20 Ekim 2018 Cumartesi

O, Osmanlı Adaletinin Bakiyesi "Türkiye Cumhuriyeti" ne inanmış ve güvenmişti!.. "Öldürülen gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın o röportajı ortaya çıktı." Bu meş'um cinayet bütün maksat ve ayrıntıları ile ortaya çıkartılmalıdır.

Son dakika: Alçakça ve hunharca Öldürülen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın o röportajı ortaya çıktı...
"Merhum Cemal Kaşıkçının Suriye, Türkiye, İran, İsrail ve Suudilerden söz ederek "kriz, bunalım ve buhranlarla boğuşan, cebelleşen" coğrafyamızın içine düştüğü olayları ve nerelerde yanlış yapıldığını gayet gerçekçi olarak anlatığı bir yazısı Kısa yolu yazının altındadır. 20.X.2018, Ahmet Doğan Şimşek"
Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın kaybolmadan bir süre önce Suriye konusunda katıldığı bir televizyon programında yaptığı son konuşma yayına verildi. Kaşıkçı röportajında, "Türkiye Suriye halkının en iyi ortağı olduğunu ispat etti. Afrin muhteşem bir başarıydı. Sadece uygulanış şekliyle değil, çok temiz savaştı. Hiçbir yıkıntı olmadı. Rakka'daki tahribatı gördünüz. Daha önemlisi de Türkiye o bölgeyi Suriyelilere teslim etti. Suudi Arabistan, Suriye'de demokrasi ve özgürlüğe giden değişimin yaşanması konusuna hevesli değildi" ifadesini kullanmış
İstanbul'dan yayın yapan Esad rejimi karşıtı "Syria TV"
İstanbul'dan yayın yapan Esad rejimi karşıtı "Syria TV", 15 Ağustos'ta Kaşıkçı ile yaptıkları röportajı ilk kez yayınladı. Suudi Arabistan'ın İstanbul'daki Başkonsolosluğuna 2 Ekim'de girdikten sonra haber alınmayan Kaşıkçı, Suriye konusunda ülkesinin tutumuna, Türkiye'nin Suriye'deki varlığına, İran'ın Esad rejimine verdiği desteğe, ABD'nin Fırat Nehri'nin doğusundaki varlığına ve Suriye'deki iç savaşa ilişkin görüşlerini anlattı.
TÜRKİYE'NİN SURİYE'DEKİ ROLÜ
Kaşıkçı, Türkiye'nin, Suriye halkının en iyi ortağı olduğunu ispat ettiğini belirterek, "Afrin muhteşem bir başarıydı. Sadece uygulanış şekliyle değil, çok temiz savaştı. Hiçbir yıkıntı olmadı. Rakka'daki tahribatı gördünüz. Daha önemlisi de Türkiye o bölgeyi Suriyelilere teslim etti." dedi. Suriyelilerin Afrin'i yerel meclislerle iyi bir şekilde yönettiğini dile getiren Kaşıkçı, "Bu tecrübe diğer Suriyelilerin gıpta ile bakmasına neden olacak ve belki de İdlib'de mesela, 'Buyurun bu tecrübeyi buraya taşıyın' diyecekler." ifadelerini kullandı.
Kaşıkçı, Türkiye'nin Suriye konusunda maceraya girmeden hareket ettiğine dikkati çekerek, "Mesela önlerinde Münbiç var ama ABD ile çatışmaya girmeden diplomatik yollar ve iletişimle halletmeye çalışıyorlar." diye konuştu. Türkiye'nin Suriye'de disiplinli bir şekilde hedefe doğru ilerlediğine işaret eden Kaşıkçı, Türkiye'nin Suriyeliler için büyük bir şans olduğunu vurguladı..
ABD'NİN TUTUMU
Kaşıkçı, Suriye konusunda şu ana kadar bir anlaşma olmadığını belirterek, bu konunun Cenevre ve Astana görüşmeleri arasında kaldığını aktardı. "Bana göre Astana ekibi Suriye'nin geleceğini kuracak." diyen Kaşıkçı, ABD'nin Suriye'deki gelecek planlarına ilişkin şunları kaydetti: "ABD'nin bugünlerde öncelikleri çok farklı. ABD ileriye dönük planlar yapmak için rahat değil. Trump'ın ABD'de iç savaşı var, bilinen skandalları var. Biz artık eski ABD yönetimiyle karşı karşıya değiliz, değişken, hızlı bir yönetim görüyoruz. ABD yönetiminde piramidin başındakiler değişiyor. CIA, Dışişleri Bakanlığı, ulusal güvenlik biriminin başındakiler hep yeniler. Bunların zamana ihtiyacı var. Ancak Suriye meselesinin bunların istikrarına kavuşmasını bekleme şansı yok."
Kaşıkçı, ABD yönetimindeki istikrarsızlığın bölge ülkeleriyle ilişkilerine etkisinin sorulması üzerine, "ABD ile Türkiye'nin ilişkilerini etkileyeceğini sanmıyorum. Çünkü aralarında iletişim hattı var. Örneğin Türkiye, Münbiç'e ABD ile anlaşma sonrası girecek. Suudi Arabistan ABD'den, İran'ın Suriye'den çıkarılmasına destek olmasını istiyor. Ancak ABD bu isteği yerine getirmezse Suudi Arabistan kızacak mı? Tabii ki kızmaz. Çünkü elinde güçlü kozu yok. Artık Suudiler, Suriye meselesinin kilit oyuncusu değil." dedi.
"SUUDİ ARABİS'TAN TÜRKLER'LE SURİYE'DE İŞ BİRLİĞİ YAPMADI"
Suudi Arabistan'ın Suriye meselesinde yaptığı hatalara değinen Kaşıkçı, "Suudi Arabistan Suriye'de demokrasi ve özgürlüğe giden değişimin yaşanması konusuna hevesli değildi. Suudi Arabistan Türklerle, Suriye'de iş birliği yapmadı." ifadelerini kullandı.. Kaşıkçı, "Katar ve Suudiler, Suriye'de çekiştiler. Bunların bedelini hem Suriye devrimi hem de Riyad çekiyor." şeklide konuştu.
Daha önce ABD Başkanı Donald Trump'ın Suriye'ye Arap ülkelerinden oluşturulacak bir gücün gönderilmesini gündeme getirmesine ilişkin Kaşıkçı, "Bak bu öneri güzel çünkü Suudilerin Suriye meselesine ilgili olduklarını gösterir. Ancak sorun bunun detaylarında. Mesela Suudi Arabistan ordusu, Mısır veya diğer Arap ülkelerinin katılması için uygun bir altyapı hazırlığı olmalı. Türkiye ile temas kurulmalı ve ilişkilerin yumuşatılması gerekir. Çünkü bu ülkelerin Türkiye ile arasında Suriye temas hatları oluşacak." değerlendirmesinde bulundu.
Kaşıkçı, önerinin hayata geçirilmesinin zor olduğuna dikkati çekerek, "Mısır ordusu da Suriye'ye gidemez. Eğer Fırat'ın doğusuna giderlerse o bölgeyi Esad'e teslim ederler. Esad ile anlayış içindeler çünkü." diye konuştu. Suudi Arabistan'ın İran'la sorunlu olduğunun hatırlatılması üzerine Kaşıkçı, "Suudi Arabistan'ın bölgeye ordu göndermesi onları Türkiye ile anlaşmaya iter. Dolaysıyla bu da Suudi Arabistan-Türkiye iş birliğine yol açar ve Suriye halkı için iyi olur. " ifadelerini kullandı.
SUUDİLER'İN ESAD'A KARŞI TUTUMU
Kaşıkçı, Suudi Arabistan'ın Esad rejimine karşı tutumunu şu sözlerle değerlendirdi:
"Suudi Arabistan, Arap ülkelerindeki eski rejimlerin kalmasını destekliyor. Esad rejiminin İransız kalmasını istiyor. Ancak Beşşar Esad, İran'dan başkasına güvenmiyor. Zaten İran'ın sayesinde var. Suudi Arabistan, 2011'deki sisteme dönülmesini temenni ediyor. Mısır'da olduğu gibi Suriye'de de Arap baharının son bulmasını istiyor. Yemen'de Ali Abdullah Salih'in bir halifesini bulup Yemen'in başına geçirmek istiyor. Ancak bu Suriye'de çok zor çünkü halk ayaklanması devam ediyor." Kaşıkçı, İran'ın Suriye'deki askeri varlığının güçlendiğini belirterek, "İran, Suriye'de yeni bir demografik harita çiziyor. Rejim de buna destek oluyor. Rejim yasa ve kanunlarla milyonlarca insanın evlerine dönmesini engelliyor." diye konuştu. Rejimin halkın evlerine yeniden dönmesini istemediğini vurgulayan Kaşıkçı, "Beşşar, Suriye'yi işgal ediyor. 6-7 milyon Suriyeli çıkardı. Rejimin son olarak 10 sayılı kararı ise Suriye'deki demografik haritayı değiştirmek içindi." dedi. 
SURİYE'DE İSRAİL-İRAN ÇATIŞMASI
Kaşıkçı, İsrail ve İran arasında yaşananların sadece Suriye'deki çatışma alanlarının sınırlarının çizilmesi için olduğuna dikkati çekerek, İran'ın İsrail'in düzenlediği saldırılara yanıt vermediğini dile getirdi. İran'ın Suriye'de Halep, Humus gibi illeri "işgal ettiğini" belirten Kaşıkçı, "İsrail Suriye'de İran'la çatışmaz ve buna girmez. İran'a karşılık vermek Arap ülkelerine düşer. İsrail bu görevi Arapların yerine yapmaz. Bu işi en son yapacak ülke İsrail." ifadelerini kullandı.
"ABD RUSLAR'IN SURİYE'DEKİ HAYATLARINI ZORLAŞTIRIYOR"
ABD'nin Suriye'de itibarını yeniden kazanmak için fırsat olduğunu anlatan Kaşıkçı, "ABD, Rusların Suriye'deki hayatlarını zorlaştırabilir. Bunu da Suriye devrimine destek vererek yapabilir. Türklere destek vererek yapabilir mesela. Ruslar bu kaygılarını dile getirdiler aslında." değerlendirmesinde bulundu.. Kaşıkçı, ABD'nin Fırat'ın doğusunda çok iyi çalışmadığına dikkati çekerek, "Petrol, su ve enerji zengini bir bölgeyi ele geçirdiler. Belki de bu ona yeter. ABD'nin Suriye'deki oyunların kurallarını değiştirmesi için sahada olması gerekir." şeklinde konuştu. Teorik olarak ABD'nin istemesi durumunda Suriye'de rejimin ve İranlıların hayatını zora sokabileceğine işaret eden Kaşıkçı, şunları söyledi: "Ama şu var ABD'de şu an ileriye dönük planlar yapacak kurumlar yok. ABD'nin önemli kurumlarında daha bu ay değişikler oldu. Bunlara zaman gerek. Trump'ın üzerindeki baskılardan kurtulması gerek. ABD seçimleri yaklaşıyor. Dolayısıyla ABD'nin 180 derece değişeceğini sanmıyorum."
İSRAİL'İN ESAD'A BAKIŞI
Kaşıkçı, İsrailli yetkililerin Esad'i öldürmekle tehdit etmelerinin sadece sözde olduğunu ifade ederek, "İsrail Esad'i öldürse rejimin sonu olur, bunu herkes biliyor. Peki İsrail bunu ister mi? Hazırlar mı? Bence bu tür açıklamalar tehditten ibarettir. Çünkü aynı zamanda İsrail'in Esad'in kalmasından elde ettiği faydalardan bahseden başka İsrail yetkililerinin açıklamaları var." diye konuştu.
SURİYE'NİN GELECEĞİNE DAİR DÜŞÜNCELERİ
Suriyelilerin Türkiye'ye güvenmeleri gerektiğini vurgulayan Kaşıkçı, "Savaşın şartları değişti. Suriye devrimi daha bitmedi. Beklentileri bitmedi. Ancak zor şartlar içerisinde. Suriye devrimi, Türkiye gibi dost bir ülkeye sahip." dedi. Kaşıkçı, dünyanın Suriye meselesine sessiz kaldığını ve Suriye halkının asrın dramını yaşadığını belirterek, Esad rejiminin kesinlikle değişmesi gerektiğini düşündüğünü söyledi. Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın röportajı Syria TV'nin YouTube kanalında da yayınlandı. https://www.takvim.com.tr/dunya/2018/10/19/son-dakika-oldurulen-gazeteci-cemal-kasikcinin-o-roportaji-ortaya-cikti
BİR YORUM, ANALİZ VE AÇILIM:
Kaşıkçı cinayetinin istihbar-i öğretileri
Bülent ESİNOĞLU
2 Ekim’den bu yana televizyonlarda Kaşıkçı Cinayeti konuşuluyor, tartışılıyor, yorumlanıyor. Herkes cinayetin bir tarafından kaşıklıyor. Aydınlar bir nevi cinayet dedektifi gibi akıl yürütüyorlar.
Cinayetin sadece işleniş biçimi ve bazı sonuçları konuşulsa da İstihbar-i öğreti yanını da görmek gerekir.
Son söyleyeceğimi baştan söyleyerek sizleri yormayayım.
Operasyonun asıl amacının; Türkiye İran arasındaki iyi ilişkileri dinamitlemeye yönelik olduğu artık ayan beyan ortaya çıkmıştır.
Kaşıkçı katledildikten sonra, Halkın Mücahitleri örgütünün dört elemanı tarafından Kaşıkçı’nın cesetini Yalova’da bir yere gömeceklermiş ve suç İran’ın üzerine atılıp, Türkiye İran ilişkilerinin koparılmasına yöneltilecekmiş.
Lakin planda bir aksaklık olmuş ve operasyonun geri kalan kısmı yani Türkiye İran ilişkileri kısmı gerçekleşememiştir.
Halkın Mücahitleri Örgütü İran yönetimine karşı Amerika ve Suudiler tarafından kullanılan bir örgüttür. Televizyonlarda tartışmalara katılan emekli ya da hala çalışan MİT uzmanlarının belirttiğine göre; Halkın Mücahitleri Örgütü ABD tarafından daha önceleri de kullanışmış ve Türkiye’de işlenen cinayetler İran devletinin üzerine atılmıştır.
Uğur Mumcu cinayetini hiç unutmuyorum. Kemalistleri katleden Amerika hep cinayetlerin suçluları için İran’ı işaret ederdi.
İçerdeki sözde aydınlar da Mollalar İran’a diye slogan atıp, mitingler yaparlardı. Masum Atatürkçüleri de kendilerine kalkan yaparlardı. Ne güzel değil mi? Hem Atatürkçüleri katledeceksin hem de İran’a karşı Türkiye’yi kullanmaya devam edeceksin. Bir taşla iki kuş…
Peki İran Türkiye ilişkilerinin bozulması neden ABD için çok önemlidir? Önemlidir, çünkü Sünni Şii çatışması ABD stratejisinin bel kemiğini oluşturur. Etnik çatıştırma stratejisi ikinci sıradadır.
Şii Sünni çatışması sürdüğü sürece, ABD iki şeyi sağlama almış olur. Birinci petro-dolarlar, ikincisi İsrail’in güvenliğidir. İran petro-dolar kullanmadığı için Amerika’nın hedefinden kurtulamaz. Elbette petrol sermayesinin arkasında Yahudiler olduğundan Şii Sünni çatışması İsrail için de çok önemlidir.
Kaşıkçı olayından sonra; ABD, Suudi Arabistan ve İsrail merkezli siyasal cinayetler artık eskisi kadar kolay olmayacaktır.
İki Ekim Olayı Milat olacak gibi görünüyor. Önemli bir kırılma noktası gibi duruyor. Artık işkence gemileri İşkence uçakları, teröre karşı mücadele adı altında her türlü pis işleri gizleme ve oradan ABD çıkarlarını sürdürme işi, biraz daha zora girecektir.
Artık dünya halkları için bir şey gün yüzüne çıktı. Bir yerde siyasi bir cinayet işlendi mi bu “cinayetin arkasında mutlaka Amerika vardır” akıl yürütmesi aklın şablonu olmuştur.
Kaşıkçı Siyasi Cinayeti ABD Suudi birlikteliğini bile zor sokan bir yapısı vardır. Bu arada İngiltere’yi unutmayalım Sudilerin kılcal damarlarında bile İngilizler dolaşır.
20.10.2018, bulentesinoglu@gmail.com

18 Ekim 2018 Perşembe

Avrupa [AB] Parlâmentosu'ndan yasa hukuk ve ahlâk dışı menfur bir kalkışma "SOYKIRIMCI İNSANLIK DÜŞMANI ermenistan tarafından İŞGAL ALTINDA TUTULAN DAĞLIK KARABAĞ SÖZDE DEVLETE ZİYARET"

AVRUPA [AB] PARLÂMENTOSU’NDAN İŞGAL ALTINDAKİ DAĞLIK KARABAĞ’DAKİ "SÖZDE DEVLETE" ZİYARET
Geçtiğimiz günlerde Ermenistan basınının öne çıkan haber sitelerinden News.am’de yer alan bir habere göre, 28 Eylül tarihinde, Avrupa Parlamentosu üyesi ve AB – Ermenistan Dostluk Grubu Başkanı Eleni Theocharous, GKRY (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) Parlamentosu üyeleri Yorgos Perdikis ve Michalis Giorgallas ile Ermenistan tarafından işgâl edilmiş ve bütün dünyanın gözü önünde mezalim ve soykırım uygulanmış Dağlık Karabağ topraklarında, Ermenistan Millet Meclisi Başkanı Ara Babloyan’ı ziyaret etmiştir.[1]
YASA DIŞI YERLEŞİM
Avrupa Parlamentosu üyesi Eleni Theocharous’un Ermenistan-AB ilişkilerinin geliştirilmesi, Avrupa Parlamentosu’nda Ermenistan’a ilişkin sorunların ön plana çıkarılması ve Ermenilerin haklarının korunmasına ilişkin çalışmaları olduğu bilinmektedir. Theokharous, Ermenistan ve Ermeni diasporası tarafından da iyi tanınan bir isimdir ve uzun yıllar boyu Ermenistan’a olan ilgisi basına yansımaktadır. Dolayısıyla bu son ziyareti de bu bağlamda şaşırtıcı değildir. Asıl şaşırtıcı olan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vatandaşı olarak Ermenistan’a olan yakın ilgisinin bu kadar uzun soluklu olmasıdır. Ancak GKRY’nin 1963’teki işgâlci tutumu göz önünde bulundurulduğunda, bir GKRY vatandaşı tarafından işgâl altındaki toprakların hukuksuzluk çerçevesinde ziyaret edilmesi son derece doğaldır. Peki işgâl altındaki Azerbaycan topraklarının hukuksuz bir ziyarete sahne olması ne dereceye kadar doğal karşılanmalıdır? Ulusüstü [2] bir mekanizma olan Avrupa Parlamentosu üyesi olduktan sonra, ulusüstü bir yapının parçası olarak hukuksuzluğa hizmet etmek Avrupa değerlerinin korunması ile ne ölçüde bağdaşmaktadır?
KENE, VAMPİR VE YARASALARIN ÇIKAR ALIŞ-VERİŞİ!..
Diğer iki Kıbrıslı parlamenterin ziyaretindeki amaç bu sebeple anlaşılabilmektedir. GKRY vatandaşı Avrupalı parlamenterin, yanında GKRY parlamentosundan iki parlamenterle giderek gerçekleştirdiği toplantıda, Ermenistan Millet Meclisi Başkanı Ara Babloyan’ın, Ermeni Heyeti’nin de Kıbrıs için önemli meselelerde Kıbrıs tarafına daima destek olma niyeti taşıdığını ve bu yaklaşımın karşılıklı olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirmesi anlaşılır bir çıkar alışverişi olduğunu ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, Theokharous da GKRY’nin daima Ermenistan ve Ermeni halkı yanında olduğu söylemiş, kendilerine hukuksuzluğu destekleyen işgâlci devletin “mücadelesine” hayranlık beslediğini belirtmiştir.
İŞTE "İNSANLIK, HAKKANİYET VE ADALET DÜŞMANI" SOYKIRIM YALTAKÇISI ZALİM YARATIKLAR
Avrupa Parlamentosu yetkilileri, KKTC ve Dağlık Karabağ sorununu birbirini kilitler bir şekilde öne sürerek Azerbaycan’ın KKTC’yi tanımasının önüne geçmesi için ellerinden geleni yapmışlardır. Ermenistan’ın, Azerbaycan’ın işgal altındaki topraklarını meşrulaştırmaya yönelik bu durum, AP yetkililerinin açıklamaları ve işgâl altındaki Dağlık Karabağ’da düzenledikleri hukuksuz toplantılar ne uluslararası ne de AB değerleri ile bağdaşmaktadır. Dolayısıyla, böyle bir tutarsızlığın öne çıktığı bir ortamda verilebilecek en iyi yanıt Azerbaycan’ın Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni tanıması olabilecektir.
[1] “Teokharus: Avrupa Parlamantosunda Artsakh’a İlişkin İnisiyatiflere Desteğe Devam Edeceğiz”, News.am, 29 Eylül 2018, https://news.am/tur/news/473564.html
[2] “European Parliament”, International Democracy Watch, http://www.internationaldemocracywatch.org/index.php/european-parliament (HABER.YORUM NO: 2018/79-Hazel Çağan Elbir, 18.10.2018)

12 Ekim 2018 Cuma

Türk-Türkiye ve İslâm düşmanı: Şer, şeamet, kin-nefret, şeytanlık ve düşmanlık cephesi "menfur kumpaslar için" buluştu. Üç ülkeyi birden Türkiye korkusu sardı! Panik yaptılar!..

İsrail, Yunanistan ve Güney Kıbrıs çete devleti.
Üçünü birden Türkiye korkusu sardı! Panik yaptılar

Bu menfurlara dost olanlar; Kesinlikle vatan haini, Türk ve Türkiye düşmanıdırlar.
Eli kanlı İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu bölgede Türkiye karşıtı (Türk ve İslâm düşmanı) cepheyi genişletmek istiyor. Netanyahu bu amaçla geçen ay (özellikle ve tehdit mesajı vermek amacıyla seçtikleri) işgal altındaki Kudüs’te Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Kotzias ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi Dışişleri Bakanı Nikos Christodoulidis’le (Türkiye aleyhine kin, nefret ve fetret cephesini mümkün olduğu kadar genişletmek amacıyla) bir araya geldi. Bu menfur toplantının ana nedeni basın, bölge halkı ve kamuoyunda şu şekilde açıklandı ve şöyle tanımlandı:
"Üç ülkeyi birden Türkiye korkusu sardı! Panik yaptılar."
Axios internet haber sitesinin bildirdiğine göre, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu iki dışişleri bakanını, ABD-Türkiye arasındaki gerilimin kısa dönemde sona ermeyeceğini savundu ve ortak cephede yer almaları için ikna etmeye çalıştı. Başbakan Benjamin Netanyahu, ABD Başkanı Donald Trump’ın, Evanjeliklerin talebiyle, Türkiye üzerinde baskı kurmaya, bölgede sıkıntı yaratmaya ve Türkiye üzerinde olumsuz algı oluşturmaya devam edeceğini de savundu.
ASIL DERDİ DOĞU AKDENİZ
Axios’un iddiasına göre Netanyahu, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de doğal gaz araştırma çalışmalarına başlamasının kendileri için bir tehdit oluşturduğunu vurguladı. İsrail Başbakanı, Yunan ve Rum dışişleri bakanlarıyla görüşmesinde Türkiye’nin Rus yapımı S-400 hava savunma sistemlerini satın almasından duyduğu endişeyi de gizlemedi. İsrail Başbakanı Türk hava kuvvetleri envanterine dahil olacak F-35 savaş uçaklarından dolayı da tedirgin olduğunu iki bakana söyledi.
BÜYÜK UTANÇ VE ŞOK SKANDAL!.. 
BAE-İSRAİL AYNI MASADA
BAE-İSRAİL AYNI MASADA: Resmi olarak diplomatik temasları bulunmayan İsrail ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) ABD büyükelçileri, Amerikan Ulusal Güvenlik Yahudi Enstitüsü'nün (JINSA) Washington'daki akşam yemeğinde biraraya geldi. İsrail’in Haaretz gazetesine göre, BAE’nin Washington Büyükelçisi Yusuf el-Uteybe ile İsrail’in Washington Büyükelçisi Ron Dermer, JINSA’nın yıllık akşam yemeğinde aynı masada ve yan yana oturdu. Uteybe ile Dermer’in "samimi bir şekilde muhabbet ettikleri" belirtilen haberde, aynı masada Mısır’ın Washington Büyükelçisi Yasir Rıda’nın da bulunduğuna dikkat çekildi. Uteybe ve Dermer’in ABD’deki en etkin iki diplomat ve Trump başkanlığındaki ABD yönetimiyle yakın ilişkilere sahip olduğu biliniyor. (KAYNAK: Axios-YENİ ŞAFAK-Vatan, 12 Ekim 2018-Cuma) 

4 Ekim 2018 Perşembe

KALLEŞLİK VE KAHPELİK TÜRK ASKERİNİ VURDU "7 asker şehit oldu" Yıllardır "AMERİKAN KÖPEĞİ" bu terör ve tedhiş örgütünü "bütün uzantı ve bağlantıları ile" bitiremeyen siyasiler ve sorumlular kahrolsun.

Batman'dan acı haber: 8 asker "ABD uşaklarının hain tuzaklarına düşerek" şehit oldu!..
Batman'ın Hasankeyf ilçesinde yol yapım çalışmasının emniyetini sağlayan askerlerin bulunduğu zırhlı askeri aracın geçişi sırasında PKK'lı teröristler, asfaltın altına tuzakladıkları el yapımı patlayıcıyı infilak ettirdi. Patlamada, 1'i astsubay, 6'sı uzman çavuş, 8 asker şehit oldu, 2 asker de ağır yaralandı. Hasankeyf ilçesine bağlı Altınoluk ve Çelikköy köyleri arasında, Umutlu köyü yol ayrımında, devam eden yol yapım çalışmasının emniyetinin alınması amacıyla görevlendirilen askerleri taşıyan zırhlı araca, bugün saat 06.00 sıralarında saldırı düzenlendi. PKK'lı teröristler, yola tuzakladığı el yapımı patlayıcıyı, zırhlı askeri aracın geçişi sırasında infilak ettirdi. Patlamada 4 asker şehid oldu, 5 asker de ağır yaralandı.
3 ASKER HASTANEDE ŞEHİT OLDU
Saldırının ardından bölgeye güvenlik güçleri ve çok sayıda ambulans sevk edildi. Yaralı askerler, bölgedeki hastanelere kaldırıldı. Tedaviye alınan yaralı askerlerden 3'ü, doktorların tüm çabasına karşın, kurtarılamayarak, şehit oldu. Şehitlerden 1'nin astsubay, 6'sının ise uzman çavuş olduğu bildirildi.
​YOLDA DEV ÇUKUR OLUŞTU
Patlamayla birlikte asfalt yolda 1,5 metre derinliğinde 4,5 metre çapında geniş çukurun oluştuğu görüldü. PKK'lı teröristlerin, el patlayıcıyı önceden yola tuzakladığı, kablolu düzenekle uzaktan kumandayla infilak ettirdiği saptandı. Güvenlik güçleri, kaçan teröristlerin etkisiz hale getirilmesi için bölgede hava destekli geniş çaplı operasyon başlattı.
SAMSUNLU ŞEHİDİN SON PAYLAŞIMI DUYGULANDIRDI
Şehit olan askerlerden birinin Samsunlu Jandarma Uzman Çavuş Uğur Göksu olduğu öğrenildi. Jandarma Uzman Çavuş Uğur Göksu’nun acı haberi memleketi Samsun’un Ladik ilçesinde bulunan baba ocağına ulaştı. Haberi alan acılı aile gözyaşlarını tutamadı. Şehidin baba ocağı Türk bayraklarıyla donatıldı. Öte yandan Şehit Jandarma Uzman Çavuş Göksu’nun 2 hafta önce sosyal medya üzerinden yaptığı paylaşım ise görenleri duygulandırdı. Göksu nişanlısıyla birlikte olduğu fotoğrafı paylaşarak üzerine ise şu yazıyı yazdı: "Yanında olamasam da kalbim hep seninle sevdiğim. Beraber mutlu yıllara. Nişanımızın 1. yıl dönümü kutlu olsun.”
ESKİŞEHİR'E ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Batman'daki patlamada Eskişehirli Uzman Çavuş Neşet Gök de şehit düştü. Acı haber şehidin Emek Mahallesi Şölen Sokak'ta oturan baba evine ulaştı. Bekar olduğu öğrenilen 25 yaşındaki şehit Neşet Gök'ün evine Türk bayrağı asıldı. Şehidin babası Turan Gök'ün belediye işçisi, annesi Nurcan Gök'ün ev hanımı olduğu öğrenilirken, 19 yaşında Burak isminde ve 7 yaşında Batuhan isminde iki erkek kardeşinin olduğu belirtildi. Şehidin en küçük kardeşi 7 yaşındaki Batuhan Gök'ün ağabeyinin gitmesine razı olmadığı ve şehit olacağını önceden söylediği iddia edildi. Öte yandan aile için evin önünde sağlık ekipleri hazır bekletildi.
UZMAN ÇAVUŞLUKTAN ASTSUBAYLIĞA GEÇMİŞ
Şehit olan askerlerden Jandarma Astsubay Çavuş Ömer Yiğit Ulus’un (28), İzmir’in Bergama ilçesindeki babaevine acı haber ulaştı. Acı haberi alan şehit astsubayın babası Yücel Ulus fenalaştı. Baba Ulus’a hazır bekletilen ambulanstaki sağlık ekipleri müdahalede bulundu. 6 yıl uzman çavuşluk yaptıktan sonra astsubaylığa geçen ve bekar olan şehidin evine Türk bayrağı asıldı. Şehidin kardeşi Çağrı Ulus’un da astsubay olduğu ve İzmir’de görev yaptığı belirtildi. Şehidin, AK Parti Bergama İlçe Başkanı Hakan Koştu’nun eşinin yakını olduğu öğrenildi.
BİR AY ÖNCE EVLENMİŞTİ
Şehit Uzman Çavuş Ali Hekim’in Antalya’daki baba ocağına ateş düştü. Aksu ilçesine bağlı Atatürk Mahallesi’ndeki gecekonduda yaşayan Ayşe ile Hasan Hekim çiftine, oğullarınınÿşehit olduğu haberi, askeri yetkililerce verildi. Şehit ailesinin evine Türk bayrağı asılırken, kapıda ambulans içinde sağlık ekibi hazır bekletildi. Şehit Uzman Çavuş Ali Hekim’in, 9 Eylül’de Arzu Hekim ile evlendiği belirtildi. Şehit Hekim’in cenazesinin, yarın memleketi Isparta’da toprağa verileceği öğrenildi.
ACI HABERİ HASTANE DÖNÜŞÜ ALDILAR
Şehit olan askerlerden Jandarma Uzman Çavuş Süleyman Aydın’ın Amasya’nın Suluova ilçesinde yaşayan anne ve babası acı haberi hastane dönüşü aldı. İl merkezine diş tedavisi için giden anne Fatma ile baba Niyazi Aydın, kendilerini evlerinde bulamayan yetkililerin telefonla ulaşıp hemen dönmelerini istemeleri üzerine TOKİ konutlarındaki evlerinin yolunu tuttu. Belediye Başkanı Fatih Üçok ile diğer yöneticilerinden oğullarının şehadet haberini alan anne ve babanın acısını yetkililer ve yakınları paylaşmaya çalıştı. Oğlunu ziyaret etmek için Batman'a gitmeyi planlayan babaya fenalaşması üzerine evin önünde bekletilen ambulansta müdahale edildi. İki yıl önce Dilek Aydın ile evlenen 4 yıllık Uzman Çavuş Süleyman Aydın'ın kardeşi Sefa’nın da Ankara’da astsubay okulunda eğitim gördüğü öğrenildi. Melek adlı bir kardeşi daha olan şehit Aydın’ın çocukluk arkadaşı Mehmet Erdem, "Doğu görevi bitmişti. Tayini çıkıyordu. Bu tarafa gelecekti. Tercih yapacaktı. Nasip olmadı” diye konuştu. Askerler ve komşuları şehidin baba ocağının bulunduğu binaya dev Türk bayrağı astı.
BALIKESİR'E ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Şehit olan Uzman Çavuş Okan Dinçer'in şehadet haberi doğup büyüdüğü Balıkesir'in Bigadiç ilçesine bağlı Bademli kırsal mahallesine ulaştı. Şehidin annesi Arife ve Babası Tezcan şehadet haberi sonrası büyük acı yaşadı. Şehidin kardeşi Oktay'ı ise Bigadiç Kaymakamı Altuğ Çağlar teselli etti. Bigadiç Belediye Başkanı İsmail Avcu'nun da taziyelerini sunduğu ailenin evinin önünde 112 ekipleri hazır bekledi. Şehidin baba ocağına Türk bayrağı asılırken, şehidin izin için Bademli'ye geldiği ve pazartesi günü tekrar görevine başladığı öğrenildi.
ANKARA'YA ŞEHİT ATEŞİ DÜŞTÜ
Şehit Uzman Çavuş Özgür Can İnce’nin (26) Ankara’daki ailesine acı haber ulaştı. Sağlık ekipleri eşliğinde eve gelen askeri yetkililerden acı haberi alan şehidin babası Ömer ve annesi Sündüz İnce, gözyaşlarına boğuldu. Şehidin anne ve babasını jandarma, polis ve sağlık ekipleri sakinleştirdi. Şehidin ailesinin oturduğu bina Türk bayraklarıyla donatılırken, Etimesgut Belediyesi de evin önüne taziye çadırı kurdu. Şehidin bekar olduğu öğrenildi.

11 Eylül 2018 Salı

Bu, TÜRK MİLLETİ ve TÜRKİYE CUMHURİYETİ Halkının bir onur ve itibar sorunudur. "ANDIMIZI GERİ İSTİYORUZ" Açılım gibi lanetli ve belalı bir sürece feda edilen ulusal onur ve itibarımız iade edilmelidir.

AND'IMIZI GERİ İSTİYORUZ
EVET; Yedi düvele karşı "İstiklâl, Özgürlük, Bağımsızlık, Adalet ve Hukuk Savaşı" vererek, Türkiye Cumhuriyetini kuran Türk Milleti "Asli ve Kurucu Unsurları olarak": 
AND'IMIZI GERİ İSTİYORUZ. 
Bölücü, anarşist, terörist ihanet şebekeleri ile yapılan, menfur AÇILIM SÜRECİ'nin kirli pazarlıkları uğruna 'Millete Rağmen' feragat edilerek kaldırılan ANDIMIZ; Vaktiyle yapılan hata, gaflet ve hıyanetten nedamet duyulup geri dönülerek 17 Eylül 2018 Pazartesi gününden itibaren "bütün okullarda mutlaka" tekrar okunmaya/söylenmeye başlanmalıdır.
Cumhuriyet Kadınları Derneği: "Andımızı geri istiyoruz!"
Dr. Canan Arıtman, yazılı basın açıklaması yayınlayarak okullarda tekrar Andımız’ın okunmasını talep ettiklerini belirtti. Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’a da çağrı yapan Arıtman, 10 Eylül Pazartesi günü tüm yurtta eş zamanlı basın açıklaması yapacaklarını ve imza masası açacaklarını söyledi.
“ANDIMIZI İSTİYORUZ!”
Cumhuriyet Kadınları Derneği adına Genel Başkan Dr. Canan Arıtman, Türkiye Cumhuriyeti kamuoyuna hitaben yazılı bir basın açıklaması yayınlayarak okullarda tekrar Andımız’ın okunmasını talep ettiklerini belirtti. Milli Eğitim (ve Milli Öğretim) Bakanı Ziya Selçuk’a da çağrı yapan Arıtman, 10 Eylül Pazartesi günü tüm yurtta eş zamanlı basın açıklaması yapacaklarını ve imza masası açacaklarını söyledi. “Andımızı İstiyoruz” masalarında toplanan imzalar Milli Eğitim Bakanlığı’na gönderilecek.
Kamuoyuna yapılan basın açıklamasının tam metni ise şöyle:
Cumhuriyet Kadınları Derneği olarak; ilkokullarda her gün, ilk derse girerken, çocuklarımızın hep birlikte okuduğu “Andımızın” ana sınıfından başlayarak en az 9.sınıfa kadar çocuklarımıza okutulmasını Milli Eğitim Bakanı Sn. Ziya Selçuk’tan talep ediyoruz. Kurucumuz, kurtarıcımız, büyük liderimiz Atatürk döneminde, Milli Eğitim Bakanı Sn. Reşit Galip tarafından yazılarak çocuklarımıza 1933 yılından beri okutulan andımız, ne yazık ki 80 yıl sonra, 2013 yılında kaldırıldı Bu durum çocuklarımızın doğru eğitimini, milli ve manevi değerlerimizi kazanmalarını engelleyen büyük bir hata olmuştur. “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım, ilkem küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak, yurdumu özümden çok sevmektir. Ülküm yükselmek, ileri gitmektir…Varlığım, Türk Varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene !” ifadelerinin, öğretisinin nesi yanlıştır?
Kimleri rahatsız etmiştir ki kaldırıldı?
Andımızın kaldırılması ülkemizin düşmanlarını, bizi bölüp parçalamak isteyen emperyalistleri sevindirmiş, Aziz Milletimizi ise derinden üzmüştür. Binlerce yıldır her karışını şehit kanlarıyla sulayarak ve hala, her gün şehit vermeye devam ederek Vatan eylediğimiz bu aziz toprakları savunmak, büyüğüyle küçüğüyle tüm Milletimizi çok sevmek, uğruna her türlü fedakârlığı yapmak ülküsü ve Türk Milleti olmaktan gurur duymayı öğreten bu ant, bu eğitim her çocuğumuza çok gereklidir.
ANDIMIZDAKİ DEĞERLERİ BENİMSEMİŞ NESİLLER YETİŞTİRİLMELİ
Jeopolitik ve jeostratejik açıdan dünyanın en zor, en önemli ve en değerli coğrafyasında bulunan vatanımızı korumak için andımızdaki değerleri benimsemiş nesiller yetiştirmemiz zorunluluktur.
Andımızdaki ” Ne mutlu Türk’üm diyene ” ifadesi ise; her türlü etnik, dini, mezhebi ayrımı reddeden, Milletimizi birleştirici, bütünleştirici ve en önemlisi Ulus Devlet olmamızı sağlayacak bir öğretidir.
Unutulmamalıdır ki yaşadığımız bu zor coğrafyada var olabilmemizin ilk ve vazgeçilemez şartı Ulus Devlet olabilmektir. Güçlü bir Ulus Devlet için; güçlü, onurlu ve özverili bir millet inşa etmek şarttır.
Dünyanın pek çok ülkesinde, 72 milletten oluşan ABD de bile eğitimde tüm çocuklara benzer öğretiler verilmekte, vatanseverliği özendiren antlar okutulmaktadır.
MİLLİ EĞİTİM (VE MİLLİ ÖĞRETİM) BAKANINA ÇAĞRI
Pedagojik olarak andımızın gerekliliğini, bu formasyonu almış, öğretmen Milli Eğitim Bakanımızın iyi ve doğru değerlendirerek okullarımızda Andımızın tüm çocuklarımıza okutulmasının sağlamasını istiyoruz.
İMZA MASALARI AÇILACAK
Cumhuriyet Kadınları Derneği; Türkiye genelindeki tüm şubeleriyle 10 Eylül 2018 tarihinde basın açıklamalarını yaparak imza masaları açacak ve topladığı imzaları MEB’e yollayarak Milletimizin bu konudaki talebini ortaya koyacaktır. Ayrıca Andımız okullarımızda okutuluncaya kadar veliler ve tüm yurtseverlerle birlikte okul kapılarında andımızı okuma eylemleri yapacağız. Tüm Türkiye’yi ” Varlığım Türk Varlığına armağan olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene ” nidalarıyla çınlatacağız. Evlerimizde her gün çocuklarımızla birlikte andımızı okuyacağız ve bu değerleri onlara kazandıracağız. Ancak , mutlaka okullarımızda da topluca okunarak dostun, düşmanın, tüm dünyanın duymasını istiyoruz. Cumhuriyet Kadınları Derneği bu talebi gerçekleşinceye kadar sürekli eylemlilik içinde olacaktır. Aziz Türk Milleti; andımızı okutanları da yasaklayanları da asla unutmayacaktır. Partiler seçim kazanabilir, iktidar olabilir ama önemli olan tarihe nasıl geçecekleridir…
Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Dr.Canan Arıtman // 07 Eylül 2018

30 Ağustos 2018 Perşembe

‘YERLİ VE MİLLİ’ BİR EĞİTİM-ÖĞRETİM SİSTEMİ İÇİN; DERHAL ‘FULBRİGT’ ÇETESİNE YOL VERİLSİN..

‘MİLLİ VE YERLİ’ bir eğitim ve öğretim sistemi için; Terör ve tedhiş unsurlarının hamisi, düşman Amerika'nın ‘FULBRİGT ÇETESİNE" acele yol verilsin ve ülkemizden kesin olarak kovulsunlar.
Yeni Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde beklentimiz, milletimize dayatılmış olan Fulbright ve benzeri anlaşmaların tamamen ortadan kaldırılması, eğitim başta olmak üzere her alanın ‘Milli ve mutlak Yerli’ hale getirilmesinin bir an önce sağlanmasıdır.
Türkiye-Amerika Birleşik Devletleri Kültürel Mübadele Komisyonu, günümüzdeki adıyla Türkiye Fulbright Eğitim Komisyonu’nun temeli 1949 yılında ABD ve Türkiye arasında dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından hiç düşünülmeden imzalanan, memleketimizin geleceği olan çocukların ve gençlerin ABD’nin kirli emellerine kurban verildiği ve halen yürürlükte olan ikili bir anlaşmaya dayanmaktadır. Türkiye’deki özel okullar ve yüksek öğretim kuruluşları dahil olmak üzere tüm eğitim kurumları bu anlaşma çerçevesinde ABD’nin dolayısıyla CIA’nın insafına terk edilmiştir.
69 yıldır yürürlükte olan anlaşmanın maddeleri kan dondurucu niteliktedir. Birinci madde şöyledir: “Türkiye’de Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu adı altında bir komisyon kurulacaktır. Bu komisyon, niteliği bu anlaşmayla belirlenen ve parası T.C Hükümeti tarafından finanse edilecek olan eğitim programlarının yönetimini kolaylaştıracak ve Türkiye Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri tarafından tanınacaktır”
Birinci maddenin alt fıkralarında, “Türkiye’deki okul ve yüksek öğrenim kurumlarında ABD vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi eğitim faaliyetleri ile Birleşik Devletlerdeki okul ve yüksek öğrenim kuruluşlarında Türkiye vatandaşlarının yapacağı eğitim, araştırma, öğretim gibi faaliyetlerini; yolculuk, tahsil ücreti, geçim masrafları ve öğretimle ilgili diğer harcamaların karşılanması da dahil olmak üzere finanse etmek Türkiye’nin sorumluluğu altındadır” hükmü gereği CHP’li İsmet İnönü, CIA’nın Türkiye ofisini üstelik parasını da bu millete ödetmek şartıyla açmış ve 69 yıldır vatan evlatlarının eğitiminin CIA tarafından zehirlenmesini sağlamıştır. CIA Fulbright anlaşması ile hem kendi ajanlarına Türkiye’nin kapılarını ardına kadar açmış, hem de evlatlarımızı birer ABD uşağı haline getirme şansını elde etmiştir.
Fulbrigt Anlaşması’nın 5. maddesi, Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu’nun yapısının ve işleyişinin nasıl olacağını belirlemektedir. Madde şu şekildedir: “Komisyon; dördü T.C vatandaşı, Dördü de ABD vatandaşı olmak üzere sekiz üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde komisyon başkanının kararı nihai karar olacaktır”
HANİ BAKANLIKLA HİÇ BİR İLGİSİ 
VE ALÂKASI YOKTU!..
Bugün Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) çatısı altında “Milli Eğitimi Geliştirme” isimli komisyon hala faaliyetlerini sürdürmekte hatta Milli Eğitimi Geliştirme Projeleri (MEGEP) adı altında http://www.megep.meb.gov.tr/ resmi internet sitesi incelendiğinde görüleceği üzere, okulların ders programlarına kadar tüm detaylar halen bu komisyon tarafından belirlenmektedir.
Bugün Fulbright, özellikle MEB içerisinde oluşturduğu kadrolar vasıtasıyla birçok konuda etkin rol oynamakta; CIA’nın da desteğiyle stratejik kararların alınmasını sağlayabilmektedir. Beklentimiz 24 Haziran seçimleriyle start alan yeni Cumhurbaşkanlığı sisteminde, milletimize dayatılmış olan Fulbright ve benzeri anlaşmaların tamamen ortadan kaldırılması, eğitim başta olmak üzere her alanın ‘Milli’ ve "Yerli" hale getirilmesinin bir an önce sağlanmasıdır.
Haber Makale: YUSUF KARAMANOĞLU
http://dipdalga.com/milli-egitim-icin-fulbrigt-cetesine-yol-verilsin/

27 Ağustos 2018 Pazartesi

BÜTÜN ZAMANLARIN "en zayıf en şahsiyetsiz ve aciz devlet sorumluları" BU DEVRİN UTANCI OLARAK; Tam bir aymazlıkla aramızda dolaşıp sanki işkencede ortakmış gibi; Zalimlere ve alçakça mezalimlere seyirci kalıyorlar.

BM: Myanmar'daki askeri liderler ve Nobel Barış ödüllü Aung Sang S.K. soykırımdan yargılanmalı.
Birleşmiş Milletler Uluslararası Bağımsız Myanmar Soruşturma Misyonu Myanmar'daki üst düzey askeri yöneticilerin "BÜTÜN (sözde) İSLÂM ÜLKELERİNİN VE DÜNYA MÜSLÜMAN DEVLET VE ÖRGÜTLERİNİN GÖZÜ ÖNÜNDE" Arakan'da Müslüman Kardeşlerimize ve Osmanlı Ahvadına yaptıkları "insanlık dışı işkence, kalleşçe mezalim, acımasızca zulüm, korkunç saldırı, kıyım, toplu katliam ve masumlara uygulanan srebrenica benzeri soykırım" nedeniyle JENOCİDE (soykırım) suçundan, diğer bölgelerde ise insanlığa karşı suçlardan yargılanması gerektiğini açıkladı.
AFP/ Getty Images Yüz binlerce Arakan Müslümanı Bangladeş'te göçmen çadırlarında yaşıyor
Bu isimler arasında Genelkurmay Başkanı Ming Aung Hlaing ve yardımcısı da var. BM (Birleşmiş Milletler) misyonunun yüzlerce kişiyle yüz yüze görüşerek hazırladığı rapor, (her hangi bir Müslüman ülkenin değil) BM'nin Myanmar'da yaşananlar (Müslümanlara yapılan şeytanca-alçakça ve kahpece-kalleşçe muamele, zulüm, işkence, mezalim ve katliamlar) hakkında bugüne kadarki en sert açıklaması oldu.
Reuters En az 700 bin Arakan Müslümanı geçen yıl Myanmar'dan kaçmak zorunda kaldı. İnsan hakları grupları binlercesinin de öldüğünü söylüyor
Ordunun güvenlik tehditleri karşısında sürekli son derece orantısız yanıtlar verdiğini belirten BM, yargılanması gerektiğini düşündüğü altı generalin ismini yayınladı. Çalışmalarına 2017'de başlanan komisyon tarafından hazırlanan ve bütün dünyaya dağıtılan raporda sorumluların Uluslararası Ceza Mahkemesi'nde yargılanması gerektiği belirtildi. Raporda Arakan Rohingya Kurtuluş Ordusu (ARSA) da şiddet olayları ve insan hakları ihlalleri nedeniyle suçlanıyor.  Puta tapan ve ilâhi dinlerle hiçbir ilgisi alâkası olmayan, insanlık dışı ve insanlık düşmanı kâfirlerden müteşekkil Myanmar hükümeti yalnızca silahlı militanları hedef aldıklarını söylese de rapora göre yapılanlar "şok edici seviyede reddediliyor ve cezasız bırakılıyor."
Raporda ordu yasaların üstünde bir kurum olarak niteleniyor.
İnsan hakları, adalet ve demokrasiden söz etmenin mümkün olmadığı mezkür Ülkenin anayasasına göre sivil yetkililerin ordu üzerindeki etkisi çok az. Fakat BM misyonu, bu yetkililerin de yaşananları durdurmak için bir girişimde bulunmaması katliamların boyutunu artırdı. Geçmişte "haksız yere" Nobel Barış Ödülü verilen (kazanan) Myanmar lideri Aung Sang Suu Kyi de bu nedenle suçlananlardan en onursuz, zalim ve sorumsuz insanlık ve İslâm düşmanlarında biri. Raporda kadınların toplu tecavüze uğradığı ve çocuklara saldırıldığı da yer alıyor. Myanmar Ağustos 2017'de, Arakan'da militanların ölümcül saldırılarının ardından büyük bir askeri operasyon başlatmıştı.
BBC Arakan'da bazı köyler tamamen yakıldı
Rapora göre bölgedeki insanlar "doğumdan ölüme kadar ciddi, sistematik biçimde ve kurumsal olarak baskılanıyor" ve bu durum on yıllar boyunca etkisini gösterecek. Rapordaki suçlamalar arasında uluslararası hukukta en büyük suçlar arasında yer alan cinayet, alıkoyma, işkence, tecavüz, seks köleliği, zulüm ve kölelik gibi vakalar var. Raporu hazırlayan BM misyonu, Myanmar'a erişimleri olmadığını fakat görgü tanıkları, fotoğraflar, videolar ve uydu görüntülerinden yola çıkarak bu raporu yayınladıklarını açıkladı. Myanmar'daki çok sayıda etnik gruptan biri olan Arakan Müslümanları, devlet tarafından "Bangladeş'ten gelen yasa dışı göçmenler" olarak görülüyor ve vatandaşlık hakları verilmiyor. BM bölgede yaşananları daha önce de "etnik temizliğin en net örneği" olduğunu söylemişti. Sınır Tanımayan Doktorlar, şiddet olaylarının başlamasının ardından ilk ayda 6 bin 700 öldürüldüğünü, bunların 730'unun beş yaş altında çocuklar olduğunu açıklamıştı.