Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Ocak 2018 Pazartesi

"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. " Mustafa Kemal ATATÜRK (AYM üyeleri, bunun ne kadar farkında ve idrakindeler (mi?) acaba!..)

“EMEKLİ AYLIKLARINDA EŞİTLİK SAĞLANMALIDIR”

Çankaya Köşkü; O, Cumhuriyeti burada kurdu
 ve yıllarca, TC Cumhurbaşkanı olarak burada ikamet etti!.. 
Kendini Millete adamış Örnek İnsan; Hakkaniyet, adalet ve hukuk timsali Kurucu Önder Mustafa Kemal ATATÜRK'ün, milletin  emekli ve yaşlıları hakkında gelecek nesillere, devlete ve müstakbel hükümetlere emanet ve vasiyetidir:
"Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; O milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. (Kriteri, ölçüsüdür) Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur."
Mustafa Kemal Atatürk

SON DAKİKA!..
KAMU VİCDANINI DERİNDEN YARALAYAN VE ADALET İLKESİNİ TEMELDEN SARSAN BÜYÜK HAKSIZLIK "EMEKLİ İNTİBAK YASASI" 2018'DE TBMM'NE GELECEK Mİ? AYM NEDEN DUYARSIZ!
(08 Ocak 2018, Pazartesi, Akşam Gazetesi ve AA)
Binlerce emeklinin beklediği intibak yasasında yeni düzenleme 2018 yılında olacak mı merak konusu oldu. Zamların gelmesiyle birlikte emekliler bir düzenleme de intibakta yapılsın istiyor. Peki intibakta son durum ne? Yaklaşık 12 milyon emekli Ocak zammını önceki gün açıklanan enflasyon verileriyle öğrendi. Bu ay içerisinde yüzde 5.69 artırılmış maaşlarını ceplerine koymaya hazırlanan emekliler, gözlerini intibak düzenlemesine çevirdi. 2000 yılı ve sonrasında emekliler, 2000'den önce emekli olanlara yapılan intibak düzenlemesinin kendileri için de hayata geçirilmesini istiyor. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Başkanı Kazım Ergün, 2000 öncesi emekliler için yapılan intibak çalışmasını hatırlatarak, "Ancak, 2000 sonrası emeklilerimiz için de intibak yapılması, kaçınılmaz bir gereklilik olmuştur. Parlamentomuzdan öncelikli beklentimiz, aylıklar arasındaki adaletsizliği ortadan kaldıracak kalıcı bir intibak düzenlemesinin bir an önce TBMM gündemine taşınması ve yasalaştırılmasıdır. Başta hükümetimiz olmak üzere, bütün parlamentomuzdan bir tek şey istiyoruz. 2018 yılında, intibak beklentimiz Meclis gündemine taşınmış olsun. Bütün ülkeyi bayram yerine çeviririz" dedi. Emekli intibak yasası 2018 son durum ne 2000'den önce emekli olanlar için intibak yasası çıkacak mı? Milyonlarca emekli yeni zamlarına kavuşmuşken intibak yasasının çıkıp çıkmayacağını merak ediyor. Gelin hep birlikte intibak yasasına bakalım. 2000 yılı ve sonrasında emekli olanlara yönelik intibak, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) gündeminde bulunuyor. Türkiye Emekliler Derneği üyesi İbrahim Avcı'nın bireysel başvurusu önümüzdeki günlerde yüksek mahkeme tarafından ele alınacak. Anayasa Mahkemesi'nden intibak vizesi çıkarsa, emekliler yeni bir zamma kavuşacak. Maaşlar yeniden hesaplanacak, intibak zamları belirlenecek. Türkiye Emekliler Derneği'nin verdiği bilgiye göre, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar yaklaşık 5 milyon emekliyi kapsayacak. İlk intibakta 2000 yılı öncesinde emekli olan yaklaşık 2 milyon SSK'lıya 50 ile 355 lira arasında artışlar yapılmıştı. Yeni intibakta da artışların bu seviyede olması bekleniyor. Yeni intibakta da artışların bu seviyede olması bekleniyor.
Emekli intibak yasası 2018 son durum ne Meclis'e gelecek mi?
Yaklaşık 12 milyon emekli Ocak zammını önceki gün açıklanan enflasyon verileriyle öğrendi. Bu ay içerisinde yüzde 5.69 artırılmış maaşlarını ceplerine koymaya hazırlanan emekliler, gözlerini intibak düzenlemesine çevirdi. 2000 yılı ve sonrasında emekliler, 2000'den önce emekli olanlara yapılan intibak düzenlemesinin kendileri için de hayata geçirilmesini istiyor. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Başkanı Kazım Ergün, 2000 öncesi emekliler için yapılan intibak çalışmasını hatırlatarak, "Ancak, 2000 sonrası emeklilerimiz için de intibak yapılması, kaçınılmaz bir gereklilik olmuştur. Parlamentomuzdan öncelikli beklentimiz, aylıklar arasındaki adaletsizliği ortadan kaldıracak kalıcı bir intibak düzenlemesinin bir an önce TBMM gündemine taşınması ve yasalaştırılmasıdır. Başta hükümetimiz olmak üzere, bütün parlamentomuzdan bir tek şey istiyoruz. 2018 yılında, intibak beklentimiz Meclis gündemine taşınmış olsun. Bütün ülkeyi bayram yerine çeviririz" dedi.
AYM'NİN GÜNDEMİNDE
2000 yılı ve sonrasında emekli olanlara yönelik intibak, aynı zamanda Anayasa Mahkemesi'nin (AYM) gündeminde bulunuyor. Türkiye Emekliler Derneği üyesi İbrahim Avcı'nın bireysel başvurusu önümüzdeki günlerde yüksek mahkeme tarafından ele alınacak. Anayasa Mahkemesi'nden intibak vizesi çıkarsa, emekliler yeni bir zamma kavuşacak. Maaşlar yeniden hesaplanacak, intibak zamları belirlenecek. (Ancak, aradan geçen uzun bir süreye; Yaşanan haksızlık, hukuksuzluk ve eşitsizliğin, her gün daha da derinleşmesine ve toplumda büyük yaralar açmasına rağmen "Anayasa, İnsan Hakları, Adalet ve Hukuku Korumakla Memur, Mecbur ve Mükellef; Bu uğurda yemin etmiş Anayasa Mahkemesi Savcı ve Hâkimleri (üyeleri) bu konuda ilgisizlik ve duyarsızlık göstererek, millete karşı alenen suç işlemektedirler.)  
5 MİLYONU İLGİLENDİRİYOR
Türkiye Emekliler Derneği'nin verdiği bilgiye göre, Anayasa Mahkemesi'nin vereceği karar yaklaşık 5 milyon emekliyi kapsayacak. İlk intibakta 2000 yılı öncesinde emekli olan yaklaşık 2 milyon SSK'lıya 50 ile 355 lira arasında artışlar yapılmıştı. Yeni intibakta da artışların bu seviyede olması bekleniyor. Yeni intibakta da artışların bu seviyede olması bekleniyor.
TÜED Başkanlar Kurulu Bildirgesi açıklandı
Ankara TÜED Genel Merkez Konferans Salonu’nda, TÜED başkanlar kurulu tarafından yapılan toplantıda 9 maddeli sonuç bildirgesi açıklandı. Toplantıda emeklilerin sorunları ele alınırken, ülkenin birliği ve beraberliğine dikkat çekildi. Düzenlenen etkinliğe katılan Türkiye Emekliler Derneği İskenderun Şube Başkanı Mustafa Uyan, Başkanlar Kurulundan çıkan bildirgesinin sonuçlarını şöyle özetledi. Mustafa Uyan “Başkan Kurulumuzca 9 madde kararlaştırıldı. Sigorta mevzuatında yapılan değişiklikler, hak kaybına yol açmıştır. Özellikle, 1 Ekim 2008 itibariyle yürürlüğe giren 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, güncelleme katsayısı ve aylık bağlama oranını düşürdüğünden, emekli aylıklarında yarı yarıya düşme görülmüştür. Sigortalı çalıştıkça, emekli aylığının düşmesi, sigorta sistemiyle bağdaşmamaktadır. 2000 sonrası emekli olanların intibaklarıyla birlikte, yeni bir düzenleme yapılarak, emekli aylıklarında eşitlik sağlanmalıdır. Özellikle, milli gelirde yapılan revizyon, aynı şekilde emekli aylıklarına da yansıtılmalıdır. Gelir ve aylıklardaki artışların farklı ve yüzdeli olması, aylıkları reel olarak gittikçe düşüren bir sisteme dönüşmüştür. Milli gelirden pay alacak şekilde, yeni bir artış sistemi getirilmelidir. 5502 sayılı Kanunla oluşturulan SGK, mevzuatta da benzer bütünlüğü sağlayacak değişikliklere gitmeli, 2000 öncesi alt sınır aylığı uygulaması 2000 sonrası emekliler için de uygulanmalı, gelir ve aylık artışlarında statü farkı olmaksızın eşitlik sağlanmalıdır.
Sosyal güvenlik sistemimizde Yüksek Mahkemelerin verdiği çelişkili kararlar nedeniyle, sigortalı ve emeklilerimizde adalete olan güveni zedeleyen sonuçların ortadan kaldırılması için acilen sigorta mevzuatımızda gerekli olan düzenlemelerin yapılması talep edilmiştir”
Emekli aylığının tamamına el konulması doğru değil
TÜED İskenderun Şube Başkanı Mustafa Uyan sözlerinin devamında ise: “Emeklilerimiz, kullandığı kredileri ödeyemez duruma düştüklerinde, bankaların emekli aylığının tamamına el koyması, emeklinin yaşamını yok sayan bir uygulamaya dönüşmüştür. Yargının bankaların kararlarına müdahale etmemesi karşısında, bu konuda yasal bir düzenlemeye gidilmeli ve bankaların keyfi uygulamalarına son verilmelidir. Sağlık Uygulama Tebliği(SUT), sık sık değiştirilmekte ve bu değişiklikler emekli, dul ve yetimlerimizi mağduriyetine neden olmaktadır. SUT ile getirilen katkı payları emeklinin sağlığını tehdit eder boyutlara ulaşmıştır. Özel hastanelerin yüzde 200’e kadar ilave ücret almalarını öngören düzenleme, emeklinin istediği hastaneye gitme ve istediği doktoru seçme özgürlüğünü elinden almıştır. Özel hastaneler, ilave ücret dışında büyük farklar almakta ve bu konuda emekliyi bilgilendirmemektedir. Kamu ve özel hastane ayrımı olmaksızın, emeklilerden hiçbir ad altında katkı payı ve ilave ücret alınmamalıdır. TOKİ’nin Derneğimizin girişimleri sonucu, emeklilerimize yaptığı konutlar ihtiyaca cevap vermemektedir. Emeklilere ayrılan yüzde 25 kontejan yetersiz kalmaktadır. TOKİ’nin projelerden kontenjan değil, yalnızca emeklilere yönelik ve yaşlıların yaşamasına imkan veren “site projeleri” oluşturmalıdır” diye konuştu.
Yeni Emekliye Zam Masada

SSK ve Bağ-Kur emeklilerine geçen yıl yapılan 100 liralık seyyanen zammın, yeni emeklilere de yansıtılması gündeme geldi. TÜED, “Haksızlık giderilmeli” dedi. Yeni emeklilere ve emeklilik için gün sayanlara 100 lira seyyanen zam umudu doğdu. SSK ve Bağ-Kur emeklilerine geçen yıl yapılan seyyanen zammın, yeni emeklilere de yansıtılması gündeme geldi. Türkiye Emekliler Derneği (TÜED) Genel Başkanı Kazım Ergün, geçen yıl SSK ve Bağ- Kur emekli aylıklarına yapılan 100 liralık iyileştirmenin, bu yıl emekli olanlar ve gelecek dönemde emekli olacaklar için de uygulanması talebinde bulundu. İşte emeklilere zam için yapılan tasarı ve ayrıntılar...
HERKES HAK EDİYOR 
Ergün, 6655 Sayılı Torba Kanun'la geçen yıl SSK ve Bağ- Kur emekli aylıklarına 100 lira iyileştirme yapıldığını anımsattı. Memur emeklilerinin maaşlarına da 2015'te imzalanan Kamu Toplu Sözleşmesi'yle 100 lira ve üzerinde artışın söz konusu olduğunu belirten Ergün, “Memurların zam sistemi gereğince 2016 ve sonraki yıllarda emekli olan memur emeklileri de yapılan artışlardan faydalanmaya devam etti. Buna karşın SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarının iyileştirilmesi 2016 yılıyla sınırlı kaldı. Bu durum bu yıl emekli olanlar için adaletsiz bir durum oluşturuyor. Bu adaletsizliğin ortadan kaldırılması için geçen yıl başında yayımlanan torba kanunla SSK ve Bağ-Kur emekli aylıklarına yapılan 100 liralık iyileştirme, bu yıl emekli olanlar için de uygulanmalı” dedi.
ÇÖZÜM GETİRİLMELİ 
Bu yıl emekli olanlardan ve emekli olmayı planlayanlardan aylıklarına 100 liralık iyileştirme yapılması yönünde çok sayıda mesaj aldıklarını vurgulayan Ergün, bu yıl dahil olmak üzere gelecek yıllarda emekli olacaklara 100 lira eksik aylık ödenmesine bir şekilde çözüm getirilmesi gerektiğini ifade etti. Ergün, 5510 Sayılı Kanun'daki aylık hesaplanma sistemiyle 2008 ve sonraki yıllarda emekli olanların aylıklarında düşmeler yaşandığını aktararak, “Karma emekli aylığı hesaplanma sistemi yerine bütün dönemleri kapsayan ve kendi içerisinde eşitliği sağlayan tek bir emekli aylığı hesaplanma sistemi getirilerek mağduriyetler önlenmelidir” dedi.
Eşitlik sağlanacak
Emekliler arasında eşitlik sağlanırsa tüm emeklilerin maaşına 100 liralık ilave yapılması gündeme gelecek. Böylece 2016 yılından bu yana emekli olanlar ve bundan sonra emekli olacakların maaşlarına ilave 100 lira zam yapılacak.
NORM VE STANDART BİRLİĞİ GELMELİ...
Norm ve standart birliği, sosyal güvenlikte evrensel bir değerdir. Ülkemizdeki uygulamalara bakıldığında, sosyal güvenliğin esaslarını düzenleyen 102 sayılı ILO Sözleşmesinin kabul edilmesine rağmen, norm ve standart birliği kurulamamıştır. Çalışanların farklı kanunlara tabi olması nedeniyle üç ayrı sosyal güvenlik kuruluşu ile sosyal güvenlik sistemimizin yönetilmesi, mevzuattaki farklılıklar ve yapılan değişiklikler karşısında emekliler arasında eşitsizlikler artmıştır.
SSK, Bağ-Kur ve Emekli Sandığı kapsamında olan sigortalılar ve emekliler arasında uygulama farklılıklarının olması, sisteme olan güveni sarsmıştır.
Bu tür eşitsizliklerin olmaması ve sosyal güvenlikte tek çatı oluşumunun sağlanması hedefiyle, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Kanunu çıkarılmıştır. 5510 sayılı Kanun 6 yılı aşan bir süredir yürürlüktedir. 5510 sayılı Kanun eşitliği sağlamadığı gibi, Ekim 2008 öncesi dönemdeki kazanımları da etkileyen ve emekli aylıklarının düşmesine neden olan aylık hesaplama parametreleri getirmiştir. Prim kazancı aylık 3000 liranın altında olanların çalışma süresi uzadıkça, emekli aylıklarının düşmesi öngörüldüğünden, bu soruna çözüm bulunması gerekmektedir. 10. Kalkınma Planının 2015 yılı Programında aylıkların düşmesine dikkat çekilmiş, yeni bir çalışmanın yapılacağına işaret edilmiştir.
Sosyal güvenlikte ve iş hukukunda, ekonomik yönden zayıf olan kesimlerin korunması evrensel bir değer olarak değerlendirilmektedir. 5510 sayılı Kanun bu yaklaşımın çok uzağında kalmıştır. Uygulamada; iki yönlü sorun yaşanmaktadır. Birincisi, emekli aylıklarının düşmesidir. İkincisi, gelir ve aylıkların yükseltilmesinde sağlıklı bir kriterin olmamasıdır. 5510 sayılı Kanunun 55. maddesine göre altı aylık tüfe artışına mahkum edilen artış sistemi yerine, seyyanen zammı esas alan ve refahtan da pay öngören bir değişikliğe gidilmelidir. 2014 yılı ve 2015 yılı birinci altı ayda tüfe artışına göre yapılan artışlar, emeklilerin hayatlarında bir iyileştirmeyi öngörmemiştir. Tüketici fiyat artışları, sağlıklı bir kriter olmadığından, emeklileri temsil eden bir endeks olarak görülmemiştir. Örneğin, emeklilerin harcamalarında yüzde 15 artış olmasına rağmen, 2014 yılında yüzde 3.27 ve yüzde 5.70 olarak uygulanan altı aylık artışların bir değerlendirmesi yapıldığında, karşımıza olumlu bir tablo çıkmamıştır. Emekliler, yüzdeli artışa yoğun bir şekilde itiraz etmiştir. Türkiye Emekliler Derneği, emeklilerin haklı taleplerini gündeme getirmiş ve yetkili makamlarla değerlendirmiştir. Öncelikle, emekli aylıklarının hesaplanmasında ve emekli aylıklarına yapılacak zamların belirlenmesinde eşitliği esas alan değişiklikler yapılmadığı sürece, emekliler arasındaki farklılıklar giderek artacaktır. 2014 yılında memur emeklilerine, memurların toplu sözleşmesine göre 175 lira seyyanen zam dikkate alınmıştır. Memur emeklilerinin çalıştıkları yıllara göre belirlenen aylık bağlama oranları esas alınarak 12 ay süresinde 140 lira artış yansıtılmıştır. İşçi ve Bağ-Kur emeklilerine ise, bu artışın yarısı bile yansımamıştır. Bu örnek bile, haksızlığı göstermek bakımından dikkat çekicidir. Yüzdeli artışlar, işçi ve Bağ-Kur emeklilerini korumamaktadır. Siyasi iktidar bu gerçeği görmeli, emekliler arasındaki uygulama farklılıklarına son vermelidir. Sosyal devlet, emeklisine insanca yaşamaya yetecek gelir ve aylığı ödeyen devlettir.
OCAK 2018 ZAMLARI BELLİ OLDU...
KAZIM ERGÜN: “Promosyon sorunumuz çözüldü, sıra intibak sorunumuzun çözümünde...”
2018 yılının BİRİNCİ 6 ayında emekli aylıklarına yapılacak artışlar belli oldu. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 55. Maddesi uyarınca düzenlenen emekli zamları TÜİK tarafından açıklanan TÜFE rakamlarıyla 2018'nin birinci altı ayı için belirlenmiş oldu.
SSK Emeklisi Taban Aylığı 1.569,63 TL.
2018 yılı OCAK ayından geçerli olacak işçi ve Bağkur emekli zamları, 5510 sayılı yasanın 55. Maddesi uyarınca, bir önceki 6 aylık dönemin gerçekleşen enflasyon oranı kadar olacak. Bu durumda; TÜİK'in yaptığı hesaplamalara göre Temmuz /Aralık 2018 döneminde 6 aylık enflasyon %5,69 oldu. Bu hesaplamalara göre; 5510 sayılı yasanın yürürlük tarihi olan 2000'den önce emekli olanların, en düşük işçi emeklisi aylığı da 1.569,63 TL oldu.
SSK 2000 Sonrası Emeklisi Taban Aylığı 935,60 TL.
2000'den sonra emekli olan işçi emeklilerinin 885,24 Lira olan taban aylıkları da bu artışla ek ödeme dahil olarak 935,60 Lira'ya yükselmiş olacak.
Bağkur Esnaf Emeklisi Taban Aylığı 1326,17 TL.
Diğer taraftan, en düşük Bağkur esnaf emeklisi aylığı da 1326,17 TL. Lira oldu.
Bağkur Tarım Emeklisi Taban Aylığı 988,91 TL.
En düşük Bağkur tarım emeklisi aylığı da enflasyon zammıyla 988,91 TL oldu.
Memur Emeklisi Taban Aylığı 1.876,09 TL.
En düşük memur emeklisi aylığı ise, 1.775 Lira'dan, 1876,09 Lira'ya yükselecek.
ERGÜN: "ENFLASYONA ENDEKSLİ YÜZDELİ ZAMLAR, EMEKLİNİN ALIM GÜCÜNÜ DÜŞÜRÜYOR..."
Kısa adı TÜED olan; Türkiye Emekliler Derneği'mizin Genel Başkanı Kazım Ergün; “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun 55. Maddesi uyarınca düzenlenen emekli zamları TÜİK tarafından açıklanan tüfe rakamlarıyla 2018'in birinci altı ayı için belirlenmiş oldu" dedi. Ergün, bütün vatandaşların Yeni Yılını da kutlayarak; "2018 yılı birinci altı ayında uygulanacak artışlar yaşam mücadelesi altında giderek ezilen emekli topluluğumuzun beklentilerinden yine uzak kaldı. TÜİK’in enflasyon hesabının bizim harcamalarımızı yansıtmadığı gerçeğiyle yine karşı karşıyayız. İşte bu yüzden emeklilerin yaşam standardına uyacak yeni bir tüketim kalıbı oluşturularak, hesaplamaların buna göre yapılmasını istiyoruz. Hayatımızda hiç yeri olmayan tüketim kalemleriyle yapılan enflasyon hesaplamaları bizim için adil olmayan sonuçları doğuruyor. Bu da bizim gelirlerimizi olumsuz etkiliyor. Bu konuda yetkililerimizden çözüm üretmelerini bekliyoruz.
Diğer taraftan; uygulanan zamlara rağmen hala bir norm ve standart birliği yakalanamamıştır. Bunun nedeni de yıllardır dikkat çektiğimiz İntibak düzenlemesinin yapılamamış olmasıdır. 2000 öncesi emeklilerimiz için bir çalışma yapıldı ve intibak artışları aylıklara yansıtıldı. Bu konuda emeği geçenlere minnettarız. Ancak, 2000 sonrası emeklilerimiz için de intibak yapılması, kaçınılmaz bir gereklilik olmuştur. Parlamentomuzdan öncelikli beklentimiz, aylıklar arasındaki adaletsizliği ortadan kaldıracak kalıcı bir intibak düzenlemesinin bir an önce TBMM gündemine taşınması ve yasalaştırılmasıdır. Başta hükümetimiz olmak üzere, bütün parlamentomuzdan bir tek şey istiyoruz. 2018 yılında, intibak beklentimiz Meclis gündemine taşınmış olsun. Bütün ülkeyi bayram yerine çeviririz" dedi.

28 Temmuz 2016 Perşembe

GÜNÜN "HABER" MAKALESİ: İhanet Şebekelerine "İSTİKLÂL VE İSTİKBÂL" Zaviyesinden bakmak; Basiret ve isabetle niyet okumak gerek: "LOZAN DELİNMEYE DEVAM EDİYOR!.." Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR

LOZAN İFSAD AMACIYLA DELİNMEYE DEVAM EDİLİYOR!..
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
"Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur. (1923, İzmit)"
Mustafa Kemal ATATÜRK
Güzel ülkemizin kuruluş belgesi sayılan LOZAN anlaşmasının 93. Yıl dönümü nedeniyle, sizlere 23.7.2012 göndermiş olduğum LOZAN DELİNMEYE DEVAM EDİYOR !!! başlıklı yazımı yeniden anımsatmak istedim. Çünkü geçen sürede, güzel ülkemizin bölünmesi ve LOZAN anlaşması ile çizilen sınır çizgilerimizin değişmesi için AB-D emperyalizminin ayak oyunları devam ediyor.
Nitekim 15 Temmuz’da yaşadığımız vahşi darbe kalkışması, güzel ülkemizi bölmek, halkımızı birbirine düşürmek ve iç savaşın çıkmasını sağlamak üzere tezgahlanmış bir AB-D emperyalizmi projesidir. Neyse ki saygıdeğer halkımız, medyamızın ve direnen silahlı kuvvetlerimizin güç birliği sayesinde bu eylem önlendi. Yani yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ümüzün dediği gibi “EGEMENLİĞİN, KAYITSIZ, ŞARTSIZ ULUSUN” olduğunu ispatladılar.
Değerli arkadaşlar,
Anayasamızda belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyetinin, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu unutulmamalıdır. Bu üzücü ve kaygı verici süreçte, silahlı kuvvetlerimiz ve yargımız çok yıpratıldı ve de itibarları sarsıldı. En önemlisi, ulusal egemenliğimizi koruyan yasama, yürütme ve yargı kurumlarımızı; kuvvetler ayrılığı ilkesi başta olmak üzere, her türlü yıpratmadan korumamız gerekiyor. Onların güvenilir olması ve itibarlarının korunması, güzel ülkemizin mutlu ve huzurlu geleceği için vazgeçilmez koşullarımızdır. Umarım tüm yöneticilerimiz ve danışmanları, ulusal kaygılarımızı iyi algılar ve geçmişten ders alır ve de geleceğimizi de ona göre planlarız. Kazanan güzel ülkemiz ve saygıdeğer halkımız olacaktır.
Sevgi ve saygılarımla (28 Temmuz 2016).
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
LOZAN DELİNMEYE DEVAM EDİYOR!.. 
"Bu antlaşma, Türk ulusuna karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması ile tamamlandığı sanılmış, büyük bir yok etme eyleminin yıkılışını bildirir bir belgedir. Osmanlı tarihinde benzeri görülmemiş bir siyasal zafer yapıtıdır! Mustafa Kemal ATATÜRK"
Değerli arkadaşlar,
Lozan’da karşı tarafın pek çok önerisinin, İsmet İnönü tarafından kabul edilmemesi İngiliz Lord Curzon'u rahatsız etmiş ve 'Paşa paşa ne önersek ret ediyorsunuz. Neyinize güveniyorsunuz acaba? Ret ettiğiniz önerileri cebimize koyuyoruz. Bizden yardım istemeye geldiğinizde cebimizden çıkarıp teker teker önünüze koyacağız' demesi üzerine İsmet İnönü, 'Şimdi istediklerimiz aynen kabul edilsin, yardım istemeye geldiğimizde önerilerinizi değerlendiririz'yanıtı, bağımsızlığımıza nasıl sahip çıktığımızın çok anlamlı bir kanıtı olarak tarihe altın harflerle geçmiştir. Güzel ülkemizin kuruluş belgesi olan ve 24.7.1923 de İsviçre’nin LOZAN kentinde imzalanan LOZAN antlaşmasının 89. yıl dönümünü yaşıyoruz. Ancak AB-D emperyalizmi hala bu antlaşmayı delmek ve yok etmek için çeşitli yöntemler kullanmaktadır.
Örneğin; “ABD denetiminde kurulan GÜNEY KÜRDİSTAN DEVLETİ’nin tek resmi dilinin KÜRTÇE olduğunu belirleyen anayasasında, bağımsız bir KÜRDİSTAN kurulmasını öngören SEVR ANTLAŞMASI gündeme getirilerek, Kürtlere self determinasyon hakkını 62, 63 ve 64. maddeleriyle veren 1920 SEVR ANTLAŞMASI, 1923 LOZAN ANTLAŞMASI ile iptal edilmiştir denilmektedir…” (6 Ekim 2006 –Cumhuriyet-Bahadır Selim Dilek).
Roma’daki NATO kolejinde ABD’li bir Albayın BÖLÜNMÜŞ TÜRKİYE HARİTASI ile brifing vermesine gösterilen tepkiler yüzünden ABD Genel Kurmay Baskani Peter Race, Türk Genel Kurmayından özür dilemiştir (30.09.2006 Milliyet). Yani ülkemizin bölünmesini ve SEVR’iyeniden uygulamak isteyenler, çizdikleri haritaları masa üzerine koymaya başladılar.
AB üyeliği vaadi ile 1995 de Gümrük Birliği anlaşmasını yaptık (zararımız 250 milyar $), 21.06.2001 de Uluslararası Tahkim yasasını çıkardık. AB müzakere koşulları ile ülkemizde 13.06.2007 de İkiz yasaları ve 27.02.2008 de Vakıflar yasasının çıkarttırdılar. Çünkü AB’nin Türkiye Temsilciliği Siyasi İşler Müsteşarı Martin DAWSON, Vakıflarla ilgili yasa neden çıkmadı diye Anayasa Kom Bşk. Sn. Köksal TOPTANI sigaya çekiyordu (06.07.2006-Cumhuriyet).
ULUSAL ONUR VE SAYGINLIĞIMIZIN korunması için yasalaşan 301. maddede yapılan değişiklikle Türklüğe hakareti serbest bıraktık. Şimdi de KKTC’nin yok sayılmasını ve Ruhban okulunun açılmasını istiyorlar.
AB yine öne sürdüğü yeni koşullar ile sadece Musevi Rum ve Ermenilerin azınlık olarak kabul edildiği Lozan anlaşmasına aykırı olarak yeni azınlıklar tarif etmeye çalışmaktadır. Kürt kökenli vatandaşlarımızı da azınlık olarak bize kabul ettirmek amacındalar. Nitekim Sayın Cumhurbaşkanımızın İtalya seyahatinde de söylediği gibi Kürt kökenli vatandaşlarımız bu ülkenin azınlığı değildir.
AB çatısı altında 5. kez KÜRT SORUNU için toplantı yapıldı. 
Bu toplantıya katılanlar 6. toplantının TBMM çatısı altında yapılmasını önerdiler. Toplantı sonunda da LOZAN anlaşmasının yeniden yorumlanmasını istediler. Yani 45 yıldır üye olmayı düşlediğimiz ancak daha kendi anayasası olmayan emperyalist AB, ülkemizin kuruluş belgesi sayılan LOZAN anlaşmasını gündeme getirmek istiyor!!!
Yine Banu Avar’ın 15.01.2007 günü TRT-1 de sunduğu SINIRLARIN ÖTESİNDE programında, İngiltere’deki siyasilerin ve medya yöneticilerinin ülkemiz hakkındaki emperyalist görüşlerini dile getirdi. Onlarda, ülkemizde bir kürt azınlığı olduğunu öne sürmektedirler. Osmanlıyı bölmek için imzalatılan SEVR anlaşmasının koşullarını, hala devam ettirmek çabası içinde olduklarını görmek bizler için çok önemli uyarıdır. Bu uyarıları içimizdeki AB uşağı olan ve KAREN FOG’un çocukları diye anılan hainlerin de duymasını dilerim.
Lozan Antlaşmasının delinmesine bir başka örnek; Yedikule Surp Pirgiç Ermeni Hastanesi Vakfı'nın Türkiye aleyhine yaptığı başvuruyu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önceki gün kabul edilebilir bularak, esastan inceleme sürecini başlattı. 1832'de kurulan vakıf, mahkemeye yaptığı başvuruda Türkiye'de Müslüman olmayan dini azınlıklara ait vakıfların mülk edinmeleriyle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin Lozan Antlaşması'yla kısıtlandığını belirtti ve bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu savundu. AİHM, azınlık vakıflarının mülk düzenlemelerini Lozan'ın kısıtladığını öne süren Ermeni vakfının şikâyetini incelemeye aldı. AİHM, geçen yıl da aynı gerekçelerle Türkiye hakkında şikâyette bulunan Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı'nın başvurusunu kabul edilebilir ilan etmişti.(22.07.2005-Milliyet-Güven Özalp-Brüksel).
Günümüzde ise gerek Lozan antlaşmasını imzalayanlar ve gerekse de imzalamayanlar ortak bir amaç için fırsat kollamaktadırlar. O da Lozan antlaşmasını delmek ve böylece ülkemizin bölünmez bütünlüğüne son vermektir. Örneğin 20 Ekim 1921 de Fransa ile imzalanan Ankara antlaşması ile Güney sınırımız belirlenmiştir. Lozan Antlaşması ile de Güney sınırlarımız teyit edilmiştir. Ancak söz konusu iki antlaşmayı da imzalayan Fransa’nın okullarında okutulan coğrafya derslerinde kullandıkları haritalarda, Güneydoğu Anadolu Kuzey Kürdistan ve Doğu Anadolu da Ermenistan olarak saptanmış durumdadır.
Sayın Başbakanımızın AB için, “bizi bölmek istiyorlar tespiti”, 16 Aralık 2004 tarihli ek protokolde bulunan 23. Madde ile açıkça dile getirilmektedir. Türkiye 1959 ve 1960 Zürih ve Londra Anlaşmalarına göre Kıbrıs için garantör devlettir. Bu anlaşmalara göre Türkiye’nin üye olmadığı hiçbir kurum ve kuruluşa üye olamayacak diye anılan Güney Kıbrıs, AB’ye üye yapılmıştır.
Ülkemizin garantör hakları ile 1974 Cenevre anlaşmasına göre Kıbrıs’ta 2 eşit otonom yönetim bulunduğu, taraflarca kabul edilmiştir. Şimdi ise Güney Kıbrıs yeni dönem AB başkanı olarak ülkemizin geleceğine ipotek koyma isteğini açıkça belirtmekte ve Kıbrıs’taki askerimizi işgalci olarak tanımlamaktadır.
Değerli arkadaşlar,
Bağımsız Türkiye Cumhuriyetini kuran ve birçok ülkeye örnek olan yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ilke ve devrimleri, AB tarafından en büyük engel olarak görülmektedir. Hollandalı 30 yıllık politikacı, Hıristiyan Demokrat parlamenter Oostlander tarafından Mart-2003 de hazırlanan ön raporda, KEMALİZM ilkeleri, AB’ye üye olmamız için en büyük engel olarak tanımlanmıştır. Yine Avrupa Parlamentosu’nun bir İngiliz milletvekili Andrew Duff de basın toplantısı düzenlemiş ve şöyle demişti: ‘Devlet dairelerinden Atatürk’ün resimlerinin kaldırılması zamanı geldi. Türkiye bunu yapmalıdır.’ Neden ondan bu kadar korkuyorlar, neden onun ilke ve devrimlerinden bu kadar çekiniyorlar? Lütfen düşünün ve gereken yorumu yapın.
2013 yılı, dünyanın ekonomik açıdan çok zor bir dönemi olacak. Gerek AB ve gerekse de ABD için ekonomik yorumlar iç açıcı değil. Umarım güzel ülkemizde ekonomik önlemleri gereğince alır ve namert’e muhtaç olmayız. Çünkü 86 yıl önce Lord Curzonun, LOZAN görüşmeleri sırasında dile getirdiği dilekleri, “borç alan, emir alır” özdeyişi ile çok güzel açıklanmaktadır.
Lozan antlaşmasının güzel ülkemizin geleceği için önem ve değerini anlamak için öncelikle SEVR anlaşmasını iyi algılamak ve yorumlamak gerekir. Bu konuda Sayın Hasan Pulur’un 23.08.2003 tarihli BİR SEVR HİKÂYESİ başlıklı yazısını aşağıda bilgilerinize sunmak istedim.
Sevgi ve saygılarımla (28.07.2012).
Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR
BİR SEVR HİKÂYESİ
EVET, biz "Sevr Antlaşması'nı buruşturup tarihin çöplüğüne attığımızı" sanırken, "onlar" bu antlaşmayı derin dondurucuda bekletip her fırsatta önümüze çıkarmaya çalışmışlardır. Erhan Bener "Bürokratlar"ın üçüncü cildinde anlatır...
Yıl, 1966, Erhan Bener, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) Türkiye temsilciliğinde görevlidir, baş temsilci Cahit Kayra'dır. Türkiye'nin bu örgütle ilişkisi nedir? Her zamanki gibi: Para! Türkiye, borç, kredi, kısacası para aramaktadır. BAŞ temsilci Cahit Kayra, cumartesi günleri temsilcilikte çeşitli konuların tartışıldığı toplantılar düzenler, dünya sorunları, sanat ve kültür olayları gibi... OECD Yardım Konsorsiyomu'nun, Türkiye'ye yapılacak yardım için, ileri sürdüğü şartları adeta Osmanlı devletine kabul ettirilen Duyun - u Umumiye şartlarına benzeten Cahit Kayra, Fransız Devlet Yayınları Kurulu'ndan bir Sevr Antlaşması aldırır, okuyunca o kadar ilginç bulur ki, ilk cumartesi toplantısını buna ayırır.
ERHAN Bener anlatır, antlaşma incelendikçe görülür ki, Sevr'in ekonomik ve mali hükümleriyle, OECD konsorsiyomunun şartları arasında tıpatıp uyum vardır: "Konsorsiyomun hazırladığı metinlerdeki birçok tümcenin, Sevr Antlaşması'nın metninde hemen hemen aynen yer aldığını gördük."
CAHİT Kayra da şöyle der: "Bizim okullarda Sevr Antlaşması'nı sadece imparatorluğun coğrafya bakımından parçalanmasını sağlayan bir anlaşma diye okuturlar. Oysa içindeki ekonomik, mali hükümler bu parçalanmadan çok daha önemlidir. Daha sonra, Lozan Anlaşması sırasında, toprak parçalanmasına önem vermeyen sömürgeci devletler, Sevr'in ekonomik ve mali hükümlerini uygulamakta çok direnmişlerdi. Bana kalsa, okullarımızda, Lozan'dan çok, Sevr Anlaşması'nı okutmak gerekir. O zaman gençlerimiz bugünü daha iyi anlayabilirler." Toplantıya katılanlar, başta Erhan Bener, Paris'teki Devlet Yayınevine giderek "Sevr Antlaşması"ndan birer tane isterler. Maalesef yoktur, çünkü Fransız Dışişleri Bakanlığı satışı durdurmuştur!
Ama Cahit Kayra'nın elindekini de alacak değillerdir ya! Bu nüsha 1997 yılında Cahit Kayra'nın yorumuyla Türkiye'de yayımlanır. (Boyut Kitapları) Meraklısı gider alır, okur. DEMEK ki, isteyen Sevr'i unutsun, isteyen unutturmaya çalışsın, "onlar" derin dondurucu da "Sevr"i saklamaktadırlar. Son örnek... Amerika ne diyor? "Irak'a asker gönderirsen, krediyi alırsın!" diyor.
BİR "BİLGİ" NOT:
KÜRT KORİDORUNU TAMAMLAMAK İÇİN SON ADIM HATAY’IN DÜŞMESİ VE KUKLA PKK & PYD (SÖZDE KÜRDİSTAN) DEVLETİ'NİN (BOP YANDAŞI, TÜRK, İSLÂM VE İNSANLIK DÜŞMANI DOMUZ KENELERİ "KRİPTOLAR" ELİYLE) KURULMASIDIR.. 
İŞTE ŞU AN, HARİCİ VE DAHİLİ BEDHAHLAR (GİZLİ DÜŞMANLAR VE İHANET ŞEBEKELERİ) BU MENFUR EMEL VE SEVR'E DAYALI LÂNETİ GERÇEKLEŞTİRMEK İÇİN VAR GÜÇLERİ İLE (VE AMANSIZ BİR İHANET RUHU, ŞUURU MUVACEHESİNDE) ÇALIŞIYORLAR... DAMARLARINDA "ASİL KAN" TAŞIYANLAR FARKINDA, AYIK, DİKKATLİ VE UYANIK OLMALI... GAFLET, DÂLÂLET VE HIYANET İÇİNDE DEĞİL!...

23 Nisan 2016 Cumartesi

23 NİSAN MİLLİ & ULUSAL EGEMENLİK VE (GELECEĞİN SAHİPLERİ) ÇOCUK BAYRAMI

Bugün çocukların en güzel bayramı
Cumhuriyetin kurucusu Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk’ün; Dünyada ilk ve tek olmak üzere, geleceğin sahibi, emanetçi ve mimarları olan "çocuklara armağan ettiği" 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yurt genelinde çeşitli etkinlikler ve yarışmalar düzenlendi.
Dünya’da çocuklara armağan edilen tek bayram olan "23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı" nedeniyle tüm yurtta çeşitli etkinlikler düzenleniyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin Cumhuriyetin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara bayram olarak armağan ettiği bu özel günde düzenlediği Çocuk Festivali, Avrupa’nın en büyük yaşam, spor ve eğlence merkezi olan Maltepe Sahilindeki Orhangazi Şehir Parkı’nda bugün saat 10.00’da başlayacak ve gün boyu sürecek. Festival kapsamında, ortaokullar arasında düzenlenen “23 Nisan; Benim Bayramım” konulu yarışmada, şiir ve kompozisyon dalında birinci olan öğrenciler eserlerini okuyacak. Dereceye girenlere ödülleri verilecek. Sahne etkinlikleri kapsamında ise Süheyl-Behzat Uygur ile Şahane Çocuk Programı, “Babaannemin Çantası” ve “Kelebek Avcısı” adlı çocuk oyunları ile bando gösterisi yapılacak. 23 Nisan serbest sahnesinde ise okullar kendi etkinliklerini yapabilecek. Top havuzu, tırmanma duvarı, hayvanat bahçesi ve korsan kaydırak gibi çeşitli şişme oyun gruplarında eğlenecek olan çocuklar, kostüm karakterler ve masal kahramanları ile buluşacak. Oyuncak ve gök kuşağı kortejleri de çocuklara keyifli anlar yaşatacak.
Hafta boyu sürecek
Başkent Ankara, dünyanın dört bir yanından çocuklara ev sahipliği yaparken, hafta boyunca miniklere yönelik etkinlikler düzenlenecek. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası (CSO), bugün saat 14.00’te Yıldız İbrahimova solistliğinde Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı Özel Konseri verecek. Ankara Devlet Opera ve Balesi de aralarında Çocuk Korosu konserinin de yer aldığı özel etkinlikler yapacak. Kara Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri ve Hava Kuvvetleri komutanlıklarınca 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla hazırlanan kısa filmler ise Türk Silahlı Kuvvetlerinin sosyal paylaşım sitesi Youtube’deki hesabından yayımlandı.