10 Temmuz 2015 Cuma

Mazlum milletlere tuzak kuranlar, işgalci ve zalimler şimdi kendileri tuzakta

Sinsi düşman, hain komşu tuzağa düştü!..
Yunanistan TL kullanmaya başladı!
Hayırsız ve hain, zalim komşu’dan sonra sıra İspanya’da mı?
[Ulusal Ajans; 10.07.2015 15:12)
Yunanistan`da nakit sıkıntısı nedeniyle Türk lirası ve Bulgar levası kullanılmaya başlandı. Öte yandan Yunanistan`ın durumuyla ilgili yeni bir çözüm yöntemi Amerikalı Hukuk Profesörü Ginsburg`dan geldi; 
"Yunanistan ve Türkiye ile birleşsin."
Yunanistan’da sermaye kontrolüne gidilerek bankaların kapatılmasıyla birlikte nakit sıkıntısı git gide artıyor. Bunun çaresi olarak çoğu Yunan iş yeri, Bulgar levasını ve Türk lirasını kabul etmeye başladı.
Fortune Türkiye'de yer alan habere göre, bankaların 28 Haziran’dan bu yana kapalı olması turizm sektöründe faaliyet gösteren işletmeleri zor duruma soktu. Yunanistan Turizm Konfederasyonu’nun açıklamasına göre, son dakika rezervasyonlarının geçen yıla göre yüzde 30 ile 40 arasında düştü. Bu düşüşün önüne geçebilmek için Yunanistan çareyi komşularının paralarını kullanmakta buldu.
Yunanistan’da süpermarket sahibi olan Athanasos Kritsinis, “Bulgar levasını kullanmakta ne gibi bir sakınca olabilir ki, leva daha stabil ve bu yöntem illegal değil. O yüzden kabul etmemek için nedenimiz yok” dedi.
Öte yandan, Yunanistan Bankalar Birliği, bankaların 13 Temmuz'a kadar kapalı olacağını duyurdu. Birlik daha önce bankaların 9 Temmuz'da açılacağını bildirmesine rağmen, yaptığı açıklama ile bu süreyi 13 Temmuz'a kadar uzattı.
Birlik, para çekme makinelerinden çekilecek günlük para limitinin de 60 euro olarak devam ettiğini açıkladı. İşsiz olanlar ve emeklilerin ilave olarak 120 euro çekebilecekleri bildirildi. Bu karar yabancı emekli fonlarından emekli olanları kapsamıyor.
'YUNANİSTAN TÜRKİYE'YE KATILSIN!'
Öte yandan Yunanistan'ın durumuyla ilgili yeni bir çözüm yöntemi Şikago Üniversitesi Hukuk Profesörü Tom Ginsburg'dan geldi; Yunanistan ve Türkiye birleşsin.
İşte Ginsburg'un o ilginç yazısı;
Yunanistan kalmalı mı yoksa gitmeli mi? Ülke, geçen hafta yapılan referandumla kreditörleri elinin tersiyle itmiş oldu. Peki şimdi ne olacak?
[Onlar, yıllarca Türk Milleti'ne tuzaklar kurdular. Mazlum milletleri insafsızca, alçakça sömürdüler. Müslümanlara eziyet ve zulmettiler. Şimdi, kurdukları düzen kendilerini vurmakta ve teker teker, kendi kurdukları tuzaklara düşmekteler; Bakınız: TİRAN, TOYNBEE'NİN KAYIP KİTABI,18. dönem Sakarya Mv. Yalçın KOÇAK]
Yunan hükümeti kreditörleri AB’den ayrılmakla tehdit ederken, Euro Bölgesi sert ekonomik yaptırımlarında ısrarcı. İlerisi için ne olacağını kimse kestiremezken, herkesin ortak olduğu tek bir fikir var; o da Grexit’in çok zor ve çirkin bir süreç olacağı.
Peki Yunanistan’ın opsiyonları neler? Pek bir opsiyon olduğunu düşünmüyorum o yüzden buyurun size radikal bir teklif; Yunanistan Türkiye’ye katılsın.
İki ülkenin birbiriyle kısa bir tarihi yok tabii ki. Eski zamanlarda Yunanistan kolonilerinden birisi İstanbul’un ta kendisi. Daha yakına gelirsek, Yunanistan’ın Osmanlı’dan ayrılış tarihi 1821. O zamandan bu yana iki ülke dört savaş geçirdi, savaşlar bittikten sonraysa ülke insanları birbirlerini çok önemsemeyerek hayatlarına devam ettiler.
Aslında bu fikir sanıldığından daha az fantastik. Yunanistan eurodan ayrılıp dengeli görünen Türk Lirası kullanmaya başlayabilir. İki ülke birlikte federasyon kurup ekonomi ve maliye politikasını Ankara kontrol eder, sosyal politikayıysa Atina.
Türkiye’nin ekonomisi de son yıllarda dünyanın sayılı olumlu sinyal verenlerinden. Ülkenin borcu da kontrol edilebilir durumda. Hatta Türkiye Yunanistan’ın borcunu tek seferde kapatsa bile İngiltere ve Fransa’dan aşağıda bir borç oranı olur. Türkiye’nin ekonomisi zaten Avrupa Birliği’ne çok bağlı ve tüm anlaşmalarda Avrupa Birliği ile birlikte hareket ediyor. O yüzden Yunanistan halkı da hayatlarını değişmemiş gibi hatta mali anlamda daha rahat olarak yaşayabilir.
Bu birliktelik; Kıbrıs sorunu ile Ege'de alenen işgal edilmiş olan 52 Türk Adası ile ilgili "büyük onursuzluk, duyarsızlık, alçakça hırsızlık ve yolsuzluk" meselesini de ortadan kaldıracağı gibi baklava ve dolmanın kime ait olduğuyla ilgili kavgaları da sona erdirecektir. (Ulusal Haber & Ulusal Ajans)  

3 Temmuz 2015 Cuma

DES (Demokrat Eğitimciler Sendikası) Genel Başkanı İshak ÇELEBİ'nin Basın Açıklaması

5 Milyon Memur ve Emeklisi Hayal Kırıklığı Yaşadı!
Yılın ilk 6 aylık enflasyonuna göre ve toplu sözleşme uyarınca devlet memurları, sözleşmeliler ve memur emeklilerine enflasyon farkı dâhil yüzde 4,76 zam verilecek olmasını eleştiren DES (Demokratik Eğitimciler Sendikası) Genel Başkanı İshak Çelebi, “Zaten yılbaşında maaşlarımıza yapılan zam yetersiz olduğu gibi ilk üç ayda da erimişti. Temmuz ayında yapılacak zammın bu erimeyi telafi etmesini bekliyorduk. Görünen o ki 5 milyon memur, emeklisi ve sözleşmeli personel büyük bir hayal kırıklığına uğratılmış oldu” dedi.
DÜŞÜK VE YETERSİZ ZAM
Yüzde 4,76 oranındaki 6 aylık maaş zammının düşük ve yetersiz olduğunu söyleyen Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Genel Başkanı İshak Çelebi, hükümete seslenerek maaş kayıplarının telafi edilmesini istediği basın açıklamasında şunları söyledi; "İki yıl önce imzalanan toplu iş sözleşmesi uyarınca kamu çalışanlarının maaşlarında 2014 Ocak ayında net 125 lira artış yapılırken, 2014 yılı için enflasyon farkı ödenmemişti. Memur ve emeklileri olarak 2014 yılı boyunca gerçekleşen enflasyon oranı 123 liralık maaş zamlarını fazlasıyla aşmış ve maaşlarımızı buharlaştırmıştı.
DES Genel Başkanı
İshak ÇELEBİ
ZARARIMIZIN TELÂFİ EDİLMESİNİ BEKLERKEN!..
Biz 2015 yılında bu zararımızın telafi edilmesini beklerken gerek Ocak 2015 gerekse Temmuz 2015 maaş artışı dönemlerinde büyük bir hüsran yaşadık. Adeta mağdur ve perişan edildik. Üstüne üstlük gerçekleşen reel enflasyon arına kadar maaşlarımıza zam yapılmadığı gibi Türkiye’nin büyüme oranından da payımızı alamadık.
HÜKÜMETİ UYARIYORUZ
Memur ve emeklileri olarak hükümeti uyarıyor ve maaşlarımıza adil ve eşitlikçi oranlarda zam yapılmasını ve ülkemizin büyüme oranlarının da maaşlarımıza zam olarak yansıtılmasını istiyoruz. Geçmişe dönük ek ders ücretleri, eş ve çocuk yardımında da enflasyon farkının ve büyüme oranı kadar zammın yansıtılmasını istiyoruz.
"ARTAN ORANLI VERGİ DİLİMİ"
UYGULAMASINA MUTLAKA SON VERİLMELİDİR
Eğitim çalışanlarının ve memurların ve emeklilerinin yüksek enflasyon rakamlarından kaynaklı gelir kayıplarının karşılanması ve bugüne kadar yaşadığı ekonomik mağduriyetlerin giderilmesi için öncelikle artan oranlı vergi dilimi uygulamasına da son verilmesini talep ediyoruz.

24 Haziran 2015 Çarşamba

Kirli eller ve menfur emeller bir bir ortaya çıkıyor. Türkiye'ye karşı hain plân Wikileaks belgelerinde

Türkiye'ye Karşı Yürütülen Kirli Oyunlar ve Hain Plânlar Wikileaks'in Sızdırdığı Belgelerde...
Gizli ve kirli (sözde Müslüman, gerçekte menfur ve melhus kâfir, hain) ittifaklar Türkiye’ye düşmanlık yarışında İsrail ve ABD ile kol kola! Wikileaks tarafından Suudi Arabistan hükümetinin özel yazışmalarıyla ilgili sızdırılan 70 bin belge arasında çarpıcı bilgiler yer alıyor.
İran’ın Suriye'yi kan gölüne çeviren Beşşar Esed'den PKK ile stratejik ittifak kurmasını istediğine dair yazışmaların yer aldığı belgelerde, Suudi Arabistan istihbaratının, İsrail'e karşı Beşşar Esed ve Lübnan Hizbullahı arasında bir ittifak oluşturma çabası olduğu da iddia ve ifade ediliyor. Wikileaks tarafından sızdırılan belgelerde; BOB (Büyük Orta Doğu) ve BİP (Büyük İsrail Projesi) çerçevesinde Suriye rejimini destekleyen bazı ülkelerin Türkiye'ye karşı, PKK ile ittifak yapması için Devlet Başkanı Beşşar Esed'i teşvik ettiği ve cesaretlendirdiği iddia edildi.
İNSANLIK VE İSLÂMLIK DÜŞMANLARI
Belgelerin birinde Suudi istihbaratının hükümet üyelerine gönderdiği bir bilgilendirme mektubuna yer verildi. Bu mektupta İran başta olmak üzere Suriye rejimini destekleyen ülkelerin Esed'i sınırda ihtilaflı olduğu Türkiye'ye karşı PKK ile ittifaka gitme konusunda baskı yapacağının öğrenildiği belirtiliyor.
Ayrıca Suriye rejiminin hayati tehlikeye girmesi halinde bu ittifakın daha ileri boyutlara taşınmasının düşünüldüğü iddia ediliyor. Başka bir belgede ise bu baskının ardından Suriye hükümetinin PKK ile görüştüğü ve Suriye'nin kuzeyinde bir tampon bölge oluşturulması fikrine karşı yakın bir işbirliği önerdiği öne sürülüyor. Yayınlanan başka bir belgede ise yine Suudi Arabistan istihbarat ajanlarının İsrail'e karşı stratejik saldırılarda rol almak üzere Esed rejimi ile Lübnan Hizbullahı arasında bir ittifak oluşturmaya çabalayacağı bilgisi yer alıyor.
500 bin yeni belge daha yayınlanacak
Habertürk'te yer alan habere göre, stratejik ilişkileri nedeniyle İran yönetiminin Esed rejiminden vazgeçmeyeceğine dair bazı yazışmalar da bu 70 bin belgenin arasında bulunuyor. Wikileaks'ingeçen cuma günü yayınladığı belgeler Suudi Arabistan hükümetinin Ortadoğu politikasına dair ciddi iddialar içeriyor. Wikileaks 500 bin yeni belgenin daha yayınlanacağını açıklamıştı. 
(24 Haziran 2015, TurkishNY Haberler)‏

17 Haziran 2015 Çarşamba

MERKEZ SAĞ'DA "EMANETÇİLİK" VESAYET VE SULTA DÖNEMİ SONA ERDİ!..

ÇOBAN SÜLÜ ARAMIZDAN AYRILDI!..
Davutoğlu: 3 günlük ulusal yas ilan edilecek
Başbakan Ahmet Davutoğlu, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in vefatı nedeniyle, bugünden itibaren ulusal yas ilan edileceğini açıkladı.
itibaren. Aile ile de istişare ettik. İnşallah cenaze namazı da mübarek Ramazan'da çok güzel, manevi bir ortamın olduğu atmosferde cuma günü Kocatepe Camii'nden cenaze namazı eda edilecektir" dedi.Başbakan Ahmet Davutoğlu, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden 9'uncu Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in evinin bulunduğu Güniz Sokak'ta Demirel'in vefatıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Demirel'in, Türkiye'nin siyasi tarihinde derin izler bıraktığını belirten Davutoğlu, 9'uncu Cumhurbaşkanı'nın vefatı nedeniyle bugünden itibaren ulusal yas ilan edildiğini açıklayarak "Buraya gelmeden önce verdiğimiz talimatla da devlet protokolü anlamında cumhurbaşkanlarımıza yapılan bütün protokolün detayları uygulanarak bu günden itibaren üç gün ulusal yas ilan edilecektir. 
"DERİN İZLER BIRAKARAK İSMİ, SİYASİ TARİHİMİZE YAZILMIŞTIR"
Ankara'nın Çankaya İlçesi'nde bulunan ve Süleyman Demirel ile özdeşleşen Güniz Sokak'ta, Demirel ailesine taziye ziyaretinde bulunan Başbakan Davutoğlu, Demirel için cuma günü düzenlenecek devlet töreni hakkında bilgiler vererek "Türkiye'de her zaman demokrasinin ve meşruiyetin yanında olmuştur. Siyasi tarihimizde ismi bu açıdan çok derin izler bırakarak siyasi tarihimize yazılmıştır. Hem Türkiye Cumhuriyeti hükümeti adına hem milletimiz adına bir kez daha taziyelerimi arz etmek üzere bir tarih niteliği taşıyan kendi evine ziyarette bulundum.
Ailelerine de bu anlamda taziyelerimizi ilettim. Buraya gelmeden önce verdiğimiz talimatla da devlet protokolü anlamında cumhurbaşkanlarımıza yapılan bütün protokolün detayları uygulanarak ulusal yas ilan edilecektir bugünden itibaren. Aile ile de istişare ettik. İnşallah cenaze namazı da mübarek Ramazan'da çok güzel, manevi bir ortamın olduğu atmosferde cuma günü Kocatepe Camii'nden cenaze namazı eda edilecektir. Bu anlamda uluslararası katılım da göz önünde bulundurularak gerekli bütün hazırlıklar yapılmaktadır. Uluslararası katılım anlamında bazı mesajlar gelmekte olduğu için onunla ilgili de hazırlıklar yapıldı. Gerekli tedbirler alındı. Bir kez daha milletimize, ailelerine taziyelerimi arz ediyorum. Allah rahmet eylesin, mekanını cennet eylesin. 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in geride bıraktığı güzelhatıralarda da siyasi tarihimizdeki yerini korumayı nasip etsin" diye konuştu.
"ISPARTA'DA YAPILACAK DÜZENLEMELER İÇİN GEREKLİ TALİMATLAR VERİLDİ"
Ankara'da gerçekleştirilecek devlet töreninin ardından memleketi Isparta'da yapılması planlanan tören için de gerekli talimatların verildiğini kaydeden Davutoğlu, "Cenaze namazı Ankara'da kılınacak. Diğer Isparta'da yapılacak tören veya oradaki düzenlemelerle ilgili aile neye karar verirse bu konuda da o törenle ilgili Isparta'da yapılacak düzenlemeler için de gerekli her türlü talimatlar verildi. Tedbirler alınacak. Orada da aile ne yönde karar verirse onun uygulaması yapılacak. Devlet töreniyle ilgili karar alınmıştır. Cuma namazında Kocatepe'de devlet protokolüyle inşallah cenaze namazı cuma namazıyla birlikte kılınmış olacak" ifadelerini kullandı. (17 Haziran 2015 13:07)

10 Haziran 2015 Çarşamba

Bundan 12 yıl önce, 22 Şubat 2003'de de "Recep Tayip Erdoğan ile Deniz Baykal" görüşmüşlerdi!..

Cumhur Başkanı Erdoğan ile görüşen Deniz Baykal’dan ilk açıklamalar!..
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal bugün Dışişleri Bakanlığı resmi İkametgahı'nda görüştü. Baykal görüşme sonrası "Sayın Cumhurbaşkanı'nın, bu Meclis’e geçici başkan olarak görev yapacak bir milletvekili olarak Meclis çalışmalarıyla ilgili bir değerlendirme yapma ihtiyacı çerçevesinde bugün bu buluşma gerçekleşmiştir. Siyasi partililer kendi aralarında uzlaşmayı gerçekleştirdikleri takdirde, bunun Cumhurbaşkanlığı'ndan engellenmesi gibi bir şey söz konusu olmaz. Koalisyon oluşturma konusunda, Cumhurbaşkanı'nın özel çaba içinde olduğu izlenimini almadım" dedi.
İşte Deniz Baykal'ın açıklamalarından satırbaşları:
Telaşa gerek yok, sakin olun arkadaşlar. Yardımcı olmaya çalışacağım.  Seçimlerin tamamlanmasından sonra, yeni TBMM’nin açılışından önce Sayın Cumhurbaşkanı’nın bu Meclis’e geçici başkan olarak görev yapacak bir milletvekili olarak Meclis çalışmalarıyla ilgili bir değerlendirme yapma ihtiyacı çerçevesinde bugün bu buluşma gerçekleşmiştir. Aniden gerçekleşmiştir. Bu sabah bu şekillendi. Sayın Cumhurbaşkanı'nın böyle bir görüşmeyi gerçekleştirmek istediği ifade edildi. Onun üzerine ben Antalya’dan geldim ve Cumhurbaşkanı ile ayrıntılı kapsamlı tahmin edeceğiniz şekilde, önümüzdeki siyaset döneminde TBMM’nin gündemi, çalışma konuları, Türkiye’nin önündeki sorunlar ayrı ayrı kapsamlı bir şekilde konuşuldu.
KOALİSYON KONUŞULDU MU?
Burada benim bir koalisyon görüşmesi yapma konumum yok, olamaz. Ben milletvekiliyim. Partiler var, partilerin genel başkanları, yetkili organları var. Onlar çeşitli hazırlıklar yapıyorlardır, umarım, tahmin ederim. Benim o çalışmaların herhangi birisiyle ilgili somut girişimim söz konusu olamaz. Elbette Türkiye’de ne yapmak lazım, nasıl yapmak lazım, bu konularda genel, parlamentoda uzun süre görev yapmış milletvekili sıfatıyla Sayın Cumhurbaşkanı ile bir karşılıklı değerlendirme yaptık.
KEMAL BEY’İN BİLGİSİ VAR
Elbette. Sayın Cumhurbaşkanı'nın programı bakımından daha uygun oldu. Ben böyle bir durumdan haberdar olduğum andan itibaren sayın Kılıçdaroğlu’na bilgi verdim. Şimdi Kılıçdaroğlu’nun yanına gidiyorum. Uzun süredir birikmiş bir sürü sohbet gerektiren konular var. özel bir nedeni yok. Ciddi bir çalışma yapılmış gibi bir izlenim almamanız gerekir. Böyle bir şey yok çünkü. Bunun amacı o da değildi.
BAYKAL GÖRÜŞME SONRASINDA İZLENİMİNİ AÇIKLADI: ERDOĞAN, AKP'SİZ HÜKÜMETE KARŞI DEĞİL
7 Haziran seçimlerinin ardından hiçbir partinin tek başına hükümet kurma çoğunluğunu elde edememesi üzerine gözler Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a dönmüştü. Erdoğan'ın hükümeti kurma görevini kime vereceği kadar, kime vermeyeceği de Türkiye'de tartışma olmuştu. CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Erdoğan'la görüşmesi sonrasında bu tartışmalara son noktayı koydu. Baykal, Erdoğan'ın "muhalefetin kendi arasında koalisyon oluşturmasına karşı olmadığı izlenimini edindiğini" söyledi.  Bunun anlamı şu;" Baykal'ın bu sözleri Ankara siyasi kulislerinde şöyle yorumlandı; TBMM'de AKP dışındaki partiler de, kendi aralarında güvenoyu alabilecek bir çoğunluğu oluşturabilirseler, Erdoğan hükümeti kurma görevini vermemezlik etmeyecek. Baykal, "Cumhurbaşkanı'nın her türlü koalisyon çözümüne açık olduğunu gördüm. Muhalefetin kendi arasında koalisyona karşı olmadığını gördüm
"ERDOĞAN HÜKÜMETİN BİR AN ÖNCE KURULMASINDAN YANA"
 Baykal'ın görüşme sonrasında dikkat çeken bir başka cümlesi ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın "hükümetin bir an önce oluşması anlayışı içinde olduğu"nu söylemesi oldu. Baykal, "Sayın Cumhurbaşkanı'nın kKoalisyonu oluşturma konusunda özel çaba içinde olduğuna ilişkin bir izlenim almadım" da dedi. Özel bir talebi yok, ama ben bazı tespitler yaptım tabi. Bir an önce istikrarın sağlanması, bir çözümün bulunması gerektiği konusunda ortak bir anlayışa sahip olduğumuzu gördüm. Bende bir an önce Türkiye bu belirsizlik dönemini aşmalı anlayışındayım. Her türlü koalisyona açık bir durumda olduğunu gördüm. Muhalefetin koalisyon oluşturmasına itirazı olmadığını gördüm. Ben bu aşamada olması gerektiği gibi sayın Cumhurbaşkanı’nın bir an önce hükümetin oluşması anlayışı içinde olduğunu, olası bütün modelleri değerlendirmeye oluşlu yaklaşacağı izlenimini edindim.
SEÇİM SONUÇLARINI KONUŞTUNUZ MU?
Yahu onları tartışmamız söz konusu olabilir mi?
SEÇİMLERDEKİ TUTUMUNU KENDİSİNE SÖYLEDİNİZ Mİ?
Ben demin söylediğim konularda düşüncelerimi aktardım. Genel siyasi bir sohbet oldu. Türkiye’deki büyük projelerden tutunuz, ülkenin iç dış sorunları, hepsiyle ilgili bir görüşme gerçekleştirdik. Koalisyonu kurması gereken siyasi partilerdir. Siyasi partililer kendi aralarında uzlaşmayı gerçekleştirdikleri takdirde, bunun Cumhurbaşkanlığı'ndan engellenmesi gibi bir şey söz konusu olmaz. Koalisyon oluşturma konusunda, Cumhurbaşkanı'nın özel çaba içinde olduğu izlenimini almadım. 
Deniz Baykal'ın açıklamalarına ilk tepki HDP'den
Habertürk TV'de Haber Masasına konuk olan HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Deniz Baykal arasındaki görüşmeyi değerlendirdi. HDP Grup Başkanvekili İdris Baluken'den geldi. Baluken "Sayın Baykal'ın açıklamaları inandırıcı gelmedi" dedi. İşte Baluken'in konuşmasından satırbaşları:
Sayın Baykal'ın açıklamaları bana inandırıcı gelmedi. Çelişkilerle dolu açıklamalar. Baykal seçilmiş Meclis Başkanı değil, yaş durumundan dolayı Meclis'in ilk oturumunu yönetmesi söz konusu. Burada Cumhurbaşkanı'nın pozisyonu tartışmalı. Baykal'ın ya da CHP yönetiminin böyle pozisyona düşmesi talihsizlik olmuş.Cumhurbaşkanı anladığımız kadarı ile AKP Genel Başkanı gibi seçim sürecinde nasıl kampanya yürüttüyse koalisyon çalışmalarında da aktif çaba içinde bulunuyor açık şekilde anayasayı ihlal etmeye devam ediyor. Kendisinin koalisyon formülleri ile ilgili yetkisi yok. Bugün yapılan toplantının kendisi anayasaya aykırıdır. Sayın Baykal'ın toplantı gündemini Meclis çalışması olarak tanımlayıp sonra izlenimlerimi gidip genel başkanıma aktaracağım demesi de çelişki konusu. Koalisyon belli. Sayın Baykal CHP Genel Başkanlığı yapmış. Aracı pozisyonda gayri resmi boyutta görüşmeyi yapmış oluyor. Ama ilk görüşmeyi cumhurbaşkanı ile yapmış olması CHP açısında siyasi hata olarak değerlendiriyorum.
Kılıçdaroğlu Baykal ile görüşüyor. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Antalya'dan milletvekili seçilen Baykal ile görüşüyor. Antalya'dan milletvekili seçilen Deniz Baykal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından, CHP genel merkezine geldi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile Baykal arasındaki görüşme başladı. (Haber & Muhabir: Barış Gündoğan)
Kılıçdaroğlu'ndan flaş erken seçim açıklaması
Kemal Kılıçdaroğlu: Erken seçim, zaman kaybından ve bizlere umut bağlamış halkımızın teveccühüne saygısızlıktan başka bir işe yaramayacaktır. Halk sandıkta kötü gidişe dur dedi. Bize düşen halkımızın çıkarları için bir yönetim belirlemek
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olası erken seçime sıcak bakmadığını twitter'dan yaptığı açıklamayla ifade etti.  Kemal Kılıçdaroğlu sosyal medyadan paylaştığı mesajında 'Halkımız, ülkemizin kötü gidişine sandıkta 'dur' dedi. Bizlere düşen, halkımızın çıkarları doğrultusunda bir yönetim belirlemektir. Erken seçim, zaman kaybından ve bizlere umut bağlamış halkımızın teveccühüne saygısızlıktan başka bir işe yaramayacaktır.' dedi. (*) 12 yıl önceki ilk görüşme!..>>>
Erdoğan ile Baykal'ın yıllar sonra ikinci kritik görüşmesi
Cumhurbaşkanı Erdoğan ile CHP Milletvekili Deniz Baykal, 12 yıl önce kritik bir görüşme gerçekleştirmişti. Bu görüşmeyle birlikte, siyasi yasağı bulunan Erdoğan'a Başbakanlık yolu açılmıştı. Cumhurbaşkanı Recep Tayip Erdoğan'ın bugün CHP eski Genel Başkanı ve Antalya Milletvekili Deniz Baykal'la yapacağı görüşme, ikilinin siyaseten yaptıkları ikinci kritik başbaşa görüşme olacak. Erdoğan-Baykal'ın ilk kritik görüşmesi 22 Şubat 2003'te gerçekleşmiş, bu görüşme sonrasında Erdoğan'ın milletvekilliği ve Başbakanlık yolu açılmıştı.
ANKARA’DA BOMBA GİBİ PATLAYAN GÖRÜŞME
Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı döneminde de bir şiir okuduğu gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılmış, daha sonra AK Parti'nin kurucu Genel Başkanı olmasına rağmen, sicilindeki bu hapis cezası nedeniyle milletvekili adayı olamamıştı. 2002 seçimlerinde AK Parti tek başına iktidar çoğunluğunu kazandığında, Erdoğan partinin Genel Başkanlığı'nı yürütüyordu. Ancak milletvekili olamadığı için, 2002'de AK Parti'den Başbakanlık görevini Abdullah Gül üstlenmişti.
BAYKAL ERDOĞAN’A VEKÂLET Mİ EDECEK
Ak Parti, o dönemde de parlamentoda hükümet kurma çoğunluğuna sahip olmasına rağmen, Anayasa değişikliği konusunda yeterli vekile sahip değildi. İşte 2003 Şubatında, dönemin ana muhalefet partisi CHP'nin Genel Başkanı olan Deniz Baykal, Erdoğan'la Beylerbeyi Bosphorus'ta gizli bir ikili görüşme yapmış, bu görüşmeden çıkan uzlaşma sonucu, parlamentoda AK Parti ve CHP'nin oylarıyla gerekli Anayasa değişikliği geçirilmişti. Bu Anayasa değişikliği ile Erdoğan'ın cezasının milletvekilliğini engellemesi durumu ortadan kaldırılmış, Erdoğan da Siirt'te yapılan ara seçimlere girerek, TBMM üyeliğini kazanmıştı. O dönemde Başbakan olan Abdullah Gül, Erdoğan'ın Başbakanlığı'nın önünü açmak üzere istifa etmiş, Erdoğan da Siirt Milletkili sıfatıyla Başbakanlık görevini üstlenmişti. Baykal ile Erdoğan'ın bu gizli görüşmesi yıllar sonra, o dönemde vekil olan Zülfü Livaneli tarafından açıklanmış, Baykal da daha sonra yaptığı açıklamalarda bu görüşmeyi doğrulamıştı.
(**) Deniz Baykal, 20 Temmuz 1938'de Antalya'da doğdu.

8 Haziran 2015 Pazartesi

ARAKAN AĞLIYOR! dünya Müslümanları; İslâm ülke, devlet ve hükümetleri ağır töhmet altında!..

Bütün İslâm Devletleri, bu sözde devletlerin hükümetleri ve Dünya Müslümanlarının BÜYÜK UTANCI, KORKUNÇ YÜZKARASI!.. Myanmar'da Müslüman katliamları ve Arakan Cehennemi
Orada çekilen müthiş acıları, derin ıstırap, katliam, zorunlu tehcir, sürgün ve soykırımları her hangi bir Müslüman (İslâm)  Gazeteci, Yazar, hükümet yetkilisi, devlet adamı, din görevlisi veya münevver, mütefekkir değil; Yüz Binlerce Müslüman devlet, din görevlisi ve sözde aydın veya mütefekkirden üstün olduğunu bu çalışması ile ispat ederek dünyaya duyuran: Hıristiyan Gazeteci Sophie Ansel yazdı, bildirdi ve ilân etti: "Myanmar Hükümeti Gücünü Korumak İçin İki Dini Birbirine Düşman Etti"
"Biz Tarifsizler, Bir Myanmar Tabusu" adlı kitabının Hıristiyan yazarı, İnsan Hakları Savunucusu ve insanlık davasının yılmaz takipçisi, cesur ve korkusuz Ansel, Arakanlı Müslümanların çaresiz biçimde çıktıkları zorunlu göç, yani mecburi tehcir yolculuğunda, putperestler tarafından alçakça rencide edildiklerini, alçakça ve kalleşçe katliamlara maruz kaldıklarını; Bu vahşet, insanlık dışı kalleşçe cinayet ve işkencelerden geri kalabilenlerin ise sonuçta "köle olarak satıldıklarını" belirtti.
Arakanlı Müslümanların (Rohingyalar) maruz kaldıkları şiddeti, öfke, kin, intikam, katliam, insanlık dışı eziyet, zulüm ve nefreti kendi ağızlarından anlattıkları ilk kitabın Fransız yazarı Sophie Ansel, bu insanların çaresiz biçimde çıktıkları göç yolculuğunda, "bir cehennemden başka bir cehenneme geçtiklerini" ve "köle olarak satıldıklarını" belirtti.
Ana ve asli vatanları, kendi öz toprakları olan ülkelerini terk etmek zorunda bırakılan,; Kimsesiz, sahipsiz ve Başta Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti olmak üzere, bütün dünya Müslümanları tarafından sahip çıkılmayan Arakanlı Müslümanlardan Habiburrahman'ın Arakan'da son üç yılda yaşananları kaydettiği notları kendisiyle paylaşması üzerine, "Biz Tarifsizler, Bir Myanmar Tabusu" adlı kitabı yazan Ansel, AA muhabirine Myanmar'da yaşanan etnik ve dini zulümle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Arakanlı Müslümanlara Budistler tarafından yapılanların kökeninde siyasi bir manipülasyonun yattığını ifade eden Ansel, Myanmar hükümetinin Arakan'da gücünü korumak için iki dini birbirine düşman ettiğini belirtti.
MEZALİM İSLÂM ALEMİNİ SARDI..
Bir tarafta kâfir gürühunun kelle kesen lejyonları; Diğer tarafta Müslümanlara eziyet, zulüm, işkence, soykırım ve mezalim uygulayan pervasız putperestler!.. Herkes soruyor: Nerede bu dünya Müslümanları ve dünyanın sözde Müslüman devlet ve hükümetleri; bölgesinin kendini beğenmiş kibirli kâfir diktatörleri nerede?...
Arakanlı Budistlerin Myanmar'dan ayrılıp bağımsız devlet kurma talepleri olduğunu anımsatan Ansel, "Myanmar devleti, Arakan'da hakimiyetini sağlamak için iki dini birbirine düşürüyor. Budistleri kendine çekmeye çalışıyor. Arakan'da sadece Budistler olsaydı devletin bu kadar kontrolü olmazdı" dedi.
Bu doğrultuda Müslümanlara karşı nefretin devlet tarafından körüklendiğinin ve Budistlerin devlet tarafından üstün tutulduğunun altını çizen Ansel, "Eğer devlet Müslümanlara yönelik bir apartheid uygulamasaydı, Arakan'da iki dini topluluk bir arada yaşayabilirdi" ifadesini kullandı. 
Myanmar'da genel olarak Arakanlı Müslümanlara karşı önemli ölçüde tepki olduğunu ve birçok insanın Arakan'a yardım götürülmesini dahi engellemeye çalıştığını söyleyen Ansel, "Müslümanlara karşı ırkçılık 50 yıllık diktatörlüğün eseri, bu nefretin geçmesi için en az bir iki yeni kuşak lazım" şeklinde konuştu. 
"Arakanlı Müslümanlar köle olarak satılıyorlar"
Ülkelerini terk eden; Zorunlu tehcire tabi tutulan, ana vatanlarından sökülüp atılan, kalleşçe kovulan, sürülen Arakanlı Müslümanların çaresiz biçimde çıktıkları göç yolculuğundaki dramlarının komşu ülkelerde de devam ettiğine dikkati çeken Ansel, "Arakanlı Müslümanlar göçle bir cehennemden başka cehenneme geçiyor" yorumunda bulundu.  Bu insanların, başka gidecek yer veya kendilerini kabul edecek Müslüman ülke bulamadıkları için en çok sığındığı ülkelerden Tayland ve Malezya'da insan kaçakçısı çetelerin eline düştüğünü anımsatan Ansel, "Rohingyaların yaşadığı sıkıntılar Myanmar sınırında bitmiyor, komşu ülkelerin ekonomisinin gelişmesi için köle olarak satılıyorlar" dedi.
BU SOYKIRIMA KARŞI ÇIKMAKTAN KORKAN sözde İSLÂM ülkeleri; İSLÂM hükümetleri ve DEVLET adamlarına LÂNET OLSUN
Başta Amerika ve İsrail olmak üzere, dünyanın pek çok Yahudi, Hıristiyan veya dinsiz, pagan ya da ateist ülkesi bir tek vatandaşlarının, dindaşlarının veya ırkdaşlarının burnunun dahi kanamasına izin vermezken!.. Myanmar halkı ve hükümeti tarafından ülkede meskün ve Arakan’ın asli unsuru, asli sahibi, yerlisi olan Müslüman halka yapılan toplu katliam, sürgün ve soykırım’a seyirci kalınması iğrenç bir duyarsızlık. Hani domuz ülkelerinde milyarlarca dolar yatırım yapan ve kâfirin ekonomisini ayakta tutan Arap Şeyhleri? Diğer sözde İslâm ülkelerinin etkili, yetkili, şımarık ve ukalâ devlet başkanları, diktatörleri nerde? Kardeş Müslümanların kâfir elinde eziyet, mezalim ve işkenceye maruz kalması karşısında.; Adına Myanmar denilen iblis ülkesine, cani halkına ve insanlık düşmanı hükümetine nota üstüne nota çekmeyen, savaş ilân etmeyen, asker göndermeyen ve din kardeşlerinin bu dinsiz domuzlar elinde helâk olmasına seyirci kalan bütün İslâm ülkesi yetkili, sorumlu ve görevlilerinin Allah belâsını versin… Tıpkı bir fahişe gibi iki yüzle ve çifte standartla dans eden Birleşmiş Milletler ve kâfir ülkeleri ile âlem icra eden sözde İslâm Konferansı Örgütü de kahrolsun. Olaya duyarsız kalan sözde insan hakları örgütleri de..
Ey insanlık ve ey Müslümanlık!..
Bu din kardeşlerine yeterince ve gerektiğince sahip çıkmayan, yardımcı olmayan ve kâfirin zulmüne karşı sessiz, sorumsuz ve duyarsız kalarak; Dininin emrini yerine getirmeyen, zalime karşı durmayan onursuz ve sorumsuz; Hakikatte şeytanın askeri insanlık düşmanı “Müslüman kılığındaki kâfirlere” karşı duyarsız kalma. Mümkünse elinle, değilse paranla, o’da yoksa dilinle veya gece-gündüz bu güruha lânet ederek görevini yap…