14 Mart 2019 Perşembe

60 YILDIR BEKLENEN OLDU! "AP'den skandal Türkiye kararı ve (Bundan Böyle) Türkiye'nin mutlaka olması gereken AB KRİTERLERİ (26 Nisan 2006 Gazete-dergi ve ajanslar) Konuya dair Haber ve çok önemli bir yorum

AP'den skandal Türkiye kararı
HABER: Avrupa Parlamentosu, Turkiye'nin AB müzakerelerinin askıya alınmasının istendiği yıllık AP, raporunu, oy çokluğuyla ile 370'e 109 oyla kabul etti. Avrupa Parlamentosu, müzakerelerin askıya alınmasını öneren Türkiye raporunu kabul etti. (12 Mart 2019) Avrupa Parlamentosu, müzakerelerin askıya alınmasını öneren Türkiye raporunu kabul etti. Raporda, müzakerelerin askıya alınması önerisi dışında, ilişkilerin "etkin bir ortaklık kapsamında yeniden tanımlanması" isteniyor.,
AVRUPA PARLÂMENTOSU'NDAN İLK KEZ AĞIR İKAZ, AÇIK TEHDİT VE GÖZDAĞI "ASKIYA ALMA ÇAĞRISI!.."
Raporun onaylanmasıyla, Avrupa Parlamentosu ilk kez üyelik sürecindeki aday bir ülke ile müzakerelerin askıya alınması çağrısı yapmış oldu. Bununla birlikte, parlamento oylaması sembolik önem taşıyor; Avrupa Komisyonu üzerinde bağlayıcı yetkisi bulunmuyor.
YORUM: TÜRKİYE'NİN
"OLMASI GEREKEN" 
AB KRİTERLERİ
TÜRKİYE'NİN "AB" KRİTERLERİ (*)
Mustafa Nevruz SINACI
Bundan böyle; Tıpkı Mustafa Kemal ATATÜRK'ün Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) üyeliği için yaptığı gibi yapmalı ve aynı onur, ilke, erdem, dirayet, cesaret, fazilet, asalet ve kararlılıkla hareket etmeliyiz.
BUNA GÖRE:
Türkiye Cumhuriyeti, birliğe tam üye olabilmek için AB'den aşağıdaki şartları yerine getirmesini ev ödevi olarak verir ve yazılı olarak taahhüt ister:
1. Kıbrıs iki ayrı toplum, iki ayrı devlet, iki ayrı ülke olarak AB üyesi yapılacak; Annan Plânı çerçevesinde Güney Kıbrıs Yönetimi lehine sağlanan bütün haklar, vaad ve taahhütler keellem yekün yok sayılacak; T. Louzidiu dahil olmak üzere; toprak ve sair bilumum edinimler ile Londra-Zürich ve Garanti Antlaşmaları ve KKTC Anayasasına mugayir verilen bütün tavizler fesih ve iptal olunacak ve Kuzey Kıbrıs TÜRK Cumhuriyeti, Güney Kıbrıs Rum Yönetimini tanıyan bütün AB ülkelerince, eşit şartlar muvacehesinde tanınacaktır
2. AB Anayasası'nda, ''AB Marşı'' olarak kabul edilen, ''Bethoven'inin 9. Senfonisinin 4. Bölümü'', Hıristiyanlığın marşı olduğu için, AB'nin olması gereken laik yapısına aykırıdır. Ve de AB bu marş ile bir Avrupa Hıristiyan Cumhuriyeti olmuştur. Mezkür marş derhal değiştirilmelidir. Biz, AB'nin barış ikliminde 'Uygarlık Ülkesi' olabilmesi, için marşının da, İnsanlığın ortak yüksek ülküsü' ne uygun olması gerektiği kanaatindeyiz. Ve AB Marşı olabilecek, üzerinde konuşulabilecek bir taslak hazırladık. Aksi takdirde her devlet kendi milli marşını muhafaza edecektir.
3. AB ülkelerinde cezaevlerinde uygulanan ''Betonlaştıran İlaç'' işkencesine derhal son verilecek ve sorumlular yargılanacaktır. Ayrıca, mahkumların maruz kaldıkları tecrit uygulaması derhal kaldırılacak, Polis merkezlerinde görülen ve sistematik bir hal alan münferit işkence olaylarına hemen son verilecek ve ıslah ağırlıklı bir program uygulamasına geçilecek ve idam cezası "taammüden adam öldürme, vatana ihanet, ırza tasallut ve ölüme sebebiyet veren bütün hırsızlık, yolsuzluk ve kastı mucip kaza vukuunda" uygulamaya konulacaktır.
4. Yabancı kökenli AB vatandaşlarına karşı, ırkçı kundaklama, kışkırtma vs. gibi olaylar Hitler Almanya'sını aratmaz boyutlara ulaşmıştır. Başta Almanya ve Fransa olmak üzere tüm Avrupa'da ari ırkçı terör eylemleri artmış, hiçbir yabancı kökenli vatandaşın can ve mal güvenliği kalmamıştır! (Oysa TC, bir taraftan, yabancı kökenli vatandaşlarına güven dolu bir yaşam sunarken, yabancı turistleri de özellikle konuk olarak ağırlamaktadır. Neredeyse kendi vatanlarında Türkler 'emanet' yaşar duruma düşmüştür!). Daha iki ay önce Hollanda'da cereyan eden olaylar, geçen yıl İspanya'da Fas kökenlilere karşı uygulanan ırkçı sindirme ve tecrit, Almanya'da Türkleri hedef alan zorunlu " GÖÇ YASASI" benzeri yaptırımlar ve olaylar günlük cereyan etmekte, Fransa'da Cezayir asıllı Müslüman vatandaşlar her yerde ırkçı tecrit, yıldırma, toplumsal baskı işkencelerine maruz kalmaktadırlar. Bu alanda derhal bir Avrupa Gözlem Komisyonu kurulmalı ve sonuçlar düzenli raporlar halinde Türkiye'ye bildirilmelidir. Tüm bu olayları yerinde değerlendirmek için denetlemelere gelecek Türk delegasyonlarının incelemelerini sağlıklı yapabilmeleri için her türlü kolaylık sağlanmalıdır.
5. AB ülkelerinde yaşayan Müslüman, Musevi, Budist, Taoist, her dinden ve yahut dinsiz (ateist-pagan) olan insanlara karşı uygulanan her türlü ayrımcılık, sınırlama ve kısıtlamalara derhal son verilecek; Din, ibadet, vicdani kanaat ve dini vecibelerini özgürce yapabilmeleri için her türlü ortam hazırlanıp tedbir alınacak; Camii, Havra, Sinagog ve sair ibadethane yapım ve faaliyeti bütünüyle serbest bırakılacak; Başta eski Yugoslavya coğrafyasında yeni kurulan devletler, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya ve Almanya olmak üzere "Müslüman (dinsel) Azınlık" kavramı ve tanımına derhal son verilecek ve bütün milletler, yaşadıkları ülke ve devletin (Türkiye'de olduğu gibi) "eşit haklara sahip" birinci sınıf vatandaşları sıfatıyla muamele göreceklerdir.
6. AB Anayasası'nın dine atıf yapan maddesi, "Avrupa'nın dini, Avrupa din kültürünün dinidir!'' biçimindeki "çağdışı Hıristiyan devlet" görüntüsü veren bu hüküm ve durum derhal değiştirilerek; Bunun yerine, gerçek anlamda çağdaş ve modern, laik bir anlayış, hoşgörü ve yaklaşımla " herkes din ve vicdan özgürlüğüne sahiptir'' biçiminde yeniden düzenlenecek; Dinler arası ilişkilere asla siyaset ve devlet karıştırılmayacak ve din AB'de siyaset alanı dışına çıkartılacaktır.Zira, esas olan kurumsal bazda devletin lâik olmasıdır. Fertlerin lâikliğinden asla ve kesinlikle söz edilemez. Herkesin kimlik kartına mutlaka "dini" yazılacak ve fakat bu asla bir ayrımcılık vasıtası olarak kullanılmayacaktır. AB Komisyonu bunu garanti eder.
7. AB ülkeleri, Türkiye'yi eşit haklara sahip müstakbel ortakları olarak görmek istiyorlar ise eğer; Uluslar arası terörizmin Türkiye uzantılarıyla birlikte müştereken planladıkları ve her türlü lojistik destek verdikleri terörist örgütlerle olan ilişkilerini derhal kesecek ve bitirecekler, iktisadi, siyasi, sosyal ve lojistik desteklerine son verecekler ve ülkelerinde mukim terörist ve terör örgütü yönetici, taraftar ve militanlarının sınır dışı edeceklerdir. Zira, uygar devlete yakışan biçimde şeffaf olmaları esastır. Aksi halde TC, kuruluşundan bu yana, ' dostlara dostça davranılır' ilkesiyle, uhdesinde saklı (mahfuz) tuttuğu, 17. maddede adı sayılan halkların, ''bağımsızlık savaşları'' için kendisinden istedikleri yardımlara başlayacağını en şeffaf biçimde uluslararası kamuoyuna duyurur!
Ayrıca, Türkiye'de özellikle tanker uçaklarla yürütülen biyolojik, kimyasal, gensel faaliyetlerinizi çok yakından biliyor ve izliyoruz! Türkiye'den kaçak yollarla kaçırdığınız Anadolu'nun Endemik bitki kaçakçılığınızı, çok yakında Uluslar arası Adalet Divanı'na getireceğiz!
Ayrıca, yine aynı alan-bağlamda; 'Antropolog, Arkeolog, Barış Gönüllüsü, Gazeteci, Kimyager, Biyolog' vs. gibi sahte kimlikli ajan provokatörlerle, Türkiye tarımını mahveden kurtçuk larvalarını ürünlerimize bırakan yıkıcı, 'Biyo-terörist' faaliyetlerinizi de aynı divana taşıyacak ve hesap soracağız ! Yine, biyolojik ve kimyasal alanda, Türkiye'ye yolladığınız, ''E'' maddelerini, tohum, hormon ve diğer zararlı kimyasal maddeleri çok yakından biliyor ve izliyoruz! Bunları da aynı divana taşıyacak veya kendi mahkemelerimizde yargılayacağız.
Bu nedenle:
Başta "Biyo-Terörist" faaliyetler olmak üzere; Irkçı ve bölücü terör, psikolojik savaş, kültür emperyalizmi, siyasi-sosyal dezinformasyon, dinsel deformasyon ile masonik içerikli misyonerlik faaliyetlerine derhal ve bütünüyle son verilecek, ahlâki çözülüm ile Türk ulusunu yozlaştırma girişimleri durdurulacak ve bu güne kadar verilen tahribata mukabil TC'ne telâfi tazminatı ödenecektir. Aksi taktirde: AB himayesinde sevk, idare ve idame olunan ve yukarıda özetlenen art niyetli ve düşmanca faaliyetleriniz, konvansiyonal savaşın öncü birlikleri olarak mütalâa edilecektir !
UYARIYORUZ!
8. AB üyesi olan Almanya, halihazır ülkemiz üzerinde büyük tehdit oluşturan "Dijital Kale'' den sonra 2. büyük tele kulağı olan "hukuk ve ahlâk dışı" olarak tüm dünyayı dinleyen casusluk işletmesini derhal kapatacaktır. Bu ve benzeri teşebbüs ve tasarruflar ''uygarlık merkeziyim'' diyen Avrupa, (Almanya ve diğer taraf ülkelerin) yüz karasıdır! AB bu tür teşebbüsleri kesin surette önlemeyi ve gerekli önlemleri almayı kabul ve taahhüt eder.
9. Fransa, Cezayir'de, Vietnam'da, Korsika'da ve Tunus'ta uyguladığı "soykırımları'' derhal kabul eder, adı geçen milletlerden özür diler ve yol açtığı bütün zarar ve ziyanı tazmin eder. İtalya, Libya'da yaptığı soykırımı kabul eder ve Libya halkından özür dileyerek, tazmin eder. Almanya, Namibya'da uyguladığı 'Herero Soykırımı'nı kabul eder, özür diler ve tazmin eder. Ayrıca Almanya'nın Musevi soykırımı için yaptıkları yetersiz kalmaktadır. Tüm okul kitaplarında ders olarak genç beyinlere anlatmalıdır. Ayrıca Almanya, Rus soykırımını derhal kabul etmeli ve özür dileyerek, gereğini tazmin etmelidir. İngiltere, Avustralya'da ve Yeni Zelanda'da uyguladığı yerli halk soykırımlarını kabul etmeli, özür dilemeli ve tazmin etmelidir. İspanya, Ortaçağ Yahudi katliamı, Amerika kıtası yerlileri Mayalar, Aztekler ve İnkalar'a yaptıkları soykırımları kabul etmeli, özür dilemeli ve tazmin etmelidir. Danimarka, Grönland yerlileri 'Eskimo'lara uyguladıkları soykırımı kabul etmeli, özür dilemeli ve tazmin etmelidir. Yunanistan, 'Ege-12 Adalar' ülkesinde, Makedonya'da, Girit'te, Rodos'ta, Batı Trakya'da, Güney Arnavutluk'ta uyguladığı soykırımları kabul etmeli, özür dilemeli ve tazmin etmelidir. Ayrıca, AB, "Ermeni soykırımı" iddialarından vazgeçer ve bunu inkâr edenlere karşı uygulanan 'insanlık dışı' cezai yaptırımlara derhal son verir. Yunanistan Anadolu'da yaptığı katliam ve soykırımı kabul eder ve tazminat taahhüdünde bulunur. Kıbrıs'ta yapılan katliam ve soykırıma maruz kalan muhataplara tazminat ödemeyi kabul ve taahhüt eder. Batı Trakya' da uygulanan ayrımcılık derhal sona erdirilir, Müslüman azınlık yerine Türk azınlık tanımı kabul edilir ve Türkiye de mukim "Rum-Yunan" azınlıkların sahip olduğu bütün haklar Batı Trakya Türklerine de eksiksiz olarak tanınır.
10. AB, Bosna-Hersek katliamlarının hazırlayıcısı, kışkırtıcısı, tahrikçisi ve fiilen seyircisi kalarak soykırımın baş sorumlusu olduğunu derhal kabul eder, özür diler ve gereğini tazmin etmeyi kabul ve bundan böyle Bosna-Hersek üzerinde yürütmekte olduğu anarşi, terör, dinsel ayrımcılık ve etnik bölücülüğe derhal son vermeyi taahhüt eder. Ayrıca, AB Komisyonu başta Bulgaristan, Romanya, Güney Kıbrıs Yönetimi ve Yunanistan'da Türk ve Müslümanlara karşı uygulanan bütün ayrımcılık ve farklılıklara son vermeyi ve AB içinde bütün ortak ülke halklarına karşı birinci sınıf vatandaş muamelesi yapmayı ve aykırı yasaları derhal men ve ilga etmeyi kabul ve taahhüt eder.
11. Fransa, hâla işgalci olarak bulunduğu, Guyana'dan koşulsuz olarak derhal çekilmeyi ve Guyana'nın zararını tazmin etmeyi kabul eder. Yine, aynı bağlamda, İngiltere, işgalci olarak bulunduğu Falkland adasını koşulsuz ve derhal terk etmeyi, adayı gerçek-yasal sahibi Arjantin'e bırakmayı ve bu bağlamda 'emperyalist amaçlarla' başkaca bir ülkeyi gasp ve işgalde bulunmamayı; Haksız, hukuksuz ve dayanaksız olarak işgal edilen IRAK ittifakından derhal ayrılmayı ve askerleri çekmeyi, Irak halkının bu güne değin uğradığı "maddi-manevi" her türlü zarar, ziyan, kayıp ve hasar bedelini tazmin etmeyi kabul ve taahhüt eder. .
12. AB, 'Çağdaş Uygarlık Projesi'nin çok gerisinde kalmış ve insanlık alemine kötü örnek olmuştur. Bu gün için üretim araçlarından insanların tamamı istifade edememekte ve gelir tabana adaletli olarak yayılamamaktadır. Ayrıca, projenin sürdürülmesi halinde AB, bilgi teknolojilerinde çağı yakalamak için bir dizi yatırımlar yapmak zorundadır. Şöyle ki : -Sağlık alanında, GDO'ların denetimi yetersizdir. Hormon ve kimyasal ilaç ve gübre kullanımı insanların yiyeceklerinin genetik yapısını bozmuş, her 100 Avrupalıdan 66'sı alerjik hastadır. Yiyeceklere katılan (E) maddelerine katılması derhal durdurulmalıdır. Aksi takdirde AB'den hazır gıda ürünleri almayacağımızı beyan ederiz. -Yeni para birimi euro ile Avrupa halkı yoksullaşmış ve önemli miktarda gelir kaybına uğramıştır. Yeni paranın taraf ülkelerde sıkı bir denetimi sağlanmalı ve taraf ülkeler milli paralarından vazgeçmeye zorlanmamalıdır. Türkiye, asla euro para birimine geçmeyecektir bu husus derhal ve peşine kabul edilmelidir. -Tüm Avrupa çapında çalıştırılan çocuk işçi sayısı yüz binleri bulmaktadır. Yabancı iş gücü istismar edilmekte ve bu işçilere, insan haklarına aykırı çifte standart uygulanmakta ve farlı ücret tahakkuku yapılmaktadır. Derhal bu durum kovuşturulmalı ve bize (TC'ye) düzenli raporlar verilmelidir! -AB ülkelerinde kadın işçiler, "eşit iş karşılığı eşit ücret alamamaktadırlar!" Bu ayrıma derhal son verilecek, kadın ve erkekler arasında eşitlik fiilen ve hukuken sağlanacak, kadın istismarına her alanda bütünüyle son verilecek, kadınlar "cinsel obje" olmaktan ve istismar edilen varlıklar olmaktan çıkartılarak insanca yaşama, namuslu ve dürüst bir hayat sürme hak, imkân ve ortamına kavuşturulacak ve sonuçları bize rapor olarak sunulacaktır. -Tüm Avrupa'da sendikalı olmak işten atılma nedenidir.Bundan böyle tüm çalışanlara, yeniden toplu sözleşme, grev ve pazarlık hakkı sağlanacak ve sendikasız eleman çalıştırmak suç sayılacak; Sendika kurma ve sendikalı olma konusunda yerli ve yabancı işçiler hakkında hiçbir farklı hüküm, haksız uygulama ve ayrıcalık kalmayacaktır. -Bütün AB ülkelerinde işsizliğe karşı önlem için, emek yoğun ve "Tam İstihdamlı Kalkınma Modeli'' uygulanacak; Başta Türkiye olmak üzere "Serbest Dolaşım ve Yerleşim" hakkı üye ve aday ülke halklarının tamamını kapsayacak biçimde genişletilecektir. AD, 1963 Ankara Antlaşması ile bu hakkı 1970'li yıllardan bu yana iktisap ettiğini kabul ve müktesep hakkın engellenmesinden dolayı uğranan zararın peşinen ve derhal tazminini kabul eder. -AB, eğitim sistemini, "İnsani Boyut ve Bilgi Toplumu" usul ve esaslarına dayalı olarak" temelden ve tümden değiştirmeyi; IQ ları temel alan ve insanlara aşı yapar gibi kafalara bilgi doldurmaya, prototip varlık yetiştirmeye son vermeyi; EQ temelinde, herkesin "insan olarak" bilgi, yetenek ve geleceğe yönelik ideallerini ortaya çıkaracak ve o yeteneğe uygun bir eğitim sistemi uygulamayı; Anne ve babası ateist olsa dahi, ayırımsız olarak bütün çocuklara 18 yaşını ikmal edinceye kadar (kendi resmi din görevlileri tarafından) " Din ve Ahlâk Dersi" verdirmeyi kabul ve taahhüt eder. .
13. AB, 'Avrupa Adalet Divanı'nı "AB Anayasa Mahkemesi'' adıyla yeniden kurup, siyasetten arınmış "Objektif Hukuk Kurumu" olarak düzenlenmeyi ve bu mahkemeyi ortak ülkelerin Barolarınca seçilecek ve yüksek mahkemelerince atanacak üye ve kurullarından oluşturmayı; AİHM' ni aynı kural, norm, ilke ve standartlara göre yeniden teşkil etmeyi; Ortak ülke vatandaşları arasında, bu mahkemeye başvuru ve karar mekanizmaları konusunda hiçbir ayrım ve farklılığa meydan vermemeyi kabul ve taahhüt eder. Şu kadar ki: Tam üyeliği kabul ve tescil edilmemiş hiçbir ülke ve vatandaşı bu mahkemelere başvuramaz ve mezkür mahkemelerin karar ve yaptırımları "tam üye olmayan" ülkeleri ilzam etmez.
14. AB ülkeleri ucuz işgücü adına ve gelecekte acaba yaşlı nüfus yerine ikâme edebilir mi!'', kaygısıyla fiilen yaptıkları, "modern köle, insan ve beyaz kadın ticaretine" derhal son vermeyi; Yolsuzluk, gasp, irtikap, görevi kötüye kullanma ve her türlü suiistimalle en etkin biçimde mücadeleyi; Uyuşturucu ticareti ve kullanımını engellemeyi kabul ve taahhüt ederler. Yoksa, bu konuda elimizdeki dosya, Uluslar arası Adalet Divanı'na sunulacaktır !
15. ''e-avrupa'', ''dijital avrupa'' derhal yaşama geçirilmelidir.
16. Ortak ülke vatandaşları müzakere ile birlikte AB üyesi sayılır ve ''serbest yerleşim'' -dikkat ''serbest dolaşım'', değil!- hakkından yararlanır. Cari mevzuatta bu hakkı engelleyecek her hangi bir hüküm bulunamaz ve bütün AB ülkeleri birbirlerine karşı "vize" uygulamasına derhal son verirler. Asla tek taraflı vize uygulaması yapılamaz.
17. Avrupa Parlâmentosu, AB'nin en üst yasama organı kabul edilecek ve ortak ülkelerin nüfusuyla doğru orantılı olarak seçilecektir. Şu kadar ki, bu seçinin "doğrudan halk iradesi çerçevesinde" ve en demokratik biçimde yapılması esastır. AP'nin seçeceği AB Hükümeti tüm ortak ülkelerin hükümetlerinin üstünde bir icra organı olarak Avrupa'yı "tam eşitlik, adalet ve hakkaniyet" ilkelerine uygun olarak temsil edecektir. Bu parlâmentonun bütün karar, tasarruf ve icraatlarına karşı üye ülke Meclisleri ve gerektiğinde münferiden vatandaşların itiraz ve dava açma, tedbir talep etme hakları var olacaktır.
18. AB, Bernard Shaw'ın itiraf ettiği gibi ırkçı, eksik, yanlış yazılmış, Avrupa Tarihinin yeniden yazılması için Türkiye'nin hazırladığı metni birlikte değerlendirecek derhal bir ''Tarih Komisyonu'' kuracak ve üye ülke tarih kitaplarında (müfredatında) yoğunlukla yer alan Türk, Türkiye ve Osmanlı aleyhindeki bütün iddialar ile "Türklerin Ermeni soykırımı yaptığına dair yalanlar" her türlü yayın ve dokümandan kaldırılacaktır.
19. AB, başta Fransa, İngiltere ve Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerinde bulunan, Anadolu'dan yağmalanmış tüm tarihi eserlerin derhal, UNESCO'nun ' 'İnsanlığın Ortak Kültür Mirası'' kapsamında almış olduğu karar gereğince -''Tarihi eserler, alındıkları doğal ortamlarına veya o yerin en yakın müzesine geri verilirler''- Türkiye'ye teslim edilmesini yazılı olarak (Avrupalılar yazılı taahhütlerini bile yerine getirmezler! Sözlü taahhütlerini yerine getirdiklerini ise tarih kaydetmemiş!) taahhüt ederler.
20. AB, aile hayatını yeniden düzenleyerek, yaşlı, çocuk ve annelere daha yaşanabilir bir hayat standardı getirmeyi; Emekli maaşlarında norm ve standart birliği sağlamayı, yeniden vergi ve ilâç kesintisine son vermeyi kabul ve taahhüt eder. Bütün Emekli sandıkları, sağlık ve sosyal güvenlik kurumları devlet güvencesine alınır. Komple sağlık ve üniversite dahil eğitim hizmetleri bütün (taraf) AB ülkelerinde bedelsiz olacaktır.
21. AB ülkelerinin atıkları Atmosferimizi değiştirmeye başlamıştır! AB, Kyoto ve Sao Paulo Çevre Kararlarının altına imza koymuş ama hâla gereğini yapmamıştır. Kararlara tam uygulamasının sonuçlarını düzenli raporlar hâlinde kamuoyuna sunmayı yazılı olarak kabul ve taahhüt eder. Bütün AB ülkelerinin ormanlaştırılması, ağaçlandırılması, tarım alanlarına her hangi bir inşaat ve sanayi tesisi yapılmaması, atıkların kesinlikle deniz, göl ve akar sulara bağlanmaması esastır. Doğal dengenin korunması AB'nin ana politikalarından biri olacak ve bütün AB ülkeleri bu konuda konulan yaptırım ve kurallara mutlaka uyacaktır.
22. Korsika, Sicilya, Alsac Loren, Kuzey İrlanda, İskoçya, Girit, Rodos, 12 adalar Ege ülkesi, Flamanlar, Valonlar, Galler, Bask, başkenti Selanik olan bütün Makedonya... buraları işgal etmiş büyük ülkeler bu işgallerine derhal son vermeyi ve bu ülkeler tam bağımsız ülkeler olarak AB'de ortak olmalarını kabul ve taahhüt ederler. Bu ülkelerin en kısa sürede kendi devlet yapılanmalarını kurmaları için işgalci ülkeler gerekli tazminatı sağlayacaklardır. Tarihi olarak "hak sahibi" bu ülke ve toprakların dışında, her ne koşul altında olursa olsun bölünme ve ayrılma talepleri asla ve kesinlikle kabul edilmeyecek ve gündeme getirilmeyecek; Lokal olarak teşekkül eden yapay terör örgütlerine yardım ve yataklık yapılmayacaktır.
Bu bağlamda bütün AB ülkeleri, Türkiye'de faaliyet gösteren ırkçı ve bölücü Ermeni terör ve tedhiş örgütü ile organik ilişkilerini kesmeyi, yardım ve yataklık yapmayı durdurmayı ve mezkür örgüte karşı her türlü yasal önlemi almayı ve tam bir kararlılıkla uygulamayı kabul ve taahhüt ederler. Aksi taktirde, Türkiye'nin bu ülkelerden tazminat talep hakkı saklıdır.
23. AB, ülkemizdeki ekolojik alanlara gerekli duyarlılığı göstermemekte ve doğal kaynakların kullanımını ekolojik bir denge içinde sürdürülebilir bir kalkınma çerçevesinde yürütmemektedir! Bu konuda, Türkiye'nin görüş ve önerileri alınarak bir proje hazırlamalı ve derhal uygulamaya konulmalı; Kıta ilintisi bulunmaması nedeniyle Türkiye'nin ekolojik yapısı, su ve alan kullanım politikalarına müdahil-taraf olmamalı; Ancak, genel uygulamanın sonuçları, düzenli olarak dünya kamuoyuna rapor olarak sunulmalıdır.
24. Birliğin kıta bazında hedef ve gerçek amaçlarına (Birleşik Avrupa) uygun bir büyüme-gelişme göstermesi ve tam bir entegrasyonun sağlanması bakımından, Avrupa kıta coğrafyasında yer alan Rusya, Ukrayna, Moldavya, Kırım Özerk Cumhuriyeti, Çeçenistan, Tataristan Özerk Cumhuriyeti, Azerbaycan, Ermenistan, Gürcistan, Kazan Özerk Cumhuriyeti gibi Ural Sıradağları'yla sınırlandırılmış Avrupa coğrafyasında bulunan tüm ülkeler derhal ve koşulsuz olarak AB üyesi olmalıdırlar. Bu bağlamda, 1963 Ankara Antlaşmasının bütün uyum şartlarını yerine getirmiş olan Türkiye'nin "tam üyeliği" derhal onay ve tescil edilmelidir.
25. Avrupa Uzay Ajansı'na (Avrupa kıta coğrafyasında yer alan) tüm devletler ile üye ülkeler ve yeni üye olacaklar (müstakbel adaylar) hemen ortak olmalı; Bu kapsamda ve AB bağlamında bilumum uzay çalışmaları tam bir entegrasyon, açıklık ve işbirliği anlayışı içinde ortak yürütülmelidir.
26. Türkiye'nin GB'den ve GB nedeniyle AB Adalet Divanı ile AİHM'nin siyasi kararları nedeniyle doğan maddi zararı olan (30 milyar Euro X 12 yıl= 360 milyar Euro) ile buna dayalı olarak hesabı kabil (asgari) 360 milyar Euro da manevi olmak üzere, toplam 720 milyar Euro tutarındaki zararın derhal tazmin edilmeli; Ayrıca, bazı AB ülkelerinin ırkçı ve bölücü Ermeni terör ve tedhiş örgütüne 1989 yılından itibaren sağladıkları kaynak, destek, yardım ve yataklığa karşılık "BİR MİLYAR" Euro maddi ve manevi tazminat verilmelidir.
27. "Soğuk Savaş'' yıllarında, ''Avrupa'ya zorunlu İleri Karakolluk'' yapan TC, bu görevin ifa ve icrası sırasında, yıllık bütçesinin %24'ünü savunma harcamalarına ayırmıştı. Bu nedenle, kalkınma hızı 1938'lerde %30'lara varmışken soğuk savaş yıllarında % -9 ila +7'yi geçememiştir! (Bunun yaklaşık hesabı şöyledir: 1951'den 1990 yılına değin = 39 yıl. Yaklaşık 247 trilyon Euro. Bu hesabın formülünü, başka ülkelere karşı kullanmasınlar diye, insanların ulaşamayacakları bir yerde saklıyoruz!) AB'nin o yıllarda korumalığını yaptığımız üyeleri bu parayı TC'ne tazmin etmekle yükümlü olduklarını taahhüt etmeli ve en fazla 10 yıl sürecek bir ödeme takvimi yapmalılar.
28. AGSK, ''Avrupa Ordusu'' TSK'nın komutasında yeniden yapılandırılmalı ve bu ordunun Genelkurmay Başkanlığına TSK Genelkurmay Başkanı getirilmeli ve üye ülke hükümetlerinin bilumum hesap, tasarruf ve işlemleri "En Yüksek Denetim Organı" sıfatıyla AGSK tarafından denetlenmelidir. Bu denetim, her ülkenin devlet başkanlığı uhdesinde tesis olunacak bir "Yüksek Denetleme Kurulu" ve Devlet Sayıştayları; Türk Genelkurmay Başkanı emrindeki AGSK tarafından yürütülecektir. Ayrıca, yerel hükümetlere paralel olarak iş gören bütün kurum ve kuruluş "Denetim ve Teftiş" organları bu üst kuruluşa paralel bir yapılanma dahilinde "bağımsız" çalışacaklardır.
29. TÜRKİYE CUMHURİYETİ; 24. ve diğer kriterlerde atıf ve ilzam olunduğu veçhile derhal ve koşulsuz olarak AB'nin eşit-ortağı olarak kapsama alınacaktır. Aksi taktirde Türkiye derhal Gümrük Birliğinden ayrılır ve AB katılım sürecini askıya alır. Askı müddeti en geç bir yıl olup; Bu süre içinde "Türkiye Kriterleri" kabul edilmediği takdirde, süreç içinde vaki bilumum zarar ve ziyanı tazmin ve telâfi hakkı saklı kalmak üzere; AB bağlamında bütün işlem ve ilişkilere son verilerek, cari şartlar dahilinde doğrudan ülkeler ile ilişki esas alınır.
Not: I. AB'nin yukarıda önerilen ve öngörülen reformları başarıyla tamamlayabilmesi için, TC, 400.000.000,- Euro'luk bir hibe yardım paketini; Türkiye Kriterlerinin kabul ve onay tarihinden itibaren geçerli olmak kayıt ve şartıyla serbest bırakmayı taahhüt eder..
Not: II. TC, ayrıca gerektiğinde AB'nin istediği her türlü lojistik, bilimsel, insani ve medeni desteği vermeyi kabul ve taahhüt eder.
Şu kadar ki; AB ve bağlı ülkeler bundan böyle "emperyalist" amaçlarından ve modern kölelik uygulamalarından vazgeçmeyi, "İnsani Boyut ve Bilgi Toplumu" çerçevesinde; Milli gelir ve Refahın tabana yayılması, her türlü yolsuzluk, suiistimal ve istismarın önlenmesi, insan hakları, adalet, hukuk ve demokrasinin "bütün kurum ve kuruluşları ile" üye ülkelerde yerleşip hayat bulması, Yüksek Mahkeme kararı ile "taammüden insan öldürdüğü ve/veya ölüme sebebiyet verme suçu işlediği sabit" vatandaşların derhal idam edilmesi hükümlerini kabul etmesi şarttır. Aksi takdirde Türkiye, "bütün şart ve kriterler kabul olunsa bile" yine de Birliğe üye olmayacaktır.
NETİCE VE MÜTALÂA:
AB'nin, 1963'den itibaren Türkiye'ye yönelik politikası "sinsice ve gizlice oyalama" ve "günü gelince AB'ye bağlama" biçiminde olagelmiş; 1989'da "tam üyelik isteminin reddi" ve akabinde Gümrük Birliğine "koşulsuz katılım" ın gündeme getirilmesi tam bir art niyet ile "dahili ve harici bedhahların işbirliği" sonucudur. Sonuçta AB, Türkiye'ye karşı asla iyi niyetli ve samimi değildir. Bu husus alenen ortaya çıkmış ve binlerce "çifte standart" sonucu ortaya çıkmıştır. Bu ve buna müteallik benzer nedenlerle: AB, İşte bu 29 maddelik ev ödevini kabullenir ve tamamlarsa, bizim AB'ye girmemiz her iki tarafın da mutlak surette çıkarına olacaktır.
Tarih attık ve bekliyoruz. Ha bekliyoruz dediksek, AB'yi beklemiyoruz;
Biz "Dünyanın ve Küresel Medeniyetin Merkezi Türkiye'dir'' stratejisiyle, bir zamanlar yüce dahi Atatürk' ün, tüm mazlum milletlere, gösterdiği " Emperyalistlere Karşı Özgürlük ve Bağımsızlığı Kazanma Yolu'' gibi, şimdilerde O dahinin manevi çocukları, inkılâp, ilke, eser ve vasiyetin sahipleri olarak, "Türk Tarzı Milli Kalkınma Modeli'' ile hem de "Tam İstihdamlı, İnsana ve Refahın Tabana Yayılmasına Dayalı; Namuslu, Dürüst, Demokrat, İlkeli, Onurlu, Sorumlu ve Antiemperyalist, Evrensel Kalkınma Modeli'' ni bir kez daha "bütün insanlık alemine" örnek olacak biçimde " ekonomik inkılâbımızı" hazırlıyoruz.
Yararlanılan Kaynaklar:
1. Mustafa Bilge Işıktürk (Türkiye'nin AB Kriterleri, Tanı Yayınları-Ankara, 2006)
2. Türkiye-Avrupa İlişkilerinde Sessiz Darbe, Prof. Dr. Erol Manisalı, 2003
3. DİKEN... Hükümet Sistemleri, Hasan Hüseyin Memiş, Akasya Kitap, 2007
4. Küresel Almanak, Mustafa Nevruz Sınacı, Tanı Yayın, 2006
5. Alternatif Bir Bakışla Atatürk, Mehmet Yaman, Temmuz-2006
6. Temel Hak ve Hürriyetlerimiz Açısından Türkiye, Mehmet Yaman, 2007
7. Batının Türk Fobisi, Mustafa Nevruz Sınacı, 2006
ÖNEMLİ NOT: Bu makalenin; Web Siteleri, İnternet Gazeteleri ile diğer bütün yazılı, sesli ve görsel medya organlarında yayınlanmasına "iznim" vardır. Ayrıca, tarafıma müracaatla bilgi arzı ve izin talebine gerek yoktur. (Gazete ve Dergiler, 26 Nisan 2008 Cumartesi-Mustafa Nevruz Sınacı)

2 Mart 2019 Cumartesi

Soykırım Yalanını Kabul Etmek Gafletinde Bulunan Maduro'nun Ülkesi Bedel Ödüyor: "Venezuela Ankara Büyükelçisi Bracho'dan açıklama" -ALMA MAZLUMUN AHI'NI, ÇIKAR AHESTE AHESTE (Türk Ata Sözü)

Venezuela'nın Ankara Büyükelçisi Dr. Jose Bracho'dan açıklama!..
"18 Temmuz 2005 günü; Şimdiki Diktatör ve Despot Devlet başkanı, dönemin Milli Meclis Başkanı 'Nicolas Maduro Moros': İnsanlık tarihinin ilk plânlı ve organize genositi (soykırımı) nitelemesi ile, bu gün itibarıyla tam 29 haddini ve hududunu bilmez, evrensel hukuk, onur ve erdem yoksunu, beka sorunlu ve akıl tutulması ile malûl sözde parlâmento tarafından kabul edilen, bütünüyle yalan, iftira, alçakça bir tuzak ve kumpas'dan ibaret maniple iddiaları kabul edip, onaylamıştı. Şimdi Maduro ile ülkesi Venezuela, bu kasıt ve taammüd cürmünün (ağır insanlık suçunun) bedelini ödüyor!.."
Venezuela Büyükelçisi Dr. José Bracho, Venezuela'da yaşanan ABD destekli olaylara ilişkin bir yazı kaleme aldı. Dr. Bracho 'Temennimiz, tekrardan ulusların kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterilmesi, başka devletlerin iç meselelerine dışarıdan müdahale edilmemesi ve bu delilik sona ermesiyle barış galip gelmesidir' ifadelerini kullandı (01 Mart 2019 Cuma)
Venezuela Ankara Büyükelçisi Dr. José Bracho, 'Venezuela, Latin Amerika'nın bugününü ve geleceğini belirliyor' başlıklı bir yazı ile bölgedeki son gelişmeleri değerlendirdi. “Günümüzde, Venezuela'da cereyan eden olaylar, mevcut hükümeti desteklemenin ya da bozguna uğratmanın ötesinde bir başka durumu gözler önüne sermekte ve Latin Amerika'nın siyasi kaderini tayin etmektedir” diyen Dr. Bracho “Simon Bolivar önderliğinde başlatılan Bağımsızlık Savaşı'yla, 200 yıl sürecek olan mücadele ile kıtada İspanyol hakimiyetine son verilmiştir. Bugün ise ülkemizde, bir kez daha, sahip olduğu jeopolitik konumu nedeniyle, sınırları ötesinde, benzer bir mücadeleye tanık olunmaktadır” ifadelerini kullandı.
Venezuela Büyükelçisi Dr. José Bracho, yazısının devamında şunları kaydetti: “XIX. yüzyılda ortaya çıkan, Kuzey Amerika'nın tüm kıtaya egemen olmasını savunan Monroe Doktrini (1823) ile 1826 yılında Panama Kongresi'nde temelleri, Venezuelalı Kurtarıcı Simin Bolivar tarafından atılan ve Meksika'dan Arjantin'e kadar 'Büyük Latin Amerika Vatanı' idealini savunan Bolivarcı Doktrin, günümüzde tekrar karşı karşıya gelmiş durumdadır.
ABD'NİN 'AÇIK KADER TEZİ' PARANOYASI
Chavez'in iktidara gelişi ve Bolivarcı Doktrinin hayata geçirilmeye başlamasıyla beraber, Monroe Doktrini’nin nihai sonuçlarından biri olarak, 2010 yılında Obama döneminde temelleri ilahi ve köktenci fikirlerle donatılmış ve Kuzey Amerika'nın tüm kıtaya müdahalesini savunan 'Açık Kader Tezi'ne kadar uzanan ABD'nin savunma ve güvenlik politikası yeniden şekillendirilmiştir. Açık Kader Tezi kavramı, ilk kez gazeteci John O'Sullivan'ın bir makalesinde yer almış ve bu makelede bahsi geçen tez, ABD'nin topraklarını genişletmesine dayanak teşkil etmiş, bu doğrultuda Teksas'ın ilhak edilmesi desteklenmiştir. 'Açık Kader Tezi, bize Tanrı tarafından bütün kıtaya yayılma, özgürlüğümüzü ve kendi hükümetimizi teminat altına alma hakkımızı ortaya koymaktadır. Bir ağacın ihtiyacı olan toprak ve havaya sahip olma hakkı gibi ülkemizin kaderinde yer alan sınırlarını genişletme durumu o denli hakkıdır.' Bu bağlamda başkan olduğu dönemde Sayın Obama, 'Akıllı Güç' (Smart Power) modelini; ABD'nin Açık Kader Tezi'nde de bahsedildiği üzere amaçlarını yerine getirmek için ne gerekiyorsa yapmaya hazır olduğunu kamuoyuna duyurmuştur: 'Bize engel teşkil eden hükümet ve ülkelerin kollarını bükmek boynumuzun borcudur. İstediklerimizi yapmaları için kollarını bükmeliyiz. Şayet bu gerçekçi bakış açısına sahip olmasaydık etrafımızda kötü insanlar türerdi... Şayet bu dozda gerçekçi bakış açımız olmasaydı, hedeflerimize hiçbir zaman ulaşamazdık.' Akıllı Güç Doktrini, ABD'nin diplomatik baskı ve askeri tehdit unsurunu, hedeflerine erişebilmek için sonuna kadar kullanabileceğini savunmakta, ilahi ve köktenci anlayışa sahip Açık Kader Tezi'ne sadakati kanıtlanmış olup onun devamı niteliğinde olduğu gözler önüne serilmektedir.
ABD ÇIKARLARI İÇİN OLAĞANÜSTÜ TEHDİT
Mart 2015 tarihinde yayınlanan 13.692 numaralı ABD Başkanlık Kararnamesi'nde Venezuela, 'ABD çıkarları ve güvenliği açısından sıradışı ve olağanüstü tehdit' olarak tanımlanmıştır. Bu sayede Obama yerini, Donald Trump'a bıraktığında Nicolas Maduro Hükümeti'ne karşı 2013'ten beri sürdürülen yaptırımlar ve finansal ambargoya yeni saldırılar eklenmesi için yasal zemin sağlamlaştırılmış oldu.
Amerika Birleşik Devletleri Güvenlik ve Savunma Bakanlığı tarafından kendi çıkarlarına ters düşen ülkelerde çatışma ortamı ve istikrarsızlığı yaymak için psikolojik operasyonlardan (opsic) şehir terörüne, hatta finansal ambargoya kadar bir dizi reçeteyi içeren 'Özel Operasyon ve Güçler ile Geleneksel Olmayan Savaş' (2008) adlı başucu el kitabı yayınlanmıştır. Örnek vermek gerekirse ABD, kendine boyun eğmeyen ülkelere faiz oranları ve gümrük vergilerini alehinde değiştirme, diğer 'yasal' ve bürokratik önlemleri devreye sokma silahını gündeme getirmektedir. Tüm bu müdahale şekilleri bize 'Geleneksel Olmayan Savaş' metodunun ABD tarafından uygulamada olduğunu kanıtlamaktadır. Tüm bu bahsi geçen metodlar, Bzrezinski'nin Yapıcı Kaos Teorisi ile temellendirilmektedir. Bu teoride, ABD'nin hegemonyasını sürdürebilmesi için boyun eğdiremediği ve önemli enerji kaynaklarına sahip ülkelerde mevcut yapıyı alaşağı etmek adına bir dizi aşamadan söz edilmektedir. Bahsi geçen tüm aşamalar Venezuela'da medyatik, diplomatik, finansal, ekonomik, psikolojik savaş ve şehir terörü yaratma suretiyle hayata geçirilmiştir. Nicolas Maduro Moros Hükümeti'ni devirebilmek için artık son aşamaya gelindiğini söyleyebiliriz. Bu aşama, hiç yoktan ortaya sürülen bir liderin paralel devlet başkanı olarak tanınıp, ilan edilmesi ve kendisine başta finansal ve askeri olmak üzere her türlü desteğin sunulmasını kapsamaktadır.
POLİTİKA SAHNESİNDE KARŞIT KUTUPLAR
Güncel Latin Amerika siyasi panaromasında, Venezuela'da olduğu gibi antogonik dünyanın temsili olarak iki politik duruş ve görüşten bahsedebiliriz. Bunlardan biri daha önce görülmediği kadar ABD İmparatorluğu'na biat eden hükümetlerdir. ABD'ye hiçbir engel teşkil etmeyen bu hükümet tarzı, Peru eski Devlet Başkanı Pedro Pablo Kuczynski tarafından Princeton Üniversitesi 2017 Şubat ayında gerçekleşen ve 'Latin Amerika'da Yeni Bir Dönem' başlıklı konferansta 'halıda uyuklayan ve ABD için hiçbir sıkıntı yaratmayan sempatik bir köpek' şeklinde özetlenmiştir. Aynı bağlamda Şili Devlet Başkanı Sebastián Piñera, 2018 Eylül ayında Trump ile olan görüşmesinde ABD bayrağında yer alan 50 yıldıza göndermede bulunarak 'Şili bayrağı, ABD bayrağının tam da kalbinde yer almaktadır' ifadesiyle, Kuzeyli hegemonik uzak komşusunun asimilasyon ve baskı politikalarını onayladığını açıkça ifade etmiş olup tarihsel bir gafa da imza atmıştır. Kolombiya Devlet Başkanı Iván Duque ise eski CIA Başkanı, yeni ABD Dışişleri Bakanı olan Mike Pompeo'nun bir ziyareti sırasında, 'Amerika Birleşik Devletleri'nin kurucularının, Kolombiya'nın bağımsızlığına destek' olduklarını öne sürmüştür. Bolivar'ın 'Kuzeyli kardeşlerimiz bu savaşı hareketsizce seyretmeyi sürdürüyorlar' sözünden bu çıkarımda bulunduğu anlaşılmaktadır.
KÜSTAH VE BARBAR ANLAYIŞ
Bu bu küstah ve barbar anlayışa karşıt olarak Venezuela'da özgürlüğü ve kendi kaderini tayin etme hakkını savunan bir ses yükselmektedir. Bu birbirine karşıt iki anlayışın görsel temsiline Venezuela içerisinde de tanık olunmaktadır. Bir tarafta (Chavezistler) Bolívar, Fidel, Mariátegui, Sandino, Allende ve Che imajlarını her gösteride ellerinden düşürmezlerken diğer tarafta ise Batman, Süpermen, Kaptan Amerika, Harika Kadın gibi ABD dünyasına ait çizgi roman karakterleri kostümleriyle gösterilere katılınılmaktadır. Hugo Chavez tarafından hayata geçirilen ve Nicolas Maduro liderliğinde uygulanmaya devam edilen, temeli 'Sosyal Kolektifler' ile 'Mahalle Meclisleri'ne dayanan bu tarihi proje, antiemperyalist egemenlik anlayışına dayanmaktadır. Kendini devlet başkanı ilan eden liderlik anlayışı ise Pentagon'un laboratuvarlarında oluşturulup, ana akım medya kuruluşları tarafından servis edilen bir harçtan beslenmektedir. Tek bir meşru dayanağı olmayan ve demokrasiyi temsil ettiği iddiasında olan eden bu tutum, halk oyuyla seçilmemiştir. Emperyalizme boyun eğen bu eski ekol, maalesef tekrardan bölgede kendine politika sahnesinde hareket alanı kazanmış durumdadır. Tüm finansal yaptırımlara rağmen siyasi ve diplomatik cephede tüm savaşları (Amerikan Devletleri Örgütü ve Birleşmiş Milletler de buna dahil) Bolivarcı Hükümet kazanmış olsa da Venezuela'ya yönelik saldırgan politikalar sona ermediği gibi alarm seviyesi daha da üste çıkarılmasıyla Venezuela Hükümeti'ne karşı daha saldırgan bir tutum sergilenmektedir. Bunu yaparken uluslararası hukuk hiçe sayılmakta, haydutça hükmetmeye çalışılmaktadır. Bir kez fitil ateş aldı mı ne yazık ki yangını kontrol altına almak çok zor olacaktır. Tüm bu tabloya rağmen temennimiz, tekrardan ulusların kendi kaderini tayin hakkına saygı gösterilmesi, başka devletlerin iç meselelerine dışarıdan müdahale edilmemesi ve bu delilik sona ermesiyle barış galip gelmesidir.” (KAYNAK: ulusal.com.tr, 02 Mart 2019)

26 Şubat 2019 Salı

İNANILIR GİBİ DEĞİL!. "Türkiye Hocalı’da yaşananları henüz soykırım olarak tanımıyor." BU NE REZİLLİK VE NE KEPAZELİKTİR Kİ; Mutlak ve gerçek bir SOYKIRIM'a mukabil, Türkiye'ye karşı uyduruk, sahte, sanal, iftira ve "Nitelikli Sahtekârlıktan ibaret" palavra bir SOYKIRIM dayatması ve iğrenç furyası sürüp gidiyor!..

ALÇAKLIK, ONURSUZLUK VE YÜZSÜZLÜK?!..
"Türkiye Cumhuriyeti Hükümetleri, Hocalı’da yaşananları;
Hocalı ve Karabağ kitle katliamlarını henüz soykırım olarak tanımıyor!.."
1992-2019 DÖNEMİ HÜKÜMETLERİ AĞIR TÖHMET VE ŞAİBE ALTINDA
HOCALI KATLİAMI’NIN KURBANLARI ANILIYOR
HOCALI SOYKIRIMI

Tarihler, 26 Şubat 1992’yi gösteriyordu. Daha sonradan ‘Hocalı Soykırımı’ diye anılacak ve tarihe kara bir leke olarak geçecek olan hâdise o gün yaşandı. Katliamın üzerinden seneler geçti ancak acısı hâlen unutulmadı. Bu vahim hâdisenin sene-i devriyesinde, katledilen masumlar anılıyor. Peki, Azerbaycan’ın Karabağ bölgesindeki Hocalı kasabasında 26 sene evvel bugün neler yaşandı? Hocalı’da ne oldu? Hocalı Soykırımı nedir? Hocalı Soykırımı’nda kaç kişi öldü? Hocalı Soykırımı’nı kabul eden ülkeler hangileri? İşte ayrıntılar…(Haber: Murat Karadeniz)
Karabağ münâkaşası 1988-1989 seneleri arasında Karabağ’da bazı yerlerde nüfusun çoğunluğunu oluşturan Ermenilerin bağımsızlık için referandum düzenleyip bağımsızlık kararı almasıyla başladı. İki toplum arasında cereyan eden çatışmalar ve sokak gösterileri Azerbaycan ile Ermenistan arasında büyük bir gerilime sebep olmuş ve yüzbinlerce insan vuku bulan hâdiseler sebebiyle yaşadığı topraklardan göç etmek zorunda kalmıştı. Ermenistan’da yaklaşık 40 bin kişinin katıldığı gösteri sonrası da Ermenistan’ın Karabağ’a saldırması çatışmaları sıcak savaşa dönüştürdü. SSCB’nin dağılma aşamasının hızla sürdüğü o devirde, ordunun çoğunluğunu Ermeni askerler oluşuyordu. Ermenilerin dışında, Rus askerler de Karabağ’daki alayda görevliydi. Dağlık Karabağ için Azerbaycan ve Ermenistan arasında 1988’de başlayan Karabağ Savaşı sürerken, Ermeniler bölgenin mühim kasabası olan Hocalı’ya ilerlemeye başladı.
HOCALI’DA NE OLDU?
Ermeni güçlerinin 1991’in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometre karelik alana sahip, 2 bin 605 âilenin, toplam 11 bin 356 kişinin yaşadığı bir kasabaydı. Aralık 1991’de Karabağ’ın başşehri olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermenilerin bir sonraki hedefi, bölgenin tek havaalanına sahip ve stratejik önem taşıyan Hocalı’yı ele geçirmekti. Hocalı’nın etrafındaki bütün köy ve yolları tek tek ele geçiren Ermeni güçleri, kasabanın diğer illerle karayolu bağlantısını kesti. Hocalı’nın diğer bölgelerle tek ulaşım bağlantısı olan helikopter ulaşımı, 28 Ocak 1992’de, Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından vurulmasıyla ortadan kalktı. Bu hâdisede, çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 sivil hayatını kaybetti.
HOCALI SOYKIRIMI’NDA NELER YAŞANDI?
Ocak ayının başlarından itibaren elektrik enerjisi de kesilen Hocalı’nın savunması, sadece hafif silahlarla silahlanmış yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerlerinden ibaretti. 25 Şubat 1992’den itibaren Hocalı’ya saldırıya başlayan Ermeniler, bölgede bulunan Sovyet Ordusu 366. Zırhlı Alayı’nın bütün araçlarını kullanarak, şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise hâfızalardan senelerce silinmeyecek olan “Hocalı Soykırımı” yaşandı.
HOCALI SOYKIRIMI’NDA KAÇ KİŞİ ÖLDÜ?
Azeri resmî kaynaklarına göre, Hocalı Katliamı’nda savunmasız haldeki 83 çocuk, 106 kadın ve 70’den fazla yaşlı dahil olmak üzere toplam 613 kişi öldürülmüş, toplam 487 kişi ağır yaralanmıştır. 1275 kişi ise rehin alınmış ve 150 kişi ise kaybolmuştur. Cesetler üzerinde yapılan incelemelerde cesetlerin birçoğunun yakıldığı, gözlerinin oyulduğu, başları kesildiği görülmüştür. Hamile kadınlar ve çocukların da maruz kaldığı tespit edilmiştir. Esirler senelerce uluslararası kurumlardan gizli olarak köle gibi çalıştırıldı. Hatta esir kadınların fuhuşa zorlandığı haberleri alındı. Olay Azerbaycan tarafından “Xocalı Soyqırımı” (Hocalı Soykırımı), “Xocalı Faciəsi” (Hocalı Faciası) şeklinde adlandırılırken Ermenistan tarafından “Hocalı Hadisesi” gibi terimlerle ifade edilir. Dünyanın çeşitli dillerinde ve ülkelerinde de Hocalı Katliamı benzeri ifadeler kullanılır.
HOCALI SOYKIRIMI’NI KABUL EDEN ÜLKELER VE KURULUŞLAR
Azerbaycan
Cibuti
Meksika
Pakistan
Kolombiya
Çek Cumhuriyeti
Bosna-Hersek
Peru
İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamentolar Birliği
Honduras
Sudan
BÜYÜK UTANÇ VE "1992-1019 DÖNEMİ HÜKÜMETLERİNİN" YÜZKARASI.. Olacak şey değil!.. "Gaflet'mi? Dalalet mi? Yoksa: Hıyanet'mi?" Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Hocalı’da yaşananları henüz soykırım olarak tanımıyor!. Neden? Niçin?.. Hocalı Soykırımı’nı Katliam olarak tanımlayan ABD eyaletleri: 
Massachusetts, Teksas, New Jersey, Georgia, Maine, New Mexico, Arkansas, Oklahoma, Tennessee., Pensilvanya., Batı Virginia., Connecticut., Florida., Arizona., Utah.. >>> 1992-2019 arası hükümetleri bu kadar da mı olamadılar!..
KONU İLE İLGİLİ "ÇOK ÖNEMLİ BİR HATIRLATMA" YORUM VE KATKI
Sayın Turkish Forum üyeleri,
26 Şubat 1992’de oluşan dehşet verici Hocalı olayları ile ilgili olarak bu Forum’da da yayımlanan bazı haber ve yorumlarda Türkiye’nin Hocalı olaylarını soykırım olarak tanımaması oldukça ağır bir şekilde eleştirilmiştir. Hadiselere salt duygusal ve insani açıdan bakıldığında böyle bir eleştiri haklı görülebilir. Ancak gerek uluslararası hukuk ve gerekse de Türkiye’nin sözde Ermeni soykırımı’na yönelik tezi açısından bu eleştirinin uygun olmadığı göz önünde bulundurulmalıdır. 12 Ocak 1951 tarihinde yürürlüğe giren, 9 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler “Soykırım Suçunu Cezalandırmak ve Önlemek Sözleşmesi,” soykırımı özel bir suç olarak mülâhaza ederek hukuksal anlamda tanımlamıştır. Sözleşme’ye göre (Madde VI) bir suçun soykırım olarak tanınması için oluşması gereken koşullardan biri, bu suçu işlemekle itham edilen kişi veya kişilerin suçun işlendiği ülkede veya bu bağlamda yetki sahibi bir uluslararası mahkemede yargılanması ve hüküm giymesi gerekir. Başka bir deyişle, soykırım suçunun tanınması için bir yargı kararı şarttır.
Bu husus Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) 15 Ekim 2015 İsviçre-Perinçek davasında hatırladıldığı gibi, Fransa yüksek yargı organları tarafından da özenle dikkate alınmıştır. (Örneğin, Fransa Anayasa Konseyi’nin 8 Ocak 2016’da aldığı, Nürnberg Mahkemeleri tarafından karara bağlanmış Yahudi Holokost’u ile hakkında yargı kararı olmayan “Ermeni soykırımı” arasında bir benzerlik olmaması hükmü). Yargı kararı koşulu ve kırımlarda “özel kasıt” (“specific intent” veya “dolus specialis”) olma koşulu, Türk tarafının sözde Ermeni soykırımı iddialarına karşı ileri sürdüğü önemli tezler arasındadır. Bizlerin şimdi Hocalı olaylarını “soykırım” olarak tanıyalım dememiz ve infial yaratmamız hem 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’ne ters düşmektedir, hem de Ermeni soykırımı yalanlarına karşı çifte standard kullanıyoruz gibi bir sonuç yaratmaktadır. Böyle bir durumun sakıncalı olduğu açıktır.
Özet olarak Azeri kardeşlerimizin Hocalı’da yaşanan insanlık dışı olaylara ilişik duygularını kendileri ile paylaşıyoruz. Ancak yukarıda belirtilen nedenlerle bu olayların “soykırım” yerine “katliam,” “kırım,” “kıyım” gibi terimlerle anılması ve protesta edilmesi daha uygun olacaktır. Gerek Azerbaycan, gerek Ermenistan 1948 BM Soykırım Sözleşmesi’ni onaylayan ülkeler arasında. Azerbaycan Ermenistan’a karşı Hocalı soykırım savını Uluslararası Adalet Divanı’na (UAD) taşımayı ciddi olarak düşünmelidir. Bu kararı alırken UAD’nın 2015 Hırvatistan-Sırbistan “soykırım” davasında altı çizilen, “özel kasıt” unsurunun göz önünde bulundurulması faydalı olacaktır.
Ferruh Demirmen Turkish Forum
DÜNYA BASINI 
HOCALI SOYKIRIMI’NI NASIL VERDİ?
“Ermeniler Hocalı’ya saldırdılar. Bütün dünya tanınmaz hale getirilmiş cesetlere tanıklık etti. Azerbaycanlılar çok sayıda insanın öldürüldüğünden haber vermekteler.” Krua l’Eveneman dergisi (Paris), 29 Şubat 1992
“Ermeni askerleri binlerce aileyi yok etmiştir.” Sunday Times gazetesi (Londra), 1 Mart 1992
“Ermeniler Ağdam’a doğru giden orduyu kurşun yağmuruna tutmuştur. Azeriler 1200 kadar ceset saymış. Lübnanlı kameraman, ülkesinin zengin Ermeni Taşnak lobisinin Karabağ’a silah ve asker gönderdiğini onaylamıştır.” Financial Times gazetesi (Londra), 9 Mart 1992
“Birçok insan çirkin hale getirilmiş, masum kızın sadece kafası kalmış.” Times gazetesi (Londra), 4 Mart 1992
“Video kamera kulakları kesilmiş çocukları gösterdi. Bir kadının yüzünün yarısı kesilmişti. Erkeklerin kafa derisi soyulmuştu.” İzvestiya gazetesi (Moskova), 4 Mart 1992
“Binbaşı Leonid Kravets: Ben şahsen tepede yüz civarında ceset gördüm. Bir erkek çocuğun kafası yok idi. Her tarafta acımasızca öldürülmüş kadın, çocuk ve ihtiyar vardı.” İzvestiya gazetesi (Moskova), 13 Mart 1992
“Ağdam’da bulunan yabancı gazeteciler Hocalı’da öldürülmüş kadın ve çocuklar arasında kafa derisi soyulmuş, tırnakları çıkarılmış 3 kişi görmüşlerdir.” Le Monde gazetesi (Paris), 14 Mart 1992
SON SÖZ
İnsanlık adına kara bir leke olan bu tür hâdiselerin tekrarlanmaması, müsebbiplerinin unutulmaması ve her platformda dile getirilmesi elzemdir. Kardeş ülke Azerbaycan’a ve kültürel bağlarımızın olduğu tüm ülkelere destek vermek tarihi ve vicdânî bir sorumluluktur. Başta Hocalı kurbanları olmak üzere tüm şehitlerimizi rahmet ve duâlarla anıyoruz. Azerbaycanlılar, Ermenilerin 26 Şubat 1992’de katlettiği Hocalı kurbanlarını anıyor. Azerbaycan’da, Ermenilerin 26 Şubat 1992’de yaptığı Hocalı Katliamı’nın kurbanları anılıyor. Azerbaycanlılar, Ermenilerin Hocalı’da katlettiği 613 kişiyi anmak için Bakü’deki Ana Feryadı Anıtı’na akın etti. Ana Feryadı Anıtı’nda ilk önce Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve devlet erkanının katılımıyla resmi tören düzenlendi. Resmi törenin ardından anıt halkın ziyaretine açıldı. Ellerinde Azerbaycan bayrakları ve posterlerle anıta akın edenler buraya karanfiller bıraktı. Katliamdan kurtulmayı başaran Hocalılılar ve hayatını kaybedenlerin yakınları da anıtı ziyaret etti. Şehit yakınları ve vatandaşlardan bazıları dualar okurken, bazıları da 26 yıl önce yaşanan acı olayı tekrar hatırlayarak gözyaşlarını tutamadı.
“TÜRKİYE OLARAK AZERBAYCAN’IN YANINDA OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Türkiye’nin Bakü Büyükelçisi Erkan Özoral, büyükelçilik çalışanları ve Bakü’deki Türk kurum ve kuruluşlarının temsilcileri de Ana Feryadı Anıtı’nı ziyaret ederek Hocalı Katliamı’nın kurbanlarını andı. Büyükelçi Özoral, ziyaret sonrasında basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Azerbaycan halkının 26 yıldır 613 kardeşinin acısıyla yaşadığını söyledi. Yaralananların ve kaybolanların bu sayının dışında olduğunu belirten Özoral, “Biz Türkiye olarak bu acılı gününde Azerbaycan’ın yanında olmaya devam edeceğiz. Yaşananlar sadece Azerbaycan’ı değil bütün Türk milletini hedef alan alçakça bir saldırıdır. Bu saldırıyı gerçekleştirenlerin artık adalet önüne çıkıp hesap verme vakti çoktan gelip geçmiştir. Bu çığlığımızı her sene daha da yüksek sesle duyurarak Hocalı’ya adaletin gelmesi için elimizden gelen çabayı harcamaya devam edeceğiz.” dedi.
HOCALI KATLİAMI
Ermeni güçlerinin 1991’in sonlarına doğru ablukaya aldığı Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, toplam 7 bin kişinin yaşadığı bir kasabaydı. Aralık 1991’de Karabağ’ın başkenti olarak kabul edilen Hankendi şehrini işgal eden Ermenilerin bir sonraki hedefi Hocalı oldu. Hocalı’nın etrafındaki bütün köy ve yolları işgal eden Ermeniler, kasabanın diğer illerle karayolu bağlantısını kesti. Hocalı’nın diğer bölgelerle tek bağlantısı olan helikopter ulaşımı, 28 Ocak 1992’de Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından vurulmasıyla ortadan kalktı. Bu olayda çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşan 44 sivil hayatını kaybetti.
1992 yılının başlarından itibaren elektrik verilmeyen Hocalı’nın savunması sadece hafif silahlara sahip yerel savunma güçleri ve az sayıdaki milli ordu askerinden ibaretti. 25 Şubat 1992’den itibaren Hocalı’ya üç koldan saldıran Ermeniler, Sovyet Rus ordusunun 366. motorize alayının bütün araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca top ve tank ateşine tuttu. Saldırıdan bir gün sonra ise hafızalardan yıllarca silinmeyecek “Hocalı Katliamı” yapıldı.
Resmi verilere göre, Hocalı Katliamı’nda savunmasız durumdaki 106’sı kadın, 70’i yaşlı, 63’ü çocuk olmak üzere 613 Azerbaycan vatandaşı hayatını kaybetti. Katliamdan 487 kişi ağır yaralı olarak kurtuldu, Ermeni güçleri, bin 275 kişiyi esir aldı, bunların 150’sinden bugüne kadar haber alınamadı.
KAYNAK: http://www.islamveihsan.com/hocali-katliaminin-kurbanlari-aniliyor.html
HOCALI VE KARABAĞ SOYKIRIMLARINI TANIMAYAN TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMET ÜYELERİ KAHROLSUN.
Bir Ermeni Gazeteci olan Daud Kheyriyan olayları anlattığı "Haçın Hatırı İçin" kitabında Hocalı katliamını şöyle anlatıyor: "Gafion denen ve ölülerin yakılmasıyla görevli Ermeni grup, 2 Mart günü Hocalı'nın bir kilometre batısına 100 Azeri cesedini getirip yığdı. Son kamyonda 10 yaşlarında bir kız çocuğu gördüm. Başından ve elinden yaralıydı. Yüzü morarmıştı. Soğuğa, açlığa ve yaralarına rağmen hâlâ yaşıyordu. O sırada Tiranyan isimli bir asker onu tuttuğu gibi öbür cesetlerin üzerine fırlattı. Sonra bütün cesetleri yaktılar. O sırada yanmakta olan ölü bedenler arasından bir çığlık işittim…"
Bu korkunç katliama tanıklık eden bir gazetecinin aktardığı bilgiler ise daha vahim; "Dağlık Karabağ'ın Hocalı kentinin düşüşünü bir gün boyunca yaşadım. Görüntülerle belgeledim ve video çekimleriyle bir günde 1300 Azerbaycan Türkünün Ermeni çetecilerle öldürülüşünü bütün dünyaya duyurdum. Hocalı katliamı anlatılmaz bir vahşetti... Ermeni bıçaklarından, kurşunlarından kurtulmayı başaranlar; kadınlar, çocuklar, ihtiyarlar karlı dağlarda tipi altında Agdam'a gelmeyi başardıklarında çoğunun ayakları donmuştu. İhtiyar dedelerin, yaşlı anaların yüzleri jiletlerle doğranmış, genç kadınların göğüsleri peynir gibi kesilmiş, bebeklerin kafa derileri yüzülmüştü. Hocalı ile Agdam arasındaki 12 kilometrelik orman boyunca cesetler dizilmişti…" 
Bütün dünya, BM ve Batı Ermenilerin bu katliam ve işgaline seyirci kalmışlar, hiçbir tepki göstermemişlerdir. Ermeniler Nahcıvan'a da saldırmışlar, Kelbecer'e saldırmaları üzerine Türkiye'nin Kars Antlaşmasına dayanarak bölgeye müdahale edeceğini söylemesi üzerine milletlerarası camia ancak harekete geçebilmiştir! Ermeniler Azerbaycan'ın %20'sini işgal etmişlerdir. Halen 1 milyon Azerbaycan Türk'ü sürgünde çok zor şartlarda yaşamaktadırlar. Türklerin çilesi, ızdırabı dinmemiştir. Sürgünde yaşayanlar yerlerine dönememişlerdir. Bir millet kendi vatan topraklarında sürgün yaşamaktadır. BM 822 sayılı kararı ile Ermeni güçlerinin işgal ettiği topraklardan çekilmesini istemiş, ancak bu kararı Ermeniler takmamışlardır. Ermeniler silahla aldığını silahsız bırakmaya niyetli değildir. Azerbaycan zaman zaman topraklarını gerekirse silahla geri alacağını söylemektedir. Türkiye "barış" denilen şey adına Azerbaycan'a gerekli desteği vermeye çekinmektedir. O günkü Ermeni katillerin arasında bugünkü Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan da bulunmaktaydı. Bu kanlı vahşetin Ermeni katiller tarafından insanlığın gözü önünde yapılması hafızalardan çıkmış değildir. Fırsatını buldukları anda yeniden aynı kanlı senaryoları uygulamaktan geri kalmayacaklardır. 
ERMENİ YALAKALIĞI YAPANLARA ŞUNU İZLETİR MİSİNİZ LÜTFEN? 
http://turkcenindirilisi.com/ermeni-yalakaligi-yapanlar-bu-izletiyi-iyi-izlesin/
***
Türkçenin Diriliş Hareketinden alıntıdır. https://www.turkcenindirilisi.com/gundem-gorusler/hocali-katliami-nedir-h86698.html TDH

19 Şubat 2019 Salı

ÇOK YANLIŞ BİR GİRİŞİM "Dijital güvenliğin olmadığı ve bütün kişisel bilgilerin hırsızın/yolsuzun elinde dolaştığı bir ülkede, tam bir kâbus olur. SAKIN HAA!.. Kimlik kartlarını "parayla ilişkilendirmekten" derhal vazgeçin. Aksi taktirde büyük çaplı NİTELİKLİ SAHTEKÂRLIKLAR, hortumlar, soygun ve vurgunlar önlenemez.

Kimlikle para çek!....
BU MENFUR PROJE İLE TÜRKİYE, BİLEREK VE İSTENEREK; "NİTELİKLİ SAHTEKÂRLAR, LÂNETLİ HIRSIZLAR VE İNSANLIK DÜŞMANI NECİS VE İĞRENÇ DOLANDIRICILAR CENNETİ" HALİNE GERİLMEK Mİ İSTENİYOR?.. 
Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi’nin yeni projesiyle dijital kimlik kartlarına sertifika eklenecek. Böylece yeni kimliklerle elektronik ortamda dokümanlar imzalanabilecek, ATM’lerden para çekilecek, ödeme yapılacak, noter ve sağlık hizmetleri alınabilecek. Kullanımın en kısa zamanda başlayacağı belirtiliyor!..
[[EKSİK OLSUN İSTEMEZÜK]]
"Başta e.devlet verileri dahil olmak üzere, vatandaşlara ait 'yasa, ahlâk ve tedbir gereği kesinlikle gizli kalması zorunlu' verilerin 'ciddi bir takibe ve cezai işleme maruz kalmadan serbestçe" ortalıkta dolaştığı, nüfus, vatandaşlık, emlâk ve özel yaşama ilişkin mahrem bilgilerinin sosyal medyada uçuştuğu; Nitelikli sahtekâr, azılı hırsız, arsız, yolsuz, hortumcu, soyguncu ve dolandırıcılara anahtar olduğu; Terör ve tedhiş örgütlerinin vatandaşların bütün mahrem bilgilerine ulaşarak, bunları çok kirli emellere alet ettikleri bir memlekette; Vatandaşlık Kimlik Belgesi yerine kaim NÜFUS KÂĞIDI'nın, sağlam ve sağlıklı beyan, bildirim, tanıtım ve kimliği ispat aracı olmaktan başkaca bir amaçla kullanılması çok tehlikeli ve insan haklarını tehdit niteliği arz eder. Bu ve muadil binlerce nedenle "BU MENFUR PROJEDEN" derhal vazgeçilerek, kimlik kartlarının daha mahfuz ve kişiye özel olması ve kalması için çalışılmalıdır. Hele de ülkemiz bu kadar hırsız-yolsuz, soysuz, suiistimalci ve her derece ve düzeyde sahtekârlarla dolu iken!......."      
BU PROJE DERHAL İPTAL EDİLMELİDİR
Cumhurbaşkanlığı’nın başlattığı çalışmayla 82 milyon vatandaşın dijital kimlik kartları alışverişten, bankacılık işlemlerine, sağlık hizmetlerinden, noter işlemlerine ve sosyal medya hesaplarının yürütülmesine kadar birçok işlemde kullanılabilecek. Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi, kimliklere “elektronik sertifika” yükleme çalışmasını başlatıyor. Projeyle yeni kimliklerle elektronik ortamda dokümanlar imzalanabilecek, banka kartları, kredi kartları gibi kartların da doğrulaması yeni çipli kimlik kartlarıyla yapılabilecek. Kimlik kartlarının kullanım alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar neticesinde, çevrim içi alışverişten dijital bankacılık işlemlerine, sağlık hizmetlerinden noterlik hizmetlerine hatta sosyal medya hesaplarının yönetilmesine kadar birçok alanda kimlik kartının kullanımı en kısa zamanda hayatımızdaki yerini alacak. Yapılan çalışmayla çipli kimlikler, sahip olduğu temaslı ve temassız kimlik doğrulama mekanizmaları ve uluslararası standartlarda entegrasyon kabiliyetleri sayesinde bir çok cihaz ve uygulamayla entegre edilerek kullanılabilecek.
TEK KARTLA ÇOK İŞLEM
Kamu kurumlarının ve özel sektörün kimlik kartlarıyla entegrasyonunun sağlamasının ardından bankacılıktan noter, tapu sağlık ve sigorta işlemlerine birçok alanda kimlik kartıyla güvenli doğrulama işlemi sağlanabilecek. Aynı zamanda uluslararası standartlarda elektronik imza alt yapısına sahip olan kimlik kartlarının bu özelliği sayesinde her türlü elektronik imza işlemi, kimlik kartlarıyla yapılabilecek. Böylece 5070 Sayılı ‘Elektronik İmza Kanunu’na göre ıslak imzayla eş değer olan ve elektronik imza atılmasına imkan veren kimlikler sayesinde elektronik ortamda imza gerektiren her türlü işlem internet üzerinden gerçekleştirilecek. Bu durumun kötü amaçlı kullanılmaması içinde PIN ve biyometrik veri unsurları ile hem kimlik doğrulama hem de e-imza uygulaması yapılacak.
BANKALARLA ENTEGRASYON
Kimlik kartı üzerine yükleme çalışmaları başlatılan nitelikli elektronik sertifika ile toplam sertifika sayısının arttırılması planlanıyor. Böylece elektronik ortamda oluşturulan dokümanlar imzalanabilecek. Böylece verildiği kişinin kimliğini elektronik olarak doğrulamak için verilen bankamatik kartları, kredi kartları, mağaza kartları gibi bütün kartların yerine sadece çipli kimlik kartları kullanılabilecek. Bankalarla yapılacak olan entegrasyon çalışmaları neticesinde, bundan sonra bir bankadan para çekmek için kredi kartına değil kimlik kartına ihtiyaç duyulacak. Bir kişi sadece kendi kimlik kartıyla bankamatiklerden veya internet bankacılığından kimliğini doğrulayarak hesabına ulaşabilecek ve istediği işlemi yapabilecek. Aynı şekilde, yakın zamanda e-Devlet Kapısı üzerinden abonelik işlemlerinin gerçekleştirilebileceği elektrik, su ve doğalgaz abonelik işlemleri de kimlik kartları aracılığıyla yapılabilecek. Dijital Dönüşüm Ofisi’nin kimlik kartlarının kullanım alanlarının artırılmasına yönelik yapılan çalışmalar neticesinde, çevrimiçi alışverişten dijital bankacılık işlemlerine, sağlık hizmetlerinden noterlik hizmetlerine hatta sosyal medya hesaplarının yönetilmesine kadar birçok alanda kimlik kartının kullanımı en kısa zamanda 82 milyon vatandaşın hayatındaki yerini alacak.
3.6 MİLYON SERTİFİKA
ÇİPLİ kimlik kartları dijitaleşme ihtiyaçlarına uygun olarak geliştirilerek, eski nüfus cüzdanlarının yerine kullanılmaya başladı. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, 31 Aralık 2018 tarihi itibariyle Türkiye’nin toplam nüfusu 82 milyona ulaştı. Elektronik sertifika sayısı ise dijitalleşen Türkiye’ye kıyasla toplam 3 milyon 628 bin 121’de kaldı. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu tarafından hazırlanan, elektronik haberleşme sektörünün 2018 yılı üçüncü çeyreğine ilişkin bilgilerin yer aldığı ‘Pazar Verileri Raporu’nda, 2018 yılı üçüncü çeyrek itibarıyla toplam 6 yetkilendirilmiş elektronik sertifika hizmet sağlayıcısı bulunuyor.
KAYNAK: Kimlikle para çek (09 Şubat 2019-Hürriyet)  Erdinç ÇELİKKAN - ANKARA

8 Şubat 2019 Cuma

Kartal'da UYARI toplantısı yapılmıştı. Kahrolası sorumlular 'neden/niçin' dikkate almadılar? Bu gidişle, her an beklenen büyük İstanbul Depreminin akıbeti ne olacak? Müseccel Suçlular: "Kamuya çöreklenmiş 'rüşvet, iltimas, hırsızlık-yolsuzluk ve siistimal sapığı' yağmacı/bozguncu leş kargalarına 'Devlette Dur Diyecek' kimse yok mu!.."

SORUMLU STK TMMOB: "KARTAL’DA YAŞANAN FACİA SİYASAL İKTİDARIN YANLIŞ İMAR POLİTİKALARININ ÜRÜNÜDÜR!.."
[[Kartal'da UYARI toplantısı yapılmıştı. En başta, Kartal Belediyesi ile İstanbul Büyük şehir nezdinde vazifeli Kahrolası sorumlular 'neden/niçin' bu uyarıları dikkate almadılar? Ciyete azmettirme anlamına gelen "İlâve katlara göz yumma" gafleti, dalalet ve ihaneti kimler tarafından gösterildi? Bu gidişle, her an beklenen büyük İstanbul Depreminin akıbeti ne olacak? İstanbul'da, Gebze-Sakarya ve Düzce depremleri benzeri, vahim bir kitle katliamına mı yol açılmak isteniyor? Müseccel Suçlular: "Kamuya çöreklenmiş 'rüşvet, iltimas, hırsızlık-yolsuzluk, ayırma-kayırma ve siistimal sapığı' (devletin malı deniz yemeyen domuz; Zihniyetiyle hareket eden bir takım yağmacı/bozguncu leş kargalarına 'Devlette Dur Diyecek' namuslu-dürüst, adaletli-faziletli Müslüman bir  kimse yok mu!.."]]
6 Şubat 2019 tarihinde İstanbul'un Kartal İlçesinde bulunan Yeşilyurt Apartmanın çökmesine ilişkin TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz tarafından 7 Şubat 2019 tarihinde basın açıklaması yapıldı.
KARTAL’DA YAŞANAN FACİA SİYASAL İKTİDARIN YANLIŞ İMAR POLİTİKALARININ ÜRÜNÜDÜR
Dün İstanbul Kartal’da 8 katlı binanın çökmesi sonucunda Valiliğin açıklamalarına göre 3 vatandaşımız hayatını yitirmiş, 3’ünün durumu ağır olmak üzere 12 vatandaşımız yaralı olarak enkazdan kurtarılmıştır. Hayatını kaybedenlerin yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyoruz.
Ülkemizin farklı illerinde her yıl herhangi bir dışsal faktöre bağlı olmaksızın binalar çökmektedir.
Ülkemizin farklı illerinde her yıl herhangi bir dışsal faktöre bağlı olmaksızın binalar çökmektedir. Mühendislik hizmeti almama, gerekli zemin etüdü yapılmama, denetimden kaçınma, uygun malzeme kullanmama, hatalı proje uygulama ve projede olmayan eklenti ve eksiltmeler yapılma gibi nedenlerle yaşanan bu kazalar büyük can ve mal kayıplarına yol açmaktadır. 84 Kişinin yaşamını yitirdiği Diyarbakır Hicret Apartmanı ve 92 kişinin yaşamını yitirdiği Konya Zümrüt Apartmanı facialarının anıları toplumsal hafızamızda tazeliğini korumaktadır.
Kartal’da çöken Yeşilyurt Apartmanı’na ilişkin Kartal Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, 1992 yılında yapılan binanın ruhsatında Zemin+5 Kat izni olmasına rağmen, 1998 yılında binaya kaçak olarak 2 kat daha çıkıldığı belirtilmektedir. Enkaz kaldırma çalışmaları devam ettiği için binada projeye uygun olmayan başka ne gibi değişikliklerin yapıldığı bilinmemektedir. İlgili odamız tarafından yapılacak incelemeler kamuoyuyla paylaşılacaktır.
Aynı bölgede ve Türkiye’nin her yerinde benzer biçimde ruhsatta ve projede yer almayan çok sayıda kaçak katlar ve yapılaşmalar olduğu bilinmektedir. 
Halen ülkemizdeki yapı stokunun %60'ı kaçaktır. Bu binaların tamamı hem içinde yaşayanlar hem de çevreleri için hayati tehlike oluşturmaktadır. Siyasal iktidarlar ve yerel yönetimler tarafından sıklıkla çıkartılan imar afları, bu kaçak yapılaşmaları cesaretlendirmekte hatta ödüllendirmektedir.
Cumhuriyet döneminde 14 kez imar affı çıkarılmıştır.
Cumhuriyet döneminde 14 kez imar affı çıkarılmıştır. Bildiğiniz gibi bu tip kaçak yapılara tanınan afların en kapsamlısı “İmar Barışı” adıyla geçtiğimiz yıl Haziran ayında çıkartılmış ve 2019 yılı Haziran ayına kadar kaçak yapılara imar affından yararlanma hakkı getirilmiştir. Bakanlığın açıklamalarına göre 2018 yılı içerisinde 9 milyon 210 bin bağımsız bölüm bu af kapsamında ruhsatlandırılmıştır. Belediye Başkanlığının açıklamalarına göre Kartal'da çöken Yeşilyurt Apartmanı da bu İmar Affı kapsamında "Yapı Kayıt" başvurusunda bulunmuştur. İçinde yaşayan yurttaşlarımıza mezar olan kaçak yapıyı kağıt üzerinde "ruhsat" sahibi yapmanın vebali, bu yasayı çıkaran siyasal iktidarın üzerindedir.
Yaşadığımız acı deneyimin de gösterdiği gibi "imar barışı" adı altında işletilen hukuksuzluk
Yaşadığımız acı deneyimin de gösterdiği gibi "imar barışı" adı altında işletilen hukuksuzluk, toplumun can ve mal güvenliğini riske atan tüm girişimleri aklamaktadır. Bir binanın imar affı ile ruhsat sahibi olması, onun güvenli olduğu anlamına gelmemektedir. Binaları güvenli yapan, mühendislik bilgi, birikimi ve uygulamasıdır. Bu gerçekliğe rağmen siyasal iktidar tarafından yapılan bir düzenleme ile 2018 yılı Mayıs ayı içerisinde yapı ruhsatlarında mühendis imzası bulunma zorunluluğunu kaldırılmıştır. Hükümet denetim mekanizmalarını güçlendirmek yerine, mühendislik hizmeti almayan yapı üretimini teşvik etmektedir. Mühendislik ve mimarlık hizmetleri güvenli ve sağlıklı yapılar için bir zorunluluktur. Bilimi ve tekniği, sermaye çevrelerinin ve rant çetelerinin menfaatleri doğrultusunda yok saymak ve bunu yasallaştırmak yapılabilecek en büyük yanlıştır.
Hükümeti “İmar Barışı” uygulamasını derhal son vermeye çağırıyoruz. Başta imar affı uygulamasından faydalandırılan yapılar olmak üzere mevcut yapı stoku planlı biçimde incelenmeli ve yönetmeliklere uygun olmayan, deprem güvenliği olmayan yapılar derhal tahliye edilerek gerekli güçlendirme ve yenileme çalışmaları yapılmalıdır.(07.02.2019)
Emin KORAMAZ, TMMOB YÖNETİM KURULU BAŞKANI
Yeni AKİT Gazetesi Cevap Veriyor: "İmar barışını iptal etsek, Kartal’daki bina çökmeyecek miydi?.."
Yeni Akit Gazetesi-08 Şubat 2019 Cuma
Mimarlar Mühendisler Odası’nı, siyasete bir ara verip, Kartal’da önceki gün çöken bina hakkında, meslekleri ile ilgili bir açıklama yapmaları gerektiği hatırlatması yapmıştım.. Fırsatı kaçırmamışlar..
Dün nihayet, TMMOB açıklamasını yaptı..
Ama açıklama, yine bildiğiniz, politize olmuş bir odanın, baştan aşağı politika kokan ifadeleri ile dolu.. Biz bekliyoruz ki, “Çöken binanın, bir anda yerle bir olmasının gösterdiği gerçek, yıkımın sebebinin şu şu olduğudur” desinler.. Biz bekliyoruz ki, “5 kat için atılmış bir temelin, ilaveten üç kat daha taşıması mümkün değildir, bu bir cinayettir. İmza atanlar, onaylayanlar, seyirci kalanlar, hepsi suçludur” desinler..
Biz bekliyoruz ki, “Binanın girişindeki dükkanın duvarların yıkılıp, yerine cam yapılması, binanın çökmesinde etkili olmuştur/olmamıştır” denilsin.. Biz bekliyoruz ki, “Binanın giriş katındaki kolonlar kesilmemiş olsa, binanın 30 yıl sonra bu şekilde çökmesi mümkün olmazdı” denilsin..
Veya..
Bu tezlerin, tam aksini savunsunlar..
Doğrusu ne ise, onu açıklasınlar..
Uzmanlık alanları ile ilgili, binanın çökmesi olayına bir açıklama getirsinler..
Olayın karanlık noktalarına ışık tutsunlar..
Ama bakıyoruz açıklamaya..
Hiçbir yerinde, buna yönelik küçücük bir aydınlatma amaçlı bilgi kırıntısı yok..
Onların derdi, yine AK Parti iktidarına bu “çökme” üzerinden saldırmak..
Varsın, Kartal ilçesi, 5 yıldır CHP’li bir başkan tarafından yönetiliyor olsun. Varsın, inşaatın yapıldığı tarihte, CHP’li bir belediye başkanı işbaşında olsun..
TMMOB ne yapar yapar, olayı AK Parti’ye getirir, bağlar.. Nitekim, dünkü açıklamalarında da, öyle yapmışlar.. Ne demişler, aktarayım.. “Halen ülkemizdeki yapı stokunun % 60’ı kaçaktır. Bu binaların tamamı hem içinde yaşayanlar hem de çevreleri için hayati tehlike oluşturmaktadır. Siyasal iktidarlar ve yerel yönetimler tarafından sıklıkla çıkartılan imar afları, bu kaçak yapılaşmaları cesaretlendirmekte hatta ödüllendirmektedir.” Konunun uzmanı olmanıza falan gerek yok.
Aktüel olayları uzaktan da olsa takip ediyorsanız.. Son 10-15 yıl içinde.. Hatta 1999 depreminden sonra.. Yapılan binaların büyük çoğunluğunun sıkıntı arz etmediği, kaçak diye tanımlanan binaların hemen büyük çoğunluğunun 1999 depreminden önce yapılan binalar olduğunu bilmeniz gerekir...
O zaman.. Son yılların sorunu imiş gibi imada bulunarak.. Ayrıntıya girmeden, “Yapı stokunun % 60’ı kaçaktır” demek, bir yalan değil midir? Çarpıtma değil midir?
Yalan ve çarpıtma bununla sınırlı olsa, yine iyi.. Teknik açıklama yerine, siyasi parti gibi açıklama yapmaya soyunan TMMOB, saldırısını/çarpıtmasını şöyle sürdürüyor: “Kaçak yapılara tanınan afların en kapsamlısı ‘İmar Barışı’ adıyla geçtiğimiz yıl Haziran ayında çıkartılmış ve 2019 yılı Haziran ayına kadar kaçak yapılara imar affından yararlanma hakkı getirilmiştir. Bakanlığın açıklamalarına göre 2018 yılı içerisinde 9 milyon 210 bin bağımsız bölüm bu af kapsamında ruhsatlandırılmıştır.”
Biz TMMOB’dan teknik açıklama bekliyoruz.
Onlar teknik konuların bile ırzına geçip, kavramları altüst eden, “müracaat”ı “ruhsat” diye gösteren sahtekarlıklara imza atıyorlar.. Evet bakanlık açıklamalarında, aftan yararlanmak isteyenlerle ilgili sayılar verildi.. Ama bunların işlemlerinin tamamlanıp, taleplerinin kabul edildiği ve ruhsat verildiğine dair bir açıklama yapılmadı.. O zaman, “müracaat” ile “ruhsat”ın arasındaki farkı mı bilmiyor, TMMOB? Yoksa.. Cinliğinden mi; bilmiyor numarasına yatıyor?..
Bakanlığın bu imar affı vesilesi ile yapmak istediği çalışmanın birisi de, tam da “sorunlu” binaların tespitini yapmak.. Devlet, kendi elemanları vasıtası ile bütün binaların imara aykırlıklarını tespit etmekte aciz kalıyor.. “Türkiye genelinde bir envanter çıkarmaya çalışsak, bu yılları alacak” diye düşünüyor.. Ve çözümü, vatandaşın kendisinin beyanda bulunmasında buluyor..
Bu amaçla da.. İmara aykırı binalar için beyanda bulunulmasını istiyor.. “Her beyanda bulunana ruhsat vereceğim” diye bir taahhütü yok.. Ama TMMOB, olayı çarpıtıp, 9 milyon 210 bin ruhsat verildiğini iddia ediyor. O zaman, biz de soralım, madem her müracaat edene ruhsat veriliyor, önceki gün çöken binanın müracaatta bulunduğu da kabul edildiğine göre, buyrun çıkarın, çöken binaya verilen ruhsatın belgesini.. Gösterin de, kim, o binanın oturulabilir olduğunu, hiçbir sıkıntısının olmadığını, içindeki insanların can güvenlikleri olduğunu belgeleyen ruhsatı vermiş, görelim..
TMMOB’un açıklamasının son bölümü, bunları hiç ciddiye almamak gerektiğini, bas bas bağırarak ilan ediyor.. Bakın, ne kadar sığ, ne kadar saçma bir iddiada bulunmuşlar: “Siyasal iktidar tarafından yapılan bir düzenleme ile 2018 yılı Mayıs ayı içerisinde yapı ruhsatlarında mühendis imzası bulunma zorunluluğunu kaldırılmıştır. Hükümet denetim mekanizmalarını güçlendirmek yerine, mühendislik hizmeti almayan yapı üretimini teşvik etmektedir.”
Ne olursunuz, lütfen, rica ediyorum, TMMOB yetkilileri..
Mühendis imzası olmadan, bir inşaatın tamamlanması nasıl mümkün olacak, bir izah eder misiniz?
Ruhsatın üzerinde, üç kişinin imzası mı olsun, bir kişi mi imzalasın gibi bir ayrıntıyı, kalkıp da, “Artık inşaat yapılırken hiçbir mühendise ihtiyaç duyulmayacak” türünden bir açıklamaya götürenlerin sorunu, olayı anlamakta zorluk çekmeleri mi, yoksa ne görürlerse görsünler, “her şeye saldır Jo”hastalığına yakalanmaları mı? TMMOB bu açıklamasının, bir de tersinden baktığınızda göreceğiniz saçmalığı var.. Bugüne kadar, mühendisten imza alma zorunluluğu olduğuna göre.. 2018’den itibaren bu zorunluluk ortadan kaldırıldığına göre.. 2018’e kadar yapılan binaların, sağlam, can ve mal güvenliğini sağlar tarzda inşa edilmiş olmaları gerekir..
Ama görüyoruz işte.. 2018’den önce yapılmış bir bina.. Önceki akşam.. Kumdan yapılmış gibi.. Bir anda yıkılıverdi.. TMMOB, 2018’den sonrası için geçerli bir düzenlemeyi, 2018 öncesinde yapılan binaların çökmesine nasıl gerekçe gösterebiliyor ki? Kafası mı almıyor? Yoksa, saldırma saplantısı, gözlerini mi kör etmiş?
TMMOB açıklaması, şöyle bitiyor:
“Hükümeti ‘İmar Barışı’ uygulamasını derhal son vermeye çağırıyoruz.” Haydi bakalım, burdan yakın.. “Can ve mal güvenliğini tehlikeye düşüren binalar için imar barışından yararlanmak üzere müracaat edilse bile, gerekli kontrolleri sıhhatli yapın, olumlu rapor çıkmayanları yararlandırmayın” denileceğine.. “Biz de teknik adamlar olarak, üyelerimizi bu konuda uyaracağız”denileceğine..
Yıkılan binaların sebebi olarak, “imar barışı” gösteriliyor.. Varsayalım, imar barışı çıkmadı.. Varsayalım, TMMOB’un isteği kabul edildi, imar barışı iptal edildi..
Kartal’daki bina çökmeyecek miydi?

1 Şubat 2019 Cuma

GÜNÜN HABERİ: Belediye Başkan Adaylarına Açık Mektup "Salih ARIKAN" Türkiye Beyazay Derneği İzmir Şube Başkanı (Bu Mektubu mevcut olsun, müstakbel olsun bütün Belediye Başkanları MUTLAKA OKUMALI, incelemeli ve değerlendirmelidir.

Tüm Belediye Başkanları ve Yeni Belediye Başkan Adaylarına Açık Mektup!..
Haber.Makale: Salih ARIKAN
Türkiye Beyazay Derneği İzmir Şube Başkanı
Belediye Başkan Adaylarına Açık Mektup. Ben Salih Arıkan görme engelliyim. Türkiye Beyazay Derneği İzmir şube başkanıyım. 
31 Martta yerel seçime gideceğiz. 
Ben Görme Engelliyim ve Maalesef Özgürce oy kullanamayacağım. Son iki seçimdir engelsiz erişim derneğinin Boğaziçi üniversitesiyle birlikte hazırladığı oy şablonlarıyla oy kulandım. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) şablon ya da farklı çözümlere yanaşmıyor buda anayasal bir ihlaldir. Bazı arkadaşlarımızın sandık ayağına gelecek. Sadece yatalak hastaların değil evden çıkamayan herkesin ayağına sandık gelmeli yâda farklı şekillerde engellilerin oy kullanabilecekleri erişilebilir seçenekler üzerinde durulmalı. 
Öncelikle adaylara başarılar diliyorum. 
Ben İzmir’de yaşıyorum. Ama yazımız geneldir. Bazı özel sorunları yazsak da genel bir perspektif çizmeye çalışacağız. Veri tabanı oluşturulmalı. Ülkemizde kaç engelli var. Yaş cinsiyet ve eğitim durumları nedir? İlgi ve ihtiyaçları ve beklentileri saptanarak politikalar ve projeler yapılmalı engellik tıbbi değil sosyal bir durumdur. Engelliliği kurtulunması gereken bir unsur değil evrensel tasarım ve makul uyumlulaştırmalarla hayatın içine katma çabasıyla yola çıkalım. 
Belediye bünyesinde engelli hizmet birimleri oluşturulsun. 
Mümkünse hizmet biriminin başına engelli ve engellilik bilinci olan formasyon sahibi biri atansın. Çünkü sorunları bilen ve yaşayan olursa adanmış bir kişi olur. Engelli hizmetlerinin yetkileri bulunmasında fayda var. Bir birime bağlı olursa oralardan izin alma ve farklı yazışmalarla izinlerle ciddi vakit kayıpları yaşanır. Engelli hizmet biriminde farklı engel gurupları alanında uzmanlaşmış kişiler olsun hizmet birimine bağlı olarak mesleki eğitim kursları hobi faaliyetleri psikolojik ve hukuki danışmanlık merkezleri. Engelli araçları bazı belediyelerde engellilere hizmet veren araçlar var. Ama bu araçlar az olduğu için sıra beklenmekte. Engellilerle ilgili hizmetler etkinlikler projeler engelli dernekleri ve aileleriyle birlikte planlanmalı birilerinin tatmin aracı olursa zaman kaynak boşa gitmiş olur. 
Kent konseylerine bağlı olarak engelli meclisleri olmazsa olmazımız. 
Görüş alışverişleri faaliyet ve projeler etkinliklerin tartışıldığı engelli dernekleri aileleri ve gönüllülerin bir arada olduğu engelli meclisleri ve çalışma gurupları belediyelerin işini kolaylaştırır. Belediye başkanının kapısı herkese açık olsun özelikle engelli meclisleri engelli hizmet Birimleriyle engelliler ve dernekleriyle doğru bir iletişim köprüsü kurulursa sorunlar ciddi anlamda çözülür. 
Kafamızda şöyle bir taslak oluşturalım. 
Engelli evinde yaşıyor. 
Bir sabah dışarı çıkacak. 
Daha apartmanında sorunlarla karşılaşıyor. 
Öncelikle biz evde görmüyoruz yürüyemiyoruz ama apartmanda engelliyiz neden engelliyiz. Çünkü engellendiğimiz için öyle diyoruz. Bunun suçu bizde yâda ailemizde değil ön yargılarınızda. Bina girişi engelliye uygun değil asansörler maalesef akülü sandalyelerle girilebilir durumda değil. Asansörlerde kabartma işaretler yok. Binadan çıktık. Dışarı adım atmaya çalışarak ilerliyoruz. Kaldırımlar masalar sandalyeler ve Arabalar tarafından insan dışında tüm araç ve gereçler tarafından işgal edilmiş. Kaldırımlar boş olsa engellilere mi faydası olacak. Herkese faydası olacak. Kimin daha çok hayatı zor duruma düşüyor hamileler bebek arabalılar yaşlılar ve engellilerin hayatını daha çok zora sokuyor. Rampalar tekerlekli sandalyelere uygun değil kaldırımlarda görmeyenler için sarı çizgiler yapılmış ama çoğu zaman adi malzemeden gelişi güzel yapıştırılıyor. TSE standartlarına uymuyor. 
Hadi gelin toplu taşımaya binelim. 
Hala bazı araçlar engelliye uygun değil. 
Araçlarda nereye geldiğimizi geleceğimizi belirtir sesli uyarılar işitme engelliler içinde görüntüler olması faydalı. Bazı kentlerde sesli uyarıları kapatıyorlar. Yâda kaptanlar başım ağrıyor deyip kapatabiliyor. Son yıllarda mobil uygulamalarda engellilerin toplu taşımada hayatını kolaylaştırıyor. Otobüsten indik bir görmeyen olduğunuzu farz edelim. Karşıdan karşıya kimsenin yardımı olmadan geçmeniz için sesli uyarı sistemleri bulunsun. Var ama yaygın değil. Metro tramvay ve diğer raylı Sistemlerde de bazı engeller var. Raylı sisteme inerken asansörler var. Daha çok engelsizler kullanıyor. Tahrip ediliyor. Ve bazen arkadaşlarımız mağduriyetler yaşıyor. 
Toplu taşımada engelli kartları. 
İzmir bu konuda şanslı Şehirlerden. 
Aile Bakanlığının kartı tüm toplu taşımalarda geçerli kart. 
Ama bazı kentler kendi ilinin kartını dayatıyor. Kent mobilyaları tüm kent mobilyalarının alanların erişime uygun olması hayatımızı kolaylaştırır. Tekerlekli sandalyedeki arkadaşlarımız karnı acıktığında bir lokantaya restorana girip karnını doyuracakları bir yer bulmakta zorlanıyor. Kamuya açık binalarda engelli bay ve bayan tuvaletleri olursa harika olur. Çalışan engellilerimiz artı. 
Engelsiz turizm nedir nasıl olmalıdır?
Ve bazı ilgi ihtiyaç ve beklentilerde değişmeye başladı belediye başkanlarımız ve meclis üyelerimiz artık engelsiz turizm nedir nasıl olmalıdır kafa yorması iyi olur. Belediyelerde işaret dili kursları olsun ama işaret dili tercümanları ’da istihdam edilsin. Belediyelerde daha çok engelli istihdam edilmeli. Engellilerin daha çok spor yapacakları alanlar artsın. Engellilerle ilgili spor kulüpleri desteklenmeli. Engelli derneklerine yer verilsin. Daha birçok şey yazılabilir. Altın kural Belediye Başkanları’nın kapısı herkese açık olsun. Engellilerle ilgili faaliyet etkinlik projeler engelli dernekleri ve Aileleri sürece dâhil edilsin. Biz olmadan bizim için asla seçimimiz hayırlı olsun. 
Salih Arıkan, 
İletişim: Salih ARIKAN,Tel: 0 506 514 96 93 - E-Posta: slh.arikan@gmail.com
Skaype: saliharikan2 - Face: https://www.facebook.com/saliharikan4
İnsragam: https://www.instagram.com/izmirliengelliler - Twitter: www.twitter.com/saliharikan77
Web. www.beyazay.org.tr
Bağımsız Hareket kursumuz: https://www.youtube.com/watch?v=BsxdDJMTwLY&
Beyazay İzmir Faaliyetlerimiz: https://www.youtube.com/watch?v=HD58JVgFRRU&t=4s
Blogger. https://saliharikanyazilar.blogspot.com/