10 Haziran 2017 Cumartesi

Bu Ne Perhiz, Ne Lahana Turşusu! Daha dün “Aba Altından Sopa Gösterilirken" Dün Suud, bugün İran'la ne yaman bir alış-veriş. Acaba "KATAR bu işin neresinde?” Ortalıkta çok kirli işler dönüyor gibi!.. Bu ne İş?..

ABD VE İRAN ARASINDA DEV ANLAŞMA!
"katar bu işin neresinde?"
İran'a uygulanan ambargonun kalkmasının ardından, ülkenin ABD ile ticari hacmi büyümeye devam ediyor. 2017 başında Boeing firmasından 80 uçak alan Aseman Havayolları, 60 adetlik yeni bir sipariş daha verdi. İran devlet ajansı IRNA tarafından verilen bilgiye göre, ülkenin en büyük havayolu şirketi Aseman Airlines, filosuna 60 uçak daha katıyor. Uçaklar, Şikago merkezli Amerikalı havacılık firması Boeing tarafından tedarik edilecek. İki firma yetkilileri başkent Tahran'da düzenlenen bir seremoniyle anlaşmayı duyurdu. AP haber ajansı tarafından Cumartesi günü duyurulan anlaşmanın detaylarına göre toplam 60 adet uçak, iki parti hâlinde sevkedilecek. 30 jetlik ilk parti 737 tipi uçaklardan oluşacak ve teslimatının 2019 yılında yapılması bekleniyor.
İKİNCİ UÇAK ALIMI
İran ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üye ülkeleri ABD, Birleşi Krallık, Rusya,Fransa, Çin ve Almanya arasında oluşturulan ve 2016 yılında yürürlüğe giren tarihi nükleer anlaşmadan sonra Boeing ikinci kez İran'a birinci el uçak satmış oldu. İran'a uygulanan ambargonun kalkmasından sonra, 2016 eylül ayında Washington tarafından Boeing ve Avrupalı rakibi Airbus için İran'a uçak satma izni verilmişti. Geçtiğimiz aralık ayında da Aseman ve Boeing arasında devasa bir anlaşma yapılarak, 16.6 milyar dolar karşılığında Boeing tam 80 uçağı İran'a sattığını açıklamıştı. Aseman Havayolu şirketinin CEO koltuğunda oturan Hüseyin Ali, Reuters'a yaptığı açıklamada bir yıl süren müzakereler sonrasında yapılan anlaşmadan memnuniyetini dile getirdi. Yaklaşık 3 milyar dolar tutarındaki anlaşmada finansmanın yüzde 5'i Aseman tarafından karşılanırken, geri kalan miktar için farklı arayışların olduğu belirtiliyor. (Kaynak: Ajanslar//Ulusal Haber Ajansı)

6 Haziran 2017 Salı

ALDATAN PUT ZUHUR ETTİ, ŞEAMET YİNE SAHNEDE. KATAR krizi dünya gündeminde ilk sırada

ALDATAN PUT ZUHUR ETTİ. SELEFİLER PANİKTE, GERİLİM TIRMANIYOR. DOKUNAN YANABİLİR!..
KATAR KRİZİ NEDİR NEDEN ÇIKTI ASIL DERT ÇOK BAŞKA!
KATAR krizi dünyanın gündeminde ilk sıraya oturdu. Peki nedir bu Katar krizi neden çıktı, hangi ülkeler ambargoya katılıyor? Katar krizinde görünen gerekçe teröre bu ülkenin destek verdiği iddiası. Görünmeyen dertse çok başka..
5 Arap ülkesinin Katar ile tüm siyasi ilişkilerini kesmesi, Körfez bölgesinde son yıllarda görülen en büyük diplomatik krize yol açtı. Peki Katar krizinin asıl sebebi ne? Hangi ülkeler Katar ile diplomatik ilişkilerini kesti, Katar iddialar için ne diyor, bu kriz neden önemli? 
Katar krizi nedir : Katar krizi Suudi Arabistan'ın başını çektiği 6 Arap ülkesinin kararıyla başladı.Altı ülke dün sabah itibariyle Katar ile olan tüm diplomatik ilişkilerini kestiler. Hava sahalarını da bu sabah saat 07.00'den itibaren Katar'a kapattılar. Katar'ın diplomatlarına ülkelerini terketmeleri için 48 saat, vatandaşlarına da 14 gün süre verdiler. Suudi Arabistan liman ve hava sahasının yanı sıra Katar'a olan kara sınırını da kapattı. Katar krizi nasıl çıktı sebep ne?: Katar'a ambargo kararı alan ülkeler özellikle de Suudi Arabistan bir süredir Katar'ın bazı terör gruplarına maddi destek sağladığı ve İran'la işbirliği yaptığı iddialarını gündeme getiriyordu.
KATAR İLE İLİŞKİYİ KESEN ÜLKELER
*Suudi Arabistan
*Mısır
*Libya
*Bahreyn
*Birleşik Arap Emirlikleri
*Yemen                              
Ürdün, Uman ve Kuveyt Katar'la ilişkilerini sürdüreceğini açıkladı.
SEBEP NE?
Karara gerekçe olarak "Katar'ın terörizme destek vermesi" gösteriliyor. Katar, IŞİD ve El Kaide dahil çeşitli militan grupları destekleyerek "bölgeyi istikrarsızlaştırmakla" suçlanıyor. 
Körfez ülkelerinin iddiasına göre Katar İran'la işbirliği halindeydi. Aynı zamanda Körfez ülkelerinin terör grubu olarak tanımladığı Müslüman Kardeşler ve DAEŞ'e maddi destek sağladıkları da iddialar arasındaydı.
Katar ne diyor? : Katar hükümeti 'teröre destek verdiği' iddialarını uzun süredir yalanlıyor ve bu iddiaların hiçbir kanıta dayanmayan mesnetsiz suçlamalar olduğunu söylüyor. Doha yönetiminden yapılan son açıklamalarda da Katar'a karşı bir karalama kampanyası başlatıldığı savunuldu. Katar Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı yazılı açıklamada diplomatik ilişkilerin kesilmesi kararının şaşkınlıkla karşılandığı belirtilirken suçlamalar için "dayanağı olmayan, gerçek dışı iddialar" yorumu yapıldı. Katar krizini başlatan siber saldırı nedir?: Suudi Arabistan'ın başını çektiği iddialar geçen hafta Katar Ulusal Haber Ajansı'nın sosyal medya hesaplarına yapılan bir siber saldırı sonrası krize dönüştü.
Katar Resmi Haber Ajansı QNA sitesinde 23 Mayıs gecesi Katar Emiri Şeyh Temim bin Hamad Al Sani'ye atfedilen "ABD'ye karşı ve İran'ı destekleyici" açıklamalar yayınlamıştı. Açıklamalar kısa bir süre içinde medyada geniş bir şekilde yer almıştı. Bundan birkaç saat sonra açıklama yapan Katar hükümeti İletişim Dairesi Direktörü Şeyh Seyf bin Ahmed Al Sani, QNA sitesinin siber saldırıya uğradığını duyurmuştu. Katar Dışişleri Bakanlığı da açıklamasında, QNA'nın siber saldırıya uğradığını ve yayınlanan haberlerin gerçeği yansıtmadığı, medya organlarından bu açıklamaları dikkate almalamalarını talep etmişti.
Suudi Arabistan bahane yaptı: Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan basını başta olmak üzere Ortadoğu'daki basın yayın organları yalanlamaları dikkate almayarak siber saldırı girişimini Katar aleyhine bir kampanyaya dönüştürdü.
Katar krizinin arka planı ne? Trump'ın kılıç dansı: Katar krizinin şimdiye kadar aktardıklarımız görünen yüzündeki sebeplerdi. Bir de işin perde arkası var. Herşey Donald Trump'ın Suudi Arabistan ziyareti ile başladı. Trump'ın kılıç dansı yaptığı o ziyarette Suudlardan terör konusunda somut icraatler istedi. Trump'ın ziyaretinden kısa süre sonra Katar krizinin patlak vermesi de asıl aktörün ABD olduğunu gösteriyor. Katar krizi bazı uzmanlara göre yeni Amerikan yönetiminin Ortadoğu vizyonunun nasıl olacağını da gösteriyor. Suudi Arabistan ise bölgede kendi gücünü ve siyasetini hissettirmeye çalışıyor. Bunu da ABD güdümünde olan ülkelerle Katar üzerinde deniyor.
HANGİ ÜLKE NE YAPTI?
Suudi Arabistan haber ajansı SPA, Katar ile sınırların kapandığını; kara, deniz ve hava bağlantılarının kesildiğini açıkladı. Mısır da hava sahasının ve limanlarının Katar ulaşımına kapandığını duyurdu. Birleşik Arap Emirlikleri, Katarlı diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 48 saat süre verdi. Bahreyn haber ajansı da "ülkenin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiği ve içişlerine karıştığı için" Katar ile ilişkilerin kesildiğini aktardı. Yemen'in uluslararası toplum tarafından tanınan hükümeti de Katar ile ilişkileri kestiğini duyurdu.
Katar krizinde asıl mesele İran : Uzmanlara göre Suudi Arabistan'ın başı çektiği Katar karşıtı hareketin asıl hedefi İran'ın bölgedeki nüfusunu arttırmasına engel olmak. Katar'ın İran'la yakın ilişkileri özellikle sünni körfez ülkeleri arasında uzun süredir kriz sebebi. Kriz Türkiye'yi nasıl etkiler :Katar'ın Körfez ülkeleriyle yaşadığı bu sıkıntı Türkiye'yi deyin yerindeyse iki arada bir derede bırakacak. Körfez ülkelerinin tamamıyla ilişkisi iyi olan Türkiye'nin Katar'la ilişkisi de sorunsuz. Öyle ki Türkiye'nin tugay düzeyinde bir askeri üssü bulunuyor. Uzmanlara göre, Katar'a karşı olası bir askeri harekat Türkiye'yi çok zor durumda bırakabilir. Türkiye'nin Katar'daki askeri üssünde 13 subay, 19 astsubay ve 56 uzman görev yapıyor. Katar ile Türkiye arasında ticari ilişkiler de üst düzeyde. Türkiye Katar krizi için ne diyor: Türkiye Katar ile Arap ülkeleri arasındaki krizi çözmek için diplomasi trafiği başlattı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Katar konusundaki gelişmelere ilişkin Katar Emiri Al Sani, Rusya Federasyonu Başkanı Putin, Kuveyt Emiri Sabah ve Suudi Arabistan Kralı Selman ile telefonda görüştü. Bölgede barış ve istikrarın önemine işaret edilen görüşmelerde, mevcut gerilimin düşürülmesinde diplomasi ve diyalog yolunu tercih etmenin öneminin vurgulandığı kaydedildi.
ŞİMDİ DE KATAR KRİZİ…
BİR UZMAN YORUMU (TURKISHFORUM)
NECDET BULUZ
Suudi Arabistan, Mısır, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri Katar’la tüm diplomat ilişkilerini kesme kararının ardından, son dönemlerin en büyük krizlerinden birinin de yaşanmaya başladığı görülüyor.
Bu satırlar yazılırken, adı geçen ülkelerle birlikte Yemen, Libya ve Maldivler’in de Katar ile diplomatik ilişkilerini kestiği haberleri geliyordu. Bu ülkelere yenilerinin de eklenebileceği ifade ediliyor.
Suudiler, Katar’a karşı başlatılan bu eylem için şu açıklamayı yapıyor:
“Doha’nın açık ve gizli gerçekleştirdiği ciddi ihlaller, terör örgütlerini barındırarak teröre destek vermesi, basın yayın organlarında terör örgütlerinin propagandasını yapması, Katif ilindeki İran bağlantılı terör eylemlerini desteklemesi, aşırıları barındırması, Yemen’deki Husi militanları desteklemesi sonrasında Suudi Arabistan bu kararları almak durumunda kalmıştır.”
Katar ve Suudi Arabistan arasındaki çatlak, Suriye’deki iç savaşın ilk yıllarına dayanıyor. Müslüman Kardeşler nedeniyle birbirine giren taraflar, Mısır’da olup bitenlerin ardından artık aynı cephede görünseler de aslında rakip olarak biliniyor. Taraflar, dip akıntı şeklinde devam eden krizi resmen ilan etmiş oldu.
Konuyu enine boyuna incelediğimizde Katar ile İran’ın yakın ilişkisi Suudilerin tepkilerine neden oluyordu. Bugün ortaya çıkan krizin en önemli nedenlerinden birinin de Katar-İran yakınlaşması olarak yorumlanıyor.
Bir başka konu daha var, kısaca ona da değinelim:
Katar, başından beri Suriye’de Müslüman Kardeşleri destekliyor. Müslüman Kardeşler yanlısı ve bir Esad karşıtı ordu kurmaya çalıştı. Bunu engelleyen ülke ise, Suudi Arabistan oldu. Çünkü, Riyad yönetimi Müslüman Kardeşlerin bir ülkede güçlenmesini istemedi. Önünde Mısır örneği vardı.
Doha ve Riyad yönetimleri arasında başlayan çatlak, Mısır’da Muhammed Mursi’nin başa gelmesiyle büyümüştü. 2013 yılında seçilmiş cumhurbaşkanı Mursi’yi hedef alan askeri darbenin sonrasında Suudi Arabistan General Sisi’yi destekledi. Batı dünyası da Sisi’nin arkasında durdu. Katar yönetimi ise tüm bunlar olurken Müslüman Kardeşler üyelerini ülkede ağırladı. Doha’nın Hamas üyelerini de ülkede tutmasıyla gerilim daha büyüdü ve elle tutulur hale geldi.
Zaten Suudilerin açıklamasındaki “Katar, İran bağlantılı terör eylemlerine destek oluyor” açıklaması Katar-İran yakınlaşmasından duyulan rahatsızlıkları bütün açıklığı ile zaten ortaya koymaktadır.
İranlı siyaset uzmanı Hasan Hanizade, Katar’ın İran’la diyalog başlatma niyetinin bu ülkeye karşı agresif medya kampanyasının başlatılmasına yol açtığını belirtiyor. Hanizade “Katar, çatışmaya girmemeye ve İran ile iş ilişkileri korumaya çalışan tek Körfez İşbirliği Konseyi üyesi. Ama medyada, Suudi Arabistan, Bahreyn ve BAE’nin sert yanıtı üstün geldi” şeklinde olayların bu noktaya nasıl geldiğini yorumlamaya çalışıyor.
İranlı uzmanın görüşüne göre, Katar’ın stratejisi, Riyad’dan bağımsız dış politika yürüten Kuveyt ve Umman gibi ülkeler tarafından anlayışla karşılanabilir.
Aslına bakılacak olursa konu Suudi Arabistan ile Katar’ın güç mücadelesi olarak da değerlendirilebilir. Uzmanlar, Körfez ülkeleri arasındaki bu çatlağın kolay giderilemeyeceğini ve daha da artabileceğini söylüyor.
Rusya Devlet Beşeri Bilimler Üniversitesi uzmanlarından Profesör Grigoriy Kosaç, Sputnik’e verdiği röportajda, Ortadoğu ülkeleri arasındaki gergin ilişkileri anlattı. Kosaç, Doha’nın Körfez ülkelerinin arasında ‘ikinci güç odağı’ haline gelmek istediğini ve bu nedenle Riyad ile ihtilafa girdiğini, ilişkilerde görülen gerginliğin bir ilk olmadığını vurguladı.
Rus uzman, “Doha’nın ve Riyad’ın birçok İslami örgüte karşı yaklaşımlarında büyük farklılıklar var. Örneğin Hizbullah ve Müslüman Kardeşler, Katar’ın gözünde terörist değil, ancak Suudi Arabistan onlara karşı daha farklı tutum içerisinde. Suudi Arabistan’dan farklı olarak Katar’da neredeyse hiç Şii yok. Doha, İran’la yakınlaşma yollarını daha rahat arayabiliyor, hatta Suudilerin etkisi altına girmemek için bunu yapmak zorunda. İslam’daki Vahabi akımını tanıyan iki ülkenin arasındaki rekabeti de unutmayalım. Katar’ı yöneten aile, dini reformcu Muhammed bin Abdülvahhab’a kendini yakın tutuyor ve bu alanda farklı konuma talip. Aynı zamanda Katar’daki İslami kurallar o derece katı değil. Suudi Arabistan’da kadınlar araç kullanamazken Katar’da bunu yapabiliyorlar” diye konuştu.
Türkiye, bu durum karşısında nasıl bir adım atacak?
Dikkat edilecek olursa Türkiye, hem Suudi Srabistan, hem de Katar ile iyi ilişkiler içinde bulunuyor. Ticaret anlamında da büyük iş yapıyor. Dengelerin bozulması ile Türkiye’nin bu işten zararlı çıkabileceği düşünülebilir.
Nitekim Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, konu hakkında yaptığı açıklamada “Sayın Cumhurbaşkanımız da devreye girdi. Çok sayıda telefon görüşmesi yaptı. Önemli bir kriz gibi görünüyor. Daha fazla büyümeden çözülmesi gerekiyor. Türkiye olarak üzerimize düşeni yerine getireceğiz.” dedi.
Ancak, bize göre Türkiye tarafsız kalmaya özen gösterecek ve arabuluculuk rolünde bulunup sorunun çözümüne katkı sağlayabilecek adımlar atmaya çalışacaktır. Gelişmeler ışığı altında nasıl adımların atılacağını da zaten hep birlikte görmüş olacağız. 
necdetbuluz@gmail.com, www.facebook.com/necdet.buluz

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Brüksel'deki NATO zirvesinde başlayan Almanya ile ABD arasındaki gerilim karşılıklı açıklamalarla artarak tırmanıyor. Merkel, (Türkiye'nin çıbanbaşı) İncirlik konusunda Türkiye'ye meydan okuyor!..

ABD İLE ALMANYA ARASINDA İPLER İYİCE GERİLDİ. BAŞBAKAN ANGELA MERKEL VE BAŞKAN TRUMP'TAN KARŞILIKLI ÖFKE VE SERT SÖZLER!..
Almanya Başbakanı Angela Merkel'in ABD ve İngiltere'yi hedef alan açıklamasına sert yanıt veren Amerika Başkanı Donald Trump, bir açıklama da twitter'dan yaptı. BM, NATO ve ilgili kurumları ile silâhlı kuvvetlerini babasının çiftliği gibi pervasızca kullanan Amerika'nın yeni Başkanı Trump "NATO'ya ödemeleri gereken parayı vermiyorlar. ABD için çok kötü, bu değişecek" dedi.
Brüksel'deki NATO zirvesinde başlayan Almanya ile ABD arasındaki gerilim karşılıklı açıklamalarla tırmanıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel'in G7 zirvesinden sonra ABD'yi ve İngiltere'ye yönelik açıklamalarına sert yanıt veren ABD Başkanı Donald Trump, geri adım atmadı. ABD lideri, Twitter hesabından "Almanya ile devasa ticaret açığımız var, bir de NATO'ya ödemeleri gereken parayı vermiyorlar. ABD için çok kötü, bu değişecek" diye yazdı. Merkel ise kısa süre önce 'ABD'ye tek başına güvenemeyeceklerini' açıklamıştı.
MERKEL: BAŞKALARINA GÜVENECEĞİMİZ DÖNEM GERİDE KALDI
Almanya Şansölyesi Angela Merkel, hafta sonu İtalya'nın Taormina kasabasında yapılan G7 zirvesinin ardından "Başka ülkelere güvenilebilecek zamanların geride kaldığı" ve "Avrupa'nın kaderini eline alması gerektiği" ifadelerini kullanmıştı. Transatlantik ilişkilere güçlü bir şekilde inanan biri olarak ABD ile ilişkilerin Avrupalılar için çok büyük önem taşıdığını ve ortak değer ve çıkarlara dayandığını bildiğini belirten Merkel, "Ancak son günler bana artık başkalarına tamamen güvenebileceğimiz dönemlerin geride kaldığını gösterdi" dedi. Dışişleri Bakanı Sİgmar Gabriel son iki günde ABD yönetimini sert bir şekilde eleştiren, alışılmışın dışında açıklamaları ile gündeme oturdu. Sert üslübu ile bilinen Trump, Merkel ve Gabriel'in açıklamalarına cevap niteliğinde bir Tweet attı. Trump, sosyal medya hesabından "Almanya ile devasa ticaret açığımız var, bir de NATO'ya ödemeleri gereken parayı vermiyorlar. ABD için çok kötü, bu değişecek" ifadesini kullandı.
BATI'YI ZAYIFLATIYOR
Merkel'in ABD'ye yönelik eleştirel sözlerinin ardından, Dışişleri Bakanı Sigmar Gabriel'den de benzer sertlikte açıklamalar geldi. Sosyal Demokrat Partili (SPD) Gabriel, Trump liderliğindeki ABD yönetimini Batı'yı zayıflatmakla suçlayarak, ABD'nin dünya sahnesinden eksildiğini savundu. Almanya Başbakanlık Sözcüsü Seibert ise ABD ve İngiltere'ye 'güvenilemeyeceğini' ifade eden Almanya Başbakanı Angela Merkel'in görüşlerinden vazgeçmediğini, Merkel'in sözlerinin 'açık ve anlaşılır' olduğunu söyledi
'ABD DÜNYA SAHNESİNDEN EKSİLDİ'
Dışişleri Bakanı Gabriel Berlin'de katıldığı bir etkinlikte, ABD'nin bu siyasetine karşı koymayanların suça ortak olmuş olacaklarını belirterek, önemli bir ülke olarak ABD'nin dünya sahnesinden eksildiğini kaydetti. Gabriel, Trump yönetiminin iklim ve silah ihracat politikalarına atıfla, "Amerikan yönetiminin dar görüşlü politikaları Avrupa Birliği'nin çıkarlarına tezat oluşturmaktadır. Bunun sonucu Batı küçülmüş, en azından zayıflamıştır" diye konuştu. Almanya Dışişleri Bakanı, Avrupalılar olarak iklimin korunması, silahların azaltılması ve dini fanatizme karşı daha güçlü bir savaş vermeleri gerektiğini belirterek, aksi takdirde Ortadoğu ve Afrika'da istikrarsızlığın daha da artacağı uyarısında bulundu.
MUHALEFET OLAĞANDIŞI AÇIKLAMALARI ELEŞTİRDİ
Gabriel'in Trump'ı eleştiren sözlerinden kısa bir süre sonra Sosyal Demokrat Parti Genel Sekreteri Katharina Barley ise Merkel'i eleştiren bir açıklama yaptı. Barley, Merkel'in Münih'teki seçim etkinliğinde yaptığı açıklamaya atfen "Bira çadırında Trump'a çıkışmak, marifet değil" dedi. Trump'a karşı izlenecek tutumun onunla zirvelerde karşılaştığı zaman ortaya konması gerektiğini belirten Barley, Merkel'i bu zirvelerde "Trump'ın önünde eğilmekle" suçladı. Sosyal Demokrat Parti Genel Başkanı ve Başbakan Adayı Martin Schulz ise Tagesspiegel gazetesi için yazdığı makalede, "yeni ABD Başkanının uluslararası işbirliği yerine izolasyon siyasetine" önem verdiğini ifade etti.
MERKEL, İNCİRLİK KONUSUNDA YİNE ÜST PERDEDEN KONUŞTU: TARTIŞMAYA AÇIK DEĞİL
Almanya Başbakanı Merkel, Alman vekillerin İncirlik ziyaretinin kendisi için tartışmaya açık bir mesele olmadığını, yine de iki ülke dışişleri bakanları arasında yapılacak görüşmelerin sonucunu bekleyeceklerini söyledi. Almanya Başbakanı Angela Merkel, başkent Berlin’de Hindistan  Başbakanı Narendra Modi ile bir araya geldi. İncirlik konusunda daha önce  Türkiye'ye alternatif olarak Ürdün ile görüşen ve Türkiye'ye 2 hafta süre veren Merkel, bu konuda kararlı olduğunu ortaya koydu. Bir gazetecinin, koalisyon ortağı Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) Alman askerlerinin İncirlik üssünden çekilmesi konusunda baskıyı artırdığı yorumunu yapması ve Birlik partileri (CDU/CSU) meclis grubunun bu konuda ne düşündüğünü sorması üzerine Merkel şunları kaydetti:
"BU KONU TARTIŞMAYA AÇIK DEĞİL"
"NATO Zirvesi'nde görüşmeleri sürdürme kararı aldık. Bu nedenle birlik partileri meclis grubu da dışişleri bakanlarının yapacağı bu görüşmelerin sonuçlarının beklenmesi görüşünde. Ancak daha önce de dediğim gibi benim için parlamenterlerimizin Türkiye'deki askerlerimizi ziyaret edebilmeleri tartışmaya açık değildir. Gelecekteki meclis oturumlarında bu işin nasıl devam edeceği konusunda karar alacağız ama şimdilik görüşmeler yapılacak."
ABD KONUSUNDA YUMUŞAK KONUŞTU
Merkel, ABD ile yaşanan krizin Avrupa'yı, Asya'da yeni ortak arayışına sürükleyip sürüklemediği şeklindeki sorusu üzerine de "ABD ile görüşmeler, diğer ortaklarımızla görüşmeler kadar önemli. Transatlantik ilişkilerin önemi çok büyük. Benim söylediğim, mevcut gelişmeler sebebiyle Avrupa'da kendi kaderimizi kendimizin belirlemesi için daha fazla sebep olması." dedi.

23 Mayıs 2017 Salı

Manchester'ı kana bulayan teröristin kimliğinin belirlendiği açıklandı

Manchester'de vahşet!..
İNGİLTERE'DEKİ KANLI SALDIRIYI ONLAR ÜSTLENDİ!
İngiltere Başbakanı May, bütün dünyada canlı yayınlanan basın toplantısında Manchester'ı, insanlık dışı bir vahşet ve alçakça saldırıyla kana bulayan teröristin kimliğinin belirlendiğini açıkladı. BBC, saldırıyla bağlantısı olan 23 yaşındaki bir erkeğin gözaltına alındığını duyurdu. Başbakan May'in açıklamasından bir süre sonra saldırıyı terör örgütü IŞİD üstlendi.
Saldırıda 22 kişi yaşamını yitirdi. 

Hayatını kaybedenler arasında en küçük kurban 8 yaşında masum bir çocuk ve henüz ilkokul öğrencisi... Vahşi saldırıda hayatını kaybeden kurbanların fotoğraflarını paylaşan İngiliz basını saldırıyı 'IŞİD: Çocuklarınızı bir öldürdük' başlığıyla haberi duyurdu.  Patlamanın sesi, salonda konseri dinleyen bir kız tarafından kaydedildi. BBC, patlatılan bombada eritilmiş sülfür kullanıldığını bildiriyor. Başkent Londra'daki ünlü Victoria istasyonu yakınında bulunan şüpheli paket nedeniyle kapatıldı. Polisin incelemesinde paket temiz çıktı ve istasyon yeniden hizmete açıldı. Türkiye Cumhuriyeti, Cumhurbaşkanı  Recep Tayip Erdoğan ve Dışişleri Bakanlığı'nın yaptığı açıklamalarla saldırıyı şiddetle kınadılar.
MANÇESTER'DE ÖLEN 22 MASUM İNGİLİZİN KATİLİ EMPERYALİST İNGİLİZ SİYASİLER Mİ?
Mehmet Boz
O canlı bombayı yetiştiren isim bir İngiliz’dir. İngiliz siyasetçi Andrew Duff: - 10 yıl önce Türkiye-Avrupa Birliği Ortak Parlamento Komisyonu    Başkan Yardımcısı idi. - O sıralarda AKP iktidarını kuvvetle destekliyorlardı.
Duff'un ültimatom biçiminde dediği özetle şuydu: “-Türkiye artık Kemalizmle hesaplaşmalı. 
-Sadece yasalar ve anayasa değil,  Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli. - Türkiye Kemalist milliyetçi sonuyla yüzleşmeli. Atatürk’ün devlet dairelerindeki fotoğrafları indirilmeli.” Kemalizm, Arap aydınları, politikacıları ve subayları tarafından alınarak Arap milletini uyandırmak için kullanılmış ortak bir ideolojinin adıdır. Arap öncüler, bunu Arap Sosyalist Diriliş Partisi (BAAS) adı altında devreye soktular. BAAS’çılık, emperyalist işgale karşı çıkan Arap milliyetçiliği ile laiklik, toplumculuk ayakları üstünde yükseldi. Bilginize...
MANÇESTER'DE ÖLEN 22 MASUM İNGİLİZİN KATİLİ EMPERYALİST İNGİLİZ SİYASİLER Mİ?
Rıza Zelyut
Pazartesi gecesi İngiltere’de bir bomba patladı. Konser izlemeye gelen 22 masum insan öldü, 59’u da yaralandı. Bu vahşeti, bir canlı bomba yaşattı insanlığa… Lakin, o canlı bombayı yetiştiren isim bir İngiliz’dir. Size İngiliz gizli servisinden söz edecek değilim. Çok bilinen bir İngiliz siyasetçinin adını vereceğim: Andrew Duff…
Ona sömürgeci Batı’nın ortak hafızası ve genel stratejisi gözüyle bakabilirsiniz. Bu kişi, bundan 10 yıl önce Türkiye-Avrupa Birliği Ortak Parlamento Komisyonu Başkan Yardımcısı idi. O sıralarda AKP iktidarını kuvvetle destekliyorlardı. Süreç, Amerika-İngiltere-Fransa üçlüsünün, Irak’ta Şii çoğunluğa karşı Sünni azınlığı terörize ettiği süreçti. El Kaide, burayı yakıp yıkan Amerika tarafından Irak’ta kurulmuştu ve önü açılıyordu. Başbakan Erdoğan da bu teröristlerin siyasi ağabeyi Tarık el-Haşimi’yi koruma altına almıştı. Yani, Türkiye de Irak’taki emperyalist üçlünün uzaktan destekçisi konumuna getirilmişti.  Bunun için de Erdoğan’a BOP Eşbaşkanı gibi bir görev ayarlanmıştı…
TERÖR ÜRETİM ÇİFTLİĞİ
Irak o sıralarda terör üretme merkezi haline sokulmuştu. Batılılar bu yıkıcılığı kullanarak bölgedeki laik ve millici rejimleri devirmeye çalışıyorlardı.  Türkiye’de milliyetçi ve laik iktidarı 2002 yılında yıkmışlar, yerine Ilımlı İslamcı Parti dedikleri AKP’yi oturtmuşlardı. AKP’ye yeni bir görev daha vermişlerdi. İşte bu görevi Türkiye-AB Ortak Komisyonu yöneticisi İngiliz Duff pek açık ve pek keskin biçimde dile getirmişti. Ültimatom biçiminde dediği özetle şuydu: “Türkiye artık Kemalizmle hesaplaşmalı. Sadece yasalar ve anayasa değil,  Kemalizm kültürü ve felsefesi de değişmeli. Türkiye Kemalist milliyetçi sonuyla yüzleşmeli. Atatürk’ün devlet dairelerindeki fotoğrafları indirilmeli.” Türkiye’ye dayaltılan, “AB’ye girmek istiyorsanız Kemalizmle hesaplaşın” projesi nedir?  Türkiye’deki laik, ulusalcı, akılcı, küresel hayata uyan çağdaş toplum modelini atıp yerine Orta Çağ safsatalarına inanan bir toplum modelini yerleştirmek. Bunu da Ilımlı İslam adı altında perdelemek… İşte İngiltere’nin İslam dünyasına dayattığı bu model, terör olarak büyüdü, canlı bomba şekline girerek Manchester Kenti’nde patladı. Laik, çağdaş Kemalist yapı yerine, İslamcı bir yapı getirenlerin bu sonuçla karşılaşmamaları mümkün değildi.
BAAS’ÇILARLA SAVAŞIN SONUCU
Kemalizm, Arap aydınları, politikacıları ve subayları tarafından alınarak Arap milletini uyandırmak için kullanılmış ortak bir ideolojinin adıdır. Arap öncüler, bunu Arap Sosyalist Diriliş Partisi (BAAS) adı altında devreye soktular. BAAS’çılık, emperyalist işgale karşı çıkan Arap milliyetçiliği ile laiklik, toplumculuk ayakları üstünde yükseldi. Suriye’deki Esat rejimi de özünde Kemalist felsefeye dayanan bir BAAS rejimiydi. Bu felsefe, bağımsızlıkçı, akılcı, dinsel dogmalara karşı olduğu için Sünni, Alevi, Hıristiyan öğeleri bir arada barışçı biçimde yaşatıyordu. Arap Baharı denilen süreç de özünde işte bu Kemalist sisteme karşı başlatılmış bir saldırı idi. Erdoğan ve Batıcı propagandacılar, BAAS’ı kötüleyerek kime hizmet ettiklerini de bu dönemde gösterdiler. Eğer Araplar arasında BAAS düşüncesi baskın olsa, dinci zihniyet büyüyemeyecek ve o bomba patlamayacaktı…
Eğer Beşşar Esat Suriye’de perişan edilmese o bombayı yapanlar, Batı’ya uzanamayacaklardı.
Manchester’ı ve Paris’i vuran o bombaları, Andrew Duff tipi Batılı siyasetçiler patlattı.
Kemal Atatürk’ün sistemi ve düşüncesi (Kemalizm) ile savaşanların başına böyle belalar geleceğini tarih bir kez daha ortaya koydu. Ey Batılılar! Kurtulmak istiyorsanız, dinci ideolojileri ve iktidarları değil laik ideolojileri destekleyeceksiniz. Yoksa sınırlara ördüğünüz duvarlar sizi koruyamaz.

19 Mayıs 2017 Cuma

"ATATÜRK'Ü ANMA, GENÇLİK VE SPOR BAYRAMINIZ" HAYIRLI, KUTLU VE "EBED MÜDDET" OLSUN

19 Mayıs Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımızı içtenlikle kutlarız...
Bu vesileyle: İstiklal savaşını yaparak; Yedi düvele karşı verdiğimiz “Kurtuluş Destanı” Milli Mücadeleyi zaferle taçlandıran, Türkiye Cumhuriyetini onurla ve şerefli temeller üzerine kuran:, Başta Gazi Mustafa Kemal ATA-TÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere, bu eser, hizmet ve hikmette katkısı olan, kanlarıyla Al Bayrağımıza renk katan, canlarıyla toprağımızı “Vatan” yapan tüm ecdadımız ile hassaten Şehit ve Gazilerimizi rahmet ve minnetle anarız. Ruhları şad, mekân ve makamları cennet olsun;Yüce Rabbimiz, cümlesini ebedi âleminde nurlar içinde yaşatsın. İnşallah...ULUSAL HABER
SAMSUN’A ÇIKTIĞIM GÜN GENEL DURUM VE GÖRÜNÜŞ
1919 yılı Mayısının 19′uncu günü Samsun’a çıktım. 
Ülkenin genel durumu ve görünüşü şöyledir:
Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu grup, I. Dünya Savaşı’nda (1) yenilmiş, Osmanlı ordusu her tarafta zedelenmiş, şartları ağır bir ateşkes anlaşması imzalanmış. Büyük Savaş’ın uzun yılları boyunca millet yorgun ve fakir bir durumda. Milleti ve memleketi I. Dünya Savaşı’na sürükleyenler, kendi hayatlarını kurtarma kaygısına düşerek memleketten kaçmışlar. Saltanat ve hilâfet makamında oturan Vahdettin soysuzlaşmış, şahsını ve bir de tahtını koruyabileceğini hayal ettiği alçakça tedbirler araştırmakta. Damat Ferit Paşa’nın başkanlığındaki hükûmet âciz, haysiyetsiz ve korkak. Yalnız padişahın iradesine boyun eğmekte ve onunla birlikte kendilerini koruyabilecekleri herhangi bir duruma razı.
Ordunun elinden silâhları ve cephanesi alınmış ve alınmakta…
İtilâf Devletleri, ateşkes anlaşmasının hükümlerine uymayı gerekli bulmuyorlar. Birer bahane ile İtilâf donanmaları ve askerleri İstanbul’da. Adana ili Fransızlar; Urfa, Maraş, Ayıntap (Gaziantep) İngilizler tarafından işgal edilmiş. Antalya ve Konya’da İtalyan askerî birlikleri, Merzifon ve Samsun’da İngiliz askerleri bulunuyor. Her tarafta yabancı subay ve memurlar ile özel ajanlar faaliyette. Nihayet, konuşmamıza başlangıç olarak aldığımız tarihten dört gün önce, 15 Mayıs 1919′da, İtilâf Devletleri’nin uygun bulması ile Yunan ordusu da İzmir’e çıkartılıyor.
Bundan başka, memleketin her tarafında Hristiyan azınlıklar gizli veya açıktan açığa kendi özel emel ve maksatlarını gerçekleştirmeye, devleti bir an önce çökertmeye çalışıyorlar.
Sonradan elde edilen güvenilir bilgi ve belgelerle iyice anlaşılmıştır ki, İstanbul Rum Patrikhanesi’nde kurulan Mavri Mira Hey’eti (Belge: 1) illerde çeteler kurmak ve idare etmek, gösteri toplantıları ve propagandalar yaptırmakla meşgul. Yunan Kızılhaç’ı ve Resmî Göçmenler Komisyonu (2), Mavri Mira Hey’eti’nin çalışmalarını kolaylaştırmakla görevli. Mavri Mira Hey’eti tarafından yönetilen Rum okullarının izci teşkilâtları, yirmi yaşından yukarı gençleri de içine almak üzere her yerde kuruluşunu tamamlıyor.
Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira Hey’eti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tıpkı Rum hazırlığı gibi ilerliyor. Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde örgütlenmiş olan ve İstanbul’daki merkeze bağlı bulunan Pontus Cemiyeti hiç bir engelle karşılaşmadan kolaylıkla ve başarıyla çalışıyor (Belge: 2).

1) Harbi Umumî’de.
2) Resmi Muhacirin Komisyonu.

12 Mayıs 2017 Cuma

VARAN BİR!.. Süleyman Yeşilyurt tamam. Şimdi sıra Hasan Akar ve Prof. Dr. Mustafa Armağan’da....

ATATÜRK'E HAKARETE TUTUKLAMA
(Anadolu Ajansı, DHA, Ulusal Ajans & 12 05 2017)
Bir televizyon kanalının canlı yayın programında "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e alenen hakaret ettiği" gerekçesiyle, hakkında yakalama ve göz altına alınma kararı bulunan Süleyman Yeşilyurt tutuklandı. Atatürk'e hakaretten hakkında yakalama kararı çıkan ve aranan isim; Süleyman Yeşilyurt adalete teslim oldu.
Hakkında yakalama kararı çıkarılan Süleyman Yeşilyurt Bakırköy Adliyesi'ne gelerek teslim oldu. Avukat kızı Berin Yeşilyurt ile Bakırköy Adalet Sarayına gelen Süleyman Yeşilyurt, adliyeye giriş yapmadan önce basın mensuplarına açıklama yaptı. Günlerdir medyada, kaçtığının yazıldığını aktaran Yeşilyurt, pazartesiden bugüne evinde bulunduğunu söyledi.
Yeşilyurt, kaçmadığını savunarak, konuşmasını şöyle sürdürdü: "Güvenlik şubeyi arıyorum; 'Gelin alın.' diye. 'Gelmezseniz gidip ifademi vereceğim.' dedim. Kaçmadım. Bir meczupla beni karıştırdılar. 7 ay önce videosu çekilmiş. Onun fotoğrafıyla beni yan yana koydular. O kaçıyor, ben kaçmıyorum. Benim onunla ne alakam var? Yalnız burada çifte standart var. Ben o programa konuk olarak gittim. Moderatörler yok. Hakkaniyet olması lazım. Şimdi o insanlar meydanda yok. 4 gündür evde polis bekliyorum. Çocuklarıma dedim ki 'Ben gidiyorum artık. Dayanamayacağım.' Kaçmadım, buradayım. Bu bilinsin.''
Kendisine "sahte tarihçi" dediklerini aktaran Yeşilyurt, 23 kitap yazdığını, tarihçi olmadığını, yayıncı olduğunu dile getirerek, ''Günlerce benim psikolojimi bozdular. 'Yalancı müptezel' dediler. 'Kaçtı.' dediler. O günkü program... 16 sene evvel 'Atatürk'ün Gönül Galerisi' kitabını yazdım. Aktüel dergisine kapak oldu. Posta gazetesi, 'Ata ne kadınlar sevdi' diye haber yaptı. Milliyet gazetesi de kitabın haberini yaptı. O gün beni övüyorlardı. Bugün ne oldu da bana sövüyorlar? 'Ata'ya sövdü, FETÖ’yü övdü' diyorlar. Fetullah Gülen’in en kuvvetli zamanlarında ben 'Pensilvanya Canbazı' kitabını yazdım'' diye konuştu.
CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ
Açıklamanın ardından polisler, Süleyman Yeşilyurt'u mahkemeye götürdü. Nöbetçi mahkemede hakim karşısına çıkan Yeşilyurt, ''Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret'' ile ''Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik'' suçlarından tutuklandı.
İKİ SORUŞTURMA AÇILMIŞTI
Basın Savcısı Ertuğrul Sarıyar, önceki gün Süleyman Yeşilyurt ve Hasan Akar hakkında “Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret" ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçlarından iki ayrı soruşturma açmıştı. Soruşturmalar, Süleyman Yeşilyurt'un televizyonda Atatürk hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle, Hasan Akar'ın ise sosyal medyada paylaşılan bir videoda Mustafa Kemal Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle başlamıştı. Nöbetçi Bakırköy 1. Sulh Ceza Hakimliği, "Atatürk'ün hatırasına hakaret etme" ve 'Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik'' suçlarından Süleyman Yeşilyurt ve Hasan Akar hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmasına hükmetmişti.

4 Mayıs 2017 Perşembe

SON DAKİKA: DÜNYA'DA İLK HABER.... "TÜRKİYE - SURİYE SINIRINDA YENİ HARİTA!..."

RTE-PUTİN VE ABD MUTABAKATI:
“TÜRKİYE SINIRINDA YENİ HARİTA!..”
Güvenli bölgeler ABD'nin de desteğini aldı!
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rus lider Putin'in dünyaya ilan ettiği güvenli bölgeler, ABD'nin de desteğini aldı. İngiliz basını, söz konusu bölgelerin İdlib vilayetinde, Hums kentinin kuzeyinde, Doğu Guta'da ve Suriye'nin güneyinde oluşturulacağını yazdı. Bu bölgeler haritada yeşil renkte görülüyor. Türkiye ve Rusya arasındaki kritik zirveden dünya gündemini belirleyen yeni bir karar çıktı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı Soçi'de ağırlayan Rusya lideri Vladimir Putin, harita üzerinde Suriye'de silahların susacağı bölgeleri belirledi.
Basın toplantısında kameraların karşısına geçen iki lider, ABD Başkanı Donald Trump'ın da yeni plana destek verdiğini duyurdu.
Erdoğan ve Putin'in açıklamaları, bugün İngiliz gazetelerinin sayfalarında geniş yer buldu. İki lider arasında buzların eridiğini belirten Daily Telegraph gazetesi, ulaştığı bir taslağı yayımladı. Taslak belgeye göre, söz konusu güvenli bölgeler muhaliflerin kontrolündeki İdlib vilayetinde, Humus kentinin kuzeyinde, Doğu Guta'da ve Suriye'nin güneyinde oluşturulacak.
Türkiye ve Rusya'nın Suriye'de aynı noktaya geldiğine vurgu yapan gazete, muhaliflerin mevcut şekliyle planı kabul etmediklerini belirtiyor. Times: Türk, Rus ve İran orduları birlikte sahada olacak... The Times gazetesi ise, Rusya'nın dört bölgedeki güvenliği İran ve Türkiye ordularıyla birlikte sağlamayı önerdiğini yazdı. Gazeteye göre, halen planı kabul edilemez bulan muhalifler ülke çapında ateşkes istiyor.
FİNANCİAL TİMES: ABD ASTANA'YA GÖZLEMCİ GÖNDERDİ
ABD lideri Trump'ın Rus lider Putin'le güvenli bölgeleri konuştuğunu aktaran Financial Times ise, dün Soçi'de yapılan çağrı sonrası Amerikan yönetiminin Dışişleri Bakan Yardımcısı Stuart Jones'u gözlemci olarak Astana'ya gönderdiği yazdı. Gazete, Rusya'nın son önerilerinin geçen ayki Moskova ziyaretinde ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson'ın dile getirdiği görüşlerle örtüştüğüne de dikkat çekiyor.
TÜRK BASINI: SOÇİ'DE YENİ SAYFA
Erdoğan-Putin zirvesi Türkiye'de de beklendiği gibi manşetlerde. Gazeteler 'Çatışmasızlık mutabakatı', 'Harita üzerinde müzakere', 'İdlib'de çatışmasızlık mutabakatına varıldı', 'Soçi'de yeni sayfa', 'Çatışmasızlık bölgesi İdlib' başlıklarıyla gelişmeleri okurlarına aktardı. Rusya lideri Putin, basın toplantısında ayrıca dört noktada silahların tamamen susmasıyla uçuşa yasak bölgelerin hayata geçebileceğini söylemişti.
KREMLİN: TOPRAK BÜTÜNLÜĞÜNÜ SAĞLAR
Putin'in sözcüsü Dmitriy Peskov, güvenli alanların ülkenin toprak bütünlüğünü sağlayabileceğini söyledi. Rossiya 1 televizyon kanalına konuşan Peskov, "Bu daha başlangıç ancak konunun uzatılmasını isteyenler çok az. Bu alanların uygulanması Suriyenin toprak bütünlüğünün korunmasını sağlar ve ülkenin etki alanlarına bölünmesini önler" dedi.  Suriye'de Mart 2011'de gösteriler başladı ve ülke aylar içinde iç savaşa sürüklendi. Halihazırda ülke dörde bölünmüş halde. Güneyden Halep'e kadar olan hat Şam rejimi lideri Beşar Esad'ın kontrolünde. İdlib, güneydoğu ve güney sınırındaki bazı noktalar muhaliflerin elinde bulunuyor. Kuzeyde Cerablus-Azez hattı dışında terör örgütü PKK'nın Suriye uzantısı YPG'liler var. Ülkenin doğusu ise büyük oranda terör örgütü IŞİD'in elinde. İç savaşın yedinci yılına girdiği ülkede bugüne kadar yüzbinlerce insan yaşamını yitirdi, milyonlarca Suriyeli de evlerini terk etmek zorunda kaldı. Başta Türkiye olmak üzere birçok ülkede milyonlarca Suriyeli sığınmacı bulunuyor. (04.05.2017-13.00//Ajanslar)