktidarından bu mevzuya dair de itiraflar gelir, umulur ki hakikat gün ışığına merhaba der! Bu rehine meselesiyle ilgili Irak’ta kiminle konuştuysam hepsi bunu Türkiye’nin IŞİD’le işbirliği çerçevesinde okuyor.
Haşd el Şaabi Musul’a girmesin!...
Şu “Haşd el Şaabi Musul’a girmesin” şartına ve çözüm olarak Başika’da eğitilen eski Vali Esil Nüceyfi’nin Haşd el Vatani birliğine de azcık değinelim. Düşünün ki Irak nüfusunun yüzde 65’ini Şiiler oluşturuyor ve siz ikide bir “Musul’a Şiiler girmesin” diyorsunuz. Bir kere Haşd el Şaabi’nin tamamen Şiilerden oluştuğunu nereden çıkartıyorsunuz? İçinde Sünniler de var, Hıristiyanlar da… Ayrıca Musul’da savaşacak olan Haşd üyeleri ağırlıklı olarak zaten Musullu. Kendi evi için savaşan Türkmen’e sırf Şii olduğu için hayır mı diyeceksin? Ayrıca bunu deme hakkını size kim veriyor? Biraz destur yahu! Nüfusun çoğunluğu Şii olan bir ülkenin ordusu da kaçınılmaz olarak Şii karakteri güçlü bir ordu olacaktır. İkincisi Haşd el Şaabi dediğiniz milis bir güç olarak ortaya çıksa da kanunen başbakanlığa bağlı bir güç artık. Irak Amerikan işgaliyle dizlerinin üzerine çökertildi diye efendilik taslama ve tepeleme hakkını size kim veriyor?
Olası operasyonuna Dicle Kalkanı adını vermeden önce şöyle Dicle kıyılarında bir dolaşın, sizi tuzağa çeken birkaç mezheptaş ya da meşreptaşlarınızın dışında kalanlara da bir kulak verin. Eminim bu deneyim size boy aynası gibi gelecektir. Haşd el Vatani ise Türkiye’nin elinde bir müdahale aracı olduğu sürece yerel unsurlar ve merkezi hükümet tarafından oyunda istenmeyen bir güç olarak kalacaktır. Türkiye’nin askeri bir müdahalesi söz konusu olursa yerel unsur olarak işlev görebilir. Bugünlerde abartma sanatında tarih yazıldığı için Haşd el Vatani de köpürtüldükçe köpürtülüyor. Ama köpük köpüktür fazlası değil.
Musul neden kurtarılamıyor? Nasipse başka yazılara…
(*) İKTİBAS VE KAYNAK:
http://www.abcgazetesi.com/erdoganin-musul-sunnilerindir-ifadesi-irakta-turkmenler-dahil-herkesi-ifrit-etmis-dur-30244h.htm

6 Ekim 2016 Perşembe

YENİ BİR KRİZ DAHA!.. "Irak, Türkiye ile yaşanan Başika krizi nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı. İki ülke arasında gerilim artıyor, tansiyon yüksek"

SON DAKİKA…
IRAK BM’YE ACİL TOPLANTI ÇAĞRISI YAPTI
Irak, Türkiye ile yaşanan Başika krizi nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı. 
(06 Ekim 2016 – 12.18)
Irak Dışişleri Bakanlığı BM Güvenlik Konseyi’nden, "sorumluluk üstlenmesini” ve “uluslar arası desteği yoğunlaştırmasını" istedi. Irak Başbakanı Haydar el Abadi, dün devlet televizyonunda yayınlanan açıklamasında, "Türk tarafına Irak’ın meselelerine karışmamaları yönünde birden fazla uyarı yaptık. Korkarım ki Türk macerası, bölgesel bir savaşa dönüşebilir" tehdidinde bulunmuştu.
NUMAN KURTULMUŞ: IRAK HÜKÜMETİNİN AÇIKLAMALARINI REDDEDİYORUZ
[ABD, Başika’da askeri kamp kuruyor. Musul yakınlarında bulunan ve Türkiye ile Irak Merkezi Hükümeti arasında sorun haline gelen “Başika’daki Türk Askerleri” ile ilgili tartışmalar sürerken; ABD ordusunun Musul operasyonunda kullanılmak üzere Başika’da kamp kurduğu açıklandı.] Dün (05 Ekim 2016 – Çarşamba) Irak hükümetinin Başika kampı sebebiyle Türkiye'ye yönelik yaptığı açıklamayı değerlendiren Kurtulmuş, açıklamanın kabul edilemez olduğunu söyledi. Kurtulmuş, Irak hükümetini eleştirerek şöyle konuştu: "Türkiye'nin Başika'daki varlığı işgal amacıyla değildir. Irak hükümeti illâ ortaya bir tepki koymaları gerekiyorsa Musul ve Rakka bir günde DAEŞ tarafından işgal edildiğinde neredeydiniz? Türkiye'nin Başika'daki varlığı, oradaki varlığı Musul'un DAEŞ işgalinden kurtulması için oradaki yerel güçlerin isteği üzerinedir. Dolayısıyla Türkiye'nin oradaki varlığı başka ülkeler gibi ta uzaklardan gelip orayı işgal etmek için değildir. Musul halkına yardım etmek için oradadır. DAEŞ'le mücadele için oradadır. Kuzey Irak merkezi hükümetinin talebi üzerine oradadır. Dolayısıyla Irak hükümetinin bu açıklamasını hiçbir şekilde kabul etmeyiz. Türkiye bu açıklamayı şiddetle reddeder. Bu açıklamanın üzerine bir açıklama daha gelirse Irak hükümetine oradaki ABD varlığının ne anlama geldiğini sorarız."
BAŞİKA KRİZİNDE DİKKAT ÇEKEN AYRINTI!..
NE OLMUŞTU?
Irak Temsilciler Meclisi, TSK’nın Suriye ve Irak’taki operasyon yetkisini bir yıl uzatan tezkerenin TBMM’den geçmesinin ardından Türkiye’ye "işgalci" suçlaması yöneltti. Irak Temsilciler Meclisi önceki gün oy çokluğuyla Türk askerinin Irak'ta kalma süresinin uzatılmasını reddetti ve Türkiye ile ilişkilerin gözden geçirilmesi çağrısında bulundu. Tüm bu gelişmelerin ışığında, Irak’ın Ankara Büyükelçisi Hişam Ali Ekber İbrahim el Alevi dün sabah saatlerinde Dışişleri’ne çağrıldı. Irak da karşı hamle olarak Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi’ni Dışişleri’ne davet etti.
BAŞBAKAN BİNALİ YILDIRIM: TÜRK VARLIĞI IRAK'TA KALMAYA DEVAM EDECEK
Başbakan Yıldırım, "Irak hükümeti ne söylerse söylesin, Türk varlığı orada kalmaya devam edecektir. İleri geri konuşmak Irak'ın haddine değil" dedi. Başbakan Binali Yıldırım, Irak'la Türkiye arasında krize dönen Türk askerinin Başika'daki varlığına ilişkin olarak, " Irak hükümeti ne söylerse söylesin, bölgedeki IŞİD ile mücadele için bölge yapısının zorla değiştirilmemesi için Türk varlığı orada kalmaya devam edecektir" dedi. Yıldırım, "Birçok ülke orada dolaşırken tarihi derinliğiyle bölgede her zaman olmuş Türkiye hakkında böyle ileri geri laflar etmek Irak hükümetinin haddi değildir" ifadesini kullandı. 9. Türkiye Ticaret ve Sanayi Şurası'nda konuşan Yıldırım'ın açıklamlarından satır başları şöyle:
"BUNUN HİÇBİR ŞEKİLDE İYİ NİYETLE İZAHI YOK"
"Bu operasyonun yaklaştığı bugünlerde Irak hükümetinden anlaşılmaz bir tepki geldiğini görüyoruz. 63 ülkeden askeri unsur var Yeni Zelanda'dan bile var. Şimdi Türkiye ile 350 km'den fazla hududu olan, 30-35 senedir ülkemizin başını ağrıtan pkk terör örgütünün barındığı Irak'ta bugüne kadar hiçbir tedbir alınmazken ve 63 ülkeden burada terörle mücadele adı altında askeri unsurlar bulunurken bunları bir kenara bırakıp Türkiye'nin buradaki varlığına takılması abesle iştigaldir. Bunun hiçbir şekilde iyi niyetle izahı yoktur. "IRAK NE DERSE DESİN, TÜRK ASKERİ ORADA KALACAK" Irak hükümeti ne söylerse söylesin, bölgedeki IŞİD ile mücadele için bölge yapısının zorla değiştirilmemesi için Türk varlığı orada kalmaya devam edecektir. "İLERİ GERİ KONUŞMAK IRAK HÜKÜMETİNİN HADDİNE DEĞİL" Birçok ülke orada dolaşırken tarihi derinliğiyle bölgede her zaman olmuş Türkiye hakkında böyle ileri geri laflar etmek Irak hükümetinin haddi değildir. "TERÖRLE MÜCADELEDE TEMMUZDAN İTİBAREN YENİ BİR SAFHAYA GEÇTİK" Değerli arkadaşlar ülkemiz sınırları içerisinde de bölücü terörle amansız bir mücadelemiz var. Geçtiğimiz temmuz ayından itibaren yeni bir safhaya geçtik. Önce çukur siyasetiyle şehirlerimiz işgal edildi, bölücü terör örgütü büyük tahribatlar yaptı. Çok sayıda insan zarar gördü, şehirler, binalar yıkıldı. Şehit olan güvenlik güçlerimiz oldu ama bütün bunlar geride kaldı. Bu illerde muazzam bir yeniden imar faaliyetine başladık. Yaralar süratle sarılıyor, hayat normale dönüyor. Esnafların gecikmiş borçları tekrar yapılandırıldı, yeniden işletme ihtiyacı olan krediler temin edildi. Bir yıl içerisinde en az 15 bin konut yapılacak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki cazibe merkezlerindeki yatırımları 140 milyar doları bulacak."
***
HABER’LE İLGİLİ ELEŞTİRİ, YORUM VE KATKILARDAN BAZILARI:
Hükümet açıklamasının son cümlesi şöyle: "Bu açıklamanın üzerine bir açıklama daha gelirse Irak hükümetine oradaki ABD varlığının ne anlama geldiğini sorarız." Görüldüğü üzere hükümetimizde bir altı okka (özgüven) zuhur etmiş. Irak'da bulunan ABD varlığının ne anlama geldiğini Irak hükümetine sual edecekmişiz.
O ABD ki, II. Dünya Savaşının galibi, Birleşmiş Milletlerin kurucusu, bizim dünya beşten büyüktür diye kafa tuttuğumuz Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi beş üyesinden birisidir.
O ABD ki, dünyanın ilk nükleer gücü, dünyanın sivil halk üzerinden nükleer silah kullanmış tek devletidir.
O ABD ki, 11 Eylül olayından bu yana zincirleme olarak Afganistan, Irak, Somali gibi birçok ülkeyi taş devrine döndürmüş ve hepsinde de taş devrine yaraşır şekilde taş devrine özenti bir biçimde “TAŞ ÜSTÜNDE TAŞ, BAŞ ÜSTÜNDE BAŞ BIRAKMAMIŞ”  mürtecileri kendine iş ortağı ya da tek rakip bırakmıştır.
O ABD ki, son on yılda ülkemizde çevirdiği türlü entrikalarla, ülkemizin hayli patinaj çekmesine sebep olmuş, halkımızın türlü kafa karışıklıkları içerisinde bir sürü taş devri özentisi cemaat ve fikri akıma kendini kaptırmasına vesile olmuş, AKP gibi bir cenabet yapının ortaya çıkmasına yol vermiştir.
O ABD ki, ülkemizde cumhuriyet tarihi boyunca olan ya da olmayan hemen her işin altında, yanında ya da etrafında yer almış, günümüz siyasetinde, toplumsal olaylarının açıklamasında kendisinden bahsetmeden tek kelime dahi edemeyeceğimiz bir devlet ve güçtür.
O ABD ki, AKP kadrolarının ne olur deliğe süpürmeyin diye RTE için yalvar yakar oldukları güç odaklarını hâkim oldukları bir devlettir.
Dikkatinizi çekerim, süreç Recep Tayyip ERDOĞAN (RTE) açısından tam bir Saddamlaşma sürecidir. Türkiye açısından Iraklaşma durumu söz konusudur. Irak ve Suriye'nin durumları Irak ve Kuveyt arasındaki ilişkiye benzer. Bütün bunları korkmanız için değil, neyle karşı karşıya olduğunuzu bilmeniz için söylüyorum. On yıllara yayılmış uzun soluklu ambargolar, blokajlar, ekonomik şantajlar yaşanacak. Türkiye elbette Irak kadar kolay lokma değil. Irak bile üç dört lokma da bu hale gelebildi. Ancak, bilmeniz gerek, bu işler kesinlikle imam ve imanla sonuca ulaşmayacak. Göz nuru, alın teri, kan ve gözyaşı akıtmanız gerekecek. Şakası yok yani bu işin. Ekonomik, bilimsel, askeri, siyasi her anlamda top yekün savaşa hazır olun. Birileri Bodrum'da orasını-burasını kızartırken bedel ödeyememiş diğerinin uzman erbaş olarak vatan savunması imkanı yoktur, bunu bilmelisiniz. Vatan asla ve de kat'a profesyonel askerlerle savunulamaz. Her şeyden önce artık ordularınızla savaşmaya bir son verim. Subayınızı, askerinizi sevin, koruyun, itibar edin. Yoksa yarın Amerikan askeri ya da ittifak askerleri karşısında yalnız kalacaksınız.
Oraj POYRAZ & ( 0raj.p0yraz@neomailbox.net /  oraj.poyraz@openmail.cc /  oraj_poyraz@alpinaasia.com ) L2fSIJNoA0xfSNxA      
***
Oraj'ın Yazısına cevap: Dünyada hiç kimse ve hiç bir şey değişimlere uğramadan kıyamete kadar yaşayamaz. ABD de öyle, çünkü saltanat sahipleri de  ya ölerek ya yaşlanarak ya hastalanarak mutlak çökerler. ABD'den de çöküş çatırtıları gelmeye başladı bile. A.D.Şimşek, 6 Ekim 2016 15:29
***
Sevgili Arkadaşlar; Müthiş bir şekilde savaşa gireceğiz gibi. Plânlı bir şekilde savaşa zorlanıyoruz, oyunlarla tezgâhlarla çekiliyoruz gibi bir durum var. Hoş israil burada oldukça onların vaad edilmiş toprakları bizim sınırlarımız içinde oldukça, kaçınılmaz bir sonuç. Tamamı yok olmadan bunlardan dünyanın kurtuluşu yok. İstesek de istemesek de onlarla savaşacağız. Onlarda bunun için bütün güçleri ile bahane üretip zemin hazırlayacaklar. Yıllardır hazırladılar. Yıllardır onların hedeflerine bilerek veya bilmeden çalışır ve hizmet eder durumdayız. Osmanlı ya yaptıkları gibi bizi daha da parçalamak yok etme peşindeler. Şimdi daha güçlenmiş bir halde orta doğuyu ateşe verecekler.
Bence amerika halkına delimisin siyonizmin köpeği oldunuz gerçeğinin söylenmesi ve halkının uyandırılması çalışmaları ile  hiç fazla bulaşmadan doğrudan israilin üzerine hep birlikte müslümanlar çullanırsa, amerika halkı da bunların yöneticilerinden kurtulma zamanı amerikayı kurtarma zamanı diyerek, dünyanın kanını içen ve ikizleri uçuran amerikayı kontrol eden yahudi ailelerden ve kendilerini yıllardır yöneten yahudilerden hesap sorar. Onlar da kendini kurtarır. İsrail'in yok edilmesi amerikanın buradan çekilip gitmesidir aynı zamanda. 
Amerikanın da kendisini yahudi sultasından kurtarmasıdır aynı zamanda. Uyduruk bir mehdi, hayali ile diğer müslüman ülkelerden ülkemize savaşmak için gelip yerleşenler var. Bazı tarikatlar bu işin başını çekiyor. Bütün bunların arkasında da yine mossad cia mevcut. Kale içten fethedilir. Irak ve Suriyede aynısı oldu. Irak'da tarikatcılar, amerikaya karşı savaşmadılar. Biz iç birliğimizi asla bozmadan tek yumruk olmalıyız. Bütün müslümanlar da kendi içlerindeki yabancı güçleri atmak için el birliği ile birlikte hareket edip birlikte savaşmalı. Aksi halde hepimizin işi zor. Irak, Suriye, İran, ve diğer bütün müslüman ülkeler, gerçek düşmanları kim iyi tanımalı ve bilmeli. Kendilerini oyalayan uyutan işbirlikçi yöneticilerinden tarikatlardan cemaatlerden kurtulmalı.
Aksi halde tek tek hepsini israil marizleyecek. Allah Yüce Türk Milletine yardım etsin, Dede Korkut destanlarında söz edilen Basat gibi bir kahramanlar çıkarıp Tepegöz denilen devin yıkılması gibi, çağımızın dolar gözü olan siyonizmi yıkmamızı yine Yüce Türk Milletine nasip etsin. Amin. 
Dolargöz siyonizm ve yahudinatomerika yıkıldığı zaman, Fırat ve Dicle arasında sözü geçen altından dağın ortaya çıkması, bütün dünya zenginliklerini ve altınlarını elinde tutan yahudi ailelerden bunların alınması dünya insanlığı hizmetine sunulması anlamını da taşıyor olabilir benim düşünceme göre. Gönderilen bu e-posta için gönderici asla sorumlu olamaz. Gösterilen kaynaklar dahi sahibini sorumlu yapmaz. Bu e-posta size uygun gelmiyorsa silinmesi gerekir. Sevgi ve Muhabbetlerimle
Metin ÖZTÜRK
Elektronik Yüksek Mühendisi // GSM: 0542 225 6161 & 0534 294 6161
[UNITED-TURKS]" <UNITED-TURKS@yahoogroups.com> wrote: [Attachment(s) from Oraj Poyraz at Openmail included below]