8 Temmuz 2014 Salı

GÜNCEL GÜNDEM: MADIMAK (SİVAS) DOSYASI VE BAŞBAĞLAR KATLİAMI

1978 SİVAS KATLİAMI'NIN ARKA PLANI
VE (SANIK FİRARİ) DOĞAN ÜRGÜP
PROF. DR. GÜLÜMSER HEPER
30 MART 2014 YEREL SEÇİMLERİ; CHP SİVAS BELEDİYE BAŞKAN ADAYI
İslam dünyasında mezhep çatışmalarına, toplumsal kıyımlara, kanlı olaylara şahit olmuş şehirler vardır. Cumhuriyet tarihinde bu kıyımlarla özdeşleşmiş şehirlerin en bilineni, Sivas'tır.
Yakın tarihin en dramatik toplumsal olaylarından birisi 2 Temmuz 1993'de Sivas'ta gerçekleşti. Türk sanatının, edebiyatının, siyasetin temsilcisi tam otuz yedi can, otuz yedi nitelikli can, mezhep ateşiyle Madımak'ta yakıldı. Tarih boyunca Hızır paşalara post veren, Pir Sultan Abdallara darağacı kuran Sivas'ın toplumsal algısı, tarihiyle özdeşleşmiş hıyaneti otuz yedi can nezdinde Madımak'ta insanlığa karşı işledi.
Bu kanlı coğrafyada ırklar, mezhepler, sınıflar üzerinden yürütülen kavga Sivas'ta dibe vurdu. Her toplumsal yıkımın ardından yaşananların bir benzeri Madımak'ta da yaşandı. Toplumsal yıkımın siyasi hazırlayıcıları, katilleri ve provokatörleri, yaşanan travma sonrası yine kendi bildikleri yöntemlerle toplumu rehabilite etmeye çalıştılar. “Madımak unutuldu” derken parmağını insanlığa doğru sallayarak “Unut bunu!” dediler. Benim gibi, sokağa her çıktığında yanından geçen adama “Acaba bu kişi de orada mıydı?” diye bakanlar şehrin tahnit kokusundan kaçmayı başardılar. Kalanlar yüreklerini serinleterek kendi gerçeklerini bulmaya çalıştılar. Kimse ama kimse şunları sormadı. Madımak engellenebilir miydi? Bir de bu şehirde yeni Madımaklar yaşanabilir mi?
Toprağından kanırta kanırta koparılmış insanların bir toz bulutu ardından izlediği bir şehirdir, Sivas. Zulmün insan onurunu ele geçirdiği şehirde toplumsal olayların çözümlemesini yapmak, Aziz Nesin'e reva görülen tepkinin benzerini görmek için yeterlidir. Üç maymunların şehri Sivas'ta bu analizler için cesaret yetmez. "Deli" olmak ya da "aşık" olmak gereklidir. İşte bu yüzdendir ki Sivas, Aşık Veyselleri, Pir Sultan Abdalları, Aşık Ruhsâtileri, Zaralı Halilleri, Kul Himmetleri doğurmuş, hamuruna katmıştır. Zıtların şehri Sivas, tarihinde zulmü de, sevgiyi de, acıyı da kendi özünden çıkarmıştır. Acaba Madımak'tan sonra da tarih tecelli edip Sivas toprağından yeni bir "aşık" çıkaracak mıdır? Yoksa Madımak'tan sonrası yok mudur? Yoksa yoksa Madımak'ta insanlıkla birlikte bütün aşıklar yakılmış mıdır?
Madımak katliamını analiz edebilmek için toplumu Madımak’a getiren olayları, koşulları bilmek zorunludur. Zira Madımak ne bir başlangıç ne de bir bitiştir. Madımak öncesi en büyük Sivas gerçeği 1978 olaylarıdır. 1978 olaylarını hazırlayan siyasi ortam ve aktörleri Madımak’a giden yolların taşlarını döşemişlerdir. Madımak olaylarını anlamak için Sivas 1978 olaylarını anlamak gereklidir. Madımak katliamının nedeni 1978 olaylarının aydınlatılamaması, açığa çıkarılamamasıdır. Zira toplumsal kıyımları çözümlemeden yola devam etmek, benzer, belki de daha ağır olaylara davetiye çıkarmaktır. Madımak katliamının gerekçesi ne Aziz Nesin'in kışkırtması ne de semah dönen kızlardır. Sorumlusu ise 1978 olaylarını çözümlemeyen siyaset, cezasını kesmeyen hukuk ve yaşananları yok sayan insanlıktır.
GELİN MADIMAK'I TARTIŞALIM
Gelin birlikte bir tabuyu yıkalım. 1978'in gerçekleri üzerinden Madımak’ı tartışalım. 1978 olaylarının katillerini, provokatörlerini, siyasi aktörlerini tanıyalım. Madımak olayıyla ve diğer mezhepsel kıyımlarla benzerliğini görelim. Tarihin tozlu sayfalarında unutulmuş, unutturulmuş dosyaları karıştıralım. Kimsenin gazabından korkmadan Sivas'ta siyasetin ve emniyetin yaptıklarını sorgulayalım... Madımak’a döşenen yollar birer birer açılırken olanlara seyirci kaldığımız için dövünelim. 1978'de susan dilimizin, korkan bedenimizin, eğilen onurumuzun neticesi olarak Madımak’ta yakılan insanlığın hesabını hiç değilse tarihe verelim. Sivas 1978 olaylarının adli kayıtlarını, sorgulamalarını, yargılamalarını okuyalım, tartışalım, düşünelim...
Sivas 1978 olayları, 3, 4, 5 Eylül 1978 tarihinde gerçekleşti; nüfusunun çoğunluğu Alevi olan Alibaba mahallesinde başladı ve bütün şehre oradan yayıldı. Adli kayıtlara ve tutanaklara olayların mezhepsel kıyım amaçlı olduğu kaydedildi. Üç gün içerisinde on kişi katledildi: Müslime Gülmez, Gülsüm Keklik, Bektaş Gökdemir, Bünyamin Yılmaz, Musa Uğuz, Özer Aksak, Musa Kale, Gülizar Boran, Vedat Kanat, Niyazibey Özkurt.
Dava kayıtlarına resmi olarak girmiş 10 ölü, 145 müşteki ve 135 sanık mevcuttur. Müştekilerin çoğu silahla ve kesici aletlerle; fiziksel güç kullanma ve evini işyerini yakarak kundaklama sonucu yaralananlardır. Saldırıların hepsinde öldürme Kastı vardır. 1978 olaylarında resmi olarak tanımlanan suç, kısaca, “Türkiye ahalisini birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik neticesi olarak isyan ve kıtala sebebiyet vermektir”. Adli kayıtlarda olay şu sözlerle tanımlanmaktadır: “Sivas'ta olay tarihinin başlangıcı olan 3 Eylül günü saat 11 sıralarında Alibaba mahallesi pazaryerinde meydana gelen ve zahiren bir çocuk kavgası görünümünde olup ve fakat süratle gelişerek ve basınımızda kanlı Sivas olayları diye adlandırılan 10 kişinin ölümü, 93 kişinin yaralanması ve toplu ızrar ve tahribat nedeni ile 5.185.883.72 TL tutarında zarar tevlit eden ve Sivas'ta bir iç savaş görünümü alarak isyan şeklinde 3 gün devam eden olaylar".
1978 olaylarından önce yaşananlar ise şunlardır: Sivas'ta 1978 olaylarında diğer mezhepsel kıyımlarda olduğu gibi Sünni toplum önce Alevi topluma karşı bilenmiştir. On binlerce broşür kapı kapı dağıtılarak, camilerde çeşitli suçlamalar yapılarak Sünni toplumun ilkel mezhep dürtüleri kamçılanmıştır. 1993 Madımak katliamı öncesinde paçavra gazetelerine “Müslüman Mahallesinde Salyangoz Satıyorlar” başlığı atarak kıyımın kapısını aralayan alçakların aynıları ve benzerleri 1978 olaylarında da gazetelerinde kışkırtıcı ifadeler kullanmışlardır. Sivas'ta Alevilerin evleri tek tek belirlenmiş, kayıtlara geçirilmiştir. Evlerde yapılan gündelik sohbetlerde Alevilerin ne kadar ahlaksız oldukları tartışılmıştır. 
OLAYIN SOSYOLOJİK ÇÖZÜMLEMESİ DE YAPILMIŞTI
1978 olaylarının adli kayıtlarında olayın sosyolojik çözümlenmesi de yapılmaya çalışılmış ve şu ifadeler kullanılmıştır: "Olayların başlangıcından bir gün sonra, yani 4 Eylül’de Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından yapılan ve inkılap tarihimizde Sivas Kongresi olarak belgelenen günün 59. yıldönümü kutlanmaktadır. Yine 4 Eylül günü dini bayramlarımızdan Ramazan bayramıdır ve o gün Müslüman vatandaşlarımız toplu ibadet için mabetlerine gideceklerdir. Milli ve dini birliğimizin adeta sembolü olan bu günün arifesi olayların başlangıcı olarak niçin seçilmiştir veya tesadüf müdür? Bunun içinde 3. 9. 1978 tarihinden evvel Sivas'ta meydana gelen anarşik olayları değerlendirmek iktiza etmektedir. Yurdumuzun çeşitli yerlerinde meydana gelen anarşik olayların birbirleri ile bağlı olarak Sivas'ta yoğunlaşması dikkat çekicidir. Ancak Sivas ahalisinin sosyal yapısındaki hassasiyet cereyan eden anarşik olaylardan fevkalade etkilenmiş sağ ve sol fraksiyonların gizli propagandaları nedeni ile Alevi ve Sünni mezhep kavgası ve çatışması şekline dönüşmüştür. İşte bir kısım ahaliyi birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik eden dış ve iç kaynaklı illegal örgütlerin tahrik ve planlaması ile çok üzücü ve düşündürücü, birçok kimsenin ölüm ve yaralanması ile sonuçlanan anılan olaylar meydana gelmiştir. Ancak bu genel kanı yanında sözü geçen örgütlerin bu olaylardaki ilişkileri kesinlikle failleri de dahil tespit edilememiştir".
Adli kayıtlarda olayların toplu ve kısa kronolojik izahı ise şu şekilde yapılmaktadır: "Olay günü saat 11 sıralarında Alibaba Mahallesi pazaryeri meydanında başlayan ve kısa bir zamanda şehrin muhtelif yerlerine yayılan toplu olaylar sayın nöbetçi savcı yrd. Muhlis Özdemir tarafından Alibaba semtinde bulunan O. Nuri Gezmen karakol amirliğince ihbar edilmiş, çok kısa bir zaman zarfında silahlı mücadelenin yayılması neticesinde sayın c. savcı yrd. Ünal Yalıncak da dahil üç kişilik bir ekip halinde Sivas adalet sarayında toplanılmasına rağmen, olayların başlangıç noktasında el atılamamış, olaylar biteviye devam ettiğinden tahkikata girişilemeyerek zabıtaya herhangi bir şekilde emir ve talimat verme olanağı da kalmamıştır. Topluca İl Alay Jan. K.lığı binasına intikal edilerek şehrin içinde cereyan eden toplu tahrip olayları oradan görülebildiği kadar izlenmiş ve toplu tahrip olaylarının faillerinin resimlerinin çekilmesi ilgililere duyurulmuştur. Olayların fiili ve hukuki tavsifi, 3 gün devam eden toplu ızrar yaralama ve ölümle biten bu savaşta olayın asli failleri tespit edilememiş, ancak re’sen yapılan tahkikat sırasında ahaliyi birbiri aleyhine silahlandırarak mukateleye teşvik neticesinde işbu isyanda kıtal zuhur etmiş, çoğunluğu ateşli silah yarası olan 90 kişinin üzerinden öldürmeye teşebbüs derecesinde yaralama olayları da meydana gelmiş ve bu isyan sırasında müessir fiil, görevli zabıtaya mukavemet, toplu tahrip ve ızrar gibi eylemlerle olaya iştirak eden sanıklar tespit edilmiştir. Ayrıca toplu ızrar ve tahrip olaylarının faillerinin çoğunluğunun Alevi vatandaşlarımıza karşı ika edilen olaylara karışan Sünni vatandaşlarımızın teşkil ettiği anlaşılmıştır".
POLİSİN İFADESİ OLAYIN EMNİYET YÖNÜNÜ ORTAYA KOYUYOR
Sivas Emniyet Müdürlüğünde görevli 252/53016 yaka ve sicil numaralı Abdurrahman Arpa isimli polisin ifadesi yoruma yer bırakmayacak şekilde olayın emniyet yönünü anlatmaktadır. Polis Arpa'nın kısaltılmış ifadesi şöyle: “Emniyet müdür vekili İbrahim Şensoy ve şube müdürü İbrahim Aşkan da oradaydı. Nitekim Ali Baba’da pazar yerinde üç katlı binadan ateş açılarak bir kişinin vurularak yere düştüğünü gördüm. Bu şahıs hastaneye gönderildi. Vurulan bu şahsın sol gruptan olduğunu biliyordum. Yaralanan şahıs hastaneye gönderildikten sonra üç katlı binanın arka tarafındaki yamaçta bu kez iki tane kadının vurulduğunu gördük. Sol grubun kadınlarının vurulduğundan haberi yoktu ve bize üç katlı evden ateş açıyorlar niye görevinizi yapmıyorsunuz diyorlardı. Tam o sırada üç katlı evden iki kişi çıktı. Bulunduğum yere 150 metre uzaktılar. Bellerine tabancalarını yerleştirdiklerini ve binanın sol tarafındaki sağcı grubun içine girdiklerini gördüm. Üç katlı binada bu kişiler gittikten sonra arama yapıldı. Pazar yerindeki üç katlı evden ateş edildikten sonra sol grup çöktürülmüştü. Ancak binadan çıkan sağcı oldukları anlaşılan tabancalı şahıslar bina çevrilmediği için yakalanmamıştı. Sivas valisi olan Fikret Koçak'ın polisin gerektiği yerde silah kullanması gerektiğini olayın üzerine gitmemizi emrettiğini birkaç defa duydum. Başımızdaki müdürümüz ise valiye cevap olarak anlaşıldığını söyleyerek cevap verdiğini duymuştum. O gün ve gece birçok evde arama yapıldı. Gördüğüm ve bildiğim kadarıyla Alevi evleri bazı kişilerce silah var diye önce ihbar ediliyor, bu evlerde arama yapılıp silah olmadığı anlaşılınca, polisler uzaklaşınca, sağcı gruplarca arama yapılan evler tahrip ediliyordu. 4 Eylül 1978 gününde de yapılan ihbarlar üzerine ekip arkadaşlarımla çeşitli yerlerdeki olaylara koştuk. Emniyet olarak yaptığımız iş olay çıktıktan sonra olay yerine gitmek şeklinde oluyordu. Olayın başlamasını önlemek, durdurmak, bastırmak şeklinde olmuyordu. Sivas'ta bu olayların çıkabileceği herkes tarafından sezinlenebiliyordu, ancak olayların başlamasında ve gelişmesinde gördüğüm kadarıyla polis teşkilatı olarak gerekli önlem alınmadı. On kişinin ölümüne sebebiyet verildi. Ben şahsen olayların içinde bulunmuş ve görevimi amirlerimin emirlerini bekleyerek yapamamış olmanın vicdani ezikliği içindeyim..."
Peki resmi kayıtlarda belirtilen on bine yakın Sünni sağcı ve onları yönlendiren liderler kimlerdir? Gerçekten bu insanlar dışarıdan mı gelmişlerdi; yoksa bunlar, olayların ardından Sivas'ın çamurundan çıkarılmış, beslenmiş, payeler, makamlar salahiyetler verilerek ödüllendirilmiş insanlar mıdır? 1978 olaylarında bu insanların dışarıdan geldiği tamamen yalandır. Elbette dışarıdan davet edilerek getirtilen az sayıda katil de vardı. Ancak orada toplanan insanların, faillerin çoğunluğu Sivas'ın kendi mayasıdır...
Sivas'ta 1978 olaylarında sağcı Sünni güruhu yönlendiren gruplar ve liderlerinin tamamı, Milliyetçi Hareket Partisi’nin Sivas'ta sosyal dokunun içerisine nüfus etmiş hali olan gençlik derneği, yani Ülkü Ocakları’dır. O sırada bu örgüt, Sivas'ın hemen her sokağında büro açacak kadar örgütlüdür. Sivas 1978 olaylarının gerçek faili olan kişileri içerisinden çıkaran örgüt, olaylar daha başlamadan sokakta solcuları dövmeye, falakaya çekmeye, kızların elbisesini çıkarmaya, yırtmaya, sırtına tükürmeye kadar varan boyutta alçakça eylemlere girişmiştir.
1978’de Muhsin Yazıcıoğlu’nun genel başkanlığını yaptığı Ülkücü Gençlik Derneği'nin Sivas şube başkanı Doğan Ürgüp'tür. Doğan Ürgüp görevi aynı tarihte Muvaffak Özmen'e devretmiş, kendisi de onun yardımcısı olmuştur. Doğan Ürgüp ve Muvaffak Özmen'in ÜGD yönetim kadrosunda olması 1978 olaylarında fail olarak suçlanmak için yeterli midir? Elbette ki değil. Ama tarihsel gerçekler, adli kayıtlar ve ifadeler bu iki şahsın 1978 olaylarındaki rolünü ve eylemlerini kısmen de olsa açıklamaktadır.
O BELEDİYE BAŞKANI DA OLAYLARDA ROL ALMIŞTI
İddianamede sanıkların işledikleri suçlarla ilgili aydınlatıcı ifadeler içeren maddeler bulunmaktadır. Bu maddelerden birisi, 1978 Sivas olaylarında hakkında gıyabi tutuklama kararı olan iki sanığa ilişkindir. İddianame’den, Sivas'ta 29 Mart 2009 seçimlerini kazanarak belediye başkanı olan Doğan Ürgüp ile Muvaffak Özmen’in olaylarda fiilen rol aldıkları anlaşılmaktadır. Doğan Ürgüp ve Muvaffak Özmen hakkında tanzim edilen zabıt varakasında, bu kişilerin 1978 olaylarındaki rolüne şahitlik eden polis memurunun ifadesinden hareketle şöyle deniyor: “3. 9. 1978 tarihinde Sivas'ta meydana gelen olaylarla ilgili olarak Sivas Afyon Sokağında görevli polis memurları müştekiler Nihat Doğan ve Yusuf Akın'a fiili mukavemet ettikleri ayrıca toplu ızrarda bulundukları tespit edilmiş olan sanıklar Doğan Ürgüp ve Muvaffak Özmen hakkında tanzim edilen zabıt varakası dinlenen şahitler ile eylemleri anlaşılmıştır.” Sanıklar Doğan Ürgüp ve Muvaffak Özmen'in eylemlerine uyan TCK'nın 268/1, 517, 522, 79. maddesi delaletiyle aynı kanunun 149/3, 31,33, ve 40. maddeleri gereğince ayrı ayrı tecziyeleri, 16.10. 1978 tarihinde karara bağlanmıştır. Sanıklardan Muvaffak Özmen sorgusunda olay tarihinde Ülkücü Gençlik Derneği'nin Sivas il başkanı olduğunu belirtiyor. Doğan Ürgüp'le aynı eylemlerden tutuklama kararı alınan Özmen, ifadesinde, "sadece olayları izlediğini herhangi bir ayırım yapılmadan dükkânların tahrip edildiğini vurguluyor. Olaylar bittikten sonra Sivas'tan ayrıldığını, gıyabi tutuklama kararını Sivas dışında öğrendiğini ve 29. 1. 1979 tarihinde Gölcük'te teslim olduğunu, polis memurları Nihat Doğan ve Yusuf Akın'a mukavemet etmediğini, ifade ediyor.
Muvaffak Özmen beş ay sonra teslim olup yargılanırken, Doğan Ürgüp kaçmayı tercih ediyor. Elimde olan adli kayıtlarda firari Doğan Ürgüp'ün 9.11.1979 tarihine kadar firari olduğu tespitlidir. Doğan Ürgüp'ün hangi tarihte teslim olduğu, ayrıca teslim olup olmadığı konusunda belge yoktur. Doğan Ürgüp 28. 6.1979, 16. 8.1979, 13. 9. 1979, 9. 11. 1979 tarihli celselerde halen firari olup hakkında gıyabi tutuklama kararının yerine getirilmesi için sıkıyönetim askeri savcılığına yeniden müzakere yazıldığı belgelidir.
Sanık Doğan Ürgüp ve Muvaffak Özmen 1985 yılına kadar yargılanmış ve iddia edilen suçları işledikleri konusunda hükümlülüklerine yeter derecede delil bulunamadığı için 10.7.1985 tarihinde beraatlarına karar verilmiştir. Aynen Madımak olaylarındaki gibi toplumsal katliama imza atan bu insanlar yargının elinden söke söke alınmıştır.
Sanık ve firari Doğan Ürgüp ve Muvaffak Özmen'in olayların içerisindeki yönlendirici rolüne sanık Nazmi Yekeler de şahitlik etmiştir. Nazmi Yekeler'in ifadesi katliamda Sivas'ın ve Sivaslı'nın rolünü aktarması bakımından oldukça dramatiktir. Ayrıca, Nazmi Yekeler’in ifadesi, Muaffak Özmen'in ifadesini yalanlayan ifadelerle doludur. Sanık Nazmi Yekeler olay günü ihtiyaçlarını karşılamak üzere çarşıya gittiğini, postane çevresinde toplanan güruhun 15-20 bin civarında olduğunu, yoldan geçenlerin grubun içine davet edildiğini ve onların da bu davete icap ettiklerini, içlerinde çok küçük çocukların da olduğunu, bazılarının yüzlerinin maskeli olduğunu, gruba katılmasa grubun kendisini de öldüreceğini ve “Müslüman Türkiye” başta olmak üzere çeşitli sloganlar atan grubun Alibaba’ya yürüdüğünü ifade etmektedir. Nazmi Yekeler dosya 1493-1496-1498 sıra sayılı ifadelerinde sanık ve firari Doğan Ürgüp’ün grup içerisindeki rolüne ait beyanlarda da bulunmuştur.
1978 Sivas olaylarının en dramatik yönü ise evi kundaklanan, kurşunlanan bazı Alevi vatandaşların kendilerini savunmak için silah kullanmalarının 1978 olaylarında yargılanmalarına gerekçe olması; bu yüzden sayısız acıların yaşanmasıdır.
Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünün ardından Sivas'a belediye başkanı seçilen Doğan Ürgüp adlı firari sanığın bugünkü bilinen toplumsal yüzünün bu olaylarda sergilenen yüzüyle benzerliği yoktur. Doğan Ürgüp, 10 Temmuz 2012 tarihinde Fatih Altaylı ile yaptığı TekeTek programında kendisini 1978 olaylarını engellemeye çalışan kişi olarak sunmuştur. Doğan Ürgüp, Altaylı’yla sohbetinde o yıl Ülkü Ocakları Başkanı olduğunu ve bu görevi bir arkadaşına devrettiğini ve kendisinin onun yardımcısı ve o sıralarda 22 yaşında olduğunu anlatıyor. Sivas olaylarının başladığı saatte, üç arkadaşıyla birlikte Çarşı Polis Karakolu’na amir Kenan Baskın'a nezaket ziyareti için gittiklerini, orada durumu haber aldıklarını ve Sünni vatandaşları “Alibaba’da kızılbaş koministler Sünni vatandaşları öldürüyor burada ne duruyorsunuz” diye provoke eden bir adamı engellediklerini ve kendisi gibi on kişi sayesinde 1978 olaylarının önlendiğini anlatıyor. Bu bilgileri Ankara Üniversitesinde yapılan bir toplantıda gençlerle de paylaştığını söylüyor.
Anlatımında, Sivas 1978 olaylarının dışarıdan gelenler tarafından organize edildiğine dair ifadeler kullanan Ürgüp, ne kendisinin gıyabi tutuklama kararından ne polise mukavemetinden ne de darp ettikleri polis memuru Nihat Doğan ve Yusuf Akın'dan söz ediyor. Kendisi kendi kahramanlık tarihini yazıyor... Fatih Altaylı ise hem 2012’deki programda hem de 2014 belediye seçimleri için yapılan programda, Doğan Ürgüp'ü toplumsal kahraman ilan eden programa yataklık ediyor.
Doğan Ürgüp yine Fatih Altaylı ile yaptığı programda “Ben Sivas'taki Cemevi’nin su sorununu çözdüm, Ali Baba Camii’nin etrafını düzenledim..." gibi ifadelerle Sivas için “siyaset yapıyor”. Ancak Ürgüp'ün bu ifadeleri de tarihsel gerçeklere pek uymuyor. Ali Baba Camii denilen yer aslında Cami değil, Ali Baba TEKKESİ! Yani Anadolu Alevi-Bektaşi kültürünün dergâhı. Dergâhın adı, küçük bir değişiklikle (!) Cami olmuş! Bu arada Ali Baba'nın yaşadığı ev de Susamışlar Konağı’na dönüşmüş!
DOĞAN ÜRGÜP'ÜN ADINI İBRETLE ORADA OKURSUNUZ
Firari sanık olmuş, toplumsal katliamlara bulaşmış Doğan Ürgüp'ün bu kadar rahatça kahraman rolü oynamasının ardındaki gerçek nedir? Acı da olsa bu gerçeği analiz etmek zorundayız. Bu gerçek, Doğan Ürgüp'ün ve benzerlerinin Sivas'ta yaptıkları siyasetin ideolojik ve ekonomik zemininin sağlam olmasıdır. Üstelik bu alt yapıyı hazırlayanların bir kısmı da Sivas’ta yaşayan Aleviler’den başkası değildir. Nasıl mı? Bugün Ali Baba'da mevcut Cemevi'nin Gasilhanesine girdiğinizde kocaman bir plaket görür ve ibretle okursunuz. Plakette şöyle yazar: "Bu salonun tefrişatı Belediye Başkanı Doğan Ürgüp tarafından yapılmıştır". Burası sözün bittiği yerdir. Olay Ulustaki eski Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kapısına Philip-Morris şirketinin plakasını çakması gibidir. Onursuzluğun erdem olduğu yerde söz biter. Alevi asimilasyonu kardeşlik kisvesinde başarılmıştır. Sivas'ta Alevi sorunu yok demek Ali Baba mahallesinde bile yerel siyasi denetimin karşı tarafa geçmiş olması demektir. Unutuldu denilen şeyin unutturulmuş olmasıdır. Alevi-Bektaşi kültürünün beşiği Sivas'ta çoğu asimile edilmiş sadece beş bin insanın kalmasıdır. Kültürü yaşatan dergâhlar ele geçirilmiş, kale düşürülmüş, aşıklar ölmüştür. Bu nedenle Sivas'ta bir daha Madımak yaşanmayacaktır... (REF: Yahya Kemal BAYAR, DİVRİĞİ GAZETESİ)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder