ZEKERİYA TÜMER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ZEKERİYA TÜMER etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Temmuz 2015 Salı

DÜNYA'NIN MERKEZİ İSTANBUL., SIFIR NOKTASI [Can EROĞLU & Yalçın KOÇAK]

SIFIR MERİDYENİ LONDRA’DAN DEĞİL İSTANBUL’DAN GEÇİYOR
Bugün bütün dünya ile birlikte biz de saatlerimizi sıfır meridyeninin geçtiğine inanılan İngiltere’deki Greenwich’e göre ayarlıyoruz. Ama henüz 130 yıl öncesine kadar sıfır meridyeni İstanbul’dan geçiyor ve hem zamanın hem de dünyanın merkezi İstanbul sayılıyordu. Bu gerçeği Osmanlı arşivlerinden çıkardığı haritalarla ispatlayan astronom Yakup Emre, “Arşivlerimizdeki belgeler tarihi yeniden yazdırır” diyor.
Sadece Osmanlı İmparatorluğu’na değil Roma ve Bizans İmparatorluklarına da başkentlik yapmış olan İstanbul, daha 130 yıl öncesine kadar dünyanın merkezi olarak kabul ediliyordu. Sıfır meridyeninin geçtiği İstanbul, aynı zamanda dünyanın Doğu ve Batı diye ikiye ayrılan merkeziydi de. Doğu ve Batı Roma tanımları bile İstanbul merkeze alınarak söylenebiliyordu. Haritalar buna göre yapılır, saatler İstanbul’a göre ayarlanırdı. Genç araştırmacı astronom Yakup Emre’nin ilk kez bir makalesiyle gündeme getirdiği konu üzerine geçtiğimiz hafta Aydın Üniversitesi’nde düzenlenen Sıfır Meridyen Çalıştayı, 130 yıl önce İngilizler tarafından çalınan milyon taşını ve sıfır noktası unvanını Greenwich’ten geri almak için harekete geçti. Çalıştay sonunda açıklama yapan Prof. Dr. Saim Yeprem, konunun daha geniş tartışılabilmesi için önümüzdeki yıl uluslararası bir meridyen kongresi düzenleyeceklerini açıkladı.
DÜNYANIN MERKEZİYDİ
Çalıştayın oturum başkanlığını yapan İlber Ortaylı’ya göre Doğu Roma İmparatorluğu döneminde dünyanın merkezi olarak Yerebatan Sarnıcı’nın önündeki ‘milyon taşı’ bütün dünyanın başlangıç ve merkez noktası olarak kabul ediliyordu. Ta ki 1800’lü yılların sonuna kadar… Ortaylı’ya göre Greenwich’in sıfır noktası olarak kabul edilmesi, Britanya İmparatorluğu’nun tezahürü olarak anlaşılmış. Bizde başlayan tartışmanın izinden giderek, dünyanın merkezi olan ‘milyon taşı’nın ve Ayasofya’nın hilalinden geçtiğine inanılan sıfır boylamının hikâyesi ‘aslında neydi’ diye sorduk. Sıfır meridyenini ilk kez gündeme getiren Yakup Emre’nin yanı sıra Siyaset Bilimci Yalçın Koçak, Araştırmacı Yazar Celal Tahir ve Tarihçi Yazar Orhan Sakin’le İstanbul’u dünyanın merkezi yapan hususları ve meridyen tartışmasının arka planını konuştuk.
4. YÜZYILDA YERLEŞTİRİLDİ
Aslında hikâyenin sonu hepimiz için çok tanıdık. Biz hikâyenin başına odaklanalım. Roma İmparatoru I. Konstantin tarafından bugünkü Sultanahmet Meydanı’na 4. yüzyılda yerleştirildiği düşünülen –ki bugün hala orada duran- Milyon Taşı, İstanbul’u dünyanın merkezi olarak konumlandırmıştı. Bizans ve Osmanlı dönemlerinde de şehir bu merkeziliğini korumuştur. Milyon Taşı (sıfır taşı) dünyayı Doğu ve Batı diye ikiye ayırırken, Coğrafya biliminde kullanılan boylamların ilki olan Sıfır Boylam da Ayasofya’nın hilalinden geçiyor diye kabul edilmişti. Zaman da buna göre belirlenmiş ve uzun yıllar pek çok ülke saatlerini İstanbul’a göre ayarlamışlardı. Ta ki 1884 yılına kadar.
HERŞEY ONA GÖRE AYARLANIYOR
1884 yılında Washington’da Uluslararası Meridyen Kongresi adıyla bir toplantı düzenlenir. Yirmi dört ülkeden temsilcilerin katıldığı toplantıda Osmanlı’yı Ahmet Rüstem Efendi temsil eder. Osmanlı’nın ‘şerhli evet’iyle başlangıç meridyeni Greenwich’e taşınır. Tabi onunla birlikte zaman ve konumun belirlenmesi de. Zamanla tüm dünya Greenwich’i başlangıç meridyeni ve saati olarak kabul eder. Osmanlı, kendi sistemiyle birlikte ikili bir sistem devam ettirir. Cumhuriyet sonrası Takvim, saat ve ölçülerle ilgili yapılan kanunda Türkiye’de Greenwich’e göre ayarlar kendisini. Bunun ne önemi var diyenler için şunları bazı başlıklarını saymak yeterli olacaktır: Haritalar buna göre çiziliyor, saatler buna göre ayarlanıyor, yön tayini buna göre yapılıyor. Bugün hava ve deniz trafiğinin yanı sıra tüm dünya borsalarının açılış kapanış saatleri bile buna göre ayarlanıyor.
Arşivlerimizdeki belgeler tarihi yeniden yazdırır
Anlamak için en baştan başlayalım, meridyen ne demek, sıfır meridyen ne demek? 
Meridyen diğer adıyla tûl zaman hesaplarının, konum tespitinin yapılabilmesi için dünya üzerine çizdiğimiz hayali çizgilerdir. Bu çizgiler toplamda 360 adettir. Doğu Batı diye ayırılabilmesi için bir (0) meridyen icap etmektedir. Bu (0) meridyen Dünya’nın herhangi bir yerinden geçirilebilir.
Peki, bu sıfır meridyeni dünyanın tam olarak neresinden geçiyor? 
Milattan sonra 2. yüzyılda yaşamış astronominin temel taşlarından İskenderiyeli Yunan astronom ve coğrafyacı Batlamyus El Macesti kitabında Kanarya Adalarını esas almıştır. Buranın alınmasının sebebinin, görebildikleri son kara parçasının Kanarya Adaları olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Kanarya Adaları günümüzde İspanya’ya bağlı özerk bir topluluktur. O zamanlar uluslararası bir saat sistemi olmadığından her millet bilimsel çalışmalarında, haritalarında başkentlerini mebde-i tûl (baş meridyen) kabul ediyorlardı. Osmanlı Devleti İstanbul’u, İngiltereliler Greenwich’i, Fransalılar Paris’i esas almıştır.
Bizde ilk ne zaman uygulanıyor? 
Müslüman astronomi âlimlerin temel taşlarından Timur Devleti’nin Hükümdarı Semerkant rasathanesinin kurucusu Uluğ Bey, Kamçatka’nın doğusundan geçen meridyeni başlangıç olarak esas almış. Günümüzde Rusya’nın en doğusunda, Japonya’nın kuzeyinde yer alan Kamçatka, aynı zamanda dünyanın da en doğusunda bulunuyor. Burası, Greenwich’e göre gün oluştuğunda ilk sabah vaktinin zuhur ettiği yer olarak da bilinmektedir. Osmanlı’da ise astronomi Fatih Sultan Mehmed Han’ın davetiyle Uluğ Bey’in öğrencisi Ali Kuşçu ile başlamaktadır.
Sıfır meridyeninin İstanbul üzerinden geçtiğini gösteren bir Osmanlı haritası buldunuz yakın zaman önce. Bununla ilgili başka bilgi, belge ve haritalardan söz edebiliyor muyuz?
Osmanlı vesikalarında arşivlerinde coğrafyacıların bununla alakalı birçok haritası mevcuttur. İstanbul Kütüphaneleri ve Osmanlı Arşivi malzemesi zengin mekânlardır. Buralar detaylı bir şekilde incelenmedi. Yedikıta dergisi olarak İstanbul’u gösteren haritayı ilk biz yayınladık. Bizim bulduğumuz İkinci Abdülhamid Han devrinde, şehzadelere Coğrafya dersi veren Mehmed Eşref Bey’in Coğrafya-i Umumi Atlası kitabındaki haritadır.
NAMAZ İSTANBUL’A GÖRE KILINIYORDU
Başlangıç meridyeninin İstanbul olarak belirlenmesinin anlamı nedir? Bu bize ne sağlıyor? Osmanlı için halifeliğin bir nişanıdır. Bu yüzden Osmanlı’nın hâkim olduğu toprakları gösteren haritalarda baş meridyen olan Ayasofya Camii’nin kubbesinden geçen meridyene “Arz-ı Halife” veya “Arz-ı İstanbul” deniliyordu. Çünkü Halife-i Mü’minin İstanbul’dadır. Hâlen İstanbul’u esas alarak namazlarını kılan ülkeler mevcut. Mesela Afganistan’da bayram namazı vaktini İstanbul esas alarak kılıyorlar. Sebeb ise Halife-i Mü’minin ile aynı anda bayram namazını eda edelim düşüncesidir. Greeenwich esas alındıktan sonra artık bütün hesaplar oraya göre yapılıyor. Dünya’nın düzenini saatini programını İngilizler ayarlıyor. Borsaların açılıp kapanması uçakların kalkış saatleri hep Greenwich’e göre ayarlanıyor.
ZAMANIMIZI BOZDULAR
Mehmet Eşref Bey’in hazırladığı coğrafya kitaplarında farklı yerlerden sıfır meridyenini geçiren haritalar olduğunu söylüyorsunuz. Bunlar ne anlama geliyor?
Evet, Mehmed Eşref Bey hazırladığı Coğrafya-i Umumi Atlası kitabının mukaddime kısmında şöyle ifade ediyor. Osmanlı’nın hâkim olduğu topraklarda Dersaadet’i (İstanbul’u) esas aldığını, Dünya haritalarında ise Paris veya Greenwich’i esas aldığını söylüyor. Mehmed Eşref Bey İkinci Abdülhamid Han devrinde Şehzadelere Coğrafya dersleri veren birisi. Washington’daki kongreden sonra dahi Greenwich’i kabul etmeyip Osmanlı’nın hâkim olduğu haritalarda hep İstanbul’u Ayasofya’nın kubbesini arz-ı halife dedikleri yeri kabul etmiştir. 1884’teki o kongreden sonra Osmanlı saat sistemindeki işleyiş nasıl oldu?
Osmanlı’da zaman kavramı şu şekildeydi; Gün başlangıcını akşam namazından itibaren başlatıyorlardı. Yani güneş battıktan sonra saatlerini 12.00 yapıyorlardı. Buna ezâni saat alaturka saat de denilmektedir. Kongreden sonra Osmanlı’da çift saat sistemi kullanıldı. Bunlardan birisi vasati saat bir diğer adıyla alafranga saat dediğimiz Greenwich esas alınarak kullanılan saattir. Bu ezâni saat uygulaması 1932 yılında çıkan Takvim, Saat ve Ölçülerde Değişiklik Kanunu’na kadar devam etmiştir. Ülke genelinde de tamamen Greenwich esas alınan saat sistemi kullanılmıştır.
Yalçın Koçak – İstanbul Aydın Üniversitesi: Mekke’deki saat kulesi, İstanbul’a karşı bir hamle
Sadece tarihi bir meseleyi konuşmuyoruz, tehlikesi hala süren bir şeyi konuşuyoruz. Bunun üzerine gitmemiz gerekir. Biliyorsunuz Mekke yönetimi yaptıkları saat kulesiyle Mekke merkezli bir zaman uygulaması başlatmak istiyorlar. Biz İstanbul’un merkeziliğini unutunca İstanbul’un sıfır meridyeni Greenwich’e taşındı. Peki, İstanbul’un bir de zamanda sıfırı vardı, bunu da engellemeleri lazım. Mekke’deki saat kulesi bu yüzden ortaya çıkıyor. Ayasofya’nın hilalinin zaman misyonu, Mekke’de yapılmış olan Kraliyet Saat Kulesi’ne taşınmak isteniyor. İstanbul merkezli bir zaman uygulaması olmasın diye uydurulmuş bir şey bu. El Cezire saatini Kraliyet Saat Kulesi’ne bağladı bile. Çünkü İstanbul merkezli bir saat kurulmasın diye Mekke’nin dini bağlamını da istismar ederek bunu yapıyorlar.
İNGİLİZLER MİLYON TAŞI’NI ÇALDILAR
İngilizler 1886’da Yerebatan Sarnıcı’nın girişi kapısı kısmındaki Milyon Taşı’nın yarısını kesip Greenwich’e götürdüler. Bu bir kültür meselesidir. Belki sıfır meridyeni yeniden İstanbul’dan başlatamayız ama mesele gelecek nesillerimizin işin doğrusunu öğrenmeleridir.
Celal Tahir – Araştırmacı Yazar: Gün neden gece 12’de başlıyor sormalıyız!...
Zamanı ve mekânı tanımladığınız vakit, artık her şeyi tanımlayabilecek duruma geliyorsunuz. Burada iki şeye dikkat etmemiz lazım, mekân yeniden tanımlanırken İstanbul devre dışı bırakılıyor, Washington’da alınan kararla Londra merkez oluyor. Aynı yerde zamanın referans noktası da yeniden tanımlanıyor. Bunlarla ilgilenmiyoruz. Cumhuriyet’ten sonra takvim ve saat ölçülerinin değiştirilmesiyle biz bu yeni küresel değişikliklere intibak etmiş olduk. Meseleyi dar bir siyasal bağlamın dışında daha derin olarak kavramak zorundayız. Burada mesele zamanın yeniden tanımlanmasıdır. Bizim bazı soruları sormamız lazım. Milyon taşı neden İngiltere’ye götürüldü? Sıfır boylam niye oradan geçiyor? Zaman neden yeniden tanımlandı, yeni gün neden gece yarısı on ikide başlıyor? Bizim eski kültürümüzde böyle değildi, Tevrat’ta da böyle değildi, Hint geleneğinde de böyle değildir. Bizde gün, geceyle başlar. Perşembe bittiğinde Cuma’nın gecesi başlar. Kural budur. Bu soruyu cevaplayalım.
Orhan Sakin – Tarihçi Yazar: Amerikan ve İngiliz oyunu
19. yüzyılın sonlarına doğru ulaşım ve iletişim araçlarının gelişmesinin, zamanı daha önemli hale getirdiği bilinen bir husustur. Ulaşım ve iletişimin süratlenmesi, zamanı mahalli olmaktan da çıkarmış, globalleştirmişti. Nitekim 1860’lardan itibaren başlangıç meridyeni ve meridyen ölçümleri konusunda çalışmaların yoğunluk kazandığı, ulusal ve uluslararası toplantıların arttığı görülmektedir. Bu dönem aynı zamanda Batı’nın dünyanın üzerinde hâkimiyet ve üstünlük yarışına girdiği bir dönemdir. 1884 yılında Washington’da yapılan konferansta İngiliz tezinin kabul edilmesi, “Güneş batmayan imparatorluk” olarak da adlandırılan İngiltere’nin küresel gücüyle bağlantılı olduğu inkâr edilemez.
[13 MAR 2015 // CAN EROĞLU, (Yalçın KOÇAK & SIFIR NOKTASI)

28 Ekim 2014 Salı

CUMHURİYET (!) BAYRAMINIZ HAYIRLI VE KUTLU OLSUN., ULUSAL HABER & ULUSAL AJANS

CUMHURİYET NEDİR NE DEĞİLDİR.
Cumhuriyet, Atatürk'ün ifadesiyle, tek başına kalsan da gerektiğinde bir dağ başına çıkıp Türk bayrağına sarılıp, vatan uğruna savaşarak, al kanını o al bayrağa yavaş yavaş yedirip şehit olabilmektir.
Cumhuriyet, herkesin Amerikan ve İngiliz mandası istediği bir ortamda işgalci Haçlı emperyalizminin karşısına geçip "Ya istiklal ya ölüm" diyebilmektir.
Atatürk'ün 1921'de Meclis kürsüsünden ifade ettiği şekliyle, "Bizi mahvetmek isteyen emperyalizme, bizi yutmak isteyen kapitalizme baş kaldırmayı ilke edinmektir." Cumhuriyet.
Cumhuriyet, emperyalizm, İstanbul'daki Osmanlı Meclisi Mebusanı'nı silah zoruyla dağıtmış, milletvekillerini Malta'ya sürgün etmişken, hiç tereddüt etmeden Anadolu'da halkın temsilcilerinden oluşan BÜYÜK MİLLET MECLİSİ'Ni toplayabilmektir.
Cumhuriyet, 1920'de Anadolu'nun her yanı işgal edilmişken Andolu'nun orta yeri Ankara'daki Meclis'te "Hudud-u milli"den, "Misak-ı Milli"den söz edebilmektdir.
ÖNCE MİLLET DEMEKTİR
Cumhuriyet, ülke işgal altındayken, ısrarla "Milli irade", "Önce millet" diyebilmektdir.
Cumhuriyet, emperyalist işgale karşı mücadele ederken halkı bilinçlendirmek için çıkarılan gazetelere "İrade-i Milliye", "Hakimiyet-i Milliye", adlarını verebilmektir.
Cumhuriyet, aynı anda hem Haçlı emperyalizmine hem de iç ve dış maşalarına başkaldırabilmektir. Hem emperyalizmle hem de yerli işbirlikçileriyle mücadeleyi göze alabilmektir.
Cumhuriyet, bütün imkansızlıklara, yokluğa ve yoksulluğa karşın emperyalizmi ve taşeronlarını Anadolu yaylasına gömebilmektir, kağnıyla kamyonu yenebilmektir.
Cumhuriyet, Türk'e biçilen o daracık emperyalist elbiseyi, SEVR'i yırtıp atabilmektir.
Cumhuriyet, 600 yıldan fazla bir zamandır kendisini "Allah'ın yeryüzündeki gölgesi" olarak gören sultan/halife "şirk" düzenine baş kaldırıp, bu sakat düzeni yıkıp "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" diyebilmektir.
KÖYLÜYÜ MİLLETİN EFENDİSİ YAPABİLMEKTİR CUMHURİYET
Cumhuriyet, 600 yıllık dönme/devşirme/yabancı egemenliğine son verip, yüzyıllardır merkezden çevreye itilip aşağılanan bu toprağın insanını yeniden iktidar yapabilmektir.
Cumhuriyet, düşünce özgürlüğüdür, aklın özgürlüğüdür.
Cumhuriyet, cehaleti yenmektir.
Cumhuriyet, fakirliği yenmektir.
Cumhuriyet, hastalıkların kökünü kurutmaktır.
Cumhuriyet, ağalığı yıkmaktır, toprak reformudur Cumhuriyet.
Cumhuriyet, "Köylüyü milletin efendisi yapmak" için mücadele etmektir.
Cumhuriyet, ülkeyi demirağlarla örmektir.
Cumhuriyet, kendi okulunu kendi yapmaktır.
Cumhuriyet, kız çocuklarını okutmaktır.
Cumhuriyet, kadındır; okuyan, çalışan, bilimle, sanatla, sporla uğraşan kadındır. Kadına kadınlık ve insanlık onuruna yaraşır biçimde davranmaktır. Kadını siyasal katılımıcı yapmaktır Cumhuriyet.
Cumhuriyet, fabrikadır, hem de sosyal fabrikadır. Edirne'den Kars'a kadar bacaların tütmesidir, üretimdir Cumhuriyet.
Cumhuriyet, akıldır, bilimdir, akıl ve bilim eşliğinde çağdaşlaşmaktır.
Cumhuriyet, aşağılık kompleksinden kurtulmak, insanlık dünyasının uygar ve eşit bireyi olduğunu haykırabilmektir.
Cumhuriyet, tarihine sahip çıkmaktır. Köklerden beslenip yeni yeni filizler verebilmektir.
Cumhuriyet, Türkçedir, dil bilincidir. 600 yıldır Arapça ve Farsçanın baskısına yok olmaya yüz tutmuş, Türkçeye hiç uymayan Arap harfleriyle yazılmaya zorlanmış, adı bile unutulup Osmanlıca diye adlandırılmış Türkçeyi kurtarabilmektir Cumhuriyet.
Cumhuriyet, sanattır, sanatçıdır, çok sesli müziktir. Aşık Veysel'in görmeyen gözleriyle çalıdığı saz eşliğinde söylenen Atatürk'e Ağıt'tır Cumhuriyet.
Cumhuriyet Halkçılıktır: halktır, Halkevidir, Halkodasıdır, Köy Ensititüsüdür: Aydınlanmanın köyden başlatılmasıdır.
Cumhuriyet, laikliktir, din ve devlet işlerini ayrılmasıdır, inançlara ve inançsızlığa tahammül etmektir, din istismarına izin vermemektir. Dindara saygı, dinciye göz açtırmamaktır Cumhuriyet.
Cumhuriyet, Kuran'ı Kerim'i anlayarak okumaktır.
Cumhuriyet, Milliyetçiliktir: Her türlü ırkçılığı reddedip "Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" diyebilmektir.
Cumhuriyet, Devletçiliktir: Devletin ve özel sektörün elele Türkiye'nin kalkınması için mücadele etmesidir. Milli varlıklara sahip çıkmaktır.
Cumhnuriyet Devrimciliktir: Muasırlaşmak, çağdaşlaşmaktır, sürekli yeniliktir, bilimdeki değişim ve gelişimi talkip etmektir. "Dinamik devrimdir" Cumhuriyet. Atatürk'ün 1936'daki ifadesiyle ileride "Ay'a gidecek ayaklar arasında Türk ayakları görebilmenin hayalidir" Cumhuriyet.
Cumhuriyet, Atatürk'tür. Atatürk ise, 11 yıl aralıksız savaşmış, varını yoğunu bu savaşlarda kaybetmiş savaş yorgunu, yıkık bir toplumla Haçlı emperyalizmini yenen; yarı bağımlı, geri kalmış, bu biat toplumundan çağdaş bir ulus devlet ve özgür bireyler yaratan adamın adıdır. Emperylaizme karşı verdiği bağımsızlık ve çağdaşiaşma mücadelesiyle mazlum milletlerin kurtuluş reçetesini yüzyılın başında açıklayan adamdır Atatürk.
Türkiye'de Cumhuriyet, asla sadece bir siyasi rejim değişikliği, bir rejim adı değildir. Türkiye'de Cumhuriyet, önce kağnıyla kamyonu yenmek, yani tam bağımsızlık, sonra da o kağnıyı uçurmaktır, yani çağdaşlaşlıktır. Evet evet yanlış duymadınız Cumhuriyet kağnıyı uçurmuştur. (Cumhuriyetin 10. yılına özel ilk uçak mühendislerimizden Selahattin Alan, yaptığı ilk Türk uçaklarından biri olan MMV1 adlı uçağa amblem olarak bir "kağnı" figürü çizmiştir.)
Atatürk'ün ifadeleriyle, "Cumhuriyet fazilettir. Sultanlık korku ve tehdide dayanan bir idaredir. Cumhuriyet idaresi faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir. Sultanlık, korkuya, tehdide dayandığı için korkak, alçak, sefil, rezil insanlar yetiştirir..."
Yine Atatürk'ün ifadeleriyle, "Cumhuriyet bedava kazanılmış değildir. Bunu elde etmek için çok kan döktük. Her tarafta kırmızı kanımızı akıttık... İcabında... korumak için lazım olanı yapmaya hazırız".
Cumhuriyet bayramınız kutlu olsun....
Ha bu arada: "... işte bu ahval ve şerait içinde dahi vazifen Türk istiklal ve Cumhuriyetini kurtarmaktır..." [facebook//Sinan Meydan]

16 Temmuz 2014 Çarşamba

“Demokrat Parti geleneğinden geliyorum” diyen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Adayı Prof. Dr Ekmeleddin İhsanoğlu, Demokrat Parti'nin Kurucusu ve İlk Genel Başkanı Celal Bayar’ın kabri ve Anıt Mezarı’nı Ziyaret Etti.

“DEMOKRAT PARTİ GELENEĞİ’NDEN” BİR CUMHURBAŞKANI ADAYI
“Demokrat Parti geleneğinden geliyorum” diyen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Adayı Prof. Dr Ekmeleddin İhsanoğlu, DP'nin Kurucusu ve İlk Genel Başkanı Celal Bayar’ın kabri ve Anıt Mezarı’nı Ziyaret Etti.
Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu: "Celal Bayar büyük bir insandır. Kurtuluş Savaşı'nın, milli mücadelenin Galip Hoca'sıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde kendisini, demokrasiye, adalet, hukuk ve barışa adamış bir insandır"
            (AA.İHA, 15 Temmuz 2014) “ Ne CHP'de ne de MHP'de kaydım yoktur. Ben, ailem ve eşimin ailesi Demokrat Parti geleneğinden geliyoruz.” diyen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Adayı Prof. Dr Ekmeleddin İhsanoğlu, Demokrat Parti'nin Kurucusu ve İlk Genel Başkanı Mahmut Celal Bayar’ın kabri ve Anıt Mezarı’nı ziyaret etti. Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı adayı Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu eşi ile birlikte Bursa’nın Umurbey ilçesinde bulunan 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar Müzesini de gezdi..
MİLLİ MÜCADELE’NİN GALİP HOCA’SI CELÂL BAYAR
             Ekmeleddin İhsanoğlu burada yaptığı konuşmada, "Celal Bayar büyük bir insandır. Kurtuluş Savaşı'nın, milli mücadelenin Galip Hoca'sıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nde kendisini demokrasiye ve barışa adamış bir insandır" dedi.
           10 Ağustos 2014 Pazar günü ilk turu yapılacak olan seçimlerde “Çatı Aday” olarak Cumhurbaşkanlığı adayı olarak gösterilen ve Demokrat Parti tarafından da desteklenen Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, seçim gezileri kapsamında Bursa’nın Gemlik ilçesi Umurbey Mahallesi’ni ziyaret etti. Ziyarete Demokrat Parti Bursa İl Teşkilatı yönetici ve üyeleri de katıldı.
Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, mahalle meydanında toplanan Umurbey’liler tarafından coşkuyla karşılandı. Prof. Dr. Ekmeleddin İhsanoğlu, Umurbey halkı tarafından kendisine hediye edilen nadide çiçekleri merhum Celal Bayar’ın kabrine bıraktı.
KABİR ZİYARETİ VE DUA
            Celal Bayar’ın mezarında dua ettikten sonra Celal Bayar Müzesi’ni de gezen İhsanoğlu, müzede bulunan eserleri yakından inceledi. İhsanoğlu, daha sonra zeytin’in barışı, huzur, güvenlik ve demokrasiyi simgelediğini söyleyerek, anıt mezarın bahçesine zeytin ağacı dikti. Müze ziyareti sonrası meydandaki parkta vatandaşlarla sohbet eden İhsanoğlu, seçimi yüzde 55 oyla alacağını söyledi. İhsanoğlu’na Umurbeyliler tarafından zeytin ve zeytinyağı armağan edildi. 
(Bursa: 14 Temmuz 2014 Pazartesi)

***
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN "CUMHURBAŞKANI" ADAYLARI

11 Temmuz 2014 Cuma

KUMPASLAR KISKACINDA TÜRKİYE, ORTA DOĞU CEHENNEMİ VE "ODED YİNON PLANI" DEVREDE?!‏..

"ODED YİNON PLANI" DEVREDE?!‏..
Suriye ve özellikle Irak’ta gelişen olaylar bölgemizde stratejik çevreyi önemli ölçüde etkisi altına almış; Bölgenin savaş yelpazesi ise daha da grileşmiştir.
DYÇ (Düşük yoğunluklu çatışma) ortamı gittikçe daha karmaşık hal almakta ve OYÇ (Orta Yoğunluklu Çatışma) ortamına zemin hazırlamaktadır.
Barış zamanı rekabetler, çevre ülkeleri de kapsamına alarak hızla uyuşmazlık aşamasına doğru genişlemektedir.
Bölge, Türkiye, İsrail ve İran’ı da içine alan bir savaş ortamına doğru sürüklenmektedir. Stratejik çevrenin tabanını, barış zamanı rekabetler oluşturur.
Barış zamanı rekabetler; milli çıkarların çelişmesi üzerine, ulusların veya uluslar arası ittifakların, milli hedeflerini veya ortak çıkarlarını gerçekleştirmek üzere politik, ekonomik, teknolojik ve bilgisel tedbirler, faaliyetlerle beraber düşük yoğunluklu çatışmalara varan askeri tasarruflar ile savaş halindeki taraflardan birine destek vermek şeklindeki hareketlerini içerir. Barış zamanı rekabetler; uzlaşmazlığa veya savaşa yol açabilecek gelişmelere sebep olabilir, savaş için gerekli şartların oluşmasına yol açabilir.
Uluslar arası hukuk kuralları; haksız rekabetler oluşturulması ve savaş için ortam yaratılması hususunda hassas olmakla beraber, belirgin ve ciddi tedbirler içermemektedir.
Daha ziyade tarafların diyalog yoluyla anlaşmaları üzerinde durmakta, barışı bozan taraf için tedbirler öngörmektedir?!
Radikal İslam grupları; Suriye, Irak, Libya, Mali, Kenya, Afganistan, Nijerya gibi bölgelerde mevcut iktidarlara karşı şiddetli ve etkin terör saldırıları gerçekleştirmektedirler.
Barış zamanı rekabetler çerçevesinde örtülü veya açık olarak desteklenen, kendisini yaşatacak ortamı bularak üslenen ve teşkilatlanan, genellikle dini motiflerle örgütlenmiş bu unsurların, modern silah ve teçhizatlara sahip 1000-2000 kişilik guruplarla yaptığı saldırılar; mevcut güvenlik sistemlerini işlevsiz kılmakta, mevcut orduları psikolojik ve moral yönünden çökertmektedir.
Orduları etkisiz kalan iktidarlar, çaresizlik içinde el değiştirmektedirler.
Her iktidar değişikliği, ülkeleri iyice geriye itmekte ve bölünme aşamasına sürüklemektedir.
Karşılaştığı tehdidi bertaraf için şiddet ve orantısız güç kullanan iktidarlar da, oluşan can ve mal kaybı nedeni ile uluslar arası çevrelerden tepki görmekte, yalnızlaşıp ekonomik çöküntüye uğramaktadırlar.
"SİYON PROTOKOLLERİ"
Bugün yaşanan senaryo, 1900 yıllarında yayınlanan "Siyon Protokolleri"nde kabul edilen prensiplerin gerçekleşmesinden ibarettir. "SİYON PROTOKOLLERİ"; Yahudiler tarafından kaleme alınmış, diğer ulusları ve dünyayı nasıl sömürge haline getireceklerini planlayan ünlü bir yazıttır. Bu protokollerin ilk kez 1905’de Rusya’da yayınlanmasına karşın, gerçekte, M.Ö. 929 yıllarında "Siyon’un eski Babil’li Bilgeleri'nin Protokolleri" olarak yazılmaya başlandığı bilinmektedir. Başlangıçta çok kısa olup, Talmud ve Kabala’dan esinlenmiştir.
Tarih boyunca Yahudi gizli cemiyetleri tarafından geliştirilmiştir.
Siyon Protokolleri’nin sembolü, "yılan"dır.
Yılan'ın başı, Babil Bilgeleri’ni; gövdesi, Yahudi Milleti’ni temsil etmektedir.
24 bölümden oluşan protokollerde, Yahudi liderlerin toplantılarında alınan kararlar belirtilmektedir. Protokoller; Yahudilerin ekonomiyi maniple ederek, medyayı kontrol ederek ve dinî çatışmaları teşvik ederek, orduları etkisizleştirerek, dünyayı yönetme "gizli planları"nı tanımlamaktadır!? İsrail ve ABD ise, protokolleri, Yahudi ve İsrail düşmanlığını kışkırtma aracı olarak tanımlamaktadırlar?! Bu protokoller; 1980 yılında yayınlanan ve 1970 yılında kaleme alınan “ODET YİNON PLANI” ile, stratejik seviyede güncellenmiştir.
“ODET YİNON PLANI”
"ODET YİNON PLANI", 1982'de, ISRAEL SHAKAK tarafından "KİVUNİM" isimli Dünya Siyonist dergisinde yayınlandı.
Bu plan; Ortadoğu’nun silahsızlandırılması ve kontrolü amacı ile, etnik ve dini ayrıştırma, bölgede kontrol dışı güç bırakılmamasını öngören bir plandır.
Bu plan, ABD ve İsrail’in bugünkü Ortadoğu için doğru ve detaylı planını temsil eder.
Plan; tüm bölgenin küçük eyaletlere ve bölgelere bölünmesi, bunun için bölgedeki tüm devletlerin yok edilmesini ihtiva eder. Bu planda, Türkiye ve diğer Arap devletlerinin daha küçük parçalara nasıl bölüneceği ayrıntılarıyla belirtilmektedir?!
Yinon planında ilk hedef, Irak’tır!?
Irak parçalanarak Kürt devletinin hayata geçirilmesi ile ilk adım atılacağı ve Irak’ın nasıl parçalanacağı, detaylarıyla ortaya koyulmaktadır. Öncelikle, yönetimdeki rejimin ordusunun zayıflatılması ve petrol gelirlerinin azaltılması hatta elinden alınması, onu Lübnan’ın geçmişteki durumuna getirir ki, bu bir iç savaş demektir!
İç savaş ise, Irak’ın üçe hatta dörde bölünmesi demektir.
Böyle bir Irak ise, Şiilerin doğal lideri olan İran’ın savaş içinde yer almasını kaçınılmaz kılar.
İran-Irak savaşı ise, Irak’ın kesin olarak parçalanması anlamını taşır.
Bu durum, Irak’ın İsrail’e karşı geniş cephede çatışma organize etmesine imkân vermeden çökmesine sebep olacak ve sonuçta İsrail’in yolu kısalacaktır?!
Yinon Planı uzundur, Mısırdan başlayıp Pakistan’a kadar uzanan tüm ülkelerinin siyasi analizlerini ve hassasiyetlerini kapsamaktadır?!
Bu ülkelerin iç sorunlarını çözme kabiliyetsizlikleri anlatılmakta, dini köken ve mezhep farklılıklarının ayrışmaya imkan vereceği belirtilerek, bunların nasıl istismar edileceği belirtilmektedir!? 2006 yılında, ilk kez ABD Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde yayınlanan ve RALPH PETER'S tarafından kaleme alınan “Kanlı Sınırlar” isimli makale ile birlikte yayınlanan BOP haritası ile de, öngörülen hedefler, stratejik seviyede açıkça ortaya konmuştur.
“KANLI SINIRLAR”
“KANLI SINIRLAR isimli ve BOP haritası ekli Ralph PETER’S e ait makale, İstanbul Boğazı ile İndus ırmağı arasındaki ulusal sınırların daha adil bir şekilde değiştirilmesini, bunun için bölgede etnik temizliği öngörür. Kürtlerin, Şiilerin, Hristiyanların, Ermenilerin, bazı tarikatların maruz kaldıkları yanlışlıkları düzeltmeyi ve bu gurupların yeteri kadar temsil edilmesi gerektiğini ortaya koyar. Afrika ve Ortadoğu'da sınırlar değişmedikçe barış gelmeyeceğini, problemlerin çözülmeyeceğini detaylı açıklamaktadır.
Bu makale, stratejik plandır!?
Stratejik öneriler, açık ve nettir!?
ABD'de, seminer ve toplantılarda tartışılmıştır?!
Bu planın kapsamında, Türkiye hedeftir!
Doğusunda Kürdistan kurulması istenirken, İstanbul stratejik bölge kabul edilmektedir?!
Kıbrıs ve Ege kıyıları – İyonya -, özerk bölgedir?!
Ağrı, Ermenilere aittir!?
Karadeniz, Pontus’tur!?
Aleviler için de, Anadolu'da ayrı bölgeler belirtilmektedir?!
Türkler de, etnik temizliğe uğratılmaktadır?!
22 ülkede yaşayan insanlar, etnik ve dinsel farklılıkları esas alınarak; bazı ülkeler iki'ye, bazıları üç'e, bazıları da dört'e, beş'e bölünmüştür?! Planda, bu küçük ülke sınırları kesin sınır kabul edilmemiş, merkezi güçlü bir iradenin (ABD ve NATO’nun) denetimine bırakılmıştır?!
Yerel yönetimler ordusuz kılınmış, güvenliğin sağlanması için yerel polis hatta kabile-cemaat polisi ile yetinilmiştir.
Enerji alanları, kontrollü bölge haline getirilmiştir. Plan, bölgeye uluslararası bir düzen getirilmesini şart koşmaktadır?! Bölgedeki resime; en geniş anlamıyla, Kuzey Afrika’dan Umman Körfezi'ne, oradan Türkiye, Kafkasya ve Orta Asya Cumhuriyetleri'ne; İran, Pakistan ve Afganistan’a; güneyde Yemen’e kadar uzanan ve Irak, Lübnan, Ürdün, İsrail, Suriye, Filistin’i içine alan coğrafyadan; kısaca, "Büyük Ortadoğu’dan" bakmak gerekir?!
Büyük resime bakarken; BM, ABD, Rusya, Çin, NATO, AB gibi "aktörler"i de dikkate almak gerekir. Daha da önemlisi, globalleşme ve demokrasi, enerji, doğal kaynaklar ve insan hakları gibi faktörler de gözönüne alınmalıdır. Coğrafyanın siyasi ikliminin, uluslararası hukuk tarafından biçimlendirilmekte olduğu da unutulmamalıdır?!
Suriye'de etnik ve mezhep ayrışmasının ciddi boyutlara ulaştığı, mevcut rejimin oldukça yıprandığı ve uluslar arası ilişkilerinde yalnızlaştığı, ülkenin ekonomik yönden gerilediği, iç ve dış göçlerin nüfusun yüzde 40'ını kapsadığı bir ortam ortaya çıkmıştır!?
Kısaca, Suriye cazip bir hedef konumuna gelmiştir.
Özellikle, İsrail açısından bir tehdit olmaktan uzaklaşmıştır?!
Suriye’de güçlenen ve palazlanan İŞID örgütü, Irak’ta iç savaşın ve bölünmenin fitilini ateşlemiştir!? Sözde hilafeti ilan ederek ve Irak içinde belirli bölgeleri kontrol altına alarak, ülkede karmaşayı alevlendirmiştir. Kendi çıkarlarına uyacak bölünmeye İsrail açık destek vererek, özellikle Kürt yönetimine cesaret vermiş, referandum şarkıları söylenmeye başlamıştır. Basra, Bağdat, Musul, Erbil merkezli dört eyalet ve/veya federal bölge, bu bölgelere Türkiye ve Suriye’den de ilavelerle, kanlı sınırların silinmesi gayretine girilmiştir?!
Irak ordusu çökmüş, moralini kaybetmiş, devlet tartışılır olmuştur!?
İran, bu savaşa kutsal yerleri koruma amacıyla açıkça iştirak etmeye başlamıştır.
ABD ve AB; şartların, özellikle İran’ın hedef haline gelmesi için ortamın biraz daha olgunlaşmasını beklemeye geçmiştir.
Suriye ve Irak artık devre dışıdır?!
İran ise yemi yutmuştur, Türkiye ise uygulatılan dış politikanın ve karmaşık hale gelen iç politikasının ağırlığını hissetmeye başlamıştır. Büyük Ortadoğu’nun diğer bölgelerinde istikrar yoktur ve bu bölgelerde de rejimlerin yıpratılması, orduların çökertilmesi gayreti, açık veya gizli sürdürülmektedir. İsrail daha cesur davranacak, Gazze’ye daha kolay bomba atacak, bölgedeki yerleşimini daha sağlamlaştıracak, ani ve beklenmedik hamleler yapacaktır; çünkü, İsrail’in yolu kolaylanmıştır.
Önümüzdeki günlerde Suriye ve Irak’ta çatışmalar, DYÇ ve zaman zaman OYÇ şeklinde gelişerek devam edecek, stratejik çevre ise barış zamanı rekabetler seviyesinden İran’ın durumuna bağlı olarak uyuşmazlık hatta savaş safhasına tırmanma eğilimi gösterecektir!?
Taraflar arasında barış zamanı rekabetlerin veya uzlaşmazlıkların sonucunda ilan edilmiş veya edilmemiş silahlı çatışmalar, savaş safhasıdır.
Bazı koşulların gerçekleşmesi durumunda, ülke içi çatışmalar da, uluslar arası hukuk kurallarına göre "iç savaş" olarak kabul edilir. Çatışmalar; konvansiyonel, konvansiyonel olmayan ve nükleer çatışmalar şeklinde üç gurupta gerçekleşir.
Savaş safhası, uzlaşmazlık safhasındaki harekatları da kapsayarak devam edebilir?!
Savaş safhasına, diğer ülkeler taraf, destekçi olarak katılabilir ve/veya tarafsız kalabilir?!
Küresel hakimiyet ve stratejik üstünlük amaçlı operasyonlar, sürdürülen savaş hali, tek süper gücün riski bertaraf için icra ettiği faaliyetler, savaş safhasının günümüzdeki görüntüleridir.
Kürdistan’ın resmen ilanı; Irak’ta barış zamanı rekabeti uyuşmazlığa taşıyacak, çevresinde ise barış zamanı rekabetleri alevlendirecektir.
Türkiye için gelecek günler, sadece bize bağlı görünmüyor; stratejik çevremizdeki sıcak gelişmeler, muhtemel davranışların ortaya koyacağı ortam, bizi de içine çekmeye çalışacaktır?!
ÇOK KANLI SINIRLAR
Ayakta kalmamız için harbin değişimindeki tuzaklardan arınmamız gerekecektir.
Birlikte yaşama kültürümüzü bozacak basit hesaplar ve geçici heveslerden uzak durmalıyız!
ABD ve İsrail’in Kürdistan planı; sadece kendilerini mutlu eder, çizilecek yeni sınırlar, kanlı değil "ÇOK KANLI SINIRLAR" olacaktır!?
Coğrafyanın insanları ok ve yay ile "AÇLIK OYUNLARI" oynamaya başlayacaktır, efendi değil köle olacaktır!
"GELECEĞİN SAVAŞI; HAİN, SİNSİ VE ÖRTÜLÜ BİR SAVAŞ OLACAKTIR!?
BİLGİSAYAR VE DİNLEME CİHAZLARININ, ARAÇ BOMBALARININ, YAKIN ÇEVRELERDE BİRBİRLERİNİ BASİT SEBEPLERLE ÖLDÜREN İNSANLARIN, ÇANTALARINI PATLAYICI İÇİN KULLANAN KADINLARIN, KALKAN OLARAK ÖNE SÜRÜLEN ÇOCUKLARIN, DİNSEL VE ETNİK GEREKÇELER VE TIBBİ TEKNİKLERLE HAZIRLANMIŞ CANLI İNTİHAR BOMBACILARININ VE BUNLARI FİNANSE ETMEK İÇİN UYUŞTURUCU DAHİL HER TÜRLÜ TİCARETİN, GELİR ELDE ETME YOLUNUN KULLANILDIĞI BİR SAVAŞ OLACAKTIR!?
BU SAVAŞLAR; ÇOK UZUN, KANLI VE KORKUNÇ OLACAKTIR."
Aslında, birlikte mutlu olduğumuz ulus kavramı içinde, küçük kırgınlıklar ve telafisi mümkün yanlışlıklara rağmen 80 yıldır belli seviyede mutlu yaşadığımız, ALLAH’ın bize verdiği bir nimet olan Cumhuriyet çatısından çıkmak ve çatıyı yıkmak çabalarından vazgeçerek, mevcut tehditleri bertaraf etme gayretine girmemiz gerekmektedir!?
Birlik olmanın, safları sıklaştırmanın, gerginlikleri gidermenin zamanıdır; çünkü başka çaremiz yoktur, bize kurulan tuzak, "iç savaş" değil "iç dağılma"dır! (İsmail ÜNSAY) - (REF: just now, Cesuryorum)
"Şerefle bitirilmesi gereken en ağır görev 'HAYAT'tır." Nusret DEMİRAL 
Cesuryorum; Atatürk'e, Türk Toplumu'na, Türk Devleti'ne zarar verenlerin, hakaret edenlerin, Türkiye'nin kaynaklarını sömürenlerin, Atatürk'ün kurduğu çağdaş, laik, demokratik ve tam bağımsız Türkiye Cumhuriyeti'ni yıkmak isteyenlerin açıkça ifşa edildiği ve gerçek yüzlerinin gösterilmek istendiği bir sayfadır!