Tedhiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tedhiş etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2016 Pazartesi

“Ankara’ya Üçüncü Dalga Saldırılar ve TBMM’den Sökülüp Atılamayan Terör Örgütü”

YAŞADIĞIMIZ SADECE "TERÖR" DEĞİL; TÜRKİYE'YE AÇILMIŞ "TOPYEKÜN BİR SAVAŞ"TIR!..
“Ankara’ya Üçüncü Dalga Saldırılar ve TBMM’den Sökülüp Atılamayan Terör Örgütü”   
Herkesin bir şekilde zaten sezdiği, tahmin ettiği,  beklediği –artık ne derseniz deyin- uğursuz saldırılardan biri daha gerçekleşti. Ankara-Kızılay’da dün akşam saatlerinde meydana gelen eylemde şu an itibariyle en son resmi rakamlara göre 37 insan hayatını kaybederken 125 kişi de yaralanmış bulunuyor. Manzara gene aynı; yanan arabalar, parçalanmış cesetler, kan gölü bir ortam. Yaşanan vahşeti tezgâhlayan sefil ruhlu saldırganlar tekrar amaçlarına erdiler. 
ALÇAKLIK TAHAMMÜL EDİLEMEZ; "İHANET, ZAAF VE İHMAL" İNSANİ SINIRLARIMIZI ZORLAR HALE GELDİ!..

Bu anlamda yeniden bir “kopya eylem” ile karşı karşıyayız. Geçen son 5 ay içinde Ankara’daki üçüncü sarsıcı patlama. İlki 10 Ekim 2015’te “Ankara Gar Katliamı” olarak yaşandı. 102 ölü vardı. (Ancak son eylem yarattığı şiddet yönüyle benzer olsa da Gar katliamından amaç, hedef, adres bakımından farklıdır. Dolayısıyla onu ayrı tutmak gerek.) Diğeri 17 Şubat 2016’da “Askeri servis otobüsleri” ne yönelik olarak gerçekleşti. 29 kişi hayatını kaybetti. (Lütfen bu sütunlardaki 18.02.2016 tarihli “Ankara saldırısının ardında kim var, amaç ne?..” başlıklı analizime bakınız.) 13 Mart 2016’daki son saldırı ise daha çok otobüs durağında bekleyen sivil hedeflere yönelik görünüyor. Peki o halde bu “3. Dalga saldırılar”ı diğerlerinden ayıran özellikler neler? Amaç ne?..
BU EYLEM ASIL OLARAK İKİ AMAÇ GÜTMEKTEDİR
Şüphesiz her eylem sırf “terör olsun” diye yapılmamaktadır. Bütün eylemlerin arkasında açık veya gizli bir amaç vardır. Her biri (Siyasi, sosyal, psikolojik, vb) bir sonuç almak için yapılır. Burada da aynı “kural” işliyor. Birincisi; Sur’da yürütülen operasyonlara –aynı zamanda intikamcı” bir mantıkla- bir tepki ve en önemlisi de devletin benzeri yerlere gündeme getirmeye hazırlandığı yeni operasyon kararlılıklarından geri adım attırma, “gözdağı” verme amaçlıdır. İkincisi ise “toplumu yıldırma” ve dikte ettirilecek bir “barış”a zorlama amaçlı “psikolojik” bir saldırıdır. Şüphesiz ilaveten başka “yan amaçlar”da güdülmüştür.
ŞİMDİ BUNLARI AÇIMLAMAYA ÇALIŞALIM;
1) Bu eylem 17 Şubat’taki “Askeri araçlara yönelik” saldırıların benzeri ve devamıdır. Aynı zincirin bir halkasıdır. Zaten PKK sözcülerinin son dönemde geçmiş eylemi öven,  onaylayan, dolaylı sahiplenen beyanları (Sabri Ok’un “Her açıdan sahiplenilecek ve onur duyulacak tarihsel önemde bir eylemdir” demesi gibi) düşünüldüğünde fazla “şaşırtıcı” olmayacaktır.
2) Dolayısıyla büyük ihtimalle arkasından PKK / TAK türü bir yapılanma çıkması kuvvetle muhtemeldir. (Ancak farklı bir ihtimal olarak PKK ve 10 örgütün “eylem birliği” kararı sonrası belki yeni bir isim de piyasaya sürülebilir. ) Fakat “marka” ne olursa olsun muhtevası gereği bunun esas olarak bir “PKK eylemi” olması seçeneğini gündemden düşürmez.
3) Bu eksende; PKK Sur’daki “yenilgisi”ni bir daha yaşamamak istemekte ve bu konuda devlete ”bedel ödetme” gayreti içindedir.
4) Bilhassa 21 Mart Nevruz ve çok sözü edilen “bahar  süreci”ne psikolojik üstünlük içinde girmek istemektedir.
5) Bunun için devletin benzeri yeni operasyonlarını önleme gayreti içine girmiştir. Terörü en yüksek seviyede tırmandırarak devleti yormak, hırpalamak, adım atamaz hale getirmek istemektedir.
6) 17 Şubat 2016’da “Askeri servis otobüsleri”ne yönelik saldırı esas olarak devleti ve bilhassa da askeriyeyi hedeflese de bu kez hedef farklılaşmıştır.
7) Bu kez doğrudan halk, toplum, sivil unsurlar hedeflenerek asıl olarak “psikolojik amaçlı” bir saldırı hedeflenmiştir.  (PKK’nın yayın organları ise “Asıl hedef Çevik kuvvet noktasıydı” diyerek bu “sivil katliam”ın tepkilerini minimize etmeye çalışıyor) Dolayısıyla bu gayet “bilinçli” ve “seçilmiş hedefli” bir saldırıdır.
8) “Devlet sizi koruyamaz”, “bakın devlet acziyet içinde”  denilerek toplumun zaten süren korkuları ajite edilmiş ve bunun devlet / hükümet üzerinde bir “baskı unsuru” olması istenmiştir.
9)  Toplumla devletin ayrıştırılması ve Türk toplumunun süren operasyonlara verdiği desteğin kesilmesi hatta mümkünse devlete / hükümete tavır alması istenmiştir. (Marazi “AKP / Erdoğan karşıtlığı”da bu değirmene su taşımanın gerekçesi olacaktır) Asıl amaç toplumu yıldırmak ve koşullarını kendilerinin dayatacağı bir sözde “barış”ı kabule zorlamaktır. Teslim alınmak istenen asıl olarak “millet iradesi”dir.
10) Yan hedef olarak ise -“Bunlar beceriksiz” algısını derinleştirerek- hükümetin, emniyetin ve MİT’in suçlanacağı bir “atmosfer”in oluşturulması amaçlanmıştır. Belli ki bu konuda kimi zaaflar olsa da onların asıl niyeti bu değildir. Onlar “T.C. Devleti”ni zor durumda ve kılını kıpırdatamaz halde bırakmak istemektedirler.
11) Tekrar hedef olarak Ankara seçilerek, mesaj aslında gene tüm yöneticilere, üst düzey devlet bürokrasisine verilmiştir. Sizi “felç ederiz” denilmektedir. Dahası devlet kendi egemenlik haklarını savunduğu için “suçlu” çıkartılmak istenmektedir. Türkiye’nin “Yönetsel bir kriz”e sürüklenmesi hedeflenmektedir.
12) Daha gizli ve sinsi amaç ise “Türkiye’yi yönetilemez” hale getirip, daha üst “Kaos planları” na (Türk-Kürt çatışmalı, Birleşmiş Milletler müdahaleli, aradan “toprak kopartmalı”) bir şekilde bağlamaktır. Her eylem bunun bir basamağıdır.
“TOPYEKÛN SALDIRI” ALTINDAYIZ!..
Ancak gerek son olay gerekse de öncekilere daha geniş bir perspektiften baktığımızda farklı bir sonuç çıkıyor. Dolayısıyla aynı tarz olaylara artık sadece “PKK saldırısı” hatta “terör” gözüyle bile bakamayız. Şu an tüm acı verici sonuçlarıyla yaşamakta olduğumuz gerçekte yalnızca “terör” değil, Türkiye’ye karşı açılmış bir “topyekûn savaş”tır. Bu savaş açık bir savaştan çok daha yıpratıcıdır. PKK ise bunun sadece bir “aparatı”dır. Hiçbir demagoji bu gerçeği değiştiremez!
Bu “çoklu ve ardışık saldırılar” belli merkezlerin Türkiye’ye açtığı daha büyük bir savaşın parçalarıdır. Arkasında muhtelif ülkelerin istihbarat servisleri vardır. (Düne kadar ağırlıkla ve daha çok ABD’nin CİA’sı, İsrail’in MOSSAD’ı, İngiltere’nin MI6’sı, Almanya’nın BND’si, Fransa’nın DGSE’si öne çıkarken, şimdi bunlara Rusya’nın FSB’si, Suriye’nin El-Muhaberat’ı, İran’ın SAVAMA’sı da dahil olmuştur.)  Bu durum PKK’nın elini güçlendirmekte, “terör piyasası”ndaki “değeri”ni (!) arttırmakta ve günden güne daha “kullanışlı” hale getirmektedir. PKK’nın ortalama bir “gerilla hareketi”nden “Gladyovari” bir yapıya sıçramasının ana nedeni de budur. PKK’nın saldırı stratejileri gerçekte Kandil’de değil, -dönemine ve ittifaklarına göre- Washington’da, Tel Aviv’de, Berlin’de, Paris’te, Moskova’da, Şam’da, Tahran’da çizilmekte ve “sipariş” hale getirilmektedir. Olaya bu gözle baktığımızda “tablo” farklılaşmaktadır. Burada gözden kaçırılmaması gereken durum şudur; Türkiye “çok cepheli” bir saldırı altındadır. Biz onu “PKK terörü” olarak okusak bile gerçekte böyle değildir. Türk devleti ve milleti apaçık bir “tehdit” altındadır. Bu saldırıya gene topyekûn karşı koyma becerisini gösteremezsek, korkarım ki bazı durumlar daha kötü bir seyir izleyebilir. Bir “savaş”tayız ve “seferberlik” ilanı kaçınılmazdır. Bu bir “Meşru Müdafa” durumudur. Problem artık çok sözü edilen ama bir türlü içi doldurulamayan “Beka problemi”dir. Bu noktada “irade zaafı” ve mazeret kabul edilemez.
Türkiye’yi mevcut cendereye sokan güçler ve onun “kullanışlı aparatları”nın sorumlularından hak ettikleri şekilde hesap soramazsak çok daha vahim manzaralarla karşı karşıya kalabiliriz. Ve artık “teröre lanet okuma seansları”nı çoktan geçmiş noktadayız!.. [Medyaradar medya-siyaset analisti Atilla Akar, Ankara’da gerçekleşen “3. Dalga saldırılar”ı analiz etti… (MedyaRadar; 14.03.201, Pazartesi, İktibas: atillaakar@gmail.com)]

27 Şubat 2016 Cumartesi

Hani ateşkes olacaktı!.. Olmadı. Görünürde bir şey yok. Olduğu sanılan'sa, yeni bir savaşı ateşleyebilir

YENİ BİR SAVAŞIN FİTİLİ ATEŞLENEBİLİR!...
Suriye’de (henüz uygulaması net olarak görülüp, gerçek olup, olmadığı sarahaten anlaşılamayan) geçici ateşkes, taraf olanlarla olmayanlar arasında yeni bir savaşın fitilini ateşleyebilir.
Suriye’de dün gece yarısından itibaren yürürlüğe giren geçici ateşkesin 5 yıl aradan sonra barışa kapı aralaması bekleniyor. Ancak Suriye'de çarpışan tarafların tamamını içine almayan, sadece çatışma bölgelerinin yüzde 10’u ile sınırlandırılan bu teşebbüsten taraflar umutsuz. Ateşkese dahil edilmeyen Nusra Cephesi, ateşkesi reddeden Ahrar-uş Şam ve şartları görmek isteyen Türkmenler meseleyi değerlendirdi.
TÜRKMENLER: Nusra bahane
Sultan Murat Tugayları Komutanı Fehim İsa, ateşkese meşru müdafaa hakları saklı kalmak kaydıyla uyacaklarını belirtti. Ateşkesin uygulanmasından endişe duyduğunu söyleyen İsa, "DAEŞ için terör örgütü diyorlar. Sonuna kadar bu kararı destekliyoruz. Peki PYD,  Hizbullah ve İran militanları burada ne yapıyor? Onlar neden terör örgütleri listesinde yok. Burada çiçek mi topluyorlar? Bizimle çarpışan sadece DAEŞ değil ki, bu gruplar da Suriye halkını katlediyor" dedi. Ateşkesin sözde kalacağını, gerçekte kimsenin uymayacağını savunan Fehim İsa sözlerine şöyle devam etti: "Halep’te Türkmen bölgelerinde silahlı gruplarımız var. Etrafımızda Nusra unsurları bulunuyor. Nusra’yı ateşkes dışında tutuyorlar. Rejim ve Rusya, Nusra’yı bahane ederek bizi de vuracak. Elimiz kolumuz bağlı mı kalacağız? Buna kesinlikle müsaade etmeyiz. Ateşkesin net tarifi yok. Birileri karar alıyor, bize uyun diyorlar. Bizimle konuşan yok."
AHRAR-UŞ ŞAM: BİZİ BAĞLAMAZ
Geçici ateşkes için masaya davet edilen Ahrar-uş Şam ise ateşkese taraf olmayacağını açıkladı. Ilımlı muhalifler arasında gösterilen Ahrar-uş Şam’ın komutanlarından Ebu Saleme, "Amerika ve Rusya’nın ortaya attığı ateşkes anlaşması bizi bağlamaz çünkü tamamen rejim ve PYD’yi gözeten bir plan" dedi. Suriye ile alakalı karar verecek mercilerin savaşın dışında olması gerektiğini öne süren Ebu Saleme, "Rusya, rejimi ve PYD’yi destekliyor. ABD ise Esad’ı göndermek istemiyor, PYD ile flört halinde. Silah desteği verdiği gruplar rejimle işbirliği içinde. Muhalifleri bitirme hareketi olan bu oyuna kesinlikle gelmeyeceğiz. Hiçbir unsurumuz silah bırakmayacak. Ateşkese taraf olanlar bize bildirsin diye açıklama yaptılar. Kim nerede çarpışıyor istihbaratından başka bir şey değil" şeklinde konuştu.
KOMEDİNİN HARİTASI
Rusya ve ABD dışişleri bakanları tarafından mutabık kalındıktan sonra uygulamaya konulan geçici ateşkes ile ilgili olarak yayınlanan harita tam bir hayal kırıklığına sebep oldu. Rus Savunma Bakanlığı Suriye’nin çatışma yaşanan bölgelerinden sadece yüzde 10’u için ateşkesin geçerli olduğunu, diğer bölgelerde terör örgütleri olduğu gerekçesiyle operasyonların süreceğini açıkladı. Lazkiye, Humus ve Hama’da küçük bir alanı kapsayan ateşkese DAEŞ,El Nusra ve BM Güvenlik Konseyi’ne göre terör örgütü sayılan örgütler dahil edilmiyor. 2011 yılından itibaren Suriye’de rejime asker desteği veren bazı gruplar ise akıllarda soru işareti bıraktı. Bunlardan en dikkat çekeni Hizbullah… Lübnan Hizbullah’ı ABD, İngiltere ve Kanada tarafından terör örgütü olarak kabul edilirken, Hizbullah Askeri Kanadı ise AB ve İngiltere’nin terör listesinde yer alıyor. Ancak Suriye içindeki terör örgütleri listesinde ismi bulunmuyor. Rusya’nın yayınladığı haritada Muhaliflerin olduğu bütün bölgeler El Nusra’ya ait olarak gösterildi. Böylece El-Nusra bahane edilerek diğer ılımlı muhaliflerin de vurulmasının önü açılmaya çalışıldı.
NUSRA CEPHESİ: TERÖRİST KİM?
Onları muhatap kabul etmiyoruz
Terör örgütü olarak kabul edildiği için ateşkes dışında tutulan Nusra Cephesi ise bu kararı ciddiye almadıklarını açıkladı. Örgütün Halep’teki liderlerinden Şeyh Hatem Ebu Musa, "Birilerinin bizi terörist olarak ilan etmesi bizim terörist olduğumuz manasına gelmez. ABD, Rusya ve rejim bizim muhatabımız değil. Onların lafları ile hareket edecek değiliz. Burada Suriye’nin geleceği için çalışıyoruz. Düşmanlarımız olan DAEŞ, PYD ve rejim ile sonuna kadar çarpışacağız. Biz kimseyle masaya oturmak istemediğimiz için bizi masaya niye davet etmediler diye üzülecek de değiliz" diye konuştu. Suriye genelinde belirli bölgelerde güçlerini artıracaklarını önümüzdeki günlerde farklı şeylerin yaşanabileceğini öne süren Ebu Musa, kısa süre sonra ateşkesin yalan olduğunun herkes tarafından anlaşılacağını iddia etti. PYD ise ateşkese ‘ama’lı evet diyen gruplardan. PYD; DAEŞ, Nusra ve diğer gruplara karşı çarpışacağını duyurdu. Suriye’de ateşkesin önündeki en büyük engel ise DAEŞ bahanesiyle grupların istedikleri alana saldırabilecek olması.
YETMEZ AMA EVET
Ateşkesi kabul eden tarafların silahlı saldırılar ile füze atışlarını derhal kesmesi ve toprak elde etme yönünde girişimlere son vermesi isteniyor. Ayrıca insani yardımlara izin vermeleri, ateşkese taraf olmayan kesimlere karşı da savunma amaçlı olarak ‘orantılı güç’ kullanmaları bekleniyor. Suriye hükümeti ise bir sonraki safhada ‘ılımlı muhalif’ olarak görülen örgütlerin ve Kürt grupların silah bırakması gerektiğini, aksi takdirde yaptırımların onları da kapsayacağını duyurdu.  Ateşkesin, Moskova ve Washington başkanlığında bir Görev Gücü tarafından denetleneceği duyurulmuştu. (Ulusal Haber & Ulusal Ajans, 27 Şubat 2016 Cumartesi - 12:39)